By

Çok Kafiyeli Şiirler Üzerine Düşünceler

Tam tarifi yapılmamış olmakla beraber kafiye, şiirde genellikle

mısra sonlarındaki ses benzerliği olarak nitelendirilir. Ancak ortak bir

hüküm vardır ki, o da kafiyenin mısra sonunda aynı kelime ve eklerle

olmamak kaydıyla sağlanan ses benzerliği olmasıdır. Ahengin

sağlanmasında önemli rol oynamasının yanı sıra, kafiyenin nazım

şekillerinin meydana gelmesinde de belirleyicilik vasfı vardır.

Kafiyenin, bilhassa divan şairlerinin itina ile kullandıkları ve

yapı olarak çeşitlilik gösteren pek çok şekli vardır.1 Ancak biz bu

çalışmamızda, meseleye bir başka açıdan bakacak ve açıklık getirmeye

çalışacağız. Bu, halk şiirinde birden fazla kafiyeli şiirler üzerine

olacaktır.

Kafiyenin şiirimizde her ne kadar mısra sonlarında olduğu

görülürse de mısra ortalarında, hatta mısra başlarında dahi yer

alabilmektedir. Nitekim Türk şiirinin ilk örneklerinde kafiye mısra

başında idi. Bu cins kafiyeler “baş kafiye” olarak isimlendirilir. Kulaktan

ziyade göz için düşünülen baş kafiyeler dörtlüklerin başında aynı

ünlüyle başlayan kelimelere yer vermek şeklinde gerçekleştirilirdi. Şayet

kafiye ünsüz olarak düşünülürse yanına gelen ikinci sesin aynı ünsüzü

ihtiva etmesi gerekir. Bu konuda “Türk Halk Şiirinde Mısra Başı Kafiyeler”

adlı çalışmamızda geniş bilgi verdiğimiz için, burada tekrar üzerinde

durmak istemiyoruz.

Mısra başlarındaki ses ortaklığı, zamanla mısra ortalarına ve

sonlarına kaymıştır. Bu iki sebebe bağlanabilir:

a. Şiirde vurgunun mısra sonlarında bulunması ve üzerinde

ikinci derecede vurgulu olan mısra başındaki kafiyeli kelimenin bu

mecburiyetten dolayı mısra sonuna kayması,

* Yayımlandığı yer: Âşık Edebiyatı Araştırmaları, İstanbul, 2000, s. 139-182.

1 İslâm Ansiklopedisi, “Kafiye” Md. C.VI. / Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, Dergâh

Yay., “Kafiye” Md., C. V., Cem DİLÇİN, Örneklerle Türk Şiir Bilgisi, Ank., 1983, s. 73-82.,

Hikmet DİZDAROĞLU, Halk Şiirinde Türler, Ank., 1969.

b. Arap ve Fars kültürüyle temasımız sonucu onlardan aldığımız

edebî şekil ve şiir tekniklerinin rolü.2

Divanü Lügati’t Türk, Kutadgu Bilig ve Atabetü’l Hakayık’ta

pek çok örneğini gördüğümüz baş kafiyeler Dede Korkut kitabında da

karşımıza çıkar. Türk edebiyatının abide eserlerinden olan Kitab-ı Dede

Korkut, bu alanda araştırma yapanların da ittifak ettiği gibi, destandan

halk hikâyelerine geçiş eseridir. Mısra başı kafiye sisteminin de aynı

hususu görürüz. Yani kafiyeler bu eserden itibaren artık mısra sonlarına

kaymıştır.

İlerleyen zaman içerisinde Türk Halk şiirinde kafiyelerin mısra

ortasına ve sonuna kayması, bilhassa âşık tarzı şiir geleneğinde daha

belirgin şekilde kendisini hissettirmiştir. Hemen her alanda olduğu gibi

halk şairleri, zaman zaman arayış içinde olmuşlardır. Bu arayış daha

ziyade şiirin yapısında kendisini göstermiştir. Muhtelif mısra ve hece

sayılarında şiirler söylemekle kalmamış, yeni kafiye arayışlarına da

girmişlerdir. Bunlardan birisi de çift hatta daha çok sayıda kafiye ile şiir

vücuda getirmektir.

Âşık niçin çok kafiye kullanma ihtiyacını hisseder? Kullanılan

kafiyeler ne gibi çeşitlilik gösterir ve bunda ne derece başarı sağlanır.

Çok kafiyeler, şiirin bünyesinde nerelerde bulunur ve halk şiiri

vadisinde ne gibi fonksiyonlara sahiptir?

Tespitlerimize göre çok kafiyeli şiirler iki, üç ve dört kafiyeli

olarak karşımıza çıkmaktadır. Daha fazla sayıda kafiye ile şiir vücuda

getirmek, taktir etmek gerekir ki şiirin dar kalıpları içerisinde hemen

hemen imkânsız gibidir. Çünkü, şairin bu durumda anlamı tamamen

feda etmesi gerekecektir. Anlamın tekniğe feda edilmesi ise, şairin

şairlik gücünün ve şiirin muhteva yönünden güçsüzlüğü demektir ki,

bu da bir şair için hiç arzu edilmeyen bir durumdur.

Âşığın çok kafiyeye yer vermesi bazen karşılaşmalar vesilesiyle

olur. Âşıklar, karşılaşmalarda rakibini bağlamak için, çeşitli yollara

başvururlar. Bunun da lebdeğmez (dudakdeğmez), soru-cevap, dar

ayak gibi usulleri vardır. İşte, karşılaşmada kullanılacak olan çok kafiye

2 Geniş bilgi için Doğan KAYA, “Dede Korkut’ta ve Türk Halk Şiirinde Mısra Başı

Kafiyeleri”, Erciyes, S. 250, 10.1998, s. 100-105.

de bir bakıma dar ayak sayılır. İki veya daha fazla kafiye ihtiva eden

ayakla yapılmış elimizde bir hayli karşılaşma örneği vardır ki, bunları,

çalışmamızda yeri geldiğinde tek tek gösterdik.

Türk Halk Şiirinde çok kafiyeli şiirler âşık karşılaşmalarının yanı

sıra, müstakil şiirlerde de karşımıza çıkar. İlk şekillerini XIX. Yüzyıl

şairlerinden Kusurî, Ayaşlı Fahrî (1845-1918), Silleli Sürurî (öl. 1855) ve

Tokatlı Nuri (1825-1882)’de gördüğümüz bu tarz şiirler ne gaye ile

yazılmıştır: Acaba bu yola şuurlu olarak mı baş vurulmuştur, yoksa

böyle şiirlerin olması tesadüfi midir? Araştırmamız sırasında

başlangıçta, konuyla ilgili üç-beş örnek şiir, bizi böyle bir tereddüde

düşürdü. Örneklerin artmasıyla bizde, bu şiirlerin şuurlu olarak

söylendiği kanaati hasıl oldu. Nitekim bir şiirinde Reyhanî (1932_ );

İki satır üç kafiye açalım

Meziyet milliyet merhamet olsun

diyor ve şuurlu şekilde aynı seslere dayalı üç kafiyeli bir şiir söylüyor3

Konumuzla ilgili olarak elimizde pek çok şiiri bulunan Sefil

Selimî (1933- )’nin ifadeleri de kanaatimizi kuvvetlendirmiştir. 28. 8.

1988 günü kendisiyle görüştüğümüzde, yukarıdaki soruları yönelttik.

Verdiği cevap şu oldu: “Bunu ben, bilerek yapıyorum. İki, üç hatta dört

kafiyeli şiir söylemek çok zordur, hüner ister. Âşık şayet böyle bir şey

söyleyebiliyorsa, usta biridir.” Öyle sanıyorum ki, çok kafiyeli şiirler, bu

düşünceyle vücuda getirilmiştir.

Şiirde çok kafiyeler, mısra içlerinde ve şiirin ayağında olmak

üzere iki cephede kendilerini gösterirler. Kendi aralarında da iki, üç ve

dört kafiyeli olarak çeşitlenirler. Bunları ana hatlarıyla şu şekilde

gruplandırabiliriz:

I. Çift kafiyeli şiirler

A. Dörtlük veya beyitler arasında çift kafiye kullanılan şiirler

1. Koşa ayak koşmalar

2. Divanlar

3. Musammat semailer

3 Âşık Yaşar Reyhanî, Kervan, Ank., 1988, s. 48.

B. Şiirin ayağında çift kafiyeye yer veren şiirler

1. Aynı seslerle yapılan çift kafiyeli şiirler

2. Farklı seslerle yapılan çift kafiyeli şiirler

3. Mısra başı kafiye (başkafiye) ile yapılan çift kafiyeli şiirler

II. Üç kafiyeli şiirler

A. Dörtlük veya beyitlerde mısralar arasında üç kafiye kullanılan

şiirler

B. Şiirin ayağında üç kafiyeye yer veren şiirler

1. Aynı seslerle yapılan üç kafiyeli şiirler

2. Farklı seslerle yapılan üç kafiyeli şiirler

III. Dört kafiyeli şiirler

A. Şiir bütünlüğünde uygulanan dört kafiyeli şiirler

B. Şiirin ayağında dört kafiyeye yer veren şiirler

1. Aynı seslerle yapılan dört kafiyeli şiirler

2. Farklı seslerle yapılan dört kafiyeli şiirler

IV. Beş kafiyeli şiirler

V. Altı kafiyeli şiirler

VI. Yedi kafiyeli şiirler

Tasnifine çalıştığım çok kafiyeli şiirler konusunu açıklığa

kavuştururken âşık şiiri şekillerini esas aldım. Divan edebiyatı nazım

şekilleri içinde de bu tarz örnekler bulmamız mümkündür. Ancak bunu,

bir başka çalışmada ayrıca ele alınabilir.

Çok kafiyeli şiirlerin farklı özellikleri vardır. Bunları sırasıyla

şöyle izah edebiliriz:

I. ÇİFT KAFİYELİ ŞİRLER

A. Dörtlük veya beyitler arasında çift kafiye kullanılan şiirler

Âşık Edebiyatında şiirler, genellikle dörtlüklerle vücuda getirilir.

Ancak aruz vezni ile yazılan şiirlerin bir kısmında beyit birimi

kullanılmıştır. Kimi şairler, dörtlük yahut beyitlerle şiir söylerken şiirin

bünyesinde çift kafiye kullanmışlardır. Bunları üç grupta toplayabiliriz.

1. Koşa ayak koşmalar

Bilhassa Azerbaycan ve Doğu Anadolu şairlerinin bir kısmı “koşa

ayak koşma” adını verdikleri şiirlerde, tıpkı musammat gazelde olduğu

gibi, mısraların ortasında iç kafiye kullanmıştır. “Koşa” çift anlamına

gelir. “Ayak” ise bilindiği gibi şiirin nirengi noktasıdır ve şiirin ikinci

mısraında başlar, her dörtlüğün sonunda yer alır. Ne var ki burada

“ayak” sözü “kafiye” anlamında kullanılmıştır. Mes’eleye bu açıdan

baktığımızda isimlendirmenin yerinde olduğunu düşünebiliriz. Ancak

unutmayalım ki “ayak” şiirde dörtlüğün sonunda yer alır.

Çift kafiyenin şuurunda olan şair birbiriyle kafiyeli olabilecek

kelimeleri seçerek çift kafiyeli şiir söyler. On bir hece ile yazılan bu tip

şiirler, kendi içinde kısmen farklılıklar gösterir ve bu farklılıklara göre

“Koşa ayak koşma, musammat koşma, musammat semai”, “musammat ayaklı

koşma / musammat müstezat koşma” ve “ayaklı koşma” gibi adlarla anılırlar.

Tespit ettiğimiz dokuz adet “Musammat Koşma / Goşa Ayak

Koşma” şu âşıklara aittir: Ercişli Emrah (XVII. Yüzyıl)4, Tokatlı Gedaî

(1824-1889)5, İzzetî (XIX. Yüzyıl)6, Yesarî (XIX. Yüzyıl)7, Elesker (1821-

1926)8, Şemşir ( 1893- )9 Hüznî ( 1879-1936)10, Sabit Müdamî (1918-

1968)11 ve Deryamî (1926-1987)12. Biz bunlardan örnek olması

bakımından Yesarî ile Elesker’in şiirlerine yer veriyoruz.

MUSAMMAT KOŞMA

Sevdim bir dilberi gönül serveri

Dudağı sükkeri em emcesine

4 Hikmet DİZDAROĞLU, “Türk Saz Şiirinde İlk Örnekler”, II. MTFKB, C. II, Ank., 1982,

s. 131-132.

5 Muhtar Yahya DAĞLI, Tokatlı Gedayî- Hayatı ve Eserleri, İst., 1943, s. 106-107.

6 İbrahim ASLANOĞLU, İzzetî, Sivas Folkloru, IV (40), 5. 1976, s. 21.

