• KONU DIŞI

    İngilizce Kelimeler Alan Var mı

    OTURMA ODASI armchair: koltuk curtain: perde lampshade: abajur sofa: kanepe couch: kanepe bookcase: kitaplık cushion: yastık mantelpiece: şömine rafı carpet: halı fireplace: şömine mantelpiece: şömine rafı cushion: yastık light: ışık, lamba painting: tablo picture: resim bookshelf: kitap rafı television/TV: televizyon speakers: hoparlörler ceiling: tavan fireplace: şömine plant: bitki wallpaper: duvar kağıdı coffee table: sehpa     BANYO VE BANYO EŞYALARI bathroom: banyo mirror: ayna bath towel: banyo havlusu shampoo: şampuan toilet paper: tuvalet kağıdı sponge: sünger soap: sabun liquid soap: sıvı sabun bath: banyo shower: duş washbasin: lavabo hair brush: saç fırçası tap: musluk faucet: musluk toothpaste: diş macunu tooth brush: diş fırçası hand towel: el havlusu razor: ustura shaving…

  • KONU DIŞI

    San Francisco’ya Ne Zaman Gidilir

    SAN FRANCISCO San Francisco’da hava yaz – kış sanki aynı gibi oluyor, değişmiyor. Fakat tercihen sonbahar ve kış aylarında yani Eylül sonrasındaki aylarda güneşli bahar günlerini yaşama ihtimaliniz çok yüksek olabiliyor.

  • KONU DIŞI

    İki Kuş Sergisi Şiir Gibi

    Kırmızının vahşi ve sakin halini bir sergi kolleksiyonunda bir araya getiren Muzaffer Akyol ve Gaye Su Akyol ikilisi harika yapıtlara imza atmışlar. Kırmızı denince aklımıza düşen kan rengi bize vahşi bir çağrışım yapar değil mi ?  Sanatçı işte bunu tablolarına işlemiş, tüm gerçekliği ile sanatı ve kırmızıyı sakin iklime kadar varan bir hale getirmiş. Sanatın renk senfonisine devam ile baktığınızda renklerin arasına işlenmiş kelimeleri görürsünüz. Kelimeler birden şiire dönüşmüş sizi daha yakından bakmanız için çağırmıştır. Nar ağaçlarının altında Adım nar dedi nar yüzlü Bir dilim karpuzla Çıktık yola Zaman doğurdu Nar doğurdu Bu tablonun sol üst köşesindeki dizeler sizi çağırıyor. Resim sanatından çok anlamasanız bile bu çalışmadan etkileneceğinize çok eminim.…

  • ŞİİRLERİM

    Biz Çocuklar Yayayız

    Düşünmüyorlar yağmur yağınca ıslanır yollar bolca yaya geçidinde bekler çocuk kadın amca sırlsıklam olurlar kırmızı yanınca bir teknoloji icat edelim biz çocuklara verin trafiği adam edelim yaya geçitlerinde trafik lambalarına hükmedelim sıkıntıyı çok çabuk çözelim kırmızı ışıkta durunca herkes yağmur yağınca güneş açınca beklemeye pes ıslanırsın yanarsın istersin seni korusun bir kafes tenteler kurarsın banklar koyarsın mutlu olur herkes şu işin ucundan tutun belediyeler polisler yağmur yağınca üstümüzde olsun su geçirmeyen perdeler yaz sıcağında korusun tülden cama benzer nesneler hayal gücü ile değişsin trafik ışığında bekleyenler hangi önemli kişi ıslanmıştır yaya geçidinde polisler araçları durdurur onlar yürür keyifler yerinde biz çocuklar yaşlı teyzeler amcalar bekler kırmızıda sıkıntı içinde olsa banklar…

  • ŞİİRLERİM

    Nefes

    bir korku duyarsın içinde cehennem sızar yüreğine kırbaçlanırsın manevi yerinde oysa büyük bir uçurumun yanından geçmiş aracının tekerlekleri bir yarığı teğet geçmiş fren seslerin bir çalılıkta nihayete ermiştir son gelirken gider gidenin ardından gelen keder iç hesaplaşma beynini deler kaçtığın aklına gelir ölümün yolunu kesmediği an gelir zihninde döner, kalmak ve gitmek gitmediğine sevinmek kaldığına hayret ile iç geçirmek ellerinin arasından kayıp giden bir aşkı düşünürsün düşüncelerine saplanmış saplantıyı kaçmak düşlerden düşüncelere patinaj yapmak toparlanamadan gaza basmak kıl payı kurtulmak nihayetinde nefes almak Uğur Demiröz

  • ŞİİRLERİM

    Şiirde Sabır

    fısıltılı bir iç çekişleri var düşüncelerimde idris selici’yi düşünüyorum bir berber koltuğunda saçımda dolanan bir makine gürültüsü önüme düşen düşünmeler bir şiir yazdım diyor makinesine yön verirken tam bir yıl sürdü yayınevine gitmeden bir yılda olgunlaşan bir şiir benden uzak olan sabrıma ters düşen şair makineyi bıraktı bana o şiiri uzattı şiiri okudum şiir düşünen için yazılmış değil mi ki şiir düşünene yazılır utandım şiir yazan benliğimden bir mısranın bir kelimesine takıldım dedi uzun zaman uzun zamandır şiir yazarım hiç uzun zamanım olmadı uzun zamana yayılan şiir  ben gibiler ile azaldı bir şiir kitabının bir sayfasında o şiir zaman ile yoğrulmuş zaman ile kavuşturulmuş niye ünlü yazarlar yok artık diyoruz…

  • ŞİİRLERİM

    Önsöz

    yüreğin zihnimde meşgul kuvvetli kışkırtıcı asil fotoğrafın etrafında dönüyorum kulağıma bir şarkı asılıyor başım o yana başka bir şarkı da diğer yana güzergahını belirtmeyen bir otobanda gibiyim hangi ışık seni karşıya geçirir ki eleştirisel çizgiler çiziliyor dilime renkler bir siyah bir beyaz sanmandan sapmandan sana sahip olamamaktan dilimin ucunda gidip geliyorum sanki gökten zenbille indin ta düşüncelerinden yüreğime hayat çalkantılı deniz gibi sen başıboş gemi yelkenin olsam kayalara çarptırırım bir korku dümenin olsam hangi yön bana hangi yön ayrılık korkusu bıraksam orta yerinde seni yalnız başına ahvalim buna izin vermiyor ruh ikizim esir düştü biri güzelliğine diğeri düşüncelerine beklenmedik bir tecelliydi bu gayriihtiyari bir tebessüm buluşması hayali bir kurgu gibi…

  • ŞİİRLERİM

    Veresiye Defteri

    sayfaların rahminde ters bir doğum ters bir zamanlama ayın otuz biri karar sezeryan sonucu belki de ölümlü belki de doğacak olana ziyaret yok doğum sancısı doğmasın diyecek kadar karmaşa elde var avuçta yok belki de doğum gerçekleşecek hasta doğumuna kimse girmeyecek ay başı güneşin ışıkları sabah ezanı apar topar bir eve yaklaşan kamyon birkaç şilte sandalye eski çekyat cılız iki beden kamyon hafif yüklü doğum başlamış kamyonun gürültüsü bastırıyor feryadı bakkalın önünde geçen iki cılız beden tekerlekler ile beraber arkada toz bulutu doğmamış bir hesap başını iki eliyle tutan bir adam elinde bir defter sayfalarca doğum haberleri aradan geçen birkaç ay kapıya vurulan kilit camdaki yazıya hüzünle bakan bir çift…

  • ŞİİRLERİM

    Ah İstanbul

    İstanbul ölüm ve acı yatar kalbinde mutluluk ve güzellik maskesinde uzun yollar binalar heybetiyle ihtişam kokar ara sokaklar arka sokaklar fakirlik ve yoksunluk ile kendini şehre kapar hangi ev zengin hangi ev fakir bilemezsin camlar perdeler tüm ihtişam ve yokluğu gizler kuytu köşelerde fotoğrafçı izleri resmederler gerçek gizleri İstanbul gözler önünde gözlerden uzak bazı sokaklar kıskıvrak yakalayan tuzak bazı sokaklar kahkahadan şen kıvrak dilencilere verilir tomarla para bilmez ki evinin aşağısında vardır açlıktan göz dönmüş bir sürü fukara binaların arasına hapsolmuş çocuklar biri lay lay lom ile et beğenmez birinin boğazından ekmek arası domatesten başkası geçmez ah İstanbul görünenin ne de güzel  görünmeyenini anlatmaya bu şiir bilmem ne kadar yeter…