Abdülhak Hamid Tarhan ve Makber Şiirinin İncelemesi

Makber ölen bir kişinin ardından söylenmiş bir ağıt değildir.

Ölümü olgunlukla karşılayan ve kader olarak düşünen divan şiirinin mersiye geleneğine karşılık Makber şiirinde şair ölümün nedeni irdelenmiştir.

Şiir bu tarafıyla ölüme karşı insanın acziyeti, reddedişi ve ardından çaresiz feryatları duyulur bu şiirde. Teslimiyet ise birçok sorudan ve çığlıktan sonra önceki sözleri için af dileyerek gelir. 

Hamit bazen Allah’ın varlığını delillendirmek için bazen de sevgilinin vasıflarını gözümüzde canlandırmak için tabiata başvurur. Ama özellikle soyut planda sevgili ile tabiatın bir arada kullanıldığı görülür. Acısını dindirmek için tabiata sığınan şair öfkelenince ona bağırır, kızar, beddua dahi eder. En sonunda ise yine huzura ermek için kendini tabiatın koynuna bırakır.

Makber romantizm etkisindedir ve bu anlayışa uygun, gözyaşları arasından algılanan bir tabiat anlayışı görülmektedir. Geleneğe dayalı Türk şiir anlayışını şekil ve içerik açısından yenileyen Abdülhak Hamit Tarhan, tabiata ait zihnî telakkide de yeni bir bakış açısı oluşturmuştur. Gerek şiir gerek tiyatro eserlerinde tabiatı alışılmışın dışında bir bakış açısıyla gözler önüne sermiş, ele aldığı hemen her konuyu tabiatla ilişkilendirmiştir. Makber isimli eserinin temeli, ölüm düşüncesinin felsefî sorgulanışı olsa da bu eserde tabiata ait birçok unsurla karşılaşmak mümkündür.

Abdülhak Hamit eşi Fatma hanımın ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getiren meşhur

Makber şiirinde şöyle yazmıştır;

Alıntı : http://www.kisiselgelisimveolumlamalar.com/edebiyat/makber-siirinin-incelemesi-t694067.0.html

*****************

Eyvâh!.. Ne yer, ne yâr kaldı,

Gönlüm dolu âh ü zâr kaldı.

Şimdi buradaydı gitti elden,

Gitti ebede gelip ezelden.

Ben gittim o hâksâr kaldı,

Bir kûşede târumâr kaldı.

Bâkî o, enîs–i dilden eyvâh!

Beyrût’ta bir mezâr kaldı.

 

Makber, sonudur dekaayıkın bu,

Bir sırr-ı garîbi Hâlikin bu.

Bir nûr ki meyl-edince hâbe,

İnmekte şu bir yığın türâbe,

En yükseğidir şevâhikın bu,

En müdhîşidir hakayıkın bu,

Bedbaht, o hakiykat anlaşılmaz,

Şânın bu, cihanda lâyıkın bu.

Gittî, nazarımdan âh, gitti…

Bî-maksad ü bî günâh gitti…

Her ferd cihanda birdir ammâ

Bir tâne değildir öyle, hâşâ,

Bir tâne idî o mâh, gitti,

Aylarca olup tebâh gitti.

Görsem yeridir senî karanlık,

Nûrum benim ey İlâh, gitti.

 

Bu dizelerde tanzimat öncesi görülmeyen bir yenilik vardır. Abdülhak Hamit Tarhan’ın ölüme bakış açısı önceki şiirlerden ve şairlerden farklıdır. İkinci dizede sevdiği kişinin günahsız ve maksatsız öldüğünü ifade ederek eceli (Allahın takdir i ilahisini) sorguluyor. Bendin son dizesinde ise Allah’a hitaben “Seni karanlık görsem yeridir, çünkü benim nurum gitti” diyerek öfkesini, isyanını dile getiriyor. Ve bu dizelerden sonraki dizelerde bu sözleri için Allah’tan af dilemiştir.

Türk edebiyatında ölümü çıplak gözle görmek, ölüm karşısında insanın acizliğini, korkularını, isyanını ifade etmek Abdülhak Hamit Tarhan’ın bu şiiiriyle başlamıştır. Hamitin bu yaptığı Türk edebiyatında bir yeniliktir ve tanzimat dönemine özgün bir şiirdir. 

http://www.kisiselgelisimveolumlamalar.com/edebiyat/makber-siirinin-incelemesi-t694067.0.html  

Çık Fâtıma, lâhdden kıyâm et,

Yâdımdaki hâlime devâm et!