7 Hikmet DİZDAROĞLU, Halk Şiirinde Türler, Ank., 1969, s. 80.

8 Nizamettin ONK-İslâm ELESKERZADE, Göğçeli Âşık Elesker, Ank., 1987, s. 139.

9 Nizamettin ONK, “Goşa Ayak (Goşa Kafiye) Koşma”, TFA, XIX (363), 10. 1979, s. 8804.

10 M. Öcal OĞUZ, Yozgatlı Hüznî, Ank., 1988, s. 161.

11 Nizamettin ONK, a. g. m., s. 8804. (Bu şiire “Şeki” başlığı da konulmuştur. Bkz. Bekir

Sami ÖZSOY-Halil İbrahim ATAMAN, a. g. e., s. 171.)

12 Halil AÇIKGÖZ, Âşık Deryamî,-Hayatı ve Şiirleri, İst., 1987, s. 222.

Gezmişim her yeri böyle bir peri

Görmedim ekseri ademcesine

Sevdaya dûş eder aşkı cûş eder

Her sözü gûş eder feramûş eder

Cilve cünbüş eder hatır hoş eder

Badeler nûş eder hemdemcesine

YESARÎ bu kâre düştü ne çare

Eylede avare o kaşı kare

Âlem âşikâre derdine çare

Sarınca o yare x merhemcesine

x x x

GOŞA AYAK KOŞMA

Sevdiceğim hanı gözeller hanı

Dün güzarım sizin otağa düştü

Buyursan fermanı alarlar canı

Püşk attıg can sana sadağa düştü

Sallan galem gaşdı yanı yoldaşdı

Galmışam ataşdı men başı daşdı

Huş başımdan caşdı dilim dolaşdı

Gözlerim sataşdı buhağa düşdü

Atlasdan kebali belinde şalı

Gövherden bahalı üzünde halı

Geydi yaşıl alı yahşı mahalı

Eyri teller ayna gabağa düşdü

Yeriyirdi sana yaşılbaş sona

Yaraşır canana ağ nazik cuna

Tellerinde şana elinde hena

Yemen yagut ehmer dodağa düşdü

Çoh çekmişem cefa gel bir insafa

Andolsun musafa ollam bîvefa

Gelmişem tavafa veresen şifa

ELESKER hestedi ocağa düşdü

(hanı : hani, han : han, sultan, püşk atmak : kurra çekmek, gaşdı :

kaşlı, başı daşdı : ölümü hak eden, çaşmak : şaşırmak, atlas kebali : atlas

ipekli giyimli, ayna gabağ : ayna gibi parlak yüzlü, san : ün, şöhret, şan,

cuna: eskiden Aras boyunda yelek biçimli yıldız işlemeli kadın giyimi)

Ayrıca, Şeref Taşlıova’nın dize içlerinde çift kafiyeye yer verdiği

ve tek ayakla yazdığı bir koşması dı vardır ki onu da bu bölümde

değerlendirebiliriz

KARŞILIĞIDIR

Neş’e ile keder geceyle gündüz Cimri ile cömert yokluk ile var

Biri birisinin karşılığıdır Yiğit ile namert zarar ile kâr

Gelir ile gider eğri düz Yumuşak ile sert geniş ile dar

Biri birisinin karşılığıdır Biri birisinin karşılığıdır

Zeval ile kemâl zor ile kolay Gafil ile ahil toprak ile taş

İnanç ile amel güneş ile ay Deniz ile sahil kuru ile yaş

Sevap ile emel kısmet ile pay Âlim ile cahil sulh ile savaş

Biri birisinin karşılığıdır Biri birisinin karşılığıdır

Dayaz ile derin azlıkla çokluk Sabır ile sebat kalemle yazı

Bugün ile yarın varlıkla yokluk Vatan ile nöbet şehitle gazi

Sıcak ile serin açlıkla tokluk Gurbet ile hasret yarayla sızı

Biri birisinin karşılığıdır Biri birisinin karşılığıdır

ŞEREF ile ölmek imanla Kur’an

Yaşamakla bulmak meydanla insan

Ağlamakla gülmek zamanla mekân

Biri birisinin karşılığıdır13

Bunların dışında elimizde, musammat koşma, şeklinde yapılmış

bir de karşılaşma örneği bulunmaktadır. Karşılaşma Taşlıova-TanrıkuluÇobanoğlu

arasında cereyan etmiştir.

13 Şeref TAŞLIOVA, Gülpınar, XIV (157), 5. 1989, s. 24.

Taşlıova-Tanrıkulu-Çobanoğlu

Taşlıova

Sevdanın hızını aşkın közünü

Gönül mecazını soranlar bilir

Baharın hazını aşkın yazını

Dilberin yüzünü görenler bilir

Tanrıkulu

Kervanın izini gönül közünü

Sevdanın düzünü soranlar bilir

Güzelin nazını aşkın yazını

Sevdanın özünü örenler bilir

Çobanoğlu

İnsanın pozunu gönül özünü

Güzelin gözünü sürenler bilir

Baharın yazını kader bezini

Bu aşkın sazını vuranlar bilir

Taşlıova

Dolandım el gibi bir gönül gibi

Sarardım dal gibi solgun gül gibi

Çiğnendim yol gibi şaşkın çöl gibi

Sofraya tuzunu verenler bilir

Tanrıkulu

Bu yollar yar gibi gönlüm dar gibi

Bu sevda zor gibi sinem sır gibi

Bu gönlüm kar gibi içim nar gibi

Meydanda kozunu sürenler bilir

Çobanoğlu

Muhabbet bal gibi dağlar al gibi

Sarardım gül gibi oldum çöl gibi

Akarım sel gibi doldum göl gibi

Kadderin buzunu kıranlar bilir

Taşlıova

Dertlerim dağ gibi aşkım bağ gibi

Ömrümüz çığ gibi geçen çağ gibi

Eridim yağ gibi koptum dağ gibi

Bu aşkın düzünü sürenler bilir

Tanrıkulu

Bu gönlüm sır gibi sevda var gibi

Tutuştum kor gibi yürek nar gibi

Gözyaşım dür gibi gönlüm pir gibi

İnancın dozunu yoranlar bilir

Çobanoğlu

Gönül oldu hale düşen hal gibi

Arı verdi balı yapar bal gibi

Çobanoğlu ele baktın el gibi

Bu aşkın düzünü sürenler bilir14

Musammat ayaklı koşma / musammat müstezat koşma adlarıyla

bilinen şiirlere ait olmak üzere tespit ettiğimiz altı adet şiir

bulunmaktadır. Bunlar Erzurumlu Emrah (XIX. Yüzyıl)15, Tokatlı Nûrî

(1825-1882), Tokatlı Gedaî (1824-1899)16, Zahmî (XIX. Yüzyıl)17 Sabit

Müdamî (İki adet)(1918-1968)18,’ye aittir. İki örnek veriyoruz.

MUSAMMAT AYAKLI KOŞMA

Ey şuh-ı cânânım çeşm-i fettanım

Gayet sevdi canım seni dilrübâ

Rûyunda şeb-bûlar açılmış ra’nâ

14 Nâzım İrfan TANRIKULU, Âşıklar Divanı, İst., 1998, s. 250-251.

15 Hikmet DİZDAROĞLU, Türk Saz Şiirinde İlk Örnekler, s. 132.

16 Muhtar Yahya DAĞLI, a. g. e., s. 105-106.

17 Hikmet DİZDAROĞLU, Halk Şiirinde Türler, s. 133.

18 Ensar ASLAN, Doğu Anadolu Saz Şairleri, Erzurum, 1978, s. 188. / Bekir Sami

ÖZSOY-Halil İbrahim ATAMAN, Posoflu Âşık Sâbit Müdamî, Kayseri, 1993, s. 96 ve

203-204.

Rahim kıl sultanım cevr etme bana

Ey gül-i ra’nâ

Nedir o nüvaziş nedir o reviş

Nedir tıpış tıpış reftar yürüyüş

Nedir bana küsüş nedir o gülüş

Nedir o süzüş ey çeşm-i şehlâ

Kâmet-i bâlâ

Gamze-i âhûlar çeşm-i câdûlar

Hançer-i ebrûlar hal-i Hindûlar

Anberîn giysûlar türlü hoş-bûlar

Rûyunda şeb-bûlar açılmış ra’nâ

Hikmet-i Mevlâ

Acabâ bu dilber kimin dediler

Vası-ı hâlin öğer NÛRÎYÂ söyler

Bir ruhleri ahmer hüsn-i münevver

Nice üftâdeler hû çeker sana

Eylerler nidâ19

x x x

MUSAMMAT AYAKLI KOŞMA

Ey güzeller şahı âşıklar ahı

Kessin bizden rahı etme içtinap

Hak’tan et hicab

Yeryüzünün mahı diller penahı

Seversen Allah’ı çok kılma azap

Ey tasvir-ı nikab

Sen hublar alâsı cihan ranası

Kâkülün sevdası gönlün havası

Kaddin dilarası aşkın cilası

Başımın belâsı kaşların mihrap

19 M. Fuat KÖPRÜLÜ, Türk Saz Şairleri, C. 2, İst., 1940, s. 487-488.

Eyledi harab

EMRAH ne savaştır yar kalem kaştır

Hain bağrı taştır gözlerim yaştır

Ruhların haşhaştır aşkın ataştır

Cemalin mehveştir mislin afitap

Bulunmaz erbab

x x x

MUSAMMAT AYAKLI KOŞMA

Ey gonca dihanım leb-i mercanım

Yolunda kurbanım sana can fedâ

Ey kadd-i tuğbâ

Ten içinde canım rûh-ı revanım

Yetiş ey lokmanım derdime devâ

Vaslından şifâ

Nedir o teravet o serv-i kamet

Dü çeşmin bir afet hüsn-i melaha

O gılman nezaket yosma kıyafet

Koparır kıyamet düşer vaveylâ

Ey saçı leylâ

Toplanmış dilcûlar vech-i mehrûlar

Keman-ı ebrûlar çeşm-i câzûlar

Gelirler miskbûlar elvan kokular

Bunca güftügûlar sen hüsn-i ânâ

Etme divanâ

Ey hurşid-i haver serv-i dilaver

MÜDAMÎ kıl yaver çün seni sever

Her yana salâ ver vaslına âver

Bu medhe sezâ ver Şems-i nur-ı âna

Nûr-ı lem’ana

2. Divanlar

Genellikle on dört, on beş ve on altı hece ile yazılan divanlar

içinde nadir de olsa çift kafiye ile söylenmiş olanları vardır. Elimizde

bulunan üç örnek Âşık İsmetî’ye20 Ali Rahmanî’ye21 (iki adet) ve aittir.

İsmetî’nin şiiri 7+7=14 hecelidir. Dizeler ortadan bölünüp yedi

heceli dizeler olarak alt alta yazıldığında şeki dediğimiz şiir şekli ortaya

çıkar. Ali Rahmanî’nin şiirleri ise; 8+5+5=18, “Koşa ayaklı koşma”

adlandırmasından hareketle bu şiirlere “koşa ayaklı divan” diyebiliriz.

DİVAN

Kâinatta yar âşıklar sen sende ara herkese yara

Aşk ile zikir edici hal ister yar yar dil ister yar yar

Hak haktır inkâr edenler atılır nara er helâl kâra

Her an için rızasına gel ister yar yar al ister yar yar

Dikkat eyle zerresine her canla gezer ettiğin sezer

Haklı haksız işlediğin anında yazar hisseni yazar

Kişiye hendek kazanlar kendine kazar et kendin hazer

Cennetine ziya saçan dal ister yar yar kal ister yar yar

Herkes kendi ettiğinin işte ihlaki taşı ahlakı

Kaseni deryaya saldır getir hey saki maşa sar yaki

Âşıklar aşkından yanar içinde tahtı nidası Hakk’ı

Saz endezeli niyaz ile tel ister yar yar çal ister yar yar

Çırçır ALİ sen acizsin yar seni yakar riyayı çıkar

Erenlerin çağlar yaşı didara akar içini yakar

Cananına erişir ki hisarlar kalkar cihanı çalkar

Hayır ile salatını kıl ister yar yar el ister yar yar

x x x

Dünyayı Pazar bildim ne satıp neler aldım

Çırpınan pervaneyim dönerim nara doğru

Satışa yaman daldım davadan geri kaldım

Maddenin sarhoşuyum kanarım nere doğru

20 Şiir, 15.12.1988 günü tarafımızdan derlenmiştir.

21 Âşık Ali Rahmanî, Öğütler Destesi, Ank., 1988, s. 86-87.

Hayatı görüp gördüm rüzgâra haber verdim

Ne idi benim derdim başımı boşa yordum

Zalime bakıp durdum bağrıma yumruk vurdum

Mazlumun gül adını anarım nere doğru

Kalanlar var mı handa gidenler gider günde

Hatıra gelmez anda elveda olur canda

Sıraya girdim ben de vardır hesaplar sonda

Çoğunu çok aldattım hünerim Bir’e doğru

Derinden gelir deyi aklımı ettim zayi

Eşilmiş kime kuyu görünen yolun boyu

Kazanmışsa kul neyi alacak düşen payı

Yürüdükçe yaklaştım sanarım yâra doğru

Ufuktan batar günüm nereye varır sonum

Affede canı canım inleyen arı benim

İncecik köprü önüm durmadan titrer tenim

Özden akıp gidiyor pınarım sıra doğru

Zamanlar geçer durmaz nefsimiz fırsat vermez

Arzuya yolum varmaz düşünsem aklım ermez

Halimi eller görmez derdimi kimse sormaz

Ömrümün feneriyim yanarım nura doğru

İSMETÎ’yim mecliste kulağım kaldı seste

Mektubu yazdım dosta götürmez oldu posta

İçerken suyu tasta kalmayın sakın yasta

Derseniz göğe uçtu inerim yere doğru

3. Musammat semailer

Bilindiği gibi halk şairlerinin bir kısmı aruz vezni ile divan, selis,

semaî, kalenderî ve satranç adını verdikleri şiirler de yazmışlardır. Bu

vadide eser vermiş âşıklardan Gevherî, Âşık Ömer, Erzurumlu Emrah,

Kamilî, Tokatlı Nurî, Dertli, Pesendî ve Hengamî gibi şairleri

sayabiliriz. Ortaya konulan ürünler içerisinde çift kafiyeli örnekleri de

bulmamız mümkündür. Elimizde bu tarzda ortaya konulmuş iki örnek

bulunmaktadır. Bunlar; Âşık Ömer’le22 Ayaşlı Fahrî’nindir.23 Ömer’in

şiiri 5, Fahrî’nin semaîsi ise 11 beyittir. Fahrî’nin şiiri diğerinden farklı

olarak musammat tarzın yanı sıra şiirin ayağında da çift kafiye

kullanılmış olmasıdır.

Efendim sevdiğim sizde, kadimi bu mudur âdet

Cefa vü cevrimiz bizde, nedendir koymadı tâkat

Ne madendir acep kânın ki tutmuş âlemi şânın

Peri-rûlarda akrânın, bulunmaz ey sehî kâmet

Beni ağlatma Allah’ı, seversen humların şahı

Uyutmaz kimseyi âh u figanım eylemez rahat

Bilinmez çok ser-encâmım, gamınla geçti eyyâmım

Anınçün yoktur ârâmım, benim bu yerde bir sâat

Der ÖMER ey gözü âhû, yeter cevrin cihandır bu

Vefadan geçtim ey meh-rû, cefâya çok mudur gayet

x x x

Eğer âkil isen gönlüm, edâdan geç, sadâdan geç

Vefa kâmil isen gönlüm, sivâdan geç, ziyâdan geç

Sarıl damen-i Muhtar’a, dayan Settar’a Gaffar’a

Yapış Mansur gibi dâra, fenâdan geç, bekâdan geç

Görünmekte bedi işler, göğüslerde demir şişler

Yok olsun böyle dervişler, abâdan geç, asâdan geç

Sana hiç başka yok tedbîr, güzel güzel eden takrîr

Tecerrüd âlemine gir, hevadan geç, semadan geç

Bir üstaddan alıp pendin, eğer çözmez ise bendin

22 Hikmet DİZDAROĞLU, Halk Şiirinde Türler, s. 129.

23 Mehmet ALDAN, Türlü Yönleriyle Ayaş, Ank., 1965, s. 156.

Kıyarsın kendine kendin, Hüdadan geç, likâdan geç

Anıp esmasını çârın yok et elde olan varın

Ola Sıddık vefâdârın, serâdan geç, gınâdan geç

Günahını anıp ağla ciğerin aşk ile dağla

Yürü Ceyhun gibi çağla, riyâdan geç, nevâdan geç

Ali’nin oğluna cümle, dediler kim tebessümle

Yezid kavmi kılur hamle, kazâdan geç, belâdan geç

Buyurdu anlara sultân, elimde var benim burhân

Bu keyfiyet bize pinhân, hafâdan geç, cilâdan geç

Özün ol şâhâ taklîd et, Cenâb-ı Hakk’ı tevhîd et

Rüsûm-ı terk ü tecrîd et, hebâdan geç, sabâdan geç

Ne demiş dinle Peygamber heman ol FAHRÎ fermanber

Kurulmuş kürsi ve minber safâdan geç cefâdan geç

B. Şiirin ayağında çift kafiyeye yer veren şiirler

Halk şiirinde tek ayak ve döner ayak olmak üzere iki türlü ayak

vardır. Tek ayak her dörtlüğün sonunda aynen tekrarlanan sözlerden

oluşur. Döner ayak ise, esas alınan bir sesi taşıyan kelimelerle

oluşturulan ayaktır. “… coştum bugün ben, … şaştım bugün ben, … aştım

bugün ben vs…” örneklerde görülen “ş” sesi döner ayağın temel sesidir

ve bu sesin farklı kelimelerde döndürülmesiyle meydana getirilmiştir.

Bazı âşıklar, çeşitli sebeplerden dolayı, şiirin ayağında bu tek

sesle yetinmeyip iki hatta üç sese dayanan kafiye kullanır, elinden

geldiğince rediflerle anlamı zenginleştirerek ayağı tamamlar. Bunu da

aynı veya farklı seslere dayanan kelimeleri seçmek suretiyle iki yolla

gerçekleştirir. İki sesle yapılanları çift ayaklı şiir, üç sesle yapılanlara üç

ayaklı şiir olarak adlandırılabiliriz.

1. Aynı seslerle yapılan çift kafiyeli şiirler

Şiirin ayağında aynı sesleri ihtiva eden kelimelerle oluşturulan

kafiye sistemidir. Seçilen sözlerin anlam bakımından birbirini

tamamlaması endişesi dolayısıyla âşık, ayağın oluşturulmasında zorluk

çeker. Bu zorluğun halledilebilmesi şiirin ve şairin gücünü belirler.

Elimizde bu tarzda ortaya konulmuş 11 şiir bulunmaktadır. Bunlar;

Deryamî24, Divanî25, Feymanî26 (8), Hicranî27, Kasvetî, Kusurî28

(8+7), Reyhanî29, Ruhanî30 (8), Sefil Selimî31 (3 adet)’ye ait şiirlerdir.

Şiirlerden Feymanî ile Ruhanî’nin şiirleri 4, Kusurî’nin şiirleri 15,

diğerleri 11 hecelidir.

BAŞKA

Yarını bugün hazırla Gaflette yatarsın niçin

Zemin başka zaman başka Yarar iş bul yarın için

Ehil kaptan isen terle Çalış didin yarın için

Dümen başka duman başka Aman başka yaman başka

Bak halimi görür misen Dikte harman savurursun

Duygulanır erir misen Fikirleri kavurursun

Hak istesem verir misen Niçin sözü çevirirsin

Demen başka hemen başka Saman başka yemen başka

Kendi yolunu kendin aç RUHANÎ neden yakınır

Başkasından olmaz ilaç Şerden belâdan sakınır

Öpeceksen bir eli seç Herşeyden bir şey okunur

Lamen başka damen başka Namen başka sümen başka

x x x

24 Halil AÇIKGÖZ, a. g. e., s. 185-186.

25 Âşık Zülfikar Divanî, Sen Seni Tanı, İst., 1971, s. 49

26 Âşık Feymanî, Ahu Gözlüm, Ank., 1989, s. 18,

27 İlhan YARDIMCI, Büyük Halk Şairi Bayburtlu Hicranî, İst., 1968, s. 60-61.

28 M. Kaya BİLGEGİL, XVIII. Yüzyıl Saz Şairlerinden Kusurî, 1942, s. 72.

29 Âşık Yaşar Reyhanî, Kervan, Ank., 1988, s. 30.

30 Dilaver DÜZGÜN, Âşık Mustafa Ruhanî, Erzurum, 1997, s. 41.

31 Doğan KAYA, Türk Halk Şiirinde Çok Kafiyeli Şiirler, Türk Halk Kültürü Araştırmaları

1991/2, Ank., 1991, s. 69-70.

GİBİ

Bakışların mânâ yüklü söz gibi

Hiç kış görmemişsin sanki yaz gibi

Güzel desem sana sanki az gibi

Gül kıskanır seni al yanağın var

İbrişim saçların sanki tel gibi

Dudakların peteklerde bal gibi

Her bir yanın yeni açmış gül gibi

Dil kıskanır seni bal dudağın var

KASVETÎ görmüyor seni el gibi

Diyor sanki sana burda kal gibi

Şu garip gönlümü ettin yol gibi

El kıskanır seni dal parmağın var

x x x

ZORUMUŞ

Ben kendimi ehil bir kul sanırdım

İnsan olmak insan bulmak zor imiş

Bazı kandırırdım bazı kanardım

Yola gelmek yolu bilmek zor imiş

Çuvaldızla iğne arasında ben

Düşün tercih eyle seç birini sen

Yiğidim diyorsan kaprisini yen

Öğüt almak temiz kalmak zor imiş

Kötülerden uzak iyiler haslar SEFİL

Falan kim ki diyen kayaya toslar

Ummanı görmeyen dalgıçlar taslar

Aşkla dolmak bahre dalmak zor imiş

SELİMÎ’den saf kuyruk yağı

Hemi panzehirdir hemi de ağı

Hazineler saklar Erciyes dağı

Dağı delmek hisse almak zor imiş32

x x x

BENİM

Ehl-i diller sorarsa simsar benim muhtar benim

Taze mey pünhanım ikrar eyleyen ezhar benim bîdâr benim

Vasl-ı pünhanın ikrar eyleyip destur alan

Sem’ine pervane-veş iksir benim esrâr benim

Hala bend olmuş rumuzu katlanan bulur devam

Kal ile meşhur bir demde pir ü civan hâs u âm

Bu ser-i sevdâ ile bulmaz cihanda kimse kâm

Şimdi bu meydan-ı aşka mâr benim ecdâr benim

Elli yıldır bu tarikde çekmişem cevrü belâ

Mübtelâyım firkatine vuslatına mübtelâ

Ehl-i uşşak var ise çıksın görem işte salâ

Haml eden adâya şimdi pir benim leşker benim

Dâd-ı Hak’tandır bu yektâ hâşâ kendinden değil

Her tarikin mürşidinden destur aldım şöyle bil

Bunca âlem içre gezdim olmadım asla hazil

KUSURÎ’m çok cümleden esgar benim ebter benim

Bu tip şiirlerin başka örneklerine âşık karşılaşmalarında da

rastlanılır. Görebildiğimiz altı karşılaşmada, aynı sese dayanan ayaklar

kullanılmıştır. İkinci bir husus da tamamının üç âşık arasında cereyan

etmesidir. Sözkonusu karşılaşmalar Nâzım İrfan Tanrıkulu’nun

hazırladığı Âşıklar Divanı adlı eserde yer almaktadır. ın kimler arasında

hangi seslerle yapıldığı ve hece sayıları şöyledir: (Belirtilen sayfa

rakamları bahsettiğimiz kitaptaki sayfalara aittir.):

Tanrıkulu-Çerkezoğlu-Çırağı: “r” sesi – 8 heceli (s. 298-299)

Sümmanioğlu-Türabi-Tanrıkulu: “t” sesi – 11 heceli (s. 517-518)

Tanrıkulu-Karahanlı-Günay Yıldız: “z” sesi – 8 heceli (s. 99-100)

Tanrıkulu-Kul Nuri-Reyhanî: “z” sesi – 11 heceli (s. 267-268)

32 Doğan KAYA, Âşık Sefil Selimî-Çobanın Can Pınarı, Sivas, 1996, s. 94.

Tanrıkulu-Torunî-Ruhanî: “z” sesi – 11 heceli (s. 370-371)

Dündar-Yavuz-Tanrıkulu: “z” sesi -11 heceli (s. 617-618)

Biz bunlardan r, t, z sesleriyle yapılan ayaklara ait olmak üzere

birer örnek kaydediyoruz.

