Ünlü Şairlerden İstanbul Şiirleri

İSTANBUL’UN FETHİNİ GÖREN ÜSKÜDAR

 

Üsküdar, bir ulu rü’yayı görenler şehri!

Seni gıpta ile hatırlar vatanın her şehri.

Hepsi der: “Hangi şehir görmüş onun gördüğünü?

Bizim İstanbul’u fethettiğimiz mutlu günü!”

Elli üç gün en mehâbetli temâşâ idi o!

Sanki halkın uyanık gördüğü rü’yâ idi o!

Şimdi beş yüz sene geçmiş o büyük hatırâdan;

Eli üç günde o hengâme görülmüş buradan;

Canlanır levhası hâlâ beşer ettikçe hayâl;

O zaman ortada, her saniye gerçek bir hâl.

Gürlemiş Topkapı’dan bir yeni şiddetle daha

Şanlı nâmıyle ‘Büyük Top’ denilen ejderha.

Sarfedilmiş nice kol kuvveti gündüz ve gece,

Karadan sevk edilen yüz gemi geçmiş Halic’e;

Son günün cengi olurken ne şafakmış o şafak,

Üsküdar, gözleri dolmuş, tepelerden bakarak,

Görmüş İstanbul’a yüzbin meleğin uçtuğunu;

Saklamış durmuş asırlarca hayâlinde bunu.

 

Yahya Kemal BEYATLI

 

 

* * * * * * *

 

KOCA MUSTAPAŞA

 

Koca Mustâpaşa! Ücrâ ve fakir İstanbul!

Ta fetihden beri mü’min, mütevekkil, yoksul,

Hüznü bir zevk edinenler yaşıyorlar burada.

Kaldım onlarla bütün gün bu güzel rü’y’ada.

Öyle sinmiş bu vatan semtine milliyetimiz

Ki biziz hem görülen, hem duyulan, yalnız biz.

Mânevi çerçeve beş yüz senedir hep berrak;

Yaşıyanlar değil Allâh’a gidenlerden uzak.

Bir bahar yağmuru yağmış da açılmış havayı

Hisseden kimse hakikat sanıyor hülyâyı.

Âhiret öyle yakın seyredilen manzarada,

O kadar komşu ki dünyâya dıvar yok arada,

Geçer insan bir adım atsa birinden birine,

Kavuşur karşıda kaybettiği bir sevdiğine.

 

Serviliklerde sükûn, yolda sükûn, evde sükûn.

Bu taraf sanki bu halkıyle ezelden meskûn.

Bir afîf âile sessizliği var evlerde;

Örtüyor farkı asâletle çekilmiş perde.

Kaldırımsız, daracık, iğri sokak, doğru sokak..

Her geçildikçe basılmış ve düzelmiş toprak.

Kuru ekmekle, bayat peyniri lezzetle yiyen,

Çeşmeden her su içerken: “Şükür Allah’a” diyen

Yaşıyor sâde maîşetlerin en sâfında;

Rûh esen kuytu mezarlıkların etrâfında.

Bu vatandaş biraz ahşapla, biraz kerpiçten

Yapabilmiş bu güzellikleri birkaç hiçten.

Türk’ün âsûde mizâciyle Bizans’ın kederi

Karışıp mağrifet iklimi edinmiş bu yeri.

 

Şu fetih vak’ası, yârab! Ne büyük mu’cizedir!

Her tecellisini nakletmek uzundur bir bir;

Bir tecellisi fakat, rûhu saatlerce sarar:

Koca Mustâpaşa var, câmii var, semti de var.

Elli yıl geçtiği günlerde büyük mu’cizden,

Hak’dan ilham ile bir gün o güzel semte giden

Rum vezîr, eski manastırda ederken secde,

Kalbi çok dolduran îmân ile gelmiş vecde,

Onu, tek Tanrısının mâbedi etmiş de hayâl,

Vakfedip her neye mâlikse, bütün mâl ü menâl,

Bir fetih câmii yapmak dilemiş islâma.

Sebep olmuş bu eser yâd edilir bir nâma.

 

Dört asırdır inerek câmie nûr üstüne nûr

Yerde bulmuş yaşıyanlar da, ölenler de huzûr.

Ona hâlâ gidilirken geçilir bir yoldan,

Göze çarpar ölüm âyetleri sağdan soldan,

Sarmaşıklar, yazılar, taşlar ağaçlar karışık;

Hâfız Osman gibi hattatla gömülmüş bir ışık

Bu mezarlıkta siyah toprağı aydınlatıyor;

Belli, kabrinde, O, bir nûra sarılmış yatıyor.

 

Kopmuşuz bizler o öz varlık olan manzaradan.

Bahseder gerçi duyanlar bir onulmaz yaradan;

Derler: İnsanda derin bir yaradır köksüzlük;

Budur âlemde hudutsuz ve hazîn öksüzlük.

Sızlatır bâzı saatler dayanılmaz bir acı,

Kökü toprakta kalıp kendi kesilmiş ağacı.

Rûh arar başka tesellî her esen rüzgârda.

Ne yazık! Doğmuyoruz şimdi o topraklarda!

 

Yahya Kemal BEYATLI

 

 

* * * * * * *

 

ERENKÖYÜ’NDE BAHAR

Cânan aramızda bir adındı,

Şîrin gibi hüsn ü âna unvan,

Bir sahile hem şerefti hem şan,

Çok kerre hayâlimizde cânan

Bir şi’ri hatırlatan kadındı.

 

Doğmuştu içimde tâ derinden

Yıldızları mâvi bir semânın;

Hazzıyla harâb idim edânın,

Hâlâ mütehayyilim sadânın

Gönlümde kalan akislerinden.

 

Mevsim iyi, kâinât iyiydi;

Yıldızlar o yanda, biz bu yanda,

Hulyâ gibi hoş geçen zamanda

Sandım ki güzelliğin cihanda

Bir saltanatın güzelliğiydi.

 

İstanbul’un öyledir bahârı;

Bir aşk oluverdi âşinâlık…

Aylarca hayâl içinde kaldık;

Zannımca Erenköyü’nde artık

Görmez felek öyle bir bahârı.

 

Yahya Kemal BEYATLI

* * * * * * *

İSTANBUL UFUKTAYDI

 

Gurbetten, uzun yolculuk etmiş, dönüyordum.

İstanbul ufukta’ydı…

Doğrulduğumuz ufka giderken…

Sevdâlı yüzüşlerle, yunuslar

Yol gösteriyordu.

 

İstanbul ufuktan,

Sîmâsını göstermeden önce,

Kalbimde göründü;

Özentili kalbimde bütün çizgileriyle,

Binbir kıyı, binbir tepesiyle,

Binbir gecesiyle.

 

Yıllarca uzaklarda yaşarken,

İstanbul’u hicranla tahayyül, beni yordu.

Yer kalmadı beynimde hayâle.

İstanbul’a artık bu dönüş son dönüş olsun.

Son yıllarım artık

Geçsin o tahayyüllerimin çerçevesinde.

 

Bir saltanat iklîmine benzer bu şehirde,

Hulyâ gibi engin gecelerde,

Yıldızlara karşı,

Cânanla berâber,

Allah içecek sıhhati bahşetse…

Bu kâfî…!

 

Yahya Kemal BEYATLI

 

* * * * * * *

 

İSTANBUL’UN O YERLERİ

 

Aşkın şeref diyârını gördümdü bir zaman.

Yıldızlarıyle başka bir âlemdi her gece.

Kıpkırmızıydı şanlı ufuklarda her şafak.

 

Cânanla çıktığım tepeler… Başta Çamlıca..

Hâlâ muhayyilemde parıldar, resim gibi,

Yârin dudaklarında bitip başlayan visâl.

 

Cânanla gezdiğim kıyılar, sürdüğüm hayat,

Öz mâvilikle çerçevelenmiş o levhada,

Ömrün murâdımızca geçen mutlu günleri.

 

Yaş bastı. Görmedim nice yıldır o yerleri.

Görsem de görmesem de bu indimde bir benim;

Mâdem ki şimdi her biri kalbimdedir benim.

 

Yahya Kemal BEYATLI

 

* * * * * * *

 

İSTANBUL’U DİNLİYORUM

 

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı

Önce hafiften bir rüzgar esiyor;

Yavaş yavaş sallanıyor

Yapraklar, ağaçlarda;

Uzaklarda, çok uzaklarda,

Sucuların hiç durmayan çıngırakları

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

 

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Kuşlar geçiyor, derken;

Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.

Ağlar çekiliyor dalyanlarda;

Bir kadının suya değiyor ayakları;

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

 

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Serin serin Kapalıçarşı

Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa

Güvercin dolu avlular

Çekiç sesleri geliyor doklardan

Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

 

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Başımda eski alemlerin sarhoşluğu

Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;

Dinmiş lodosların uğultusu içinde

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

 

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Bir yosma geçiyor kaldırımdan;

Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.

Birşey düşüyor elinden yere;

Bir gül olmalı;

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

 

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;

Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;

Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;

Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından

Kalbinin vuruşundan anlıyorum;

İstanbul’u dinliyorum.

 

Orhan Veli KANIK

 

* * * * * * *

 

İSTANBUL TÜRKÜSÜ

İstanbul’da, Boğaziçi’nde,

Bir garip Orhan Veli’yim;

Veli’nin oğluyum,

Tarifsiz kederler içinde.