Ketmetme bu râzı, söyle bir söz,

Ben isterim âh öyle bir söz!..

Güller gibi meyl-i ibtisâm et,

Dağ-ı dile çâre bul, merâm et!..

Bir tatlı bakışla, bir gülüşle

Eyyâm-ı hayâtımı tamâm et!..

  

Bî-fâide gördü çok cefâlar,

Bîgâne bulundu âşnâlar.

Ben neyliyeyim büyükse devrân?

Taksîri nedir küçükse insan?

Kâr etmedi verdiğim devâlar,

Geçti yere ettiğim du’âlar;

Gördük seni ey Hâkîm-i mutlak!

Ey hastalara veren şifâlar!

 

Sen Hâlıkımızsın, ettik iyman,

Bir sende bulur bu ye’s pâyan.

Sen varken olur mu âhiret yok?

Yok şüphe ki sende mağrifet çok.

Duydum, seni istiyor bu vicdan.

Bildim, sana vâsıl oldu cânan

Tekrâr buyur fakat hayatın,

Can ver ona vermedinse derman.

 

Yâ Rab, bana bir inayet eyle,

Bir yol tutayım delâlet eyle;

Kaldımsa da ayrı, görmedim o nerde,

Sadme ile bir adım ilerde!..

Ey can, buna gel kanaat eyle,

Git makberini ziyaret eyle.

Kesme yolum ey hayat-ı katil,

Ey mevt, beni sinayet eyle…

 

Sâfil semavâtı cây edinsin,

Teşhir olunup ecel tepinsin.

Bin velvele, bin kıyamet olsun;

Bin zelzele bir inayet olsun;

Mahşer tozarak mezara binsin,

Çarpıp küreler kırılsın, insin:

Yağsın nesi varsa kâinatın…

Lâkin bu derin sükût dinsin!..

  

Yâ Rab, öleyim mi neyleyim ben?..

Ayrı yaşayım mı sevdiğimden?..

Verdin bana böyle bir mûsibet,

Ettin beni düşmen-i muhabbet.

Ya bir kulu sevmiyor musun sen?..

Ya böyle bir ölüm değil mi erken?..

Hiç bulmamak üzre gâib ettim,

Mecnun gibi ben onu severken.

 

Her yer karanlık pür-nûr o mevkî?..

Mağrib mi yoksa makber mi yâ Râb!

Yâ hâbgâh-ı dilber mi yâ Râb,

Rüyâ değil bu ayniyle vakî.

Kabrin çiçekten bir türbe olmuş,

Dönmüş o türbe bir haclegâhe,

Bir haclegâhe dönmüşse türben

Aç koynunu aç maşukânım ben.

 

Sen öldün, ölüm güzel demektir,

Ölsem yaraşır gamınla her gün.

 

Abdülhak Hamit Tarhan

( 1852 – 1937 )

 

HİKAYESİ KISACA :

 

Şair-i Âzam Abdülhak Hamid Tarhan, deniz üzerinden yapılan bir lübnan yolculuğunda vefat eden eşi Fatma Hanım’ın ardından yasa boğulur. 6 ay boyunca karanlık bir bodrum katında yaşar. 6 ay sonra o bodrum katından çıktığında gülhane parkı’na gidip ahaliye “makber” şiirini okur. Şiiri duyanlar lâl olur, gözyaşlarına boğulur.

 *****************************************************************************************************************

ABDÜLHAK HAMIT TARHAN’IN ÖLÜME VE DOĞAYA BAKIŞ AÇISI

Makber ölen bir kişinin ardından söylenmiş bir ağıt değildir. Ölümü olgunlukla karşılayan ve kader olarak düşünen divan şiirinin mersiye geleneğine karşılık Makber şiirinde şair ölümün nedeni irdelenmiştir. Şiir bu tarafıyla ölüme karşı insanın aciziyeti, reddedişi ve ardından çaresiz feryatları duyulur bu şiirde. Teslimiyet ise birçok sorudan ve çığlıktan sonra önceki sözleri için af dileyerek gelir.

 

Hamit bazen allah’ın varlığını delillendirmek için bazen de sevgilinin vasıflarını gözümüzde canlandırmak için tabiata başvurur. Ama özellikle soyut planda sevgili ile tabiatın bir arada kullanıldığı görülür. Acısını dindirmek için tabiata sığınan şair öfkelenince ona bağırır, kızar, beddua dahi eder. En sonunda ise yine huzura ermek için kendini tabiatın koynuna bırakır. Makber romantizm etkisindedir ve bu anlayışa uygun, gözyaşları arasından algılanan bir tabiat anlayışı görülmektedir.

 

Geleneğe dayalı Türk şiir anlayışını şekil ve içerik açısından yenileyen Abdülhak Hamit Tarhan, tabiata ait zihnî telakkide de yeni bir bakış açısı oluşturmuştur. Gerek şiir gerek tiyatro eserlerinde tabiatı alışılmışın dışında bir bakış açısıyla gözler önüne sermiş, ele aldığı hemen her konuyu tabiatla ilişkilendirmiştir. Makber isimli eserinin temeli, ölüm düşüncesinin felsefî sorgulanışı olsa da bu eserde tabiata ait birçok unsurla karşılaşmak mümkündür.

 

Abdülhak Hamit eşi Fatma hanımın ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getiren meşhur Makber şiirinde şöyle yazmıştır;

 

Gitti nazarımdan, ah gitti…

Bir maksad ü bi günah gitti.

Her fert cihanda birdir amma

Bir tane değildir, öyle, haşa.

Bir tane idi o mah, gitti.

Aylarca olup tebah gitti.

Görsem yeridir seni karanlık

Nurum benim ey ilah gitti.

 

Bu bentte tanzimat öncesi görülmeyen bir yenilik vardır. Abdülhak Hamit Tarhan’ın ölüme bakış açısı önceki şiirlerden farklıdır. İkinci dizede sevdiği kişinin günahsız ve maksatsız öldüğünü ifade ederek eceli (Allahın takdir i ilahisini) sorguluyor. Bendin son dizesinde ise Allah’a hitaben “Seni karanlık görsem yeridir, çünkü benim nurum gitti” diyor. Ve bu dizelerden sonraki dizelerde bu sözleri için Allah’tan af dilemiştir.

 

Türk edebiyatında ölümü çıplak gözle görmek, ölüm karşısında insanın acizliğini, korkularını, isyanını ifade etmek Abdülhak Hamit Tarhan’ın bu şiiiriyle başlamıştır. Hamitin bu yaptığı Türk edebiyatında bir yeniliktir ve tanzimat dönemine özgün bir şiirdir.

Alıntı : http://abdulhak-hamit-tarhanin-olume-ve-dogaya-bakis-acisi.bunedir.org/

***********************************************************************************************************

a) Şiir baştan sona bir feryadın ifadesidir. İsyan belirtilerini taşır. Hatta şair haddini aşarak Allah’ın varlığını bile sorgulama noktasına gelmiştir. ( Onu benden neden aldın? Beni bu derde kim attı?)

 

b) Geleneksel anlayışa göre matemin, acının giderek azalması gerekir. Oysa Hamit’ in acısı gün geçtikçe artmaktadır. Ölüm gerçeği karşısında kendisinin gittikçe daha kötüye gittiğini söyleyen Hamit; sonunda bu acı yüzünden kendisinin de yok olacağını defalarca vurgulamıştır.

 

c) Fatma ! Mezardan çık ve bana ölüm nedir açıkla!

 

d) Yarab bana bir melek göster. Hayatın amacı nedir bana açıkla! Bizi bu dünyaya gönderiyorsun; sonra öldürüyorsun. Bunun hikmetini bana anlat!

 

e) Doğumla ölüm arasındaki hikmeti bana açıkla! (Gelenekçi insan doğumla ölümün hikmetini sorgulamazken; yeni oluşmaya başlayan Hamit gibi modern insan tiplerinin bu konuda kafasında çelişkiler vardır. Bu çelişkiler Makber şiirinde gün ışığına çıkar.)

 

f) Fatma! Ya ruhumu seninle birleştir; ya da toprağa ver yok olayım. Ölüm Allah’ın sırrıdır. İnsan bu sırra eremez; kabullenemez bu sebeple isyan eder ama değişmeyen tek bir gerçek vardır ki; ölüm zirvelerin en hakikisidir.

 

g) Ben benin celal sıfatının tecellisi değil miyim de bana bu kadar zulmediyorsun Rabbim?

 

h) Şiir boyunca isyan belirtilerini fazlasıyla ortaya koyan şairde; şiirin sonunda ebedi bir sakinlik görülür.

 

i) Makber’deki düşünceler sadece Hamit’in eşi Fatma hanımın ölümünden ötürü ortaya çıkmış düşünceler değildir. Şairin çocukluktan beri ölüm ve öteki hayat hakkındaki düşüncelerinin bir yansımasıdır. Hayat tarzı, düşünceleri ve eserleriyle Modern Türk Şiiri’nin başlatıcısı sayılır. Hamit’in herkesin bildiği hayat tarzıyla eserleri birebir örtüşür.

 

j) Makber’in önsözünde şiirle ilgili düşüncelerini sıralamıştır. Hamit herkesin bildiği anladığı tarifi yapmak yerine sanatkarane bir tarif yaparak kendi düşüncelerini ifade etmiştir. En büyük, en güzel, en doğru şiir halin kendisidir. Yani insanlık halidir. Müthiş hakikatin; ürpertecek hadisenin karşısında hiçbir şey söyleyememektir. Hamit kelimelerden; sözlerden çok hal üzerinde durmuş; konuşamamak susmak da bir şiirdir demiştir. Ferdi tarifleri vardır. Bu noktadan sonra herkes kendi sanat ve edebiyat tarifini yapmaya başlayacaktır. Bu edebiyattaki modernlik alametlerinden biridir. Yani edebiyatı; sanatı kişisel bir zemin üzerinde değerlendirmek. Sanatkarın kendisine tanıdığı bu özgürlük dile de yansır ve herkes kendi dilini; lugatını oluşturma çabası içine girer. Bu bireysel tutum Hamit’ten sonra anonim bir varlık olan dili bozmaya kadar gitmiştir.

 

k) Hatırınıza gelen bir hayali tanıyamazsınız. Zihninize gelen o fikri yüksekliği sebebiyle ifade edemezsiniz. Kelimeler bu noktada aciz kalır. İşte bu durumlar da birer şiirdir. Hamit’in bu ifadesinden sonra şairler duygularını düşüncelerini ifade etmede kelimelerin yetersiz kaldığını söylemeye başlarlar.

 

l) Hamit divan şiirini hakikate dayanmaması sebebiyle eleştirmiş ve asıl şiir bizim neslimizle doğdu demiştir. Bu sadece iddialı bir şairin iddiasıdır. Her şair kendi şiirini beğenir ve dünyada kendisinden daha iyi şair olmadığını düşünür. Bu sebeple şairlerin birbirleri hakkında yazdıkları yazılara itibar etmeyin. Ancak ortak bir topluluğa mensuplarsa veya aralarında hoca- öğrenci ilişkisi varsa karşılıklı bir beğeni söz konusu olur. Yani objektif bir bakış açısı edebiyat tarihimizde yoktur.

 

Şiir hakkında diğer bilgiler :

 

tanzimat dönemi şairlerinden albülhak hamit tarhan’ın hindistan’dan istanbul’a dönerken beyrut’ta kaybettiği eşi fatma hanım için yazdığı mersiyedir. tamamı 295 benttir. bentlerde, a a b b, a a x a tarzı uyak kullanılmıştır.

 Alıntı : http://www.etutodasi.net/konu/makber-siirinin-aciklamasi.29949/

*********************************************************************************************************************

Makber ölen bir kişinin ardından söylenmiş bir ağıt değildir. Ölümü olgunlukla karşılayan ve kader olarak düşünen divan şiirinin mersiye geleneğine karşılık Makber şiirinde şair ölümün nedeni irdelenmiştir. Şiir bu tarafıyla ölüme karşı insanın aciziyeti, reddedişi ve ardından çaresiz feryatları duyulur bu şiirde. Teslimiyet ise birçok sorudan ve çığlıktan sonra önceki sözleri için af dileyerek gelir.

 

Hamit bazen allah’ın varlığını delillendirmek için bazen de sevgilinin vasıflarını gözümüzde canlandırmak için tabiata başvurur. Ama özellikle soyut planda sevgili ile tabiatın bir arada kullanıldığı görülür. Acısını dindirmek için tabiata sığınan şair öfkelenince ona bağırır, kızar, beddua dahi eder. En sonunda ise yine huzura ermek için kendini tabiatın koynuna bırakır. Makber romantizm etkisindedir ve bu anlayışa uygun, gözyaşları arasından algılanan bir tabiat anlayışı görülmektedir.