Tanrıkulu-Çerkezoğlu-Çırağı

Tanrıkulu

Deli gönül boşa gezme

Serde sırda mânâ ara

Aşkın sahrasına düşüp

Narda nurda mânâ ara

Çerkezoğlu

Bülbülün feryadın neder

Zarda zerde mânâ ara

Gâh yeşildir gâhi beyaz

Kırda karda mânâ ara

Çırağı

Gâh sudasın gâh toprakta

Yerde torda mânâ ara

Şayet Musa’yı gördünse

Turda nurda mânâ ara

Tanrıkulu

Dert bitirir azar azar

Bu âlemde kıldım nazar

Leylâ çölde boşa gezer

Yarda yerde mânâ ara

Çerkezoğlu

Korkaklara meydan olmaz

Okumayan irfan olmaz

Can vermeden canan olmaz

Serde erde mânâ ara

Çırağı

Adamın boynu kesildi

Sağ iken sesi kısıldı

Mansur boşa mı asıldı

Erde darda mânâ ara

Tanrıkulu

Anla gönül narı budur

Sevdanın diyarı budur

Ol Hüda’nın sırrı budur

Varda Bir’de mânâ ara

Çerkezoğlu

ÇERKEZOĞLU’nun ahına

Ermedim barıgâhına

Gel gir aşkın dergâhına

Erde görde mânâ ara

Çırağı

NURİ ÇIRAĞI’nın sesi

Dilindedir ki ihlası

Dünya ahret mesiresi

Burda orda mânâ ara

Tanrıkulu

TANRIKULU zara düştüm

Ben burada zora düştüm

Mansur gibi dara düştüm

Gerde görde mânâ ara

Çerkezoğlu

ÇERKEZOĞLU’nun özünde

Işık veren gündüzünde

Âşıkların kapısında

Yerde karda mânâ ara

Çırağı

Bak bu sırra eren kimdir

Bu ÇIRAĞI gören kimdir

Bakan kimdir gören kimdir

Durda görde mânâ ara33

Sümmanioğlu-Türabi-Tanrıkulu

Sümmanioğlu

Bilmiyorum amma böyle demişler

Kemaleti olan cehalet siler

Her sözünde cevher altın gümüşler

Kerameti olan kerahet siler

Türabî

Düşenin yüzüne güler her zaman

Merhameti olan hararet siler

Bu dünyanın varı olmaz gözünde

İtikati olan ziyafet siler

Tanrıkulu

Anladım bu sözü usta âşıklar

Hakikati olan çok illet siler

Hiç durmadan yalvarırım Rabb’ime

Kıraati olan kefaret siler

Sümmanioğlu

Kim bilir ki nasıl olur sonumuz

Şükrolsun Mevlâ’ya doğru yönümüz

Çalış kazan öğün demiş dinimiz

Cesareti olan sefalet siler

Türabî

Dilimde kalbimde Hakk’ı söyleyen

Gariplerin dertlerini paylayan

33 Nâzım İrfan TANRIKULU, a.g.e., s. 298-299.

Kelâm-ı Kadim’i rehber eyleyen

Malumatı olan kehanet siler

Sümmanioğlu

SÜMMAN’OĞLU sevda suyu yağışlar

Bilirsiz ki Hak’tan gelir doğuşlar

Umarım ki hocam bizi bağışlar

Mahareti olan kabahat siler

Türabî

Gel TÜRABÎ dikkat eyle diline

Korku yoktur Hakk’ın gerçek kuluna

Allah için gidip cihat yoluna

İcabeti olan bir zillet siler

Tanrıkulu

TANRIKULU düşün ta içinden yan

Feryat eyle inan ol Mevlâ’nı an

Eğer günahsızsa gariban insan

Bekareti olan delalet ister34

x x x

Tanrıkulu-Kul Nuri-Reyhanî

Tanrıkulu

Feryat ile çok dolandım dünyayı

Yazdan buzdan anlayanı görmedim

Âşık diye meydanlarda dolandım

Sazdan sözden anlayanı görmedim

Kul Nuri

Neden ise hiç kanaat kalmadı

Çoktan azdan anlayanı görmedim

Ya nasıl olacak sohbetin vardır

Özden tuzdan anlayanı görmedim

34 Nâzım İrfan TANRIKULU, a.g.e., s. 517-518.

Reyhanî

Gevezeler çok konuşur boşuna

Sizden bizden anlayanı görmedim

Dervişler dolanır kendi başına

Dizden izden anlayanı görmedim

Tanrıkulu

Âlem çok geniştir ettim nazarı

Çekmiyor bu gönül figanı zarı

Aşkın mekânında kurdum pazarı

Bazdan bezden anlayanı görmedim

Kul Nuri

Küçüksen büyüğü yutmak kolay mı

Boşa meydanları katmak kolay mı

Dizde derman bitti tutmak kolay mı

Gazdan hızdan anlayanı görmedim

Reyhanî

Geliyorum bilenlerin peşine

Karışmayız ariflerin işine

Gençliğimi satmasınlar boşuna

Cazdan cızdan anlayanı görmedim

Tanrıkulu

Mahlas TANRIKULU İRFAN gibiyim

Yol vermez yücede ferman gibiyim

Gönül hasadında harman gibiyim

Tezden tozdan anlayanı görmedim

Kul Nuri

Kim kime meydanı nasıl açıyor

Nasıl inceleyip neyi seçiyor

Kimler minareden çıkıp uçuyor

Kazdan Laz’dan anlayanı görmedim

Reyhanî

Her kimde var ise kuvveti dayı

REYHANİ onunla olurmuş ayı

Fukaraya danışmayın bankayı

Cızdan vızdan anlayanı görmedim35

Aynı ses esasına dayalı ayakla yapılmış ilgi çekici bir karşılaşma

da Efkarî (1900-1980) ile Azmî arasında olmuştur. Karşılaşma hem

kafiye hem de ebced hesabı esas alınmıştır. Kafiye (nun) sesine

dayandırılmıştır. Bilindiği gibi (nun) ebcette 50 sayısını karşılar. Bir dize

içinde, (nun) ile başlayıp biten kelime ile, sonu (nun) olan kelime şartı

öne sürülmüştür. Bu karşılaşmayı âşıklar başarı ile tamamlamıştır.

Azmî

Ebced okumuşsen kolay çıkarsın

(Nihan)da hesap çift (han)da tek elli

Sıra sıra madalyan var takarsın

(Nişan)da hesap çift (şan)da tek elli

Efkarî

Biz ders okumuşuz pir-i mugandan

(Noksan)da hesap çift (kan)da tek elli

Bu aşkın elinden geçmişiz candan

(Nisyan)da hesap çift (yan)da tek elli

Azmî

Muamma açmada göster feraset

Bu hesapta gerek yüksek dirayet

Sorsalar bir kaza bir de vilayet

(Narman)da hesap çift (Van)da tek elli

Efkarî

Yaramayan yere hiç gitmeyelim

Hele yaramazdan bahsetmeyelim

Nasrettin Hoca’yı unutmayalım

35 Nâzım İrfan TANRIKULU, a.g.e., s. 267-268.

(Numan)da hesap çift (son)da tek elli

Azmî

AZMÎ bu hesabı bilenler açar

Âşina olmayan şaşarır nâçar

Her sene otuz gün takvimde geçer

(Nisan)da hesap çift (san)da tek elli

Efkarî

Herkes işitmiştir dünyada vardır

EFKARÎ Edirne Yanya’da vardır

Çalanlar bugün çok Konya’da vardır

(Neyzen)da hesap çift (zan)da tek elli36

2. Farklı seslerle yapılan çift kafiyeli şiirler

Şiirin ayağında çift kafiye kullanmanın bir başka şekli de farklı

sesleri ihtiva eden kelimelerle yapılmış kafiyeleri kullanma usulüdür.

Elimizde bu tarzda ortaya konulmuş bir hayli örnek vardır. Bunlardan

on üç adedini konuyla aynı konuyu ele alan Türk Halk Şiirinde Çok

Kafiyeli Şiirler adlı önceki çalışmamızda yayımlamıştık. Zileli Talibî37,

Silleli Sürurî38, Tokatlı Nuri39, Zabit40, Hicranî41, Reyhanî42,

Hasretî43, Sefil Selimî (3 adet)44, Gül Ahmet45, Ali Güç46 gibi âşıklara

ait olan bu örneklere tekrar yer vermek istemiyoruz.

36 Kemalî Bülbül, Ardanuçlu Efkarî, HOTEY-Der Yayınları, (Basıldığı Yer yıl yok), s. 23-

24.

37 Refik Ahmet SEVENGİL, Yüzyıllar Boyunca Halk Şairleri, İst., 1965, s. 259-260.

38 Sadeddin Nüzhet (ERGUN), Silleli Sürurî, İst., Tarihsiz, s. 26.

39 İbrahim ASLANOĞLU, Erzurumlu Emrah’ın Son Günleri ve Ölümü, Türk Folkloru, VII

(85), 8.1986, s. 5.

40 Saim SAKAOĞLU- Ali Berat ALPTEKİN- Esma ŞİMŞEK, Azerbaycan Âşıkları ve El

Şairleri, C. I, İst., 1985, s. 137.

41 İlhan YARDIMCI, Büyük Halk Şairi Bayburtlu Hicranî, İst., 1968, s. 19.

42 Âşık Yaşar Reyhanî, a. g. e., s. 50.

43 Âşık Hasretî, Işıklı Pınar, Ank., 1989, s. 37.

Sözünü ettiğimiz makalenin yayımlanmasından sonra bu grupta

değerlendirebileceğimiz başka 20 örnek daha tespit ettik. Bunlar; Erdem

Can (2 adet), Eserî, İbrahim Doğan, Kaptanî (2 adet), Recep Kızılkaya,

Metin Özcan, Ruhanî, Sefil Selimî (5 adet), Şeref Taşlıova, Sefil

Kadimî (2 adet), Mazlumî (Uğur Kaya) Zakirî ve Murat Boydaş’ın

şiirleridir. Sefil Selimî’nin Çobanın Can Pınarı adlı eserde geçen

bahsettiğimiz beş şiirinden ikisini kaydediyor, 89, 91, 164. sayfalarda

kayıtlı üç şiirini belirtmekle yetiniyoruz. Ayrıca kitabımızın Gülşadî ve

Çırakları başlıklı yazımızda yer alan (Öğrendim) başlıklı şiiri de burada

zikredebiliriz.

DÜŞ ARASINDA

Bir güzelin vurgunuyum Buse aldım buse verdim

Ben iki kaş arasında Sanki hiç kalmadı derdim

Öyle hasret yorgunuyum Nasip oldu yari gördüm

Son iki kış arasında Dün iki düş arasında

Görem dedim vefasını Hangi âşık murad aldı

Süremedim sefasını Muradı yarıda kaldı

Çektim aşkın cefasını Derler ÂŞIK ERDEM öldü

On iki yaş arasında Can ile taş arasında47

x x x

GURBET ÇİÇEĞİ

Yarına arzusu ümidi vardı Zalimin zulmünden usandı bezdi

Solmadı kışlarda gurbet çiçeği Cahil el kopardı acılar üzdü

Hasret ülkesinde bir sevgi yurdu Kıymet bilmeyenler çiğnedi ezdi

Bulmadı boşlarda gurbet çiçeği Olmadı başlarda gurbet çiçeği

Âşık ERDEM CAN’ı yar âşık etti

44 Âşık Sefil Selimî, Kul Yanmasın, Ank., 1989, s. 35 / İbrahim ASLANOĞLU, Âşık Sefil

Selimî-Yalınkat, Sivas, 1978, s. 68./ Doğan KAYA, Türk Halk Şiirinde Çok Kafiyeli Şiirler,

THKA 1991/2, Ank., 1991, s. 77-78.

45 Feyzi HALICI, Saz Şairlerinin Diliyle Atatürk, Ank., 1981, s. 89.

46 Ali GÜÇ, HAGEM Arşivi, YB. 86. 0122.

47 Cengiz GÜRLEK, Âşık Erdem Can-Gurbet Çiçeği, Sivas, 1996, s. 43.

Diken arasında ömrümüz bitti

Sevenleri bile unutup gitti

Kalmadı düşlerde gurbet çiçeği48

x x x

YAYLA YOLUNDA

Sen o geçedesin ben bu geçede

El ele tutuşak yayla yolunda

Ben oldum sevdiğim köyden göç eden

Gül güle tütüşek yayla yolunda

Dağ taş şahit oldu seninle bana

Kül oldum aşkınla ben yana yana

Ayrılık tak etti bu tatlı cana

Yel yele bitişek yayla yolunda

Hem hayal görürüm hemi de düşler

Dost sevdan başıma açtı çok işler

Özümde hasret var gözümde yaşlar

Sel sele katışak yayla yolunda

Kurtlara kuşlara yar seni sordum

Kız senin uğruna aklımı verdim

ÂŞIK ESERÎ’yim figana durdum

Dal dala ötüşek yayla yolunda49

x x x

ÖLECEK

Ne dikene güle ne de bir güle

Diken de ölecek gül de ölecek

Ne yağmura kalır ne bir sele

Akan da ölecek sel de ölecek

48 Cengiz GÜRLEK, Âşık Erdem Can-Gurbet Çiçeği, Sivas, 1996, s. Arka Kapak.

49 İmren SEVİNDİK, Âşık Eserî-Yayla Yolunda, Sivas, 1998, s. Arka kapak.

Seherin vaktinde düşmüşüm yola

Geliyor karşımdan yarim mi ola

Bülbülüm gül için çıkmıştır dala

Çıkan da ölecek dal da ölecek

Kuşkulu hallerim ayan Mevlâ’ya

Mecnun âşık olmuş idi Leylâ‘ya

İBRAHİM DOĞAN’ım türkü söyleye

Yakan da ölecek dil de ölecek50

x x x

GELİYORUM

Âşıkların toplandığı meydanda

Geliyorum eriyerek pişerek

Yiğitlerin güreştiği harmana

Geliyorum yürüyerek koşarak

Taşıma su ile değirmen dönmez

Bu atasözünü cahiller bilmez

Ustayla çırakta mesafe kalmaz

Geliyorum koruyarak koşarak

Ben nefsimde doğruluğu aradım

Haksızlığa karşı benim feryadım

Doğru bir hedefe ben adım adım

Geliyorum arıyarak aşarak

KAPTANÎ’yim bez olmadım tarağa

Hedefim dikmeden fazla ırağa

Her kul girer birgün kara t toprağa

Geliyorum çürüyerek düşerek51

x x x

50 Şiir, 26.5.1999 günü tarafımızdan derlenmiştir.)

51 Şiir, 9.12.1997 günü tarafımızdan derlenmiştir.

GÖZ GÖRE GÖRE

Sevdiğim hasretim verem ediyor Balkonda oturur yola inmezsin

Usandım kapına yüz süre süre Neler çektiğimi inan bilmezsin

Günler boş geçiyor gençlik gidiyor Yüz keredir söz verip de gelmezsin

Hergün eriyorum göz göre göre Umudum bağladım yüz bire bire

Dünya güzel dolsa seni bilirim KAPTANÎ’yim günlerini sayarak

Zincire vursalar sana gelirim Sözlerini telefonda duyarak

Seni görmeyince deli olurum Bugün geçti belki yarın diyerek

Usandım peşinden iz süre süre Bıkmadın sen bana söz vere vere52

x x x

GEREKENLER

Maksatlar engele vardığı anda Bu milletin dini İslâm değişmez

Kışlada alarm vurduğu anda Yolcu İslâm hanı İslâm değişmez

Tehlike bacayı sardığı anda Damarı Türk kanı İslâm değişmez

Bize biz gerekir elden fayda yok Bize köz gerekir külden fayda yok

Türkler arı olsun Türkiye’m çiçek Düşman bile olsa haset etme haaa

İbadet süsümüz gönüller petek Cömertlik et cimriliği tutma haaa

Mânâlar gönülde yerleşsin tek tek “Denizden abdest al, israf etme”

haaa

Bize söz gerekir telden fayda yok Bize az gerekir boldan fayda yok

Geç kaldık elele tutuşmak için

Uzay yarışına yetişmek için

İlmin ateşiyle tutuşmak için

Bize hız gerekir kaldan fayda yok53

x x x

ELVEDA

52 Şiir, 9.12.1997 günü tarafımızdan derlenmiştir.

53 Recep Kızılkaya, Kavuşanlar, Sivas, 1991, s. 8.

Ayrılık zamanı gurbettir yolum Zaman gelir geçer güne gün

ekler

Varamam eline gayrı neyleyim Gönül sevdiğinden bir haber

bekler

Çaresiz kırıldı kanadım kolum Derleyip yaylada türlü

çiçekler

Saramam beline gayrı neylayim Seremem yoluna gayrı neyleyim

Bir hasret acısı başlar çekilmez METİN ÖZCAN der ki

baharım soldu

Garibin kabrine taşlar dikilmez Hayaller ümitler bir bir yok

oldu

Ağlasam gözümden yaşlar dökülmez Elimde yadigâr bir sazım

kaldı

Duramam seline gayrı neyleyim Vuramam teline gayrı neyleyim54

x x x

AYRI KALIR

Şu dünyada ayrılığın elinden Âşık telden anlar yolcu da

yoldan

Mekân ayrı kalır kul ayrı kalır Bağban bilir gülistanın

halinden

Eriyen zamandan devrolan günden Bir goncayı koparsalar dalından

İnsan ayrı kalır yıl ayrı kalır Gülşen ayrı kalır gül ayrı kalır

Herkes oynayamaz bu oyuncakta Âşık RUHANÎ’yim işin incesi

Haklı sürüm sürüm haksız kucakta Bu âlemden gelmiş geçmiş nicesi

Gözyaşı damlayıp sönen ocakta Fasıl tamam olur ölüm

gecesi

Duman ayrı kalır kül ayrı kalır Ozan ayrı kalır tel ayrı

kalır55

x x x

54 Celalettin KURT, Elbistanlı Şairler Antolojisi, Malatya, (1993), s. 227.

55 Dilaver DÜZGÜN, Âşık Mustafa Ruhanî, s. 217.

SEVGİ

Ne kitaba sığar ne de yoruma Şu kürre-i arzın dönen

çarkında

Birlerdeki sevgi bindeki sevgi Ömür değirmeni hayat

arkında

Cevap hazırladı kendi soruma Siyeh-beyaz sarı-esmer

ırkında

Serlerdeki sevgi bendeki sevgi Morlardaki sevgi sendeki

sevgi

Eyyup Peygamber’in yarasında o İmanda ısrarda fikir zikirde

Karıyla kocanın arasında o Duygu düşüncede sabır şükürde

İncelik kabalık darasında o Güzelde çirkinde zengin fakirde

Zarlardaki sevgi zandaki sevgi Erlerdeki sevgi şandaki

sevgi

Yadda yabancıda kavim hısımda Sınır tanımayan hudut bilmeyen

Çehresi akseder mevcut cisimde Karanlığın pençesinde kalmayan

Seyret tablolarda seyret resimde Vaktin ziyasından mahrum

olmayan

Türlerdeki sevgi sandaki sevgi Turlardaki sevgi tandaki

sevgi

Zincirler koparır vız gelir köstek SEFİL SELİMÎ’niz âşık bir kişi

Ayaklarda ökçe parmağa destek Taşırsan Yunus’un aşkını

taşı

Mutluda mutsuzda kutlu bir istek İyinin temizin safların işi

Yarlardaki sevgi bendeki sevgi Nurlardaki sevgi dindeki

sevgi56

x x x

SOR

Kapı kapı gez Her can bir çeşit Benliğin kürkü

56 Doğan KAYA, Âşık Sefil…, s. 79.

Birden bini sor Ne dersem işit Çektiğin korku

Bu esrarı çöz Kim kime eşit Araştır farkı

Sırdan seni sor Pirden bunu sor Erden canı sor

Yediğin zehir Âlemin cemi SELİMÎ’ye kar

Gözyaşı nehir Binası himi SEFİL’liği var

Batınla zahir Elifi mimi Lisanında der

Nurdan tanı sor Yardan dini sor Ferden beni sor57

x x x

BİR HOŞ

Geçmişten gelecek zaman içini Gökten yere yağmur yağışı

gibi

Bilmesi bir başka görmesi bir hoş Güneşin ufuktan doğuşu gibi

İnsanoğlu hayatının göçünü Işık karanlığı boğuşu gibi

Silmesi bir başka sorması bir hoş Gülmesi bir başka sarması bir hoş

Dörtnala koşarmış küheylan atı Doğruyu konuşmak dilin

zekâtı

Asaletten gelir onun sürati Helala uzanmak elin zekatı

Aklın iradesi ruhun saati Kırkta bir verilir malın zekatı

Çalması bir başka kurması bir hoş Olması bir başka vermesi bir hoş

Herkes bir umutla yaşar dünyada Huzur ile güler insanın yüzü

Bu enerji depolanır bünyede Herkese hoş gelir sohbeti sözü

Masal bahçesini görür rüyada Eğer gerçekleri görmüşsü

gözü

Kalması bir başka yorması bir hoş Bulması bir başka ermesi bir hoş

Herkes bilir kendi solu sağını ŞEREF her insanda ayrıdır

niyet

Boş geçirmez zamanını çağını Hayat bazan kolay bazan

eziyet

İçindeki büyük umut dağını Mutluluk insanda güzel meziyet

57 Doğan KAYA, Âşık Sefil…, s. 161.

Delmesi bir başka yarması bir hoş Alması bir başka varması bir hoş58

x x x

IRAĞIM

Can evime bir od düştü yanarım Ellerim koynumda

bağlandım kaldım

Sazdan ayrı düştüm telden ırağım Neler umut ettim bakın ne buldum

Sanki içten içe kaynar pınarım Aşkı kabul ettim bir âşık

oldum

Gözden ayrı düştüm selden ırağım Közden ayrı düştüm külden ırağım

Sormayın yarenler halim perişan Ey SEFİL KADÎMÎ sana ne oldu

Gönülden gönüle yolum perişan Kim ne istediyse o onu

buldu

Bağım talan oldu gülüm perişan Muradım umudum

gözümde kaldı

Yazdan ayrı düştüm gülden ırağım Özden ayrı düştüm dilden ırağım59

11.10.1994

x x x

BAHSETME

-Âşık Enis’e-

Ateş olsan cürmün kadar yer yakan Söz suyum var deme közü karartır

Henüz korlanmadan külden bahsetme İnsan dili ile yerin daraltır

Kir ile pislikten görünmez yakan Rengini uçurur benzin sarartır

Daha varlanmadan halden bahsetme Sen ki erlenmeden kuldan

bahsetme

Arı isen biraz dolaş çiçek gör KADİMÎ der çift ayağa cevap ver

Sağlam at temelin sağlam bina ör Sanatım sanattır seni çiğner yer

Topalsın sakatsın hem de körden kör Herkes takdır etsin böyle

sergi ser

58 Gülpınar, Ocak 1998, Yıl:23 S. 261, s. 26.

59 Halil İbrahim DALGIÇ, Âşık Sefil Kadimî, Sivas, 1999, s. 19 (Basılmamış Lisans

Tezi).

Nefsin körlenmeden dilden behsetme Sevip birlenmeden daldan

bahsetme60

1988.

x x x

YALNIZIM

Aşkın deryasında boğuldum gittim Gördüm seni aklım şaştı del’oldum

Bilgeler olurum dilde yalnızım Düşünce aşkına yandım çöl

oldum

Şansıma baktırdım tükendim bittim Kasırgalar koptu kırık dal oldum

Belgeler olurum falda yalnızım. Dalgalar olurum salda

yalnızım.

Hasretlik çekerim ıstırap katma Kaşların yay gibi gözlerin

kömür

Sevdana yanarım uzağa atma MAZLUMÎ’ye sanki her

sözün emir

Aşkın güneşini doğdurdun batma Aşkı tadanlara yeter mi ömür

Gölgeler olurum çölde yalnızım. Çalgılar olurum telde yalnızım61

x x x

KARIŞMA

El elden üstündür arşa varınca Kimi Hakk’a âşık kimi

mecazî

Dil dilden üstündür kürse varınca Kimi hazır cevap tez verir sözü

Kelâmlar manâlı incedir ince Kimi gözü görmez el çalar gözü

Kimsenin sözüne karışma dilim Kimsenin sazına karışma

elim

Kimi terk eylemiş taht u tacını Herkesin kalbinde gizli hali var

Kimi ilim okur vermiş gücünü Kimse bilmez nere gider

yolu var

60 Halil İbrahim DALGIÇ, a. g. e., s. 81

61 Doğan KAYA, Acıyurtlu Halk Şairleri, Sivas, 1999, s. 143.

Kimi mala malik yapmış Hacc’ını Sırlanmış petekte oğul balı var

Kimsenin azına karışma gülüm Kimsenin pozuna karışma

balım

ZAKİRÎ tenhada durmaz yazarım

Bazı Mecnun olup çölde gezerim

Devlet izin verse açsam pazarım

Kimsenin bezine karışma malım62

(saz : iş)

x x x

TUTMUYOR

Yine hatırladım bizim elleri İlkbaharda boz bulanık sel gibi

Varacağım ama dizim tutmuyor Dalları kırılmış gonca gül gibi

Dağlarında açan renk renk gülleri Gurbet elde alem bana el gibi

Dereceğim ama özüm tutmuyor Soracağım ama gözüm

tutmuyor

Yoktur emmin dayın göç etmiş halan Dağlarda meleşir koyunla

kuzu

Boşalmış o köyler edilmiş talan senden ayıranın kör ola gözü

Ne mektup yazan var ne haber salan âşık MURAT dert ortağın şu

sazı

Soracağım ama yazım tutmuyor Kıracağım ama yüzüm tutmuyor63

Çok sayıda örneğini gördüğümüz çift kafiyeli ayak şiir tarzı,

zaman zaman âşık karşılaşmalarında da karşımıza çıkmaktadır.

Elimizde bu şekilde ortaya konulmuş 10 örnek vardır. Bunlardan birisi

Çobanın Can Pınarı adlı kitapta olup, Sefil Selimî’ye aittir. 64 Diğer 9

karşılaşma ise, Nazım İrfan Tanrıkulu’nun Âşıklar Divanı adlı

eserindedir. Karşılaşmalar şu âşıklar arasında cereyan etmiştir. Belirtilen

sayfa numaraları adı geçen esere aittir.