Urumelihisarı’na oturmuşum,

Oturmuş da bir türkü tutturmuşum:

 

“İstanbul’un mermer taşları;

Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları;

Gözlerimden boşanıyor hicran yaşları;

Edalı’m,

Senin yüzünden bu halim.”

“İstanbul’un orta yeri sinema;

Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama;

El konuşur, sevişirmiş, bana ne?

Sevdalı’m,

Boynuna vebalim!”

 

İstanbul’da, Boğaziçi’ndeyim.

Bir fakir Orhan Veli;

Veli’nin oğlu,

Tarifsiz kederler içindeyim.

 

Orhan Veli KANIK

 

* * * * * * *

BİR GÜN SABAH SABAH 

Bir gün sabah vakti kapıyı çalsam,

Uykudan uyandırsam seni:

Ki, daha sisler kalkmamıştır Haliç`ten.

Vapur düdükleri ötmededir.

Etraf alacakaranlık,

Köprü açıktır henüz.

Bir gün sabah sabah kapıyı çalsam…

Yolculuğum uzun sürmüş oldukça

Gece demir köprülerden geçmiştir tren.

Dağ başında beş on haneli köyler,

Telgraf direkleri yollar boyunca

Koşuşup durmuş bizle beraber.

Şarkılar söylemişim pencereden,

Uyanıp uyanıp yine dalmışım.

Biletim üçüncü mevki,

Fakirlik hali.

Lületaşından gerdanlığa gücüm yetmemiş,

Sana Sapanca`dan bir sepet elma almışım..

Ver elini Haydarpaşa demişiz,

Vapur rıhtımdadır pırıl pırıl,

Hava hafiften soğuk,

Deniz katran ve balık kokulu

Köprüden kayıkla geçmişim karşıya,

Bir nefeste çıkmışım bizim yokuşu…

Bir gün sabah sabah kapıyı vursam,

-Kim o ? dersin uykulu sesinle içerden.

Saçların dağınıktır, mahmursundur.

Kimbilir ne güzel görünürsün sevgilim,

Bir gün sabah vakti kapıyı çalsam,

Uykudan uyandırsam seni,

Ki, daha sisler kalkmamıştır Haliç`ten.

Fabrika düdükleri ötmededir.

 

Turgut Uyar

 

* * * * * * *

 

BEYOĞLU’NDAN DOLMABAHÇE’YE 

Ne günlermiş, ne günlermiş

Sus pus olmuş, puslu bir İstanbul muydu yüzün, yoksa

çok bildik hüzünler mi taşınmıştı yüzüne

Dolmabahçe`de, çay tadında…

Divit ucuyla yazılmış bir aşkın sureti vardı avuçlarında,

tarih bir başka iklimin kıvamını gösteriyordu.

Ben rehnedilmiş yelkovan gibi… hani akrep`i seven ama

yüreği takvim yokuşlarında…

Sinemada elinin elimde terleyişinin bir anlamı olmalı,

sesinin sesimde yankılanmasının… sanki perdedekine

üzülmüş ya da sevinmişsin de tesadüfen akmış yüzün

içime… Yalan! Sen perdeye bakıyorsun, fikrin benim

seyir defterimde… ve ben amerikanca bir filmi kürtçe

seyrediyorum…

Kadın, Beyoğlu`nun bir kış akşamında,

üstündeki deri montun sahibine küs, soğukluğundan

muzdarip yürüyordu… Adam da… Yürümek hiçbir şeyi

çözmüyordu, bazı Aralık akşamlarında… Parmağında

yaralı bir öyküyü taşıyordu adam… Kadının yüzünde

bir hüzün… Hüzünlü aralık akşamında bir yüzük…

Yüzüğün yüzünde dünya güzeli bir kadının kehaneti…

… Soğuğun ve karanlığın vehameti!

Hayatı, bir başkasının pantolonu gibi, küçültülmüş,

Daraltılmış… İlk sahibinin o pantolonla yaşadığı şeyler,

yani pantolonu pantolon yapan anılar, bazı ilkbahar

bereleri yüzünden yapılan yamalar, ter tüketen

yazlar… Hepsi daraltılmış… Yaşananlara bir beden

büyük geliyor artık hayat!

Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşık

olmak içinse erken… Beni sevda yerimden vurdu yine

zaman… Şimdi sana söylenecek tek cümle:

Bende sana yetecek kadar ben kalmadı…

 

Yılmaz Erdoğan

 

* * * * * * *

 

CANIM İSTANBUL

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;

Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.

İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;

O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.

Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;

Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.

Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,

Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

İstanbul benim canım;

Vatanım da vatanım…

İstanbul,

İstanbul…

Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;

Servi, endamlı servi, ahirete perdelik…

Bulutta şaha kalkmış Fatih`ten kalma kır at;

Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat…

Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;

Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..

Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;

Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet…

O manayı bul da bul!

İlle İstanbul`da bul!.

İstanbul,

İstanbul…

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;

Çamlıca`da, yerdedir göklerin derinliği.

Oynak sular yalının alt katına misafir;

Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.

Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,

Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar…

Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?

Cumbalı odalarda inletir “Katibim”i…

Kadını keskin bıçak,

Taze kan gibi sıcak.

İstanbul,

İstanbul…

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!

Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler….

Eyüp öksüz, Kadıkoy süslü, Moda kurumlu,

Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.

Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından

Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.

Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;

Güleni şoyle dursun, ağlayanı bahtiyar…

Gecesi sünbül kokan

Türkçesi bülbül kokan,

İstanbul,

İstanbul…

 

Necip Fazıl KISAKÜREK

 

 

* * * * * * *

 

İSTANBUL 

Seni görüyorum yine İstanbul

Gözlerimle kucaklar gibi uzaktan

Minare minare, ev ev,

Yol, meydan.

 

Geliyor Boğaziçi’nden doğru

Bir iskeleden kalkan vapurun sesi,

Mavi sular üstünde yine

Bembeyaz Kızkulesi.

 

Bir yanda, serin sabahlarla beraber,

Doğduğum kıyılar: Beşiktaşım.

Baktıkça hep, semt semt, yer yer,

Beş yaşım, onbeş yaşım, ah yirmi yaşım!

 

Durmuş bir tepende okuduğum mektep,

Askerlik ettiğim kışladır ötesi.

Bir gün bir kızını benim eden

Evlendirme dairesi.

 

Benim de sayılmaz mı oralar?

Elimi tutar gibi iki yanımdan,

Babamın yattığı Küçüksu,

Anamın toprağı Eyüpsultan.

 

Önümde, açık kollarıyla boğaz,

Çengelköy’den aktarma Rumelihisarı.

İstanbul, İstanbul’um benim,

Kadıköy’ü, Üsküdar’ı…

 

Gün olur, Köprü ortasında durur

Anarım, Adalar’da çamların uykusunu.

Gün olur, Beyoğlu’nu özler içim,

Koklamak isterim Tünel’in kokusunu.

 

Bulut geçer üstünden,

Gemi gelir yanaşır

Bir eski türküdür, kulağıma fısıldar,

“İçi dolu çamaşır.”

 

Göğünde tanıdım ayın ondördünü.

Kırlarında bilirim baharı,

Herşey içimde, herşey,

İstanbul yadigarı.

 

Bir daha görüyorum seni dünya gözüyle,

Göğün hep üstümde, havan ciğerlerimdedir.

Ey doğup yaşadığım yerde her taşını

Öpüp başıma koymak istediğim şehir!

 

Ziya Osman Saba

 

* * * * * * *

 

İSTANBUL IŞIK IŞIK

 

İstanbul rüzgar rüzgar sevdiğim

Kah bir lodos, denizlerden esen

Ilık mı ılık

Kah ustura gibi deli bir poyraz

Bırak saçlarını rüzgarlarına İstanbulun

Bu şehirde aşksız ve rüzgarsız yaşanmaz

 

İstanbul bulut bulut sevdiğim

Kimi beyaz mı beyaz

İnce, tül gibi

Kimi katran misali kara

Bulutları da insanlarına benzer İstanbulun

İnanma sevdiğim, inanma bulutlara

 

İstanbul yağmur yağmur sevdiğim

Kah ince ince

Kah bardaktan boşanırcasına

Hele bir yağmur yağmaya görsün

Ölürcesine yaşanır bu şehirde sevdiğim

Ve yaşanırcasına ölünür

 

İstanbul deniz deniz sevdiğim

Bir çakır mavi

Bir camgöbeği tuzlu su

Üstünde irili ufaklı tekneler

Kayıklar, yelkenliler, mavnalar

Kalleştir denizleri istanbulun sevdiğm

İstanbul kadar

 

İstanbul kadeh kadeh sevdiğim

İçtikçe içesi gelir insanın

Sarhoşluğu tutuşup yanmaya benzer

Ve bir gölgedir yalnızlık meyhanelerinde

Seninle dolaşır, seninle gezer

 

Ümit Yaşar Oğuzcan

Enter Your Mail Address

Vote this page

ophelian hakkında

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum
Bu yazı ÜNLÜ ŞAİRLERDEN İSTANBUL ŞİİRLERİ, ÜNLÜ ŞAİRLERDEN KONULU ŞİİRLER kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın