Yetim bir Mayıs Güncesi..

Yapraklarına yağmur düşmüş mayıs papatyaları gibi duruyorsun karşımda anne
üşüyen ellerime sıcak, bitmişliğime can olarak..

Bir gece yarısı bir sabah öncesi yine kederliyim yine saçmalayacağım kelimeleri içimdeki hüzünle yine abartacağım seni özlemeyi lütfen kızma…
Ve bil ki yokluğunda bile şifâsın yokluğunda bile devâ…

…Gözlere uykuyu yasak eden bir yalnızlıktır annesizlik sen bilmezsin anne sensizliği,
Devamı hakkındaYetim bir Mayıs Güncesi..

Geçmeyen günlerin akşamından..

Tıklım tıklım yalnızım, iğne atsan yere düşmüyor demiş rahmetli Didem Madak..

 

Kendi ile başbaşa olmanın diğer tarifi bu olsa gerek, ah nisan, yılın en uzun ay’ı senmişsin de bundan haberim yokmuş.. Geçmez bazen saniyeler bile, zaman olduğu yere çakılır kalır misali.

– Geçmeyen günlerin akşamındayım dedim yürürken, kenarları çiçeklerle süslenmiş Devamı hakkındaGeçmeyen günlerin akşamından..

Baba; anneme iyi bak olur mu? / Bedirhan Gökçe Seslendirmesi

Baba; anneme iyi bak olur mu?
Benden sana evlat vasiyetidir
Baba; anneme iyi bak!
Akşam büyük bir heyecanla televizyon izlerken sen
Şöyle gözünün ucuyla bir kez anneme bak
Yaşanmışlıklarını göreceksin o çocuksu bakışlarında
Yaşattıklarını yaşatamadıklarını
Sana adanmış koskocaman bir ömrü göreceksin bakışlarında
Akşamları geç geldiginde boğazına dizilen yiyemediği lokmaları göreceksin
Bizim ağzımızı kapatmalarını
Yüreğinin ağzına geldiği zamanları göreceksin
Devamı hakkındaBaba; anneme iyi bak olur mu? / Bedirhan Gökçe Seslendirmesi

BERLİN’DE HAYAT

berlinde-hayat

Sevgili Günlük…

Günlerden gurbet, aylardan gurbet, saatlerden hatta saliselerden gurbet dediğim bir gün daha..

“Doğduğun yer değil doyduğun yer” derdi babaannem.. Nerde ekmek varsa teknemizi oraya götürürüz misâli..

Başlamalıydık biz de bir yerlerde tekrar tutunmaya hayata. Burası kahverengi ve siyah tonların ağır bastığı gri renkli gökyüzü ve güneşin birkaç hafta yüzünü çekinmeden gösterdiği ama onun sonrasında mumla arasak yüz vermediği bir yabancı memleket.

“Kapının ardı gurbet” derdi bir de annem, bu sözü de anladığımda üşüyen ellerimi cebime sıkıca sokmuş, yolun bitmesini bekliyordum vagonun bir köşesinde ağır ilerleyen trenin bitmek bilmeyen seyrinde. Sanki götürmek istemiyor da çaresizce yapmak istiyormuş gibi bir yol alışı vardı, hâlâ aklımda..

Yaşadığımız yer sessiz bir yerleşim kentiydi… Neden bu insanların çocuktan çok yanlarında köpek gezdirdiğine bir türlü anlam veremediğim bir yerdeydim;  bir sabah uyanıp da küçük ahşap penceremin alabildiği kadar bana gösterdiği manzaraya bakarken.

Dilini çözmüştüm ama yaşımın söylememe müsaade etmeyen düşüncelerini saklıyordum manasız bakışlarımın kahverengisinde. Okul dediler okula gidip tamamlamam gerekiyordu eğitimimi. Her şey gibi buranın okuluna alışmakta zor oldu, ne öğretmenleri yurdum öğretmeni gibi şefkat bakıyordu ne tahtası karaydı ne de öğrencilerin disiplini ve saygısı vardı.. farklıydı. (o konuya girip de şimdi insanların Avrupa’da çocuk okuttum havalarını zedelemek istemiyorum o yüzden içimdeki ses nar sus diyor) Devamı hakkındaBERLİN’DE HAYAT

GAMZELİMM’DEN HARİKA ŞİİRLER

EN GÜZEL DUA’M

bir kelebeğin kanatlarına dokunmak gibiydi seni sevmek

ve bir karanfil kırmızısında yanmaktı kor gibi,

ateşlere inat..

şimdi..ellerini biriktiriyorum gecelerde

ve cennete eş kokunu

ne kadar çok isen bende,

ben de o kadar çok sen oluyorum

nihavent şarkılar mırıldanıyor sokaklar

ay’ın dudak kenarında muzip bir gülüş

ve bal rengi gözlerimde

hiç durmadan vals yapıyor martılar

Devamı hakkındaGAMZELİMM’DEN HARİKA ŞİİRLER

Edebiyatımızın En Ayrıksı Örneklerinden Biri, Küçük İskender

67684_519483731404174_1404313382_n

Küçük İskender, edebiyatımızın en ayrıksı örneklerinden biri olan metinlerinin bu kadar sert olmasının nedenlerinin sorulması üzerine, “Masum ve çocuksu bir yerden kaynaklanıyor tehlikeli ifade biçimleri. İnsanların çoğu zaman karşılaştığı ama çok etkilenmediği, aslında etkilenmesi gereken alanlar. Kötü hissediyorum. Bir seferinde Taksim’e doğru yürürken bir kedi ölüsü gördüm. Çevresine toplanan köpekler kediyi kokluyorlardı. Ama çok mutsuzlardı. “Düşman” diye algıladığımız ölmüş. Aslında oyun arkadaşları ölmüştü. Kedi ölürse, köpekler oyun arkadaşını kaybeder. Hayatın içine yayılmış bu cilveyi hissetmeye başlayınca hem mutsuz oldum hem kafam açıldı. Şairlerin romancılardan ayrıldığı en önemli nokta bu; kafalarının açılması. Level atlaması, -oyunu sevdiğim, oyun gibi düşündüğüm için kullanıyorum bu tabiri- riskini de artıracaktır aslında. Algı açıldıkça şiir de hayat da zorlaşıyor,” dedi.

 

 

Metinleri üzerinde tıp eğitiminin de oldukça etkisi olduğunu belirten İskender, doktorların bedeni algılama biçimiyle edebiyat arasında da ilişki kurdu: “Bedeni doktorlar gibi görmek de çok daha ağır. Hastalanmadıkça ne kadar farkına varıyoruz ki bedenimizin? Hastalandığınız zaman hissediyorsunuz bedeninizi. Edebiyat ve sanat da hastalığı hissetme biçimi değil mi aslında? İçinizde bir sıkıntı olması, farkında olmanız. Kendinizi yalaya yalaya tedavi etmeniz.”

 

 

Hiç kimseden Edip Cansever’den yediğim dayağı yemedim

 

Etkinlik boyunca bol bol anekdot aktaran şair, kendisinden önceki şairlerle ve şiir geleneğiyle kurduğu ilişkiyi anlatırken, Edip Cansever’le ilgili anılarını aktardı: “Gençliğimde Edip Cansever’in kitabını duvara çarptım, “böyle şiir mi olur” diye. Babam komünist olduğu için Cansever’i, Nazım Hikmet’i, Orhan Kemal’i okutuyordu. Benzememi değil, onlar gibi olmamı istiyordu; ikisi farklı şeyler. Bu yüzden İkinci Yeni şiirine de soğuktum. 17 yaşındayım, arkadaşlarımla Bodrum’a tatile gidiyoruz. O zamanlar otobüsler İzmir’in içinden geçiyor. Otobüs bir tren yolunun önünde beklerken gözümü açtım, bir köpek gördüm. Köpek uzaklara bakıyor. Onun baktığı yerlere bakmaya çalıştım, hiçbir şey yok, sadece dağlar. O zaman Cansever dizeleri aklıma geldi; “kim bakardı uzağa köpekleri saymazsam.” Bodrum’a iner inmez bir Edip Cansever kitabı aldım. Ben onu anlayacak kapasitede değilmişim, kabahat bende, ben salağım çünkü. Şairleri anlamıyorsak bizimle ilgili bir sorundur o. Yetmedi Edip Cansever’in yaptığı. İstanbul’a dönünce tanışmak istedim. Tanışmayı ayarladım da. Ama ben tanışamadan öldü, üstelik doğum günümde. Üstelik cenazesi benim o sıra yaşadığım Teşvikiye’den kalktı. Hayatımda bu kadar dayak yediğimi hatırlamıyorum.” Devamı hakkındaEdebiyatımızın En Ayrıksı Örneklerinden Biri, Küçük İskender

Annelerin Edebiyatçılar Üzerinde Etkileri

Anneler Günü Uzun ?iirleri

 İnsan yaşamında ailenin, özellikle de annenin etkisi tartışılmazdır. Bu gerçeği Türk edebiyatının içinde de görürüz. Türk edebiyatında bazı şair ve yazarlar, annelerinden ısrarla söz etmişlerdir.

Onların kişiliklerinin oluşmasında annelerinin etkisinin ne kadar büyük olduğunu bu edebiyatçılar, eserlerinde, konuşmalarında ve anılarında da açıkça ortaya koymuşlardır. Ancak bazı şair ve yazarlar eserlerinde dolaylı yoldan anneye yer vermişlerdir. İster doğrudan ister dolaylı yoldan olsun anneler, gerçektir; bir sanat eseri güzelliğindedir ve elbette edebiyatın konusu olur.

 Biz bu bölümde, eserlere doğrudan ya da dolaylı biçimde yansıyan anne temasını bir nebze de olsa aydınlatacağından bazı edebiyatçıların annelerinden nasıl etkilendiğine değineceğiz.  Devamı hakkındaAnnelerin Edebiyatçılar Üzerinde Etkileri

Bu Gece

1466178_634140466627148_842556552_n

Hiçbir şey hissetmiyorum

İlk defa

Bu gece

Hiçbir şarkı boğazımda düğümlenmiyor

Hissimin dedikodusunu yapan gözlerim,

Rengini reddediyor

Saçımın rengi değişiyor ve yüzümdeki yaşam belirtilerini

Annem süpürüyor odamdan

Bıraktığım her şey için teker teker af diliyorum

Aynada gördüğüm kadın hala benden af beklemiyor.

Beklemek, Devamı hakkındaBu Gece

Ekran Klavyesi

Bir şeyler aklınıza gelip onu bilgisayarda yazmayı düşünüp de kablosuz klavyenizin bozulduğunu fark edip başka alternatif olmadığından ekran klavyesinden yazmaya çalıştığınız oldu mu hiç, şu anda benim gibi mouse  ile harflere tıkladınız mı ? Ünlü Şair, Can Yücel’in Maarif Takvimi şiirini düşündüm. Bu trajikomik durumuma bir nebze farklı olsa da yazdığı şiiri şöyleydi : Anne […]

Araç çubuğuna atla