62 Doğan KAYA, Âşık Zakirî, Sivas 1996, s. 46.

63 Şiir, 6.6.2000 günü tarafımızdan derlenmiştir.)

64 Doğan KAYA, Âşık Sefil…, s. 234.

Tanrıkulu-Mürsel Sinan-Günay Yıldız: 8 heceli (s. 146)

Tanrıkulu-Mustafa Aydın: 11 heceli (s. 171)

Çerkezoğlu-Çırağı-Tanrıkulu: 8 heceli (300-301)

Tanrıkulu-Maksut Koca: 11 heceli (s. 341)

Ruhanî-Tanrıkulu-Torunî: 8 heceli (s. 372-373)

Tanrıkulu-Erdali-Azeri: 8 heceli (s. 407-408)

Tanrıkulu-Şıhlıoğlu-İmami: 8 heceli (s. 421-422)

Mevlüt İhsanî-Taşlıova-Tanrıkulu: 11 heceli (s. 438-439)

Tanrıkulu-Üstündağ-Poyrazoğlu: 8 heceli (s. 585-586)

Biz bu karşılaşmalardan birini örnek verelim:

Tanrıkulu

Feryat eder deli gönlüm

Umman benim sel bendedir

Ben Hakk’ımı arıyorum

Kervan bende yol bendedir

Şıhlıoğlu

Dinleyin beni dostlarım

Derman bende hal bendedir

Daima sohbet isterim

Ferman bende dil bendedir

İmamî

Hoş safalar getirmişler

Mihman ende el bendedir

Meyveleri yetirmişler

Bağban bende gül bendedir

Tanrıkulu

Hak yolunda ize döndüm

Benliğimde öze döndüm

Ateş aldım köze döndüm

Duman bende kul bendedir

Şıhlıoğlu

Yönüm Hakk’a çeviririm

Dağlar olsa deviririm

Ben de harman savururum

Saman bende yel bendedir

İmamî

Bilmem kim kisb ü kâr etmiş

Kimler kimleri yar etmiş

Biri birini var etmiş

Rahman bende kul bendedir

Tanrıkulu

İRFAN dile çağırır o

Bağda güle çağırır o

Gerçek yola çağırır o

Kur’an bende dal bendedir

Şıhlıoğlu

Şıhl’oğlu der doğru yolum

Kara bahtım deliyorum

Aşka gelse çalıyorum

Keman bende tel bendedir

İmamî

Otuz beş yolun yarısı

Bilmem ne olur gerisi

İMAMÎ aşkın sürüsü

Çoban bende mal bendedir65

Bunların dışında ayağı çift kafiyeli örnekleri halk türkülerinde de

görmekteyiz.

Kar yağıyor yağıyor

Abamı giyeceğim

Sakallıya varıp da

Baba mı diyeceğim

x x x

65 Nazım İrfan TANRIKULU, a. g. e., s. 421-422.

Çıktım dağların başına

Karı dizleyi dizleyi

Yaralarım göz göz oldu

Yârı gözleyi gözleyi

3. Mısra başı kafiye (baş kafiye) ve kelime başı kafiye ile

yapılan çift kafiyeli şiirler

Yaralarım göz göz oldu Sözlerimizin başında da söylediğimiz

gibi Türk şiirinin ilk örneklerinde kafiye mısraların başında idi. Kafiye,

daha sonra ortaya ve sona kaydı.

Edebiyatımızda nadir de olsa mısra başında kafiyeye yer veren

şairler vardır. Sözgelişi, Âşık Paşa, Gubarî, Bosnavî, Erkiletli Âşık

Hasan (1772-1856)(3 adet), Veysel Şahbazoğlu, Kaptanî ve Cefaî’nin

şiirlerinde bu tip örneklere rastlamaktayız. Tabiiki ortaya konulan bu

örneklerde mısra sonlarında da kafiyeye yer verilmiştir. Şiirlerde

dikkatimizi çeken bir başka taraf da aynı sesle başlayan kelimeleri

mümkün olduğunca bir araya getirme gayretidir. Bu durumda,

mısralarda kafiye sayısı daha da artar ve biz bu şiirleri çok kafiyeli

şiirler olarak ele alabiliriz.

Erkiletli Âşık Hasan’ın baş kafiyeyle söylediği üç şiirin ortak

özelliği hepsinde de (m) ünsüzünü kullanması ve bu sesle başlayan

kelimelere mısra içlerinde de yer vermesidir.

GELİR

Mürüvvet kânsın muy-ı anber Müjgânın okuna mail

olmuşam

Mahmurdur gözleri mestane gelir Muhtacım dildara murad almışam

Mislin yok cihanda mah-ı envarım Mümkün mü sevdiğim mihman

gelmişem

Melek karışmıştır merdane gelir Merhamet kıl bana meskâne gelir

Müşkil işlerime medet kıl nazar Meded kıl HASAN’a murada irem

Mezahibdir şahım medhini yazar Men gedaya olmazsa meğer kerem

Mahsus görmek için meşrebim gezer Muhabbet tuzağın mestali

korum

Mat etmiş kendini meydana gelir Merhaba efendim miyane gelir66

Karslı âşık Veysel Şahbazoğlu (Arpaçay, 1921-1995) ise üç

dörtlük olarak söylediği Tekerleme başlıklı şiirinde dörtlükleri m, h ve a

sesleriyle başlatmıştır.

BİZE

Merdan Muhammed damadı Mustafa evlâ bize

Musa Kelimullah dedi Mevlânâ Mevlâ bize

Mevlüd Resulü şanına hatib-i çelebidir

Mehdi sahibü’l-zamanı muratla Mevlâ bize

Hasan ağı ile gitti Hüseyin al kanınan

Hamza Habibillah dedi Harun’da nişanınan

Halil’den Hacer hamile İsmail kurbanınan

Hatice’yle Havva haktır gelmesin hülya bize

Adem’i abad etti gönderdi peder dedi

Ahmed Ali’yi diledi Abbas’a kader dedi

Abdullah Amine eşi Ayşe Muhtar’da dedi

Allah’ın alîm varlığı ŞAHBAZ’ım söyle bize 67

Azerbaycanlı şair Molla Cuma’nın da mısra başında ve mısra

sonunda aynı sesi kullanarak vücuda getirdiği ve başarılması oldukça

zor olan pek çok şiiri vardır. Sesini esas alarak söylediği bir şiiri

şöyledir:

BAZİNEN

Ne yahşı sen bize gelibsen canan Nadan iken halal olsun sen amin

Neçün geldin bele çile-bazinen Naşılarla hemdem olma sen

amin

Nerden nere düşdü yene bu seyran Nadan deyim İsmi Pünhan sen

amin

Neçe tutar ala garga bazinen Ne gezirsen özün dune bezilan

66 Rasim DENİZ, Erkiletli Âşık Hasan, Kayseri, 1996, s. 115.

67.Erdoğan ALTINKAYNAK, Âşık Veysel Şahbazoğlu (Hayatı-Sanatı-Şiirleri), Ank.,

1998, s. 9.

Nazlı yarım heç doymuram busenden

Noğlu nabat şirin olmaz busenden

Nöker CÜME çoh çekinir bu senden

Namerdlerin dilin dursun baz ilan68

II. ÜÇ KAFİYELİ ŞİRLER

Diğerlerinde olduğu gibi, bu şiir tiplerinde de hem şiirin

bünyesinde hem ayağında kafiyeye yer verilir. Takdir etmek gerekir ki,

çift kafiyeli şiirlere nazaran bu şiirleri vücuda getirmek daha güçtür.

Çünkü, şair teknik yönden başarılı olmak için kafiyeli üç kelimeyi

titizlikle seçmek ve anlam zenginliğini sağlamak durumundadır

A. Dörtlük veya beyitlerde mısralar arasında üç kafiye

kullanılan şiirler

Âşık edebiyatında dörtlüğün bünyesinde üç kafiyeye yer verilen

şiir örneğine rastlayamadık. Ancak divan şairlerinden Kabulî, bir

gazelinde mısra içlerinde üç kafiyeyi kullanmıştır. Âşık edebiyatına

nazaran divan şiirinde böyle örneklerin yer almasının sebebi ise,

dörtlüğe nazaran beyitlerde üç kafiyenin daha kolay kullanılabilir

olmasına bağlanabilir.

MURASSA GAZEL

O nezâket o letâfet o terâvet o safâ

O riâyet o siyâdet o saâdet o edâ

O zerâfet o fesâhat o belâgat o cûd

O adâlet o inâyet o sahâvet o atâ

O muhabbet o meveddet o mürüvvet o rahîm

O riâyet o himâyet o şefâat o vefâ

O murassâ o mülemmâ o musannâ elfâz

O tebessüm o tekellüm o terennüm o nidâ

68 P. Ş. EFENDİYEV, Molla Cüme-Eserleri, Bakı, 1995, s. 160-161.

Nedir ol yâre KABÛLÎ bu kadar izzetler

O teşevvüş o taaşşuk o taalluk o hayâ69

B. Şiirin ayağında üç kafiyeye yer veren şiirler

1. Aynı seslerle yapılan üç kafiyeli şiirler

Aynı sesi ihtiva eden üç kelimenin aynı mısrada ayak olarak

kullanılmasıyla vücuda getirilen şiirlerdir. Hizbî (Hüznî), İsmetî,

Reyhanî’nin bu tarzda ortaya konulmuş örnekleri vardır.

VAR BUL

Ey dil cahil füru maye ararsan Sorma mukteza-yı kilk-i

kaderi

Servette nimette rif’atte var bul Ârif-i billahın gitmez kederi

Asilzade fazıl dânâ sorarsan Sahba-yı ledünden nûş iden eri

İllette kıllette zıllette var bul Uzlette vahdette ta’atte var

bul

Âşık-ı didarın yar dilde virdi Dünya gamı ahiretin havfi yok

Anınçün bülbülün artmakta derdi Nefsin arzusunda bilmem hak

hukuk

Benden sual eyler isen namerdi HİZBÎ sorar isen vicdanı

bozuk

Sıhhatte sohbette izzette var bul Bid’atte şehvette şöhrette var bul70

x x x

BURADA

Buralara gitmek için gelmişim Döndükçe dünyadan ibret

alınmaz

Giriyorum duruyorum sırada Sevip sevilmekten geri

kalınmaz

Sararıp dökülen yaprak olmuşum Arzum ne yandadır neden

bulunmaz

69 İsmail Hikmet ERTAYLAN, Külliyat- Divan-ı Kabûlî, İst., 1948, s. 27.

70 M. Öcal OĞUZ, Yozgatlı Hüznî, Ank., 1988, s. 125.

Kuruyorum çürüyorum burada Arıyorum tarıyorum yörede

Yaklaşıyom günlerimin sonuna Ateştendir âşıkların yeleği

Rastlamadım bir hancının hanına Gafillerin kabul olmaz dileği

Kimi görsem koşuyorum yanına Günahımı haber eden meleği

Varıyorum soruyorum nerede Görüyorum eriyorum arada

İSMETÎ’yim yoktur izin neyleyim

Gitmiyor gönlümden hüzün neyleyim

Atım hasta yolum uzun neyleyim

Sürüyorum yoruyorum karada71

x x

OLSUN

İki satır üç kafiye açalım Bugün bir güzele çiçek götürdüm

Meziyet milliyet merhamet olsun Bahçeden almadım kendim bitirdim

Hakikatin sırlarına geçelim Sözüme başladım sohbet yetirdim

Metanet mealet maharet olsun Melâmet mülakat mücerret olsun

REYHANÎ’yim sohbetime başladım

Ciğerimi ateşlere haşladım

Yazık oldu bu sohbeti boşladım

Mazeret mağfiret mahsiyet olsun72

2. Farklı seslerle yapılan üç kafiyeli şiirler

İkisi aynı diğeri farklı sesle (Mahir, Sefil Selimî, Zeyneli) yahut üç

değişik sesle (Erzurumlu Gülhanî) meydana getirilebilirler.

BÜYÜDÜM

Bin dokuz yüz altmış geldim dünyaya Bazan gezer bazen tutardım

yerden

Gözlerden yaşımı süzüp büyüdüm Konuşmazken dilim çözüldü birden

71 Âşık İsmetî,Gülpınar, S. 155, 3.1989, s. 24.

72 Âşık Yaşar Reyhanî, a. g. e., s. 48.

Yürü dedi Mevlâ’ ben oldum yaya Oynarken azardım bilmezdim

durdan

Tozlardan başımı büzüp büyüdüm Düzlerden taşımı dizip büyüdüm

Bir yaşını geçip aklım yetince Ağlarken gülerdim bilip

bilmeden

Sofraya oturup lokma yutunca Günler aylar geçer yıllar

bölmeden

Güneş batıp akşam erken yatınca Yaşım ilerleyip ölüm gelmeden

İzlerden düşümü çözüp büyüdüm Sözlerden başımı üzüp büyüdüm

Dost dediğim düşmanlığı eyledi Adımı doğuştan koymuşlar

MAHİR

Dert kervanı gelip bende eyledi İlim öğrenince satsın cevahir

Ölene dek çekeceksin söyledi Bu yaşıma kadar çekmişim

kahır

Azlardan boşuma kızıp büyüdüm Yazlardan kışımı sezip büyüdüm73

x x x

MIYMINTI

Ulan şapşal herif süprüntü gübür Beygiri hımara yakışır semer

Yerini bilmeyen yersiz mıymıntı Hayvan gibi yaşar haktan pay umar

Sendeki şeytanlık bendeki sabır Kendi mensubunun kanını

emer

Kirini silmeyen arsız mıymıntı Ferini bulmayan fersiz

mıymıntı

Fırsatını kollar pundunu arar Asalaklık yapan pısırık cani

Ziyankârlık eder düşünür zarar Damarında pis kan sevmene

mani

İyi müslümana tuzaklar kurar SEFİL SELİMÎ’yem hor

görsün beni

73 Şiir, 28.1.1999 günü tarafımızdan derlenmiştir.

Pirine gelmeyen pirsiz mıymıntı Nurunu dolmayan nursuz

mıymıntı74

x x x

DİLLENİR

Bahara erince gönlümün karı Açan her bir çiçek olur

dermanım

Buz olur da sam yelinde sellenir Yaradan Hüda’ya artar imanım

Âşikâr severim gül ile yari Tutuşur aşkına cism ile canım

Söz olur da el dilinde dillenir Köz olur da yar yolunda

küllenir

Zaman devran eder başlayan biter ZEYNEL her bir nesne birgün son

bulur

Dal yaprak dökmenin yasını tutar Öğüt altın sikke anlayan alır

O zaman bülbüller firkatle öter İsmin gökkubede bir seda

kalır

Güz gelir de gül dalında sallanır Saz olur dost elinde tellenir75

x x x

YEŞİL-BEYAZ-SARI

Nazar ettim ilkbaharda dağlara Baharda dağlara bilmem

gittin mi

Çimen yeşil çiçek beyaz gül sarı Bir ağaç var ona sesin kattın mı

Baktım türlü meyve veren bağlara Dut ağacına hiç nazar ettin mi

Tamam yeşil gerçek beyaz yol sarı Her yan yeşil yaprak beyaz dal sarı

Gözle görülüyor mahyeti gizli GÜLHANÎ der sırrın

hikmetine bak

Sırrı var kur’an’da ayeti gizli Mânâsı olmayan mantığı bırak

Onda hakikatin hizmeti gizli Üstten güneş vurur altı kil toprak

Kovan yeşil petek beyaz bal sarı Taban yeşil ördek beyaz göl sarı76

74 Doğan KAYA, Âşık Sefil…, s. 176.

75 Şiir, 21.5.1996 günü tarafımızdan derlenmiştir.

Diğer taraftan âşıkların bu tip örnekle karşılaşmalar yaparak

gücünü göstermeye ve rakibini mat etmeye çalıştığı da olmuştur. Bu

tarzda vücuda getirilmiş üç örnek tespit ettik. Biraz önce sözünü

ettiğimiz âşıklar divanında rastladığımız karşılaşmalar aşağıdaki âşıklar

arasında cereyan etmiştir.

Murat Çobanoğlu-Şeref Taşlıova-Tanrıkulu: 11 heceli (s. 251-

252)

Reyhanî-Kul Nuri-Tanrıkulu: 11 heceli (s. 278-279)

Karakılçık-Tanrıkulu-Akçay: 11 heceli (s. 607-608)

Örnek olarak sözünü ettiğimiz karşılaşmalardan birini

kaydediyoruz. Bu örnekte kafiye olarak k, z ve l sesleri seçilmiştir.

Tanrıkulu

Bir sevdayla feryat eder bu gönül

Dudak kurur yüz dertlenir dil söyler

Arı çiçek çiçek gezer dolanır

Budak kurur öz dertlenir bal söyler

Taşlı ova

Bir sofraya el uzattık beraber

Bardak kurur kız dertlenir hal söyler

Bir yayada çadır kurdum dostumla

Çardak kurur düz dertlenir bol söyler

Çobanoğlu

Bu nasıl hizmettir geldin araya

Parmak kurur az dertlenir kol söyler

Sen beraber biçtin mi bu tarlayı

Orak kurur haz dertlenir el söyler

Tanrıkulu

Bazı tufan oldum dindim ağladım

Sevdiğimi durmaz andım ağladım

Kerem gibi ben de yandım ağladım

76 Âşık Mehmet Gülhanî, Köz, Atatürk Üniversitesi yayını, S. 6, 11.1980, s. 34.

Ocak kurur köz dertlenir kül söyler

Taşlıova

Geçen ömrümüzden zarardır zarar

Kimler bu dünyaya eylemiş karar

Bir dervişle yolcu olduk beraber

Nacak kurur iz dertlenir çöl söyler

Çobanoğlu

Belli olmaz hele bakın güzele

Ne yakışmış el mi değmiş güzele

Saç dağılmış sel mi değmiş güzele

Yanak kurur göz dertlenir el söyler

Tanrıkulu

TANRIKULU sormamışsa bir güzel

Engelleri yarmamışsa bir güzel

Muradına ermemişse bir güzel

Duvak kurur bez dertlenir tül söyler

Taşlıova

ŞEREF der dağları aştığı zaman

Güneş yamacından aştığı zaman

Sonbahar mevsimi düştüğü zaman

Sıcak kurur güz dertlenir yıl söyler

Çobanoğlu

ÇOBANOĞLU der ki insan hayası

Böyle midir bu dünyanın gayesi

Çaldığımın elimdeki mayası

Kabak kurur saz dertlenir tel söyler77

III. DÖRT KAFİYELİ ŞİİRLER

77 Nazım İrfan TANRIKULU, a. g. e., s. 251-252.

Çok kafiyeli şiir içinde zor yazılan şiir şeklidir. Buna rağmen

ortaya konulmuş örneklere rastlamaktayız. Yapı itibariyle çeşitlilik

gösterirler ki, bunları şöyle gruplandırabiliriz.

A. Şiir bütünlüğünde uygulanan dört kafiyeli şiirler

Şiirin tamamında dört kafiye esasına bağlı olarak ortaya

konulmuş şiirlerdir. Dörtlüklerin ilk üç mısraı ayrı ayrı kendi aralarında

dört kafiye ile kafiyelenirler. İlk dörtlüğün ikinci mısraında başlatılan ve

her dörtlüğün son mısraında aynı kafiye esasına bağlı olarak icra edilen

ayak mısralarında da yine dört kafiye şartına uyulur.

Sefil Selimî’ye ait aşağıdaki şiir, sekiz heceli ve yedi dörtlüktür.

SANA-BANA

Aramızda üç sır vardır Baş aradım başlara baş

İki sana biri bana Hoş muradım hoşlara hoş

Sıramızda kaç er erdir Dış yürüdüm dışlara dış

Yeki sana eri bana Yoku sana varı bana

Sözü duyan söz duyurur Yıl başını dayar aya

Özü sayan öz doyurur Kul eşini sayar niye

Gözü uyan göz ayırır Gül döşünü boyar baya

Akı sana nuru bana Kökü sana barı bana

Yerli kaya yele gitmez Aşkın etkisiyle yazdım

Terli suya sele yatmaz Meşkin tutkusuyla sızdım

Sırlı maya hile etmez Köşkün yetkisiyle gezdim

Eki sana sırı bana Yükü sana kârı bana

SEFİL SELİMÎ dön böyle

SEFİL SELİMÎ yan öyle

SEFİL SELİMÎ sen söyle

Teki sana piri bana78

78 Şiir, 28.8.1988 günü tarafımızdan derlenmiştir.

Şu şiirlerde ise Sefil Selimî çok zor bir şekli denemiş hem

dörtlüklerde ilk üç mısrada hem de şiirin ayağında dört hatta beş kafiye

esasına uymuştur.

KALMIŞIM

Kafatasım bomboş yüreğim ezik Kupkuru kesildim tamtakır kaldım

Benlik hanesinde yata kalmışım Sapsarı kasıldım kem fakir

oldum

Şifa usum yamyaş gereğim bozum Dupduru esildim çumçukur oldum

Canlık binasında hata bulmuşum Senlik manasında ata olmuşum

Künyemde kimliğim SEFİL SELİMÎ

Bünyemde demliğim SEFİL SELİMÎ

Dünyamda tamlığım SEFİL SELİMÎ

Tenlik sinesinde kıta almışım79

x x x

VARIM VAR

Oku kimliğimi şüpheye düşme Umman damlasıyım selde

göldeyim

Süphan zerresiyim canda varım var Mihman hamlesiyim kulda

haldeyim

Doku tamlığımı cepheye koşma Sultan cümlesiyim dilde

eldeyim

Rahman perdesiyim sende serim ser İnsan parçasıyım binde birim bir

Cihanda yaşayan her türlü cisim Gündeki şuayım aydaki ziya

Meydanda ışıyan er varlı kesim Dindeki davayım soydaki

maya

Merdanı taşıyan sır nurlu hısım Tendeki sevdayım huydaki

boya

İman deryasıyım bende ferim fer Derman bahçesiyim zinde pürüm

pür

79 Şiir, 8.5.2000 günü tarafımızdan derlenmiştir.

Zaman aynasından görünen yüzüm Harmancıya harman sapı danesi

Mekân dünyasından aranan özüm Kervancıya kervan tipi sinesi

Lokman bünyesinden korunan gözüm SEFİL SELİM^İ’nin yapı

binası

Erkân dosyasıyım kanda sırım sır Canan şivesiyim handa yerim yer80

B. Şiirin ayağında dört kafiyeye yer veren şiirler

Çift ve üç kafiyeli şiirlerde olduğu gibi bunlar da aynı ve farklı

sese dayalı kelimelerle söylenebilmektedir.

1. Aynı seslerle yapılan dört kafiyeli şiirler

Elimizde, bu tarzda söylenmiş dört örnek bulunmaktadır.

Bunlardan birisi Müdamî’nindir. Diğer üç örnek karşılaşma şeklindedir.

Karşılaşmalar Cevlanî-Müdamî (2 adet)81, Huzurî-Müdamî82 arasında

geçmiştir. Karşılaşmalardan ikisi r üçüncüsü s sesi üzerine bina edilen

kafiyelerle yapılmıştır. Bunun yanında her dizede seçilen kafiyeli sözler

(bar, ber, bir bor), (tar, ter, tir, tor), (çar, çer, çir çur), (zar zer zir zor)…

örneklerinde olduğu gibi aynı sesle başlayan kelimeler esasına

dayandırılmıştır. Birisini örnek olarak kaydedelim

MÂNÂ VAR

Huzurî Müdamî

Fasıl sonu bir söz yadıma düştü Eski tekellümü eylediniz yad

Barda berde birde borda mânâ var Çarda çerde çirde çurda mânâ var

Tar karanlık ter tazedir tir oktur Çar derttir çir sudur çur da

sermaya

Tarda terde tirde torda mânâ var Zarda zerde zirde zorda mânâ var

Sözlerimi bir bir edem netice Herkes nazar kılsın bu da bir düştür

Yığıldı meclise çok kadri yüce Dinleyin ahbabâ latife hoştur

Dar yapıdır der kapıdır dir Türkçe Sar kuştur sır gizli ser dahi baştır

80 Şiir, 8.5.2000 günü tarafımızdan derlenmiştir.

81 Furuzan SELÇUK, Tanrı-Ulu-İnsanlar, Ank., 1958, s. 58-61.

82 Hikmet DİZDAROĞLU, Yusufelili Ali Huzurî Coşkun, Ank., 1949, s. 188-190 / Bekir

Sami ÖZSOY-halil İbrahim Ataman, Posoflu Âşık Sabit Müdamî, Kayseri, 1993, s. 247-

248.

Darde derde dirde durda mânâ var Sarda serde sırda surda mânâ var

HUZURÎ söz söyle iktidarınca MÜDAM avn-ı hakla çekme

hacalet

Ehl-i kemâl yoktur arşa varınca Mürşidin üstadın eyle

ziyaret

Mar yılandır mîr bey mur da karınca Ker merkep kir pislik kâr da

ticaret

Marda merde mîrde murda mânâ var Kârda kerde kirde kürde mânâ

var

2. Farklı seslerle yapılan dört kafiyeli şiirler

Yukarıda Sefil Selimî adına kaydettiğimiz (Kalmışım) ve (Varım

Var) başlıklı şiirler, aynı zamanda burada örnek gösterebileceğimiz

şiirlerdir.

IV. BEŞ KAFİYELİ ŞİİRLER

Bazı dörtlüklerde dört kafiye olmasına rağmen genellikle beş

kafiye esasıyla ortaya konulmuş şiirlerdir. Hem şiirin ayağında hem de

diğer mısralarda buna uyulduğu gibi, sadece şiirin ayağında beş

kafiyeye yer verilebilir (Özünde Taşı). Aşağıda kaydettiğimiz Sefil

Selimî’nin şiiri aynı zamanda lebdeğmez olarak söylenmiştir. Âşık, beş

kafiyeli şiir söylemenin güçlüğünü aşarken, aynı zamanda lebdeğmeze

uygun kelimeler seçmek mecburiyetinde kalmasıyla ikinci bir güçlüğü

yenmeye çalışmış; böylece gücünü sergileyerek sanatta ne derece

başarılı biri olduğunu göstermeye çalışmıştır.

ÖZÜNDE TAŞI

Gezdiğin her yerde gördüğün şeyi Yazarsın çizersin ünün yayılır

Satır satır oku özünde taşı Özersin süzersin şanın duyulur

Ezdiğin hor nerde sardığın iyi Sezersin dizersin canın

sayılır

Getir götür şakı sözünde coşu Çatır çutur doku gözünde

yaşı

(Se) nokta (Sel) nokta ozanın adı*

(Se) akta (Sel) ekte yazanın adı

(Se) kökte (Sel) gökte sezenin şadı

Yetir yütür saki bazında hoşu83

Âlimî’ye ait olan aşağıdaki şiirin bir özelliği, ayak haricindeki

mısraların tamamının aynı kafiyelere sahip olmasıdır. Bir bakıma şiir

bütünlüğünde aynı kafiyelere riayet etmiştir. Şiirin ayağında beş, diğer

mısralarda ise, üç kafiye esas alınmıştır.

ANLAR MISINIZ?

Benim bu sevdamı anlar mısınız Hanım du(v)amda mı dinler misiniz

Sır yolu çok çetin birisi bakar Tenim avamda mı eyler

misiniz

Canım davamda mı önler misiniz Kanım yuvamda mı söyler misiniz

Pir dolu pek metin irisi çeker Bir kulu tek zatın varisi eker

Yönüm devamda mı yönler misiniz ALİM kıvamda mı ünler misiniz

Günüm sıvamda mı enler misiniz Sinim kovamda mı tenler misiniz

Anım havamda mı canlar mısınız Konum civamda mı çınlar mısınız

Yer şalı bak bütün gerisi takar Sor balı yek sütün sürüsü

çıkar84

Aşağıdaki şiirde ise sadece şiirin ayağında beş kafiyeye yer

verilmiştir.

SÖZÜME KULAK VER

Sözüme kulak ver Hakk’ın yolcusu İki güzel vardır emsali yoktur

Yolları çok pekten yuvası aktan İkisine âşık olanı çoktur

Esrara vakıf ol Rabb’ini tanı Yaratan Süphan’ım elbette tektir

Dalları tek kökten meyvesi Hak’tan Kulları bak yoktan havası

tekten

* (Se), (Sel) kısaltmaları âşığın mahlası olan Sefil Selimî sözlerini işaret etmektedir.

83 Şiir, 8.5.2000 günü tarafımızdan derlenmiştir.

84 Şiir, 10.5.2000 günü tarafımızdan derlenmiştir.

Geniş rahmeti çok bereketi

Bilir misin sen de bu hakikati

ALİMÎ bilmeli fazla sünneti

Halleri hak çoktan davası yekten85

V. ALTI KAFİYELİ ŞİİRLER

Altı kafiye esasına dayalı olarak yazılmış şiirlerdir. Bazı

dörtlüklerde beş kafiyeli mısralar olmakla beraber genellikle altı

kafiyeye riayet edilmiştir. Hem dörtlük içindeki mısralarda hem de

şiirlerin ayaklarında aynı tavır sergilenmiştir. Ancak örneklerini

verdiğimiz şiirlerden birisi dikkat çekicidir. Sefil Selimî’nin (Geri Dur)

başlıklı şiiri, lebdeğmez şeklinde yazılmıştır.

GERİ DUR

Yaşayan can er geç yere girecek Yüz suyunu döken kötü kişi çok

Her günü hoş yaşa şerden geri dur Öz huyunu yakan yiti leşi yak

Taşıyan ten her suç kora düşecek Göz tüyünü çeken katı taşı sık

Dar yönü aş dışa kirden koru ser Hür tanı hoş yaşa ordan yari sor

Kinlerini öldür diriliği seç

Zanlarını sildir arılığı aç

Cinlerini yıldır duruluğu iç

Sar seni döş döşe sırdan sırı der86

x x x

BIKMA

Yürü hele dayı yol sona ersin Karayı ak etme akları kara

Durma terin aksın yorulup bıkma Parayı yok tutma pakları ara

Koru dola payı el sana versin Yarayı çok satma çokları tara

Kırma yarin baksın kırılıp yıkma Vurma varın çıksın darılıp çıkma

85 Şiir, 10.5.2000 günü tarafımızdan derlenmiştir.

86 Şiir, 8.5.2000 günü tarafımızdan derlenmiştir. Mısradaki (S) sesleri Sefil Selimî’yi

işaret etmektedir.

Derdi ima etme hali arz eyle Bende sen sende ben falanla filan

Yurdu hama gitme dili gürz eyle Canda can kanda kan bilenle bulan

Merdi gama atma âli tarz böyle (Sin)de (Sin)anda an alanla

olan*

Sorma darın sıksın gerilip kokma Görme erin eksin serilip akma87

x x x

GEÇMEM

Kisbükârdan geçtim pirden vaz geçmem Yüzü gül sözü bal gülüşü

cennet

Dönmeme lüzum yok dara çek beni Nazı bol özü hal buluşu sünnet

Hasbi körden kaçtım erden öz seçmem Tezi yol kozu bol oluşu

minnet

Yanmama gözüm tok kora tık canı Anmama çözüm hak vara sok beni

Sen kendinden sakın benlik körlüktür

Din bendinden yakın binlik birliktir

Kin pundundan çekin canlık varlıktır

Ey SEFİL SELİMÎ ere tek konu88

x x x

BUNU BİL

Top yekun eylesek kürre-yi arzı Gül diken iç içe fidanla çalı

Falanda sen filanda ben bunu bil Dal yakan saç saça bedenle kolu

Hep yakın söylesek zerreyi tarzı Kol büken güç güce nedenle dolu

Yılandan kan yalanda kin cini sil Gelende ten kalanda han sonu sal

Cenklerden geri dur vurma vurulma Arılar bal yapar sinek can

yakar

Renklerden sarı var yerme yerilme Sürüler yol teper dönek kan döker

Denklerden soru sor yorma yorulma Paralar el öper bunak gön

söker

* (Sin) de (Sin) : Sefil Selimî

87 Şiir, 8.5.2000 günü tarafımızdan derlenmiştir.

88 Şiir, 8.5.2000 günü tarafımızdan derlenmiştir.

Çalanda hin planda din şanı bol SEFİL SELİMÎ’den konu

konu al89

x x x

VI. YEDİ KAFİYELİ ŞİİRLER

Yazılması en zor olan şiirlerdendir. Ayaklar, dörtlüklerden

bağımsız olarak, dörtlüklerdeki ilk üç mısra da ayrı ayrı kendi

aralarında kafiyelenirler. Elimizde bu tarzda yazılmış iki örnek

bulunmaktadır. Şiirlerin bazı mısraları altı kafiyeli olmakla beraber, bu,

şiirin tamamında sergilenen başarıya halel getirmez.

EL ELE

Sel aktı göl oldu yüzde yüz yüzdük Köşe bucak koştuk ter döke döke

Kış geçti yaz geldi tuttuk el ele İşe sıcak koştuk yer söke

söke

Dal çıktı gül buldu bizde biz gezdik Hoşa kucaklaştık bar çeke çeke

Kuş uçtu hız aldı gittik kol kola Baş açtı diz geldi kattık kul

kula

Söz verdik barıştık sözde tam durduk Deli dolu yazdım oku düş

sanma

Öz sardık görüştük biz de cem kurduk Hali yolu sezdim de ki boş

kanma

Düz vardık eriştik sizde gam kırdık Kulu hali çözdüm saki hiç dönme

Yaş geçti göz doldu tüttük kül küle SEFİL SELİMÎ’yle sattık gül güle90

x x x

HELE

Deli baş bir kulum yerim yer altı Kışta kar yazda gül yangında kül

var

89 Şiir, 8.5.2000 günü tarafımızdan derlenmiştir.

90 Şiir, 8.5.2000 günü tarafımızdan derlenmiştir.

Üstü sizin olsun siz durun hele İşte zor sazda tel zenginde

pul var

Eli boş tor halim varım gürültü Döşte kor güzde yel enginde

hal var

Dostu özün bulsun az sarın kola Yastı yüzün gülsün koz

derin kula

Kaba saba tenim bir şeyler taşır

Aba yaba canım kör beyler üşür

Oba ruba benim nur eyler ışır

SEFİL SELİMÎ’ye söz vurun çile91

Çok kafiyeli şiir örneklerini XIX. yüzyıldan itibaren takip

edebilmekteyiz. Elimizdeki çok sayıdaki örneklere bakacak olursak;

yukarıdaki bilgiler ışığında âşık şiirinin gelecekte de kendisine yeni

ufuklar arayacağını söyleyebiliriz. Bizlere düşen; tespit ettiğimiz

örnekleri objektif olarak değerlendirip, isabetli sonuçlara ulaşmak

olacaktır.

Görüldüğü gibi tek bir kafiyenin yerine 2, 3, 4, 5, 6 hatta 7 kafiye

ile karşı karşıyayız. Buna, kitabımızın, “Mısra başı kafiye (baş kafiye) ve

kelime başı kafiye ile yapılan çift kafiyeli şiirler” kısmında temas ettiğimiz

örnekleri de göz önüne getirdiğimizde konu daha da çeşitlilik arz eder.

Elimizdeki şiirlerin bir kısmı yaşayan, bir kısmı da hayatta olmayan

şairlere ait örneklerdir. Örnekler ve bilgiler bize göstermiştir ki, bu

zamana kadar anlata geldiğimiz kafiye tanımını tekrar gözden

geçirmemiz gerekmektedir. Genellikle mısra sonlarında tekrarlanan ses

benzerliği olarak tanımlanan kafiyeyi bu bilgiler ışığında; “Şiirde ahengi

ve anlam zenginliğini sağlamak için, mısraların başında, ortasında veya

sonunda, belli bir sayıya bağlı kalmadan esas alınan seslerle tesis edilen ses

benzerliğidir.” şeklinde tanımlayabiliriz.

Bu yazımızda kaydettiğimiz örnekler içinde 4, 5, 6 ve 7 kafiyeli

olanlar edebiyatımızda ortaya konulmuş ilk örneklerdir. Hatta Âlimî’nin

şiirinde karşımıza çıkan şiir bütünlüğünde kafiye tarzı (Dipnot 35 ve

36’ya ait şiirler) ve Sefil Selimî (Dipnot 34 ve 37’ye ait şiirler)’nin hem

çok kafiyeli hem de lebdeğmez özellikteki şiiri, orijinal söyleyişlerdir.

91 Şiir, 8.5.2000 günü tarafımızdan derlenmiştir.

Âşıkların böyle bir yola yönelmesinin acaba sebebi nedir? Bizce

en önemli sebep; âşığın, zor olanı başarıp diğer âşıklardan farklı

olduğunu sergilemek, böylelikle gücünü ve sanatını göstermeye, dikkat

çekmeye çalışmaktır. Bunun yanında âşığın şiirine ahenk ve akıcılık

kazandırma düşüncesi, karşılaşma sırasında rakibini mat etme gayreti,

akrostiş şiir yazma düşüncesinin doğurduğu mecburiyet gibi sebeplerde

sıralanabilir.

Şurası da vardır ki, bu tarz şiirlerde, çok kafiye mecburiyetinden

dolayı, şiirde anlamın yansıtılmasında, birtakım zayıf ifadelerin olacağı

ihtimal dahilindedir. Fakat çok kafiyeli şiirlerin şairin gücünün

sergilenmesinin dışında bir güzel tarafı da tabii olarak ahenk

zenginliğinin ortaya çıkmasıdır.*

* Bu incelememizin ilk şekli Türk Halk Kültürü Araştırmaları 1991/2, Ank., 1991, s. 77-

78’de Türk Halk Şiirinde Çok Kafiyeli Şiirler başlığıyla yayımlanmıştır.

Dr. Doğan KAYA

Alıntı : http://www.dogankaya.com/fotograf/turk_halk_siirinde_cok_kafiyeli_siirler.pdf

Enter Your Mail Address

Share

Vote this page

Bir Cevap Yazın