 

Geleneğe dayalı Türk şiir anlayışını şekil ve içerik açısından yenileyen Abdülhak Hamit Tarhan, tabiata ait zihnî telakkide de yeni bir bakış açısı oluşturmuştur. Gerek şiir gerek tiyatro eserlerinde tabiatı alışılmışın dışında bir bakış açısıyla gözler önüne sermiş, ele aldığı hemen her konuyu tabiatla ilişkilendirmiştir. Makber isimli eserinin temeli, ölüm düşüncesinin felsefî sorgulanışı olsa da bu eserde tabiata ait birçok unsurla karşılaşmak mümkündür.

 

Abdülhak Hamit eşi Fatma hanımın ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getiren meşhur Makber şiirinde şöyle yazmıştır;

 

Gitti nazarımdan, ah gitti…

Bir maksad ü bi günah gitti.

Her fert cihanda birdir amma

Bir tane değildir, öyle, haşa.

Bir tane idi o mah, gitti.

Aylarca olup tebah gitti.

Görsem yeridir seni karanlık

Nurum benim ey ilah gitti.

 

Bu dizelerde tanzimat öncesi görülmeyen bir yenilik vardır. Abdülhak Hamit Tarhan’ın ölüme bakış açısı önceki şiirlerden ve şairlerden farklıdır. İkinci dizede sevdiği kişinin günahsız ve maksatsız öldüğünü ifade ederek eceli (Allahın takdir i ilahisini) sorguluyor. Bendin son dizesinde ise Allah’a hitaben “Seni karanlık görsem yeridir, çünkü benim nurum gitti” diyerek öfkesini, isyanını dile getiriyor. Ve bu dizelerden sonraki dizelerde bu sözleri için Allah’tan af dilemiştir.

 

Türk edebiyatında ölümü çıplak gözle görmek, ölüm karşısında insanın acizliğini, korkularını, isyanını ifade etmek Abdülhak Hamit Tarhan’ın bu şiiiriyle başlamıştır. Hamitin bu yaptığı Türk edebiyatında bir yeniliktir ve tanzimat dönemine özgün bir şiirdir.

 

Alıntı : http://www.durumum.com/bilgi/makber-siirinin-incelemesi-t31539.html

***********************************************************************************************************************

MAKBER î. (ar. kabr’den makber). Esk. Mezar: Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın / Gömelim gel seni tarihe de-sem sığmazsın (M. Â. Ersoy). Her yer karanlık, pür-nur o mevki / Mağrip mi yoksa makber mi ya Rab! (Abdülhak Hâ-mid). [m]

 

Makber, Abdülhak Hâmid Tarhan’ın (öl. 1937), eşi Fatma Hanımın ölümü dolayısıyle yazdığı manzum eser (ilk baskı, 1886). Makber biçim ve muhteva bakımından batılılasan türk edebiyatına yeni bir ses getirdi. Makber1 in Mukaddime’ si (önsöz) Abdühak Hâmid’in metafizik düşünceleriyle şiir anlayışını açıklaması bakımından önemlidir. Hâmid, Makber*de, ölümü metafizik açıdan ele alır; ölümden hareket e-derek, bilgr, ruh, yaratılış ve ilâhî adalet konularına geçer. Şairin gönlüyle aklının uzlaşmazlığından doğan trajediyi işleyen eserde, felsefî düşünce ve sanat unsuru iç içedir. Makber’de divan şiiriyle batı şiirinin özellikleri yan yana görülür. Fuzuli ve Şeyh Galip’den gelen etkiler dikkati çeker. Makber, Ottava rima ölçüsünü biraz değiştirerek mesnevî ve kaside şekillerinden örülmüş sekizer mısralık kıtalardan meydana gelir. Makber’in etkileri Abdülhak Hâmid’in çağdaşları (Tevfik Fikret) ve sonraki nesiller üstünde de görüldü.

Alıntı : http://www.biraz.gen.tr/ansiklopedi/makber-nedir

Yazar: Ophelian

Ophelian’in profil fotoğrafı
Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Bir Cevap Yazın