BEDRİ RAHMİ EYUBOĞLU

Sosyal Medyada Paylaş:

Bedri Rahmi Eyuboğlu

(1911; Görele, Giresun – 21 Eylül 1975, İstanbul),

Nazmi Ziya Güran ve İbrahim Çallı’dan ders aldı. 1934’te yaptığı 30 resimle yurtiçi ve dışında sergilere katıldı. 1936’da Güzel Sanatlar Akademisi’nden diplomasını birincilikle aldı.  Ses Dergisi’nde sanat ve estetik konusunda düzenli yazılar yazdı. Şiire lise yıllarında başladı. İlk şiirleri 1932’den sonra Varlık, Yeditepe, Ses, İnsan gibi dergilerde yayınlandı. İlk şiir kitabı “Yaradana Mektuplar” 1941’de basıldı. Şiirlerinde de resimlerinde olduğu gibi halk edebiyatının zengin motiflerinden esinlendi, yararlandı. Yalın bir dille, içten lirik şiirler yazdı.21 Eylül 1975 Pazar günü İstanbul’da yaşamını yitirdi.

TÜRKÜLER DOLUSU

Kirazın derisinin altında kiraz,

Narın içinde nar,

Benim yüreğimde boylu boyunca

Memleketim var.

Canıma ciğerime dek işlemiş

Canıma ciğerime,

Sapına kadar.

Elma dalından uzağa düşmez,

Ne yana gitsem nafile.

Memleketin hali gözümden gitmez

Binbir yerimden bağlanmışım,

Bundan ötesine aklım ermez.

 

Yerliyim yerli olmasına

ilmik ilmik, damar damar

Yerliyim.

Bir dilim Trabzon peyniri,

Bir avuç tiftik,

Bir çimdik çavdar,

Bir tutam Şile bezi gibi,

Dişimden tırnağıma kadar

Ressamım.

Yurdumun taşından toprağından şurup gelir nakışlarım,

Taşıma toprağıma toz konduranın

Alnını karışlarım.

Şairim şair olmasına,

Canım kurban şiirin gerçeğine, hasına.

İçerisine insan kokusu sinmiş mısralara vurgunum,

Bıçak gibi kemiğe dayansın yeter,

Eğri büğrü, kör topal kabulum.

Şairim,

Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası,

Ayak seslerinden tanırım.

Ne zaman bir köy türküsü duysam,

Şairliğimden utanırım.

Şairim,

Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum,

Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim,

Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm.

 

Hey hey, yine de hey hey,

Salınsın türküler bir uçtan bir uca,

Evelallah hepsinde varım,

Onlar kadar sahici,

Onlar kadar gerçek,

insancasına, erkekçesine,

‘Bana bir bardak su’ dercesine,

Bir türkü söylemeden gidersem yanarım.

 

Ah bu türküler,

Türkülerimiz,

Ana sütü gibi candan,

Ana sütü gibi temiz.

Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla

Köyümüz, köylümüz, memleketimiz.

Ah bu türküler,

Köy türküleri,

Dilimizin tuzu biberi,

Memleket ahvalini onlardan sor,

Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen’i,

Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni..

Ben türkülerden aldım haberi.

 

Ah bu türküler, köy türküleri,

Mis gibi insan kokar, mis gibi toprak,

Hilesiz hurdasız, çırılçıplak,

Dişisi dişi, erkeği erkek,

Kaşı kaş, gözü göz, yarası yara,

Bıçağı bıçak.

Ah bu türküler, köy türküleri,

Karanlık kuyularda açılmış çiçekler gibi,

Kiminin reyhasından geçilmez,

Kimi zehir, kimi zemberek gibi.

 

Ah bu türküler, köy türküleri,

Olgun bir karpuz gibi yarılır içim,

Kan damlar ucundan, mürekkep değil.

İşte söz, işte ses, işte biçim:

‘Uzun kavak gıcım gıcım gıcılar’

iliklerine kadar işlemiş sızı,

Artık iflah olmaz bu kavak ağacı,

Bu türkünün yüreğinde sancı var.

 

Ah bu türküler, köy türküleri,

Ne düzeni belli, ne yazanı,

Altlarında imza yok ama

içlerinde yürek var.

Cennet misali sevişen,

Cehennemler gibi dövüşen,

Bir çocuk gibi gülüp

Mağaralar gibi inleyen.

Nasıl unutulur nasıl

Ömründe bir kez olsun

Halk türküsü dinleyen?

Sosyal Medyada Paylaş:
Ophelian hakkında 1912 makale

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın