• İSTANBUL ŞİİRLERİ

    İSTANBUL IŞIK IŞIK

    İstanbul rüzgar rüzgar sevdiğim Kah bir lodos, denizlerden esen Ilık mı ılık Kah ustura gibi deli bir poyraz Bırak saçlarını rüzgarlarına İstanbulun Bu şehirde aşksız ve rüzgarsız yaşanmaz   İstanbul bulut bulut sevdiğim Kimi beyaz mı beyaz İnce, tül gibi Kimi katran misali kara Bulutları da insanlarına benzer İstanbulun İnanma sevdiğim, inanma bulutlara   İstanbul yağmur yağmur sevdiğim Kah ince ince Kah bardaktan boşanırcasına Hele bir yağmur yağmaya görsün Ölürcesine yaşanır bu şehirde sevdiğim Ve yaşanırcasına ölünür   İstanbul deniz deniz sevdiğim Bir çakır mavi Bir camgöbeği tuzlu su Üstünde irili ufaklı tekneler Kayıklar, yelkenliler, mavnalar Kalleştir denizleri istanbulun sevdiğm İstanbul kadar   İstanbul kadeh kadeh sevdiğim İçtikçe içesi gelir…

  • İSTANBUL ŞİİRLERİ

    İSTANBUL

    Seni görüyorum yine İstanbul Gözlerimle kucaklar gibi uzaktan Minare minare, ev ev, Yol, meydan.   Geliyor Boğaziçi’nden doğru Bir iskeleden kalkan vapurun sesi, Mavi sular üstünde yine Bembeyaz Kızkulesi.   Bir yanda, serin sabahlarla beraber, Doğduğum kıyılar: Beşiktaşım. Baktıkça hep, semt semt, yer yer, Beş yaşım, onbeş yaşım, ah yirmi yaşım!   Durmuş bir tepende okuduğum mektep, Askerlik ettiğim kışladır ötesi. Bir gün bir kızını benim eden Evlendirme dairesi.   Benim de sayılmaz mı oralar? Elimi tutar gibi iki yanımdan, Babamın yattığı Küçüksu, Anamın toprağı Eyüpsultan.   Önümde, açık kollarıyla boğaz, Çengelköy’den aktarma Rumelihisarı. İstanbul, İstanbul’um benim, Kadıköy’ü, Üsküdar’ı…   Gün olur, Köprü ortasında durur Anarım, Adalar’da çamların uykusunu. Gün…

  • İSTANBUL ŞİİRLERİ

    CANIM İSTANBUL

    Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar. İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim; O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim. Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur; Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur. Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale, Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale. İstanbul benim canım; Vatanım da vatanım… İstanbul, İstanbul… Tarihin gözleri var, surlarda delik delik; Servi, endamlı servi, ahirete perdelik… Bulutta şaha kalkmış Fatih`ten kalma kır at; Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat… Şahadet parmağıdır göğe doğru minare; Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?.. Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet; Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet… O manayı bul da bul! İlle İstanbul`da bul!.…

  • İSTANBUL ŞİİRLERİ

    BEYOĞLU’NDAN DOLMABAHÇE’YE 

    Ne günlermiş, ne günlermiş Sus pus olmuş, puslu bir İstanbul muydu yüzün, yoksa çok bildik hüzünler mi taşınmıştı yüzüne Dolmabahçe`de, çay tadında… Divit ucuyla yazılmış bir aşkın sureti vardı avuçlarında, tarih bir başka iklimin kıvamını gösteriyordu. Ben rehnedilmiş yelkovan gibi… hani akrep`i seven ama yüreği takvim yokuşlarında… Sinemada elinin elimde terleyişinin bir anlamı olmalı, sesinin sesimde yankılanmasının… sanki perdedekine üzülmüş ya da sevinmişsin de tesadüfen akmış yüzün içime… Yalan! Sen perdeye bakıyorsun, fikrin benim seyir defterimde… ve ben amerikanca bir filmi kürtçe seyrediyorum… Kadın, Beyoğlu`nun bir kış akşamında, üstündeki deri montun sahibine küs, soğukluğundan muzdarip yürüyordu… Adam da… Yürümek hiçbir şeyi çözmüyordu, bazı Aralık akşamlarında… Parmağında yaralı bir öyküyü taşıyordu…

  • İSTANBUL ŞİİRLERİ

    BİR GÜN SABAH SABAH

    Bir gün sabah vakti kapıyı çalsam, Uykudan uyandırsam seni: Ki, daha sisler kalkmamıştır Haliç`ten. Vapur düdükleri ötmededir. Etraf alacakaranlık, Köprü açıktır henüz. Bir gün sabah sabah kapıyı çalsam… Yolculuğum uzun sürmüş oldukça Gece demir köprülerden geçmiştir tren. Dağ başında beş on haneli köyler, Telgraf direkleri yollar boyunca Koşuşup durmuş bizle beraber. Şarkılar söylemişim pencereden, Uyanıp uyanıp yine dalmışım. Biletim üçüncü mevki, Fakirlik hali. Lületaşından gerdanlığa gücüm yetmemiş, Sana Sapanca`dan bir sepet elma almışım.. Ver elini Haydarpaşa demişiz, Vapur rıhtımdadır pırıl pırıl, Hava hafiften soğuk, Deniz katran ve balık kokulu Köprüden kayıkla geçmişim karşıya, Bir nefeste çıkmışım bizim yokuşu… Bir gün sabah sabah kapıyı vursam, -Kim o ? dersin uykulu sesinle…

  • İSTANBUL ŞİİRLERİ

    İSTANBUL TÜRKÜSÜ

    İstanbul’da, Boğaziçi’nde, Bir garip Orhan Veli’yim; Veli’nin oğluyum, Tarifsiz kederler içinde. Urumelihisarı’na oturmuşum, Oturmuş da bir türkü tutturmuşum:   “İstanbul’un mermer taşları; Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları; Gözlerimden boşanıyor hicran yaşları; Edalı’m, Senin yüzünden bu halim.” “İstanbul’un orta yeri sinema; Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama; El konuşur, sevişirmiş, bana ne? Sevdalı’m, Boynuna vebalim!”   İstanbul’da, Boğaziçi’ndeyim. Bir fakir Orhan Veli; Veli’nin oğlu, Tarifsiz kederler içindeyim.   Orhan Veli KANIK

  • İSTANBUL ŞİİRLERİ

    İSTANBUL’U DİNLİYORUM

    İSTANBUL’U DİNLİYORUM   İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı Önce hafiften bir rüzgar esiyor; Yavaş yavaş sallanıyor Yapraklar, ağaçlarda; Uzaklarda, çok uzaklarda, Sucuların hiç durmayan çıngırakları İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.   İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı; Kuşlar geçiyor, derken; Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık. Ağlar çekiliyor dalyanlarda; Bir kadının suya değiyor ayakları; İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.   İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı; Serin serin Kapalıçarşı Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa Güvercin dolu avlular Çekiç sesleri geliyor doklardan Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları; İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.   İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı; Başımda eski alemlerin sarhoşluğu Loş kayıkhaneleriyle bir yalı; Dinmiş lodosların uğultusu içinde İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.   İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı; Bir yosma geçiyor kaldırımdan;…

  • İSTANBUL ŞİİRLERİ

    İSTANBUL’UN O YERLERİ

    İSTANBUL’UN O YERLERİ   Aşkın şeref diyârını gördümdü bir zaman. Yıldızlarıyle başka bir âlemdi her gece. Kıpkırmızıydı şanlı ufuklarda her şafak.   Cânanla çıktığım tepeler… Başta Çamlıca.. Hâlâ muhayyilemde parıldar, resim gibi, Yârin dudaklarında bitip başlayan visâl.   Cânanla gezdiğim kıyılar, sürdüğüm hayat, Öz mâvilikle çerçevelenmiş o levhada, Ömrün murâdımızca geçen mutlu günleri.   Yaş bastı. Görmedim nice yıldır o yerleri. Görsem de görmesem de bu indimde bir benim; Mâdem ki şimdi her biri kalbimdedir benim.   Yahya Kemal BEYATLI

  • İSTANBUL ŞİİRLERİ

    İSTANBUL UFUKTAYDI

    Gurbetten, uzun yolculuk etmiş, dönüyordum. İstanbul ufukta’ydı… Doğrulduğumuz ufka giderken… Sevdâlı yüzüşlerle, yunuslar Yol gösteriyordu.   İstanbul ufuktan, Sîmâsını göstermeden önce, Kalbimde göründü; Özentili kalbimde bütün çizgileriyle, Binbir kıyı, binbir tepesiyle, Binbir gecesiyle.   Yıllarca uzaklarda yaşarken, İstanbul’u hicranla tahayyül, beni yordu. Yer kalmadı beynimde hayâle. İstanbul’a artık bu dönüş son dönüş olsun. Son yıllarım artık Geçsin o tahayyüllerimin çerçevesinde.   Bir saltanat iklîmine benzer bu şehirde, Hulyâ gibi engin gecelerde, Yıldızlara karşı, Cânanla berâber, Allah içecek sıhhati bahşetse… Bu kâfî…!   Yahya Kemal BEYATLI

  • İSTANBUL ŞİİRLERİ

    ERENKÖYÜ’NDE BAHAR

    Cânan aramızda bir adındı, Şîrin gibi hüsn ü âna unvan, Bir sahile hem şerefti hem şan, Çok kerre hayâlimizde cânan Bir şi’ri hatırlatan kadındı.   Doğmuştu içimde tâ derinden Yıldızları mâvi bir semânın; Hazzıyla harâb idim edânın, Hâlâ mütehayyilim sadânın Gönlümde kalan akislerinden.   Mevsim iyi, kâinât iyiydi; Yıldızlar o yanda, biz bu yanda, Hulyâ gibi hoş geçen zamanda Sandım ki güzelliğin cihanda Bir saltanatın güzelliğiydi.   İstanbul’un öyledir bahârı; Bir aşk oluverdi âşinâlık… Aylarca hayâl içinde kaldık; Zannımca Erenköyü’nde artık Görmez felek öyle bir bahârı.   Yahya Kemal BEYATLI

  • İSTANBUL ŞİİRLERİ

    KOCA MUSTAPAŞA

    Koca Mustâpaşa! Ücrâ ve fakir İstanbul! Ta fetihden beri mü’min, mütevekkil, yoksul, Hüznü bir zevk edinenler yaşıyorlar burada. Kaldım onlarla bütün gün bu güzel rü’y’ada. Öyle sinmiş bu vatan semtine milliyetimiz Ki biziz hem görülen, hem duyulan, yalnız biz. Mânevi çerçeve beş yüz senedir hep berrak; Yaşıyanlar değil Allâh’a gidenlerden uzak. Bir bahar yağmuru yağmış da açılmış havayı Hisseden kimse hakikat sanıyor hülyâyı. Âhiret öyle yakın seyredilen manzarada, O kadar komşu ki dünyâya dıvar yok arada, Geçer insan bir adım atsa birinden birine, Kavuşur karşıda kaybettiği bir sevdiğine.   Serviliklerde sükûn, yolda sükûn, evde sükûn. Bu taraf sanki bu halkıyle ezelden meskûn. Bir afîf âile sessizliği var evlerde; Örtüyor farkı…

  • İSTANBUL ŞİİRLERİ

    İSTANBUL’UN FETHİNİ GÖREN ÜSKÜDAR

    Üsküdar, bir ulu rü’yayı görenler şehri! Seni gıpta ile hatırlar vatanın her şehri Hepsi der: “Hangi şehir görmüş onun gördüğünü? Bizim İstanbul’u fethettiğimiz mutlu günü!” Elli üç gün en mehâbetli temâşâ idi o! Sanki halkın uyanık gördüğü rü’yâ idi o! Şimdi beş yüz sene geçmiş o büyük hatırâdan; Eli üç günde o hengâme görülmüş buradan; Canlanır levhası hâlâ beşer ettikçe hayâl; O zaman ortada, her saniye gerçek bir hâl. Gürlemiş Topkapı’dan bir yeni şiddetle daha Şanlı nâmıyle ‘Büyük Top’ denilen ejderha. Sarfedilmiş nice kol kuvveti gündüz ve gece, Karadan sevk edilen yüz gemi geçmiş Halic’e; Son günün cengi olurken ne şafakmış o şafak, Üsküdar, gözleri dolmuş, tepelerden bakarak, Görmüş İstanbul’a…