CAHİT SITKI TARANCI

Sosyal Medyada Paylaş:

Cahit Sıtkı Tarancı

(2 Ekim 1910, Diyarbakır – 13 Ekim 1956, Viyana)

İlk şiirleri Galatasaray Lisesi’nin “Akademi” isimli dergisinde ve Servet-i Fünun dergisinde yayımlandı. “Ömrümde Sükût” adlı ilk şiir kitabı henüz Mülkiye Mektebi’nde iken yayımlandı. “Otuz Beş Yaş” şiiri ile 1946’da CHP Şiir Ödülü’nde birincilik aldı ve yurtçapında tanınan bir şair oldu. 4 Temmuz 1951’de evlendi. Evlendikten sonra yazdığı şiirlerini “Düşten Güzel” adlı kitapta topladı. 1953 yılında geçirdiği bir krizden sonra felç oldu. 1956 yılında tedavi ettirilmek üzere devlet tarafından Avrupa’ya götürüldü; zatülcenp hastalığına yakalanarak 12 Ekim 1956’da Viyana’da vefat etti.

OTUZBEŞ YAŞ

Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.

Dante gibi ortasındayız ömrün.


Delikanlı çağımızdaki cevher,

Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,

Gözünün yaşına bakmadan gider.

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?

Benim mi Allahım bu çizgili yüz?

Ya gözler altındaki mor halkalar?

Neden böyle düşman görünürsünüz,

Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

Zamanla nasıl değişiyor insan!

Hangi resmime baksam ben değilim.

Nerde o günler, o şevk, o heyecan?

Bu güler yüzlü adam ben değilim;

Yalandır kaygısız olduğum yalan.

Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;

Hatırası bile yabancı gelir.

Hayata beraber başladığımız,

Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;

Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

Gökyüzünün başka rengi de varmış!

Geç farkettim taşın sert olduğunu.

Su insanı boğar, ateş yakarmış!

Her doğan günün bir dert olduğunu,

İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!

Her yıl biraz daha benimsediğim.

Ne dönüp duruyor havada kuşlar?

Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?

Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?

Neylersin ölüm herkesin başında.

Uyudun uyanamadın olacak.

Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?

Bir namazlık saltanatın olacak,

Taht misali o musalla taşında.

CAHİT SITKI TARANCI

*

Yalnızlık

“Geniş, siyah gölgesi hayatımı kaplayan,

Tepemde kanat germiş bir kartaldır yalnızlık.

Kalp çarpıntılarıyla günleri hesaplayan

Bir benim, benim olan bir masaldır yalnızlık.”

Garip Kişi

“Bir akşam ilk olarak ağladım,

Bekar odamın penceresinde.

Hani ev bark? Hani çoluk çocuk?

Ne geçti elime bu hayatın

Meyhanesinde, kerhanesinde?

Yatağım her gece böyle soğuk.

Saadet bu ömrün neresinde?”

Eski Saadetinle

“Eski saadetinle,geçmiş günleriyle kal!

Gözlerini yumarak o dünyayı seyre dal!

O değil mi hayatta tutunduğun en son dal!

Eski saadetinle, geçmiş günlerinle kal!”

 Desem Ki

“Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,

Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,

Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,

Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,

Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,

Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,

Sende tattım yemişlerin cümlesini.

Desem ki sen benim için,

Hava kadar lazım,

Ekmek kadar mübarek,

Su gibi aziz bir şeysin;

Nimettensin, nimettensin!”

 Yağmur Yağadursun

“Dışarda yağmur yağadursun

Ve yağmur gibi sonsuz olan

Gözyaşların ve sayıklaman

Camlarda halka halka dursun

Dışarda yağmur yağadursun

Ve zaman, yavrum, zaman

Da yağmur gibi oluklardan

Ve ellerinden akadursun”

Karasevda

“Bir kere sevdaya tutulmaya gör;

Ateşlere yandığının resmidir.

Aşık dediğin, Mecnun misali kör;

Ne bilsin alemde ne mevsimidir.”

Gün Olur Ki

“Gün olur ki ne gökyüzü para eder,

Ne deniz kenarı, ne bağlar bahçeler.

Gün olur ki ne kız, ne rakı, ne şiir,

Hiçbir şey insanı sarmaz, kandıramaz;

Her çeşmeden boş döner, elindeki tas.

Gün olur ki çıldırmak işten değildir.”

Hatıralar

“Bilmem ki hatıralar,

Ne istersiniz benden,

Gelir gelmez sonbahar?

Bu kanad çırpış neden?

Cama vuracak ne var

Ey eski hatıralar

Sanmayın güller açar,

Bülbül değildir öten;

Bu rüzgâr başka rüzgâr.

Ne istersiniz benden,

Bilmem ki hatıralar,

Gelir gelmez sonbahar?”

