• ÜYELERİMİZDEN GELENLER

    Geceye Çok Var

    Geceye Çok Var Zordur bilirim… ardında kokusunu yastığına, yorganına… bırakarak gider ayrılık. Daha bir kıymetlenir yüzüne bakmadığın derin yalnızlık… Kırdığın vazoların soldurduğu güllerin kederinde solarken, sarı sıcak mutluluk. Kırılmakta zordur, bırakmak kadar kederlidir izleri derin. Bir sancıdır ki kramplarıyla dolanır ayakları kelimelerinin. Can çekişir hatırlarında tokatladığın, kırdığın onunla paylaştığın her saniye. Çünkü gitmiştir… Kendi canını acıtırsın, tırnakların kanatır, dişlerin parçalar zehirli kelimelerin döküldüğü dudaklarını. Günler solar su sızdıran hatıralarınla ıslanır gözyaşların. Zordur, çok zor! özellikle geceler daha bir sancılıdır, acıları doğurur saniye saniye nefeslerin… Beynin sorgular, kalbin ise zehirli, siyah kanını pompalar, damarlarına gece bulaşır. İstir kokusu parmaklarına bulaşan… kelimelerin kendi içinde keskin, dışında ise yoksun ve hükümsüzleştiği bir gerçektir…

  • ÇEVİRİ ŞİİRLER

    Saf Kristal Crystal Clear

    Aşağıda bir çeviri şiirimi okuyacaksınız.           SAF KRİSTAL       Aldırma, doğruyu söyle Sakinim, Üzgünüm deme Çünkü mutlu olmak zorundasın Aşkım her daim seninle Benden sana bir sonbahar düşecek Yükseklerden mutsuz bir ben düşecek Çünkü Aşkım dünden daha yakın olacak

  • ÜYELERİMİZDEN GELENLER

    ÇaresizSEN

    Sensizliğin uçurumuna uğruyor uykularım, dağılıyor un ufak oluyor yarına dairlerim. Yarım kalmanın derin acısında, kıvranarak yakıyorum gecelerimi. Yakmadığım ne kaldı ki senden başka, her şeyden vazgeçtim de… kendimden bile. Bir senden vazgeçemedi yüreğim. Kolay değil aşka soyunmak, teninden ruhunu soyup atmak. Sızlıyor, çaresizlik en çok canını acıtıyor adamın. Yok olmak korkusu değil canımı yakan, saçımın her teline kadar titriyorum… Korkum sen olamamak. Hatırlar mısın? Koşarak geldiğin o günü. Çaresizce yanaklarıma süzülen gözyaşlarımı sildiği o rüzgarlı akşamı. Bağrında uyuyan ruhumu, bahar kalacak olan gülümseyişin silinmedi gözlerimden. Ara sıra parlayan bir yıldız şimdi kederli gözlerim. Sensizliğin sessiz iç karartıcı karakalem eskizlerinde parçalanıyor kalbim. Karalayıp attığım dünlerin ilintisi yarınlar gibi buruş buruş bir…

  • ÜYELERİMİZDEN GELENLER

    İzbe

    Derinliğinde izbe gözlerin. Dövülmüş toprak gibi verimsiz, solgun… İzbe yaşıyor can çekişen kederin. Taşıyor tuzlu gözyaşları suskun cümlelerinin. Vurgun yemiş, omzunda ağladığın kelimeler. Talep kar, içinde yaşayan umudu öldürmeye nefesler. Dönüyor içindeki uğultu kelebeklerle kör bir güneşle.

  • ÜYELERİMİZDEN GELENLER

    Bugün

    Bugün parklarda neşeyle oynayan çocuklar vardı, laleler renk renk. sıcak coşkulu bir gün. dünya bugün de var olmaya devam ediyor, ekranın öteki yüzündeki zehirli parazitlere rağmen. gülümseyen çocuklar hep kuşlar gibi neşeli kalsın ve o sesler eksilmesin dünyamızdan. kimse dokunmasın hayvanlara, deney masalarında ölmesinler.

