En Çok Okunan Şiir Kitapları

Sosyal Medyada Paylaş:

1- Sevda Sözleri

( CEMAL SÜREYA )

Sevda Sözleri bu büyük ustanın bütün şiirlerini bir araya getiriyor

Sevda Sözleri, eski baskılarında yer almayan dergilerde ve mektuplarda kalmış şiirlerini de içeriyor.

Keyifle okuyacağınız bir şiir kitabı…

Cemal Süreyya’nın şiirlerinin bir çoğunda kafiye yok fakat okurken rahatsız.etmiyor. Üslubu biraz farklı olsa da yüreğe dokunuyor. Şiirlerinde sigara ve alkol konusunu sık kullanıyor…

Hayatın her kesitine, insan yaşamının içinde olan tüm olaylara dizeler yazmış olan üstadın şiirlerin yalın ve anlaşılır..

*

Cemal Süreya’nın bütün şiirlerini içeren kitabıdır. İçinde Cemal Süreya’nın el yazısı ve imzası da bulunur. El altında bulundurulup, sık sık sayfaları karıştırılası güzellik. Okudukça insanı sarıp sarmalar.

*

Bir kere okudum bitti denilebilecek bir kitap değil kesinlikle.Hava yağmurlu, kasvetli mi? Al kahveni yanına. Her okuduğunda aşık olası gelir insanın. Duyguyu çok yoğun hissettiriyor dili çok kuvvetli ve akıcı.

Sen el kadar bir kadınsındır

Sabahlara kadar beyaz ve kirpikli

Bazı ağaçlara kapı komşu

Bazı çiçeklerin andırdığı

İş bu kadarla bitse iyi

Bir insan edinmişsindir kendine

Bir şarkı edinmişsindir, bir umut

Güzelsindir de oldukça, çocuksundur da

Saçlarınla beraber penceredeyken

Besbelli arandığından haberli

Gemiler eskirken, deniz eskirken limanda

Sevgili

 

2- Memleketimden İnsan Manzaraları

( NAZIM HİKMET )

Türk şiirinin çizgisini değiştirmiş, çok yönlü, evrensel boyutlu bir şair ve yazarın bu basım için yeniden gözden geçirilmiş, kaynak metinler esas alınarak düzeltilmiş “külliyatı”…

(Arka Kapak)

Nazım Hikmet romandan şiir çıkarmıştır.

Bu kitap Nazım Hikmet in ustalığını hat safhada gösterdiği çok yönlü , öyle bir türe indirgenemeyecek kadar eşsiz ,destansı coşkulu ,içinde bizim insanlarımızın olduğu bir kitap.

Çok iyi bir gözlemcinin süzgecinden geçmiş bir kitap, Nazım kitabın büyük kısmını hapishanedeyken yazmış. Kitabı okudukça, bu kadar iyi insanların karakterlerini, yaşantılarını tahlil edeceksiniz sözlerinin hiçbiri eğreti durmadığını ve bunu şiirsel bir dille yazıldığını görüp şapka çıkartacaksınız

3- Çile

( NECİP FAZIL KISAKÜREK )

1925’de “Örümcek Ağı”, 1928’de “Kaldırımlar”, 1932’de “Ben ve Ötesi”, 1953’de “Sonsuzluk Kervanı” ve 1969’da “Şiirlerim” ismiyle yayınlanmış olan şiir kitaplarının bir çok bakımdan kendini ifade edemediğini söyleyen Necip Fazıl Kısakürek’in, 1922’de Yeni Mecmua’da yayınlanmış ilk şiirinden başlayıp bizzat kendisi tarafından süzülen, ayıklanan, düzeltilen ve bir araya getirilen bütün şiirleri…bu kitapta.

Okurken düşündüren, düşündürttükçe de bazı şeylerin daha fazla anlam kazanmasını sağlamakla birlikte bazı şeyleri de sorgulatan bir yanı var bu kitabın, yani Necip Fazılın… “Çile”yi okuduktan sonra daha iyi anlayacaksınız neden kitaba bu ismin verildiğini… Aslında yaşanan ne kadar çok çile varmış, bunu Necip Fazılın kaleminden dökülenlerle insan daha iyi anlıyor. İnsani değerlerimiz, ahlaki değerlerimiz, imanımız, vatan ve millet sevgimiz vs vs…hepsine dair çileler ve sorgulayacağımız şeylerle dolu “Çile”.  Şunu bilin “Çile”yi yavaş ve sindire sindire okumak gerek, böylelikle kitabın verdiği duyguyu ve lezzeti insan ancak böyle daha iyi hissedebiliyor.

Kitaptaki bazı şiirleri ele alsanız üzerine binlerce kitap yazılabilecek türden, kısa veciz beyitlerle şair adeta hayatını resmetmiş. Geçmişi ile ruh halinin çatışmasını ,gelecekle ilgili kaygılarını, gençlerden beklentisi şiirin içinde adeta bir potada eriterek şiir diye bize sunulmuş.

4- Bütün Şiirleri

( ORHAN VELİ KANIK )

Orhan Veli; Türk şiirinin “zincirkıran”ı, “kasketgiydiren”i, “sivilleştiren”i, “açıkhavaozanı” …

“Orhan Veli çok daha ileriye bir adım attı : Şiirin kendi öz bir dili, bir vezni olmadığı gibi kendine öz konuları da olmayacağını gösterdi, ahengin, musikinin de şiirden kaldırılabileceğini anlattı.”

-Nurullah Ataç

“Orhan Veli’nin kavgası, edebiyatımızın en büyük kavgasıdır, buna inanıyorum. Irmağın yatağını daha doğal bir vadiye indirdi. Şiire kasket giydirdi, sivilleştirdi onu. Bugünkü şiir verimleri onun daha verimleridir biraz.”

-Cemal Süreyya

“Her tümce bir yana, açık havanın ozanıdır Orhan Veli her anlamda. Caddeler genişledi, kitaplar inceldiyse Çalap’ın işi değildir bu. Geleceğe doğru süren bir şimdinin şiir etkisi! Yalnızca gam değişikliği de değil, hepten Atonal. Orhan Veli olayı da, olaylığını yitirmiştir artık. Şiiri ise kalmıştır görünüyor, geniş açıdan bir deyişle.”

-Ece Ayhan

(Arka Kapak)

1942 yılında “Garip” kitabı basılır. Büyük tepki çeker kitap. O zamana kadar Türk şiiri kahramanlık hikâyelerini, destanları, aşkı, sevgiyi, güzellemeleri anlatır. Ama Orhan Veli Kitabe-i Seng-i Mezar (Mezar Taşındaki Yazıt) şiirinde tüm bu genellemelerin dışına çıkarak tek derdi ayağındaki nasır olan sıradan bir insanı, Süleyman Efendi’yi, sokar hayatlarımıza. İlk bölümü Garip kitabında yayınlanan üç bölümlük bu şiirden sonra Orhan Veli “şiire nasırı sokan adam” diye anılmaya başlar. Şiir o kadar çok beğenilir ve dilden dile dolaşır ki Orhan Veli’nin ününe ün katar. Öyle ki, yıllar sonra yazdığı otobiyografik şiirinin girişinde kendisini şöyle tarif eder şair:

Ben Orhan Veli

“Yazık oldu Süleyman Efendiye”

Mısra-i meşhurunun mübdii

Hayatı boyunca uyağa karşı savaşır, şiirin serbest ölçüde yazılması ve kalıplardan kurtulması için mücadele verir.

Şiir kitabı deyince ilk aklınıza gelen eserlerden bir tanesi olacak. Hayatınıza biraz ara verip ,dinlenme ihtiyacı duyduğunuzda sizi düşüncelere sarıp sarmalayacak bir eser.

5- Mehmet Akif Ersoy

( SAFAHAT )

O, bütün hayatı, ahlâkı, kişiliği, davranış ve düşünceleriyle birlikte, kendimiz ve çocuklarımız için, hiç çekinmeden, “İşte tam bir örnek!” diyebileceğimiz, bir millî kahramandır.

Onun eseri olan “Safahat”, bu milletin çağdaş destanıdır. Milletimizin bin yılda kıvama ermiş olan ruh ve fikir olgunluğu, inanç ve ahlâk sağlamlığı, cesareti ve kahramanlığı – elbette kusurları ve tedavi çareleriyle birlikte bu destanda dile getirilmiştir.

 

Kendisi”ni ve milletini öğrenmek isteyen genç aydınlar, onu okuyacak ve anladıkları kadar bu “millet”ten olacaklardır. Mehmed Âkif gibi bir evlâda ve “Safahat” gibi bir esere sahip olmak, bir millet için, büyük bir şans ve büyük bir mutluluktur…

(Tanıtım Bülteninden)

Gerçekten okurken emek isteyen eserlerden ve bence Türk Edebiyatı’nın baş yapıtlarından. Anlam yoğunluğu , dil yapısıyla kusursuz bi örgü var şiirlerde. Eserin özetini Mehmet Akif şu dizelerle kendi yapmıştır :

Safahât’ımda, evet, şi’r arayan hiç bulamaz;

Yalınız, bir yeri hakkında “hazin işte bu!” der.

Küfe? Yok. Kahve? Hayır. Hasta? Değil. Hangisi var ya?

Üç buçuk nazma gömülmüş koca bir ömr-i heder!

Günümüz nesli için Akif’in dili biraz ağır gelecektir. Ama bu kaliteli şiirden uzak durmamızı gerektirmez. Erbabı okur ve anlar. Anlamıyorum diyenler orijinal ve sadeleştirilmiş şeklini birlikte okuyabilirler.

Okuyacak olanlara Osmanlı Türkçesi – Türkiye Türkçesi bir sözlük kullanmalarını ve az da olsa Aruz Veznini ve bu vezinde şiiri güzelleştirmek için yapılan sanatsal eklentileri biraz araştırılmasını tavsiye ederiz.

6- Ben Sana Mecburum

( ATTİLA İLHAN )

Attila İlhan şiirinin tek teması aşk değil elbette; bu kitapta beş bölümde topladığı şiirlerinde, dönemin siyasi havasını, çalkantılarını, gerilimi, direnişi, başkaldırıyı, imkânsız aşkları ve özgürlük özlemini bulacaksınız.

(Arka Kapak)

Öyle bir insan düşünün ki şiirlerinin içinde her konudan bir şeyler olsun. Aşkı, imkânsız aşkı, umutsuz bir aşkı okurken kendinizi birden siyasi bir ortamda buluyorsunuz. Ardından bir bakmışsınız Kuvayı Milliye ile karşılaşmışsınız. Halkın içine sürüklenmişsiniz. Kitabında Mustafa Kemal hayranlığına tanık oluyoruz. Milli mücadeleye olan bakışını görüyoruz. Şiirlerinde aslında kendini anlatmış ama biz kendimizi de o satırlarda buluyoruz.

Paris’te yaşadığı süre boyunca Fransa toplumunu gözlemlemiş. Bunu şiirlerinde de görüyoruz.

Bizi en ince yerimizden yakalıyor hep; birimizi, bazılarımızı değil, hepimizi…

Bir türlü layıkıyla söylemeyi beceremediğimizi üç kelimeye sığdırıyor o;

“Ben sana mecburum.!”

7- Yaş Otuzbeş

( CAHİT SITKI TARANCI )

Cahit Sıtkı Tarancı’nın, bu dizelerle başlayan “Otuz Beş Yaş” şiiri, Türk edebiyatının kült şiirleri arasına girmiştir. Behçet Necatigil’in deyişiyle: “Şiirlerinde yaşamanın ve aşkın güzelliğini öven, ölümün üstünlüğünü vurgulayan, Türkçe’yi bütün tatlılık ve anlatım gücüyle şiire geçiren Cahit Sıtkı Tarancı, döneminin en çok okunan şairlerinden biri olmuş, hiçbir akıma bağlanmadan kendine özgü bir şiir geliştirmiştir. Şiirle ilgili bir soruya verdiği yanıt da bu doğrultudadır : ‘Şiirle hayat arasındaki sıkı ilişkiye inandığım içindir ki, şiiri hiçbir zaman bir düşüncenin kanıtlanması (…) olarak düşünmedim.

Ne denilebilir ki bu kadar muazzam dörtlükleri yazan, edebiyat aşığı bir yazar için. Ölüm korkusu üzerine yazılmış koca bir kitap. Çok beğeneceğiniz, keyifle okuyacağınız bir şiir kitabı. Allah korkusu çok fazla, yaptıklarından korkan ama bunları da üzülerek ifade eden daha doğrusu bunu bize o hüzünlü dizelerle ifade etmiş bize yazar. Pişmanlıkla, hüzünle, aşkla dolu bir kitap. Gerek vatanseverliği olsun, gerek aşkları gerekse doğa olsun çok fazla konuyu anlatmış kitabında Cahit Sıtkı. Kitabın ismini taşıyan şiiri bambaşka bir şaheser. Hayatın başından sonuna kadar özeti hırslarımız, yanlışlarımız hepsini anlatmış. Kesinlikle okunmalı.

8- Hasretinden Prangalar Eskittim

( AHMET ARİF )

Hasretinden Prangalar Eskittim, ilk kez 1968 yılında yayımlandı. O tarihten günümüze defalarca baskı yaptı. Birbirini takip eden birkaç kuşak sosyalist ve devrimcinin ellerinde, sözlerinde ve şarkılarındaydı. Birçok kişinin acı tatlı hatıralarında unutulmaz, özel bir yeri oldu.

Ahmed Arif şiirleri bizce, hem şairin kendi kuşağının hem de ardından 68-78 kuşaklarının memleket ve halk sevgisini, isyancı ruhunu ve başkaldırı etiğini simgeliyor. Kitabın bu 40. yıl özel basımıyla Ahmed Arif’in dizeleriyle, eski kuşaklara bir kırmızı karanfil vermek istedik. Daha da önemlisi, gözlerden silinmeye çalışıldıkları bu çağda, bu fikirleri ve değerleri genç okurlara taşımak, hatırlatmak istedik.

(Tanıtım Bülteninden)

Adından bile etkileyici, çarpıcı olan bir kitap Hasretinden Prangalar Eskittim. Aslında “Hasretinden Prangalar Çürüttüm” olacakmış ama Ahmed Arif hoş bulmamış bunu. Yine adından anlaşılacağı üzere ziyadesiyle derin bir kitap, iliklerinize kadar hissedeceksiniz. Ahmed Arif, bu tek kitabıyla bu soruya vereceğiniz bütün cevapları ve önyargıları yıkıp atar. Türkiye’de en çok basılan kitaplardan biridir “Hasretinden Prangalar Eskittim”. Metis Yayınları’na geçmeden önce bile altmışa yakın baskısı yapılmıştır. Kitap başına altı insanın düştüğü ülkemizde bu oranı hızla azaltma yolunda atılmış en büyük adımdır belki de. İçindeki şiirler Anadolu kokar, yoksulluk kokar, çaresizlik kokar… Nâzım’la Ahmed Arif’i ayıran en büyük farktır bu belki de. Ahmed Arif, şiirin çobanıdır.

Aşk da o’nun şiirinin ana temalarından biridir. Zaten başka türlü, içinde şiddetli bir aşkı barındıran “Hasretinden Prangalar Eskittim” şiirinin, Türkiye’de hâlâ en çok bilinen şiirlerden olmasını nasıl açıklayabiliriz ki ?

 

Sosyal Medyada Paylaş:
Ophelian hakkında 1903 makale

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın