ADMİN,  ŞİİR OKULU

Can Yücel Hakkında

Sosyal Medyada Paylaş:

“…Ömür dediğin üç gündür, dün geldi geçti yarın meçhuldür… / O halde ömür dediğin bir gündür,o da bugündür…” diyen bir düzyazı ustası, Shakspeare’in ünlü ‘to be or not to be’ sözünü ‘bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin’ şeklinde Türkçeleştiren bir çeviri ustası, “…Yaşadıklarını kar sayma: Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; Ne kadar yaşarsan yaşa, Sevdiğin kadardır ömrün.. Gülebildiğin kadar mutlusun Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin…” diyen bir şair… O büyük bir usta. 

Can Yücel, kullandığı samimi diliyle Türk şiirinde yeni bir tarz ortaya koymuştur. Can Yücel, şiir anlayışını “şiir, yaşanılan dünyada umutsuz nesneler içinden bir umudu bulmak, deli olan bu dünyada tek akıllılığı, uslanmayan akıllılığı anlatmaktır” biçiminde özetler. 

Şiirleri ve yazıları çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlanan Can Yücel’in;

Yazma(1950),

Sevgi Duvarı(1974),

Bir Siyasinin Şiirleri (1974),

Ölüm ve Oğlum (1976),

Şiir Alayı (1981,ilk dört şiir kitabı),

Rengahenk (1982),

Gökyokuş (1984),

Beşbiryerde (1985, ilk beş şiir kitabı),

Canfeda (1986), 

Kısa Devre (1990),

Kuzgunun Yavrusu (1990),

Çok Bi Çocuk (1992),

Gece Vardiyası (1993),

Güle Güle Seslerin Sessizliği (1993),

Gezintiler (1994),

Maaile (1995),

Seke Seke (1997),

Mekânım Datça Olsun (1999),

Alavara (1999)

adlı şiir kitapları bulunmakta, düzyazı alanında da

Düzünden (1994),

Can’dan Yazılar (1995)

adlı eserleri mevcuttur.

O, şiir asla başka dile çevrilemez tezini ortadan kaldıran, yaptığı çevirileriyle Türk şiirinde çığır açmış olan bir şairdir. Can Yücel yaptığı çevirilerle “olamaz” denilen bir şeyi olağanüstü bir performansla gerçeğe çevirmiştir. Çeviri yapabilmek, dünyanın tamamını saran nefis bir yemek kokusundan herkesin nasibini alması, ufkunu genişletmesi gibi bir şeydir. Can Yücel bunu, üslubunun eşsiz tarifiyle gerçekleştirmiş ve sadece Türk Şiirine değil; aynı zamanda tüm dünyaya paha biçilmez bir ziyafet sunmuştur.

Yine Sabahattin Eyüboğlu, Can Yücel’in Şiir Çevirileri adlı bir kitabında Can Yücel’in “Her Boydan” şiirlerini şöyle anlatıyor; 

“Can Yücel, kendi şiirini söyler gibi çevirmiş bu “Her Boydan” şiirleri. Cömertçe canını komuş başkalarının söylediklerine. Ha sen söylemişsin ha ben der gibi. İnsanın insanla kaynaşması her zaman güzeldir, şairin şairle kaynaşmasında bir başka sıcaklık, bir başka aydınlık oluyor: bir dille iki dilin tadını almak, bir canla iki canın sevincini duymak gibi bir şey. Bu cömert kaynaşma, bu dünyanın türküsünü benimseme gücü yok mu -ki Can Yücel’de var o- şairi şair eden tılsımı onda aramalı. Dylan Thomas’ın demek istediği de bu belki Can Yücel’in Türkçe’siyle:”

 

“Didiniyorsam ben türkülerin ışığında

Be ne ikbal, ne ekmek parası için

Ne fildişi sahnelerde keramet tellallığı

Ne işin cakası için filan

Didindiğim hep gönüllerin en kapalı kapısından

Verilesi hayrata.”

(Ozanlık Üstüne)

 

Can Yücel’in yaptığı çeviriler;

Hatırladıklarım – E. Roosevelt (1953), Yeni Türkiye: Bir Garp Devleti – G. Duhamel (1956), Her Boydan – Dünya Şiirinden Çeviriler (1957), Anna Frank’ın Hatıra Defteri – A. Frank (1958), Lord Stadford`un Türkiye Hatıraları – S. Lane Poole (1959), Sırça Kümes – T. Williams (1964), Muhteşem Gatsby – S. Fitzgerald (1964), Lenin Petrograd’da – E. Wilson (1967), Küba`da Sosyalizm ve İnsan – E. Che Guevara (1967), Gerilla Harbi – Mao Tse Tung (1967), Siyah İktidar – S. Charmichael (1968), Saloz’un Mavalı – P. Weiss (1972), Yeni Başlayanlar İçin Marks – Rius (1977), Bahar Noktası – W. Shakespeare(1981), Şvayk Hitler’e Karşı – B. Brecht (1982), Don Cristobita ile Don Rosita – F.G.Lorca (1983), Batı Yakasının Hikâyesi – A. Laurents (1988), Kar Kokusu – C. M. Schulz (1991), Fırtına – W. Shakespeare (1991), Oliver Twist – C. Dickens (1992), Hamlet – W. Shakespeare (1992), Define Adası – R. L. Stevenson (1992) adlı çok sayıda eseri büyük bir ustalıkla Türkçe’ye aktarmıştır.

Onun ustalığı, doğallığı ve kendine haslığında yatar. Çeviri yaparken dahi bazı çevirileri örneğin Shakspeare çevirilerinden olan Hamlet, Fırtına gibi çevirileri onun kendine haslığıyla harmanlanmış yapısını yansıtır. Yine aynı şekilde, bu kendine haslığın göze çarptığı ‘Her Boydan’ adlı kitabında da başarısının büyüklüğü oldukça etkileyicidir. 

Değişik (Yeni Türkü – Başka Türlü Bir şey), Sevgi Duvarı (Ahmet Kaya- Sevgi Duvarı), Yapraktı ( Yeni Türkü – Başka Türlü Bir şey) Can Yücel’in bestelenen şiirleridir. 

Diğerlerinden Farklılığı 

Can Yücel, sıradanlıkları dans ettirebilen üslubuyla, mütevazı yaşamının onda yeşerttiği tüm ışıkları eserlerinin her sayfasına işleyebilmiştir. Sıradanlıkları dans ettirişinin inceliği; şiirlerinde yuvarlanan sözcüklerin üzerini, ince ince işlemesinde yatar. 

O, şiirlerinde konuşturduğu tüm yakınmalarından, öfkelerinden, verilmek istenilen sertliğin vurgusunda hiçbir kayma yapmadan, ince ince nağmeler yükseltebilen bir şairdi. 

O, tüm fedakârlıklarını, sevgilerini şiire ulaştırırken halk ağzını da kullanarak; bu dünyanın tüm çocuklarına, çocuk sadeliğinde kalabilen herkese seslenir. 

Can Yücel’in şiirlerindeki esin kaynakları; insanlar, kavramlar, duygular, doğa ve gerçeklerdir. 

Can Yücel şiirlerinde güncel ve tarihi olayları birlikte işleyen bir tarza sahiptir. 

O, şiirlerinde en sert, en hoyrat söyleyişlerden en yumuşak iç dokunuşlara; karışık düşünce girdaplarından en sade demlere yaklaşabilen, her şeye dokunan bir şairdi. 

Onun farklılığı, ailesini çok sevmesi ve bu sevgisini şiirlerine yansıtmasında gizlidir. “Hayatta Ben En çok Babamı Sevdim”, “Küçük Kızım Su’ya” “Güzel’e”, “Yeni Hasan’a Yolluk” sevdikleri için yüreğinde beslediği sevgiden kâğıda dökülen şiirlerinden bazılarıdır. 

Severek yaşayan ve sevgisinin güzelliğini şiirlerinde yankılandıran tüm sevdiklerine aşık bir adamın üslubundan süzülen sözlerindeki ahenk, onun diğerlerinden ayrılan, okuyucularıyla bütünleşen yanını sergilemektedir. 

Onun diğerlerinden ayrılan başka bir özelliği ise, şiirlerinde müstehcen ve argo kelimelere oldukça fazla yer vermesidir. Onun kaleminde bambaşka bir hal alan bu kullanımlar onun şiirindeki başkalığı yansıtmaktadır. 

Taşlamaları ve toplumsal seslerin yankılandığı şiirleri Can Yücel’in kaleminde öyle bir hal alıyor ki; sokaktaki adamın o basit, kimi zaman küfürlü serzenişi; taşıdığı anlamı bir parça bile bozmadan gün batımında süzülen bir kuğuyu andırıyor. 

Tüm dünyaya, şiirin başka dillere çevrilebileceğini gösteren serbest ve değişik çeviri anlayışı, onun diğerlerinden ayrılan başka bir özelliğidir. O, yapmış olduğu şiir çevirilerinin altına “çevirmen” kelimesini yazmamış, “Türkçe söyleyen” tarzında bir not düşmüştür. Çünkü Can Yücel’e göre şiirin özü tınısında gizlidir. Şiir direkt olarak başka bir dile çevrilince şiir olmaktan çıkacaktır; önemli olan o şiirin başka bir dilde kendisini yakalamasıdır. O, bu yakalama anını çok iyi hesaplayarak şiiri bambaşka bir dünyada gezindirmekte; serbest biçimde çevirmesine rağmen akıllara kazınan şiir çevrilemez anlayışını yıkarak, geriye söylenebilecek bir söz bırakmamaktadır.

 Alıntı : indusdanismanlik.com/can-yucel/

Sosyal Medyada Paylaş:

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Bir cevap yazın