  • ÜYELERİMİZDEN GELENLER

    Asla

    İnsan kaldım, ağlamaktan hiç utanmadım. En büyük savaşım kendimle oldu, en çok kendimi yaraladım. Öğrendikçe azaldım, azaldıkça yeniden var oldum. Mevsimler gibi öldükçe yeniden yaşamayı öğrendi hayat ağacım. Çiçekleri fark ettim, ezip geçemedim. An için yarını öldüremedim, yarından korkarak da o anı. Sevmeyi öğrendim karşılık beklemeden.

  • ŞİİR ADINA HERŞEY BURADA

    Aşkın Acemi Yüzü

    Beynimdeki yelkovan hızla dönüp duruyor, aman Allah’ım bu nasıl bir kasırga! Kendi içimde kendime çarpıp yok olacak gibiyim. Yürek denilen şu illet, şu lanet… her ne zıkkımsa! Sorular arasında boğuluyorum, zaten aşk kendi boynunu keskin bir kılıçla vurmak değil mi? Aşk zehirli bir hastalık değil mi? Mutlusundur… hayat harika gidiyorken kendi kendine sadistçe’ hadi kendimizi incitelim’ dersin ha… yürek seni koşarcasına çeker götürür elinden. İlk bakış, tozpembe hayaller… bir yağmur, kış-kıyamet al sana saçaklı çirkin bir aşk. Gözleri kızıl bir tunç, yorgun bir beden.Kemir şimdi sana kalan zehirli lokmaları. Öl hadi. Sen ölümü böylesi bir acıya mahkûm olarak mı istedin? Kanına bulaştı bir kere zehirlendin sen. Çatlasın şimdi yalnızlık… acemi…

  • ÜYELERİMİZDEN GELENLER

    Eşitle Beni Aşkınla Yüreğine

    Toprak kokusu, buğday kokusu; toprakla karıştıkça daha farklı duyumsadığım ter kokusu… hasat zamanı güneşin sararttığı yeryüzü emek kokuyordu. Çatlamış toprağa, yağmurun ayak sesleri gökyüzünü yırtan yıldırımlarla müjdelenmişti. Damlaları bekleyen, susayan toprak… Tohumları çatlatıp tekrar ve tekrar hayata doğacak olan karanlık bilinmez bir deniz… Sonbaharla sararan ölüm toprağın koynuna sığındıkça ve üşüdükçe gökyüzü daha bir kararmıştı dünya. O sarı sıcak günler, tere bulanan ve terli ellerle heykelleşen emek artık bacalarda tütüyordu. Emeğin o leziz hazzı kana karıştıkça çocukların yanaklarına koşan

  • ÜYELERİMİZDEN GELENLER

    Külle Yıkanmış Yağmurlar / Yasemin Yılmaz

    Sessizce ağlıyorum, gözyaşlarıma olan saygımdan. Bir damla daha kayıyor gökyüzümden sen düşüyorsun ayaklarıma. Bir damla daha erise kabaracak okyanuslar der yüreğim ‘sakın ağlama’ Gün ışıyor, sen sızıyorsun bir damla, yüreğimdeki vuslatla gözpınarlarıma. Sessizce yürüyorum incinmesin diye çakıl taşları. Uzaklaşıyoruz demir kora doydukça ve şekillendikçe ayrılık. Helal et hakkını hakkımda hayırlısı sensin ey ayrılık. Küle karışan bir yığın hatıra, beni hatırla külle yıkanmış yağmurlar vurdukça hatıralarına.   Bin keder yüklü nefes bıraktık anılara. Belki bin umut dolu nefes saklı yarınlarda. Sessizce ve onurlu… *** Sevdiklerimizi, aşklarımızı karşılarken de vedayla uğurlarken de saygımızdan hiçbir şey eksiltmemeliyiz. Çünkü eksilen biz oluruz. Karşımızdaki her ne kadar layık değilse de bu sevgiye. Kendimizi bilmenin en…

  • ÜYELERİMİZDEN GELENLER

    Avuntu

    Diliydi şeytanın cehennem alevi. Derin bir fısıltı zehir, zıkkım karanlık… Fahişe bir yalandı, yosma kaldırımların fani zevkler sokağı… Kaldırımları piç, kaldırımları pişmanlık… Ateşi taşıdıkça sırtımda yanan yalancı bir mutluluk. Hadi şimdi yaşa bir anlık umutluluk. Sultanı olsan da dünya bir anlık avuntuluk. Nefesi balçık, nefesi sarhoş bir hayat bağımlılık… Dönsün kelimelerin sırtını yalana. Bin bıçak darbesiydi hainle adım atana. Biliyorum bir yalansın sen, nefsimse yakın günaha…

  • ÜYELERİMİZDEN GELENLER

    Sessizce Yol Aldığım Sensizlik

    Sessizdir gitmeleri zamanın, sessizdir ölümü… Bir çiçeğin tomurcuğu gibi sessizce patlar yüreği. Bir müddet gülümser gün ışığıyla, yine sessizdir gün dönümü. Teninden sıyrılıp akan gençliğin gibi sessizce yabancı kalırsın aynalara. Kırlaşan saçlarına konan ölüm notları, alır senden gülümsemeni. Sessizce… Sessizdir gitmelerim… Sensizdir hüzünlerim…

  • ÜYELERİMİZDEN GELENLER

    Biçare Gönül

    Ey gönül, Ey biçare… Yürü der adımlarım, kal dersin sen. Nasıl bir çelişkiyle bıraktıysan, al beni benden. Yaz mürekkebinle kaderimi. Hiçlikte var olmayı öğret bana. Yansın sırtıma geçirdikleri yalan hayat tenimde. En gönül… Bilmez misin ki nefesim kadar yalan nefsimle yüzleştikçe;

  • ÜYELERİMİZDEN GELENLER

    Çamlıcadır Saçlarım

    Tüm hızıyla akıyor zaman, ruhuma dolanan siyah geceler gibi. Yüzüme çarpıyor gölgelerin kanatları. Bir fırtına rüzgârla karmakarışık. Şimdi, düşecek iplerine tutunduğum gökyüzü. Şimdi, yanacak ay ışığına dolanan ellerim. Bu, zamana yazılan sitemkâr şiir, orijinali gecenin siyah kanatlarında. Uzun bir yol beynimin koridorlarına uzanan. Sesleri yankılanıyor, hep çocukluk düşleri. Zembereği patladı yüreğimin, son nefes…

  • ÜYELERİMİZDEN GELENLER

    Çöz içindeki yabancı sukutun dilini

    Buzdağı gibi bastırılmış benliğimizden, bir insanı var etmek için çabalarız. Farklı görünmek, zoraki gülümsemek; susmak… Tüm bunlar üzüntümüze perde çekmek içindir. Olduğumuzun dışında yaşarken, yaşayamadığımız ne varsa kendi içimize sığındığımızda ona dönüşürüz. Yalancı gülümsemelerimiz bir süre sonra şizofrenimsi bir hal alır. Ayrı iki insanı tartmaya başlar yürek terazimizin kolları. İki uzak insan var olmaya başlar sessizce

  • ÜYELERİMİZDEN GELENLER

    Aşk ve Hüzün

    Seni nasıl anlatayım sevgili şehrim? Adına mavi aşk desem hüzün düğümlenir balçık kokulu balıklarla beslenen martının yüreğine. Yeşil desem kırılır solgun laleler, is pas kokusu bulaştı sinene. Seni kırmak istemem ama… Hatıraların da yas tutuyor, bu son neslinde. Oysa hatıradır her karış toprağın… Oysa giz gibi saklanmalıdır özgürlüğe açılan geçitlerin. Namus gibi… Bayrak gibi… Nesilden nesle genç kız çeyizi gibi kalmalıdır hürriyetin. Ve ben sana böylesi aşıkken sevgili şehrim. Ve hatıralarının önünde bu kadar eğilmişken. Bir yük gibi binmesin omzuma esaretin… Biliyorum dünden bugüne bir esaret tablosu durur en gerçek haliyle Ah! Ayasofya… Ayasofyam hala kederin derin. Alınlar yere değmiyor öpülmüyor seccadelerin. Kederim derin. İstanbul canım şehrim. Sen bu kadar…