NASIL YAZIYORLAR,  ÜYELERİMİZDEN GELENLER

Z. Nar ( Nar-ı Çiçek ) Şiirlerini Nasıl Yazıyor

Sosyal Medyada Paylaş:

Merhaba  öncelikle Şiirler Asla Bitmemeli.com’un şiir söyleşisini kabul ettiğiniz için size çok teşekkür ediyorum.

Sanal dünyanın içinde gerçek duyguları kendinize özgün şiir karakteriniz ile çok iyi ifade ettiğinize inandığımız için sizi daha yakından tanımak istedik.Muhakkak sizi şiirlerinizin dışında merak edenler vardır.

Okuyucu ve hayranlarınız  adına size birkaç soru yöneltmek istiyorum.

 

* Kaç yaşından beri yazıyorsunuz ?

-Küçüklüğümden beri aslında, o kadar çok ki kenarda köşede ahvalimi belirten kısa notlarım…Okula giderken günlük tutardım, ikişer satırlık hayata dair, arkadaslarımın bana ettiklerine ve benim onlara ettiklerime:) Şaka tabi ki…Öylesine işte içime batan her hüznü yazardım, ilk hüznüm bir arkadaşımın ırmağa düsüp boğulduğunda belirmişti, 5 yaslarındaydım sanırım boğazıma düğümlenen şeyin anlamını bilemedim ilk önce, konuşamadım ki anlatayım anneme de, yıllar sonra anladım hüznün kavruk tadı idi o boğazdaki, acının koca sillesi..Şiir yazmaya ise 2008 de basladım yani tam yolun yarısı otuz denilen hayat ayracında.

 

* Etkilendiğiniz şairler ve uslübünüzü benzettiğiniz varsa bir şair ismi sorsam ?

 

-Etkilendigim çok Şair var, bunlardan ilki Necip Fazıl Kısakürek, sonra Nazım
Hikmet, Yahya Kemal Beyatlı, Namık Kemal, Murathan Mungan,Cemal Süreya, Sait Faik Abasıyanık…aslında her kendimi anlatan Şairi o günden beri sevmişimdir…

Tarzımı benzettiğim bir Şair var mı diye düşünmedim aslında, bunu beni okuyan değerli şiir severlere sormak lazım bence.

 

*Şiiri size sevdiren kişi veya unsur var mı?

-Seviyorum şiiri çünkü anlatıpda dinletemediğim pek çok şeyi şiir diline döktüğümde hele de kurgu ile takas edince okuyucu bunu ve cevabını yada yorumunu ona göre verince…Nasıl derler ya da ne demişti Nazım üstad : “Onlar beni vatan haini sansınlar ben şiir yazmaya devam ediyorum” bende diyorum ki onlar beni şiir yazıyor sansınlar ben acı çekmeye devam ediyorum ..

– Bu soruya devam etmek istemiyorum müsadenizle-

 

* Estağfirullah Ahval hanım, Ailenizin şiir yazışınıza bakışını sorsam.

-En çok ama en çok da çocuklarım bana destek ki şiir yazmaya basladığımda klavye başında, oğlumun bana hüzünlü bir bakışını yakaladım bir keresinde, sorduğumda neden öyle baktığını, anne sen şimdi yaz biliyorum ki şiirin bitince senin gözlerin yine eskisi gibi bakacak…Onların beni tanıdığına inanıyorum…

 

*Şu anda şiirin internet dışında çok fazla satış rakamlarını yakalayamaması (benim fikrim) neden olabilir?

-Halkımız aslında şiiri cok seviyor ama okumaktan hoşlanmıyor desem ve eklesem ki dinlemek daha kolaylarına geliyor ve internetten bu çok kolay bir yol ile okuyucuya yani dinleyiciye ulaşıyor, videolar, seslendirmeler, klipler vs…

Yoksa dedim ya bizim hamurumuzda ana-dolu toprağı yatıyor, doğustan hüzün, doğustan şiir yani.

Unutmadan ekleyeyim, acıların ismi, hep şairlerde şiir, okuyanda yine şiir oldu..Düsününki bir yerimiz agrıyor ve ağrı kesici alıyoruz, ben ise düşünüyorum ki içim acıyor işte o an şiire koşuyorum, okuyorum ya da yazıyorum.Bu her şiir seven icin geçerli;

* Şiir yazmaya karar verip karalamalara mı başlarsınız yoksa ilham geldiğinde mi yazarsınız ve şiirlerinizi uzun zamanda mı işlersiniz yada o anda herşey olup biter mi?

-Ne tuhaftır ki planlı hiç şiir yazmam yazmadım da kendiliğinden oluşur, birikimler önce gösterir kendini dilimde, ahvalimi iyi tanırım, kelimeler sesimde sürçmeye baslarsa yani dilim dolaşırsa konuşurken anlarım ki bir satırlık ya da bir kıtalık acı var dimağımda…Basladığım şiire önce karalama yaparım,kimi zaman da başlarım ve oturdummu bitiririm o şiiri ama demlendirmesini de severim.

Kimi zaman yazdıkca yazarım hatta bir keresinde iki sayfa bir şiir çıktı da okuyanı bıktırmamak icin o şiiri kısaltma kararı almıştım.Evet şiirlerimi uzun zamanda yazarım genelde, ayda bir tane, ya da iki hafta da bir tane, hayata verdiğim o koca boşluktan yani bir ölümlük aradan sonra bu mesafe daha da uzadı sanırım. Çabuk ya da kısa sürelerle yazma gibi bir düşüncem yok zaten, sırası gelince kelimeler dökülüyor mürekkebimin renginde

gri

siyah

pembe ararım ama -kayıp hep- o da toz renginde olur.

Şiir sürprizdir aslında şairine bile, zira kalemi eline aldığında hiç bir şair yokturki ben bunu yazacaktım ve yazdım desin, o sadece kurmaca şiir olur sürpriz gelenler ise ahvalin rengidir diyorum.

 

Ve ekliyorum ben henüz şair değilim, şiir sadece benim hayatımdır, hayatta ki tek tesellimdir ve ben hem okurum,hem yazarım ve şairliğe dolayısı ile adayım…Zamanla sonucu göreceğim kendimde ve sizde göreceksiniz insallah…

* Hiç kitap çıkartmayı düşündünüz mü?

– Kesinlikle ama şu an ham’ım, biraz pişmem gerekli diyorum şimdilik sadece okuyucu ve biraz da yazan kalayım, kitap ise yaşarsam ileriki zamanlara inşallah.

* Şiir sitelerinde dikkat etmişseniz kadın yazarlar bir hayli fazla ve rumuz altında yazılar yazıyorlar.Siz de bir kadın olarak bunu nasıl değerlendiriyorsunuz ?

-Gözlemlediğim birşey var bayanların çoğu rumuz kullanır ki ben bile baştan böyle idim, sebebini aslında kısaca şöyle de ekleyebilirim.

Şairligin dezavantajları var mı isimli yazimda  ele aldıgım gibi ;

” Şiir, Allah’ı sır ve güzellik yolundan arama işidir “

Okuduğum bir yazıyı paylaşarak başlamak istiyorum yazıma, söyleyeceklerim az lakin okuduklarımın ve anladıklarımın fazlasıyla../suskunluğum aynası olsun okuyacağınız her mısra..

 

“Söyle aydaki o şarkıcı yankıya/tekrarlasın benim şarkımı sana” (1)

 

Her duruma uygun söz söyleyen “ataların”; kadın konusunda kurdukları cümlelerde “sayıca pozitif, anlamca negatif” ayrımcılık uyguladıkları hepimizin malumudur.

 

“Kadının sırtından sopayı karnından sıpayı eksik etmeyeceksin” gibi cinsel ayrımcılığı meşrulaştıran sözlerindeki asıl taleplerinin iktidar olduğu da, görünen köy misali klavuz istememektedir.

 

Başka toplumların; “karşıdan iki kişi geliyor sandım, meğer bir adamla karısıymış”(2) ve benzeri sözlerine kulak verdiğimizde, dünyanın bütün atalarının, iktidar ve kadın konusunda hemfikir olduklarını, adeta “sınırlar ötesi bir atalar insiyatifi” olarak çağlar boyu ortak bir faaliyette bulunduklarını düşünmeden duramıyor insan.

 

Dilin işaretlediği kadının bekaretidir

 

Çünkü dünyanın bütün dillerinde kadının ikinci sınıflığından dem vuran atasözleri, deyimler ve erkek önyargıları mevcut. Kadını aşağılayan bu sözleri söyleyen bütün dillerin ortak özelliğiyse; erkek egemen bir bakış açısına sahip olmaları.

Konusu ne olursa olsun mutlak bir şekilde iktidar alanının dışını işaretleyen ayrımcılığın varlığını en insafsız ve yaygın haliyle sürdürdüğü alanların başında dilin geldiğini söylemekte bir sakınca olmasa gerek.

 

Saçı uzun, aklı kısa, eteği eksik bulunan kadınlar birçok dilde; sadece bekaret durumuna vurgu yapan iki sözcükle; kadın ve kız olarak adlandırılıp, cinsel içerikli bu iki sözcükle baştan işaretleniyorlar.

 

Dil kadın cinsine karşı bu denli acımasız ve ayrımcı olur da din geride kalır mı?

 

“Beni kadın yaratmadığın için sana şükürler olsun Allahım” diyen ortodoks musevi erkeklerin duasından tutunda,

 

” (En üstün mümin, hanımına, en iyi, en lütufkâr davranan güzel ahlaklı kimsedir.) [Tirmizi]

 

(En iyi Müslüman, hanımına en iyi davranandır. İçinizde, hanımına en iyi davranan benim.) [Nesai]

 

(Hanımına güler yüzle bakan erkeğin defterine, bir köle azat etmiş sevabı yazılır.) [R.Nasıhin]

 

(Hanımının haklarını ifa etmeyenin; namazları, oruçları kabul olmaz.) [Mürşid-ün-nisa]

 

(Hanımını döven, Allah’a ve Resûlüne asi olur. Kıyamette onun hasmı ben olurum.) [R.Nasıhin] “

 

hadisleri saptırılarak erkeklerden aşağı, itaatkar ve dövülebilir gören yapay islamiyet yaratmaya çalışanlar (3) gibi bütün dinlerde, bu aşağılayıcı mantığın bol miktarda örneklerini bulabiliriz.

Zaten dinlerin bu denli taraflı olduğu bir yeryüzünde, insanların kadını ikinci sınıf görmesinden daha doğal ne olabilir ki?

 

Nene sözlerinin duyulmayışı !

 

Bütün bu olumsuz gerçeklere karşın, insan yine de merak ediyor; atalarımız hep konuşurken, nenelerimiz hiç mi söz söylememişler? Yoksa sesleri duymazdan gelinip, sözlü yazılı kültüre giremeden silinip gitmiş mi? diye.

 

Bu soruların yanıtı ne olursa olsun, sesi ve dili atalarınkinden farklı duran; ninni, mani ve ağıtların anonim olarak adlandırıldığını göz önüne alarak, bunları söyleyenlerin hepsinin adı nasıl oldu da unut(tur)uldu? Kadının adı olmasa da sesi; ninni, mani ve ağıtlarda bütün berraklığıyla duyulmuyor mu? diye de sormak gerekmiyor mu ayrıca?

 

Evet, bu yazının konusu şair kadınlar ve; Kadınlar kendi sesleriyle şiir yazabiliyorlar mı? Roman ve öyküde daha önemli yapıtlara imza attıkları halde şiirde sesleri kısık mı? gibi soruların yanıtları üzerine niyeti iyi bir bellek araştırması olarak okunması gerekiyor.

 

Genel olarak sanatın, özel olarak da şiirin olmazsa olmaz koşulu özgürleşmiş bireydir.

 

Ve fakat yukarda kısaca özetlemeye çalıştığım gerçekler, kadının özgürleşmesinin önünde ne çok engel olduğunu net bir şekilde gösteriyor bize.

 

Şimdi isterseniz, şair kadının yolunu kesen engellere kısa alt başlıklar halinde göz atalım:

 

Şair kadın öncesizdir, geleneksizdir

 

“Benim sözüm henüz bitmedi.

 

Bana düşmanca bir yargı geliyor

 

Benim ellerim kavuşamıyor.

 

Ben Nahha’nın parlak ve yüksek rahibesiyim

 

An tarafından sevilen kraliçem,

 

Kalbin bana acısın! “

 

Şair k/adının hatta hiçbir kadının özgürleşmesi istenmez sözüne gelirsek küçük bir örnek ile özetleyelim:

 

Şair kadının en büyük dezavantajı; din ve geleneğin katı kurallarına hapsedilip, ikinci sınıf görülmekten dolayı özgürleşmesinin önündeki engellerin çokluğudur.

 

Özgürleşemeyen bir kadının, erkek adlarına yazılmış şiirlerinin gün yüzüne çıkması durumunda olabilecekleri hep birlikte hayal edelim isterseniz;

 

a. Şair kadını babası vurur ya da yaşı küçük oğluna vurdurur.

 

b. Evli ise kocası ya vurur ya boşanma davası açar.

 

c. Bir takım medya aile bireylerini etkisiz hale getirip, yazdıklarından dolayı kadının cinsel kimliğini aşağılamaya kalkar.

 

Bakınız Neşe Yaşin örneğine.

 

Evet, özgürleşmenin, sanatın bütün dalları için önkoşul olduğunu unutmadığımızda, sanatsal yaratı için kadının aştığı/aşacağı yolun uzunluğu ve zalimliği aşikar.

 

Şiirin sadece nesnesi olmamakta kararlı şair kadınların ve öznesi oldukları şiirlerinin çoğalması ise kadınların, yüzyıllar boyu önlerine sürülen engelleri aşmakta kararlı olduklarının en büyük göstergesidir.

 

Yoksa nasıl duyabilirdik Füruğ’un “su gibi kendi çukurunda kuruyabilir insan” (7) dizesindeki çığlığını?

 

Yoksa nasıl içimize işleyebilirdi ”zalim beni söyletme derunumda neler var” diyen Leyla Hanım’ın (8) kederi?

 

“şiir söyleyince o büyük sözü

 

Ya kurşuna dizilecek bütün şairler

 

Ya da barış inecek toprağa” (9) diyen Neşe Yaşin’in hüzünlü sesi nasıl ulaşırdı gönüllerimize?

 

“Sevişmek bir sarmaşığın kalbiyle düşünmektir.” (10) diyen Bejan Matur’un; “Ve bir çiçeğin taze aklıyla uyandı aklım” dizelerinde dile gelen duyguların güzelliğini nasıl işitebilirdik?

 

“Dün gece sen uyurken

 

Çiçeklere su verdim

 

Ve insanların korkunç

 

Öykülerini anlattım onlara

 

Dün gece sen uyurken

 

Yüreğim bir yıldız gibi bağlandı sana

 

İşte bu yüzden, sırf bu yüzden

 

Yeni bir isim verdim sana

 

Destina” (11)

 

Diyen Lale Müldür’ün sesi diğer şair kadınların sesleriyle bir olup yaşadığımız coğrafyadan yola çıkarak, dünyanın bütün kulaklarına ulaşmaya nasıl talip olabilirdi, şiirde kadının sesi olmasa?

 

………………………………………../*

 

Konuyu özetlemem gerekirse;şairliğin dezavantajları var mı ” adlı konuyu küçük çaplı araştırmaya kalktığımda gözümün önüne serilen bildik gerçekler ile pc başında kalışım birbirini tamamladı..

 

Peki kadınların varda, erkeklerin dezavantajları yok mu ?

 

Elbette var ki şair bir ruhun şiirin dilinden hatta şiirin “ş”sinden haberdar olmayan insanlarla birlikte günü akşam etmesindeki o ayakta kaldığı varsayalım 18 saatin zorluğunu bir bayan olarak anlamıyor değilim..

 

Lakin yinede bayanlardan daha şanslılar diye düşünüyor ama bu yola baş koymuş yani

Şiir, Allah’ı sır ve güzellik yolundan arama yolunda olan hem kadın hemde erkek şairlere kolaylıklar ve başarılar diliyorum..

* Nar-ı Çiçek rumuzu nereden ilham oldu size ve Nar sizin ifadenizle neyi ifade etmekte ?

– Nar önceleri bir meyve idi sanki cok sevdiğim hani içine bakınca bin parçada gördüğümüz canım o cennet meyvelerinden en hası,sonraları…Sonralarına inerken bile korkuyorum ki ilk dilimin cehennem narında yandığını hissettiğim anlardı, yanlış anlaşılmasın dedikodu pişmanliğı felan değil çoğu zaman doğru söylendiğinde dokuz köyden kovulma sahnelerinden bahsediyorum.

Susmak ve yanmak belki de

ya da susmak ve mükafata uzun zaman sonra ulasmak belki de.

Kendimi bazen suya hasret bitki gibi hissederim, çöldür yaşadığım yerim ve rüyalarımda su vardır hep.

Rumuz olayı da öyle oldu yanan bir çiçek yandıkca cennete yaklaşan hasretlice..

Kimileri rumuzumu halen de bile nar çiçeği olarak algılasa da ben nar-ı çiçegim.

Bu arada halen rumuz kullanıyorum bildiğiniz üzere şiirlerimde.

İsmim ikinci sırada ve sakıncası da yok bence, tarihimizde bile yüzlerce şairin bilinen mahlasları vardir ki her şairin aslında bir mahlası olmak zorunda diye düşünen tarih büyüklerimiz bile var.

Zira yüzyıllar öncesinden şairin adı anılmazdı da rumuzu ile akıllarda kalırmış.

O zaman size yani Nar-ı Çiçeğe, Şiirler asla bitmemeli’nin ilk söyleşisinde şiir adına anlamlı sözlerinizi paylaştığınız için çok teşekkür ediyorum.

Değerli şairenin Misl-i Şiar isimli şiirinden alıntı bir kaç dizesi ile söyleşimizi bitiriyorum.

-Aynı hedeflerin güzergâhları ayrıldıkça

gamlı bülbüllerin bestesinde çoğaldık –

 

zordu

masalsı bir hayalin düş bozumu zamanını yaşamak

kabullenmek pastelsi gerçeğini.. ( Misl-i Şiar)

 

Yeni söyleşilerde görüşmek üzere…

Bu söyleşi Şiirler asla bitmemeli.com tarafından yapılmıştır.

( KAYNAK GÖSTERİLEREK ALINTI YAPILABİLİR )

Sosyal Medyada Paylaş:

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Bir cevap yazın

error: Content is protected !!