ŞİİR ADINA HERŞEY BURADA

Deliler’in Soy Ağacı – Can Yücel

Sosyal Medyada Paylaş:

Dünya gözlerimi kendi ellerimle örttüm
Değdi yorgunluğuma
Bir ölüm kaldıydı onu da gördüm
Beni pişman etmedi doğduğuma…

Can Yücel, bizim tabirimizle Can Baba… 1988’de kendisiyle yapılan bir söyleşide şiire geçişini şöyle anlatır; ”İlk şiirimi on yaşında yazdım. Babamın metresi olan hanımın yuvasındayken… Yuvada bir çocuk öldü. Çok üzüldüm, arkasından bir şiir yazdım. Şiirime babamın yardımı çok oldu. Şiire elverişli bir dünya yaratmıştı babam bana… Hep şiir çevresindeydim. Dili iyi biliyorsan, şiirin ne olduğunu biliyorsan yazmadan duramazsın.” Yazmadan da duramadı zaten… Kendine has üslubuyla kalbimizi çalan pek çok şiire imza attı.

İstanbul halk dilinin Osmanlı’dan gelen tüm inceliklerini, ona sözcük oyunları katarak, yepyeni bir şiir diline dönüştürmüş biricik bir şairdi. Öte yandan öfkeli ve küfürbaz bir derviş! Çekiciliği de bu sözünü sakınmazlığından gelirdi. Taşlama ve toplumsal duyarlılığın ağır bastığı şiirlerinde, yalın dili ve kendine has buluşlarıyla dikkat çekti. Bu buluşlar çeviri şiirlerinde kendini daha iyi gösteriyordu. Hepimizin bildiği “ to be or not to be” cümlesini “bir ihtimal daha var ölmek, ne dersin” şeklinde çevirmiştir.
Şiiri, yaşamı çepeçevre saran bir bütünsellik olarak değerlendiren şairin şiirindeki temel öğeler, bu bütünsellik anlayışıyla bağdaşır: Mizah, alay, yergi, öfke, sevecenlik, lirizm, eleştirel bir dünya görüşü, siyasal bilinç gibi… Can Yücel’de mizah ve yergi başkasını küçük düşüren, gülünçleştiren bir mizah değildir. Yalanı, aldatmacayı, haksızlığı toplumsal düzenin ürünü olması açısından ele alır ve zaman zaman bunların farkında değilmiş gibi kendisiyle de dalga geçer. Bir şiirinde;

Kurtarıcılar kurtara kurtara Kurtardılar
Memleketi memleket olmaktan

Demişti. Bir başka şiirindeki taşlama örneği ise;

Kuzu gibi olun diyorlar
Büyüyüp ortaya çıkınca
Koyun gibi gütmek için sizi

Kendisiyle yapılan bir söyleşide, şiir ve dil hakkındaki görüşlerini şöyle aktarmaktadır : ”Goethe der ya: dil orman gibidir. Ağaçlar çürür orman kalır. Bizde ağaçları kesmeye kalktılar. Bizde katıldık buna. Hala kahroluyorum. Yanlıştı. Sadeleştirme meselesi o bütünlüğün içinde sözcükleri, tümceleri nereye oturttuğunun hesabını vermek meselesidir. Kelimeler bütünselliğin parçalarıdırlar. Şiir, kelimeleri bu galaksiye hediye etmektir.” Can Yücel şiirine bu sözler ışığında baktığımızda, töresel dil anlayışına karşı çıkışı görürüz. Bu karşı çıkış şiirse sözcük dağarcığının genişletilmesi ile beslenir. Küfürler ve kaba sözcükler bu karşı çıkışla, şiirinin içine girmiştir. Bir örnekle açıklarsak;

Memleketin hali benim halim,
Öyle bir kabız olmuşum ki
Boğazıma kadar bok içindeyim…  

Can Yücel’in şiirsel imgesini kuruşundaki kaynakları; doğa, insanlar, olaylar, kavramlar, heyecanlar duyumlar ve duygulardır. Şiirlerinin çoğunda sevdiği insanları buluruz. ”Maaile” şairin kitaplarından birine koyduğu bir addır. Şair için ailesi çok önemlidir, eşi, çocukları torunları, babası… Bu insanlarla olan sevgi dolu yaşamı şiirlerine yansımaktadır. ”Küçük Kızım Su’ ya”, ”Güzel’e”, ”Yeni Hasan’a Yolluk”, ”Hayatta Ben En çok Babamı Sevdim” bu sevgi şiirlerinden bazılarıdır.

Babasına olan sevgisini şiirle dile getirmişti ama ona sorulduğunda;“Hayatımda karım hariç iki şey sevdim: Şiir ve politika” diyerek yanıt vermişti.

Yazının alıntı yapıldığı Link

http://birciftdeli.blogspot.com/2010/08/delilerin-soy-agac-can-yucel.html

Sosyal Medyada Paylaş:

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Bir cevap yazın

error: Content is protected !!