Gün Eksilmesin Penceremden

“Ne doğan güne hükmüm geçer,

Ne halden anlayan bulunur;

Ah aklımdan ölümüm geçer;

Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.

Ve gönül Tanrısına der ki:

– Pervam yok verdiğin elemden;

Her mihnet kabulüm, yeter ki

Gün eksilmesin penceremden!”

Yalnızlık Macerası

“Öyle yalnız kaldım ki hayatımda

Kimi gün öldüm kimi gün ilâh oldum

Çok zaman annemin dizlerine hasret

Koydum başımı kendi dizlerime

Doya doya ağladım”

 Aşk Masalı

“Bir define var gitsem bulur muyum

Öpüştüğümüz ağaçlar altında

Sevmek devam eden en güzel huyum

İnsan bir kere sever hayatında

Ben değilim söz açan gelecekten

Var mı yok mu alemde bir o akşam

Hiçbir şey istemiyorum felekten

Bir daha seninle beraber olsam”

 Abbas

“Haydi Abbas, vakit tamam;

Akşam diyordun işte oldu akşam.

Kur bakalım çilingir soframızı;

Dinsin artık bu kalb ağrısı.

Şu ağacın gölgesinde olsun;

Tam kenarında havuzun.

Aya haber sal çıksın bu gece;

Görünsün şöyle gönlümce.

Bas kırbacı sihirli seccadeye,

Göster hükmettiğini mesafeye

Ve zamana.

Katıp tozu dumana,

Var git,

Böyle ferman etti Cahit,

Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan;

Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.”

Bayram Yemeği

“Korkarım felekte bir gün

Bir bayram yemeğinde.

Anam, babam gibi kardeşlerimde,

En güzel dalgınlığında ömrün.

Beni gurbette sanıp

Keşke gelseydi bu bayram

Diyecekler.

Ve birdenbire yürekler,

Aynı acıyla yanıp

Hepsinin gözleri yaşaracak.

Öldüğümü hatırlayarak.”

Sevsen Beni Çocuğum

“Sevsen beni çocuğum

Geçen güne yazıktır

Bugün var yarım yoğum

İşim bir şarkılıktır”

  1. Tutsam Ellerinden Ağlarsın

“Tutsam ellerinden ağlarsın.

Doğduğum köyü bir bilsen.

Gece gecemden büyük,

Acısı acımdan derin.

Tutsam ellerinden, üşür ellerin!”

Memleket İsterim

“Memleket isterim

Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;

Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim

Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;

Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim

Ne zengin fakir ne sen ben farkı olsun;

Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim

Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;

Olursa bir şikayet ölümden olsun.”

İmkansız Dostluk

“Değil kardeşim, dal yeşil değil, gök mavi değil,

Bilsen! Ben hangi alemdeyim, sen hangi alemde!

Aklından geçer mi dersin aklımdan geçen şeyler?

Sanmam! Yıldız ve rüzgar payımız müsavi değil;

Sen kendi gecende gidersin, ben kendi gecemde;

Vazgeç kardeşim, ayrıdır bindiğimiz gemiler!”

Ölümden Sonra

“Öldük, ölümden bir şeyler umarak.

Bir büyük boşlukta bozuldu büyü.

Nasıl hatırlamazsın o türküyü,

Gök parçası, dal demeti, kuş tüyü,

Alıştığımız bir şeydi yaşamak..

Şimdi o dünyadan hiçbir haber yok;

Yok bize arayan, soran kimsemiz.

Öylesine karanlık ki gecemiz,

Ha olmuş ha olmamış penceremiz;

Akarsuda aksimizden eser yok.”

Bugün Hava Güzel

“Bugün hava güzel,

Bugün içim içime sığmıyor.

Annemden mektup aldım,

Memlekette gibiyim.

Allaha çok şükür karnım tok;

Elimi uzatsam kahve fincanı dudaklarımdadır.

Kuşlar kaçmıyor benden;

Bir güvercin kanadında okşuyorum

Göklerin maviliğini.

Serçelerin cıvıltısıyla siniyor içime

Ağaçların yeşilliği.

Bulutların ipek gölgesi

Çocukların yüzünde hışırdıyor.

Çember çeviriyorum çocuklarla beraber

Elime çember almadan.

Düşüncelerimi nura garkeden güneşe sor,

Bu Nisan rüzgarı da şahadet eder,

Bütün insanları kardeş biliyorum,

Cümlenin sağlığına duacıyım.

Şayet ölürsem,

Helallaşmaya vakit kalmadan,

Hatırdan çıkarmayın beni;

Dünyaya benden selam olsun,

Her nefes alıp verişiniz.”

Sosyal Medyada Paylaş:
Ophelian hakkında 1903 makale

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın