ŞİİR ADINA HERŞEY BURADA

Gereği Düşünüldü Şair Ayağa Kalk

Sosyal Medyada Paylaş:

Antalya, İstanbul’dan rol çalmaya devam ediyor. En prestijli sinema festivaline ev sahibi yaptığı gibi, dokuzuncusunu düzenlediği şiir sempozyumuyla yine benzersiz faaliyete imza atıyor. Ödül verilen şair için bir yıl sonra sempozyum düzenleniyor. Bunun başka örneği yok.

Şair en önde oturuyor, konuşmaları hiç kaçırmadan dinliyor. Kâh terliyor eli şakaklarında, kah gülümsüyor gergince. Sürekli bir tedirginlik hali… Ve arkasında kocaman salon, gözleri zaman zaman şaire kayan bir izleyici güruhu. Güruh demeyelim, büyük çoğunluğu şairlerden, öğretim görevlilerinden ve ülkenin anlı şanlı kültür sanat yöneticilerinden oluşan bir dinleyici kitlesi… Şair sadece panelistleri değil, soru cevap fasıllarında seyircileri de dinliyor; yöneltilen iltifatlardan da yergilerden de nasibini alıyor. Kendisini divan şairi olarak tanıtan ilkokul mezunu bir seyirci, o an vâkıf olduğu şiirlerin bir kısmını beğenmediğini söylüyor ciddi ciddi. Bütüntartışma şairi anlamak, ne demek istediğini çözmek, yöntemi konusunda ipuçlarını keşfetmek üzerine. 

Burası neresi ve neler yaşanmaktadır? 9. Altın Portakal Şiir Ödülü Sempozyumu’nda Antalya Atatürk Kültür Merkezi’ndeyiz. Her yıl yapıldığı üzere, bir yıl önce şiir ödülü verilen Yücel Kayıran adına bir sempozyum düzenlenmekte; dolayısıyla bütün konuşmalar onun şiiri ve tarzı üzerine yapılmakta. Yani en önde terleyen kişi o. Ne yaşı 70’e dayanmış medya ünlüleri için yapılan anma geceleriyle ne de ölümünden sonra ‘rahmetliyi iyi bilirdik’ minvalli panellere benziyor. Hakkında konuşulan kişi en önde ve 40 yaşında. İçlerinde profesörlerin ve önemli eleştirmenlerin yer aldığı panelistler sabahtan akşama Yücel Kayıran’ı ve şiirini didik didik ediyor. Ne bol kepçeden övgü ne de yergi var. Her biri akademik bir çalışma ürünü ya da eleştiri formunda kaleme alınmış tebliğlerini kemal-i ciddiyetle sunuyor. Öyle ki, iki konuşma sonrasında seyirciler isyan ediyor. “Biz anlamıyoruz.” diye. Yeni bir tartışma başlıyor. Bu sempozyuma gelen kişiler kültürel bir altyapıya sahip olmalıydı, yoksa halka kapalı mı yapılsaydı keşke. Sahi halk nerede, üniversiteler niye takip etmiyordu. Tartışma devam ederken ünlü bir gazete yöneticisi, felsefi şiir tebliğini kastederek “Ben ne dediği belli olmayan bu yazıyı basmam.” diyor kendi kendine.

Nerede bizim düşünürler!

Prof. Dr. Mustafa Durak, şairin ünlem işaretlerini sıklıkla kullanışından pek çok manalar çıkarıyor. Yaklaşık 30 dakikalık konuşmasında ünlem işaretlerinin izini sürüyor, şaşırtıcı bir o kadar da karmaşık bir tebliğe imza atıyor. Mustafa Koç’un, şiirin felsefesine dair konuşmasında, Batı felsefesinin önemli isimlerine sıklıkla yaptığı atıf yeni bir tartışmayı körüklüyor. “Ne yani, bizim hiç mi düşünürümüz yok?” Yabancı ülkede yaşadığını belirten bir bayanın bu itirazı salonda büyük bir hüsnükabul görüyor.

Öğleden sonra tebliğ sunan Necmiye Alpay, Heideger’e atıf yapacağı bir anda salondan müsaade almayı ihmal etmiyor. “Çok özür dileyeceğim; çünkü Batılı şeyler söyleyeceğim.” Aslında dışarıdan bir hayli sıkıcı gelecek böyle bir sempozyum pek çok nükteyi içinde barındırıyor. Bir panelist şairin şiirini okurken bir bölümünü atlıyor. Seyircilerden biri niye sansür ediyorsunuz diye itiraz ediyor. Yine önemsiz, belli ki müstehcenlik içeren bir yer olduğu ima edilerek, “İsterseniz siz okuyabilirsiniz kendi başınıza.” deniliyor. Aradan 10 dakika geçtikten sonra aynı seyirci yine itiraz ediyor. “Ben sansürün her türlüsüne karşıyım, okuyun.” diye. 

Konu şiir olunca her ne kadar akademik sunumlar yapılsa da iddiası olan tezler ileri sürülüyor. Mehmet H. Doğan şairin tasavvufla ilişkisine değiniyor uzun uzadıya. Sözgelimi şairin son kitabına isim olan “Beni asla göremezsin” ifadesi Kur’an’a dayanmaktadır. En anlaşılır belki de en çözümleyici tebliği sunuyor. Konuşmalar sadece şiirle sınırlı kalmıyor; şairin vefalı olması, politik bir şair kimliği, aynalarla ilişkisi, aileye bakışı vurgulanıyor.

Şairin aile’ye bakışına üç panelist değiniyor sözgelimi; her biri farklı şeyler söylüyor. Aileye sahip çıkıyor diyen de oluyor, sahip çıkmak bir tarafa aileyi öldürüyor diyen de. Her biri de iddialarını aynı dizelere dayandırıyor, o dizelerin sahibi ise sessizce bu konuşmaları dinliyor. Tasavvufla ilişkisinin irdelendiği aynı oturumda şairin militarizme karşı çıkışı ve ezilenden yana tavrı nedeniyle solculuğu ele alınıyor.

Yücel Kayıran’la sempozyumdan birkaç gün sonra görüştüğümüzde, rahatlamış buluyoruz onu. Onun için sempozyum büyük bir onur vesilesi. “Tabii gün boyu sürekli adımdan bahsedilmesi karşısında yer yer heyecanlandım, yüzüm kızardı, utandım, neredeyse konuşamaz hale geldim. Sempozyum bittiğinde ise rahatlamıştım.” diyor. Sempozyumun formatı gereği son konuşan kişi hakkında konuşulan kişi olacaktı. Yücel Kayıran’ın son konuşması bu yüzden merakla beklendi. O ise bazı kişilere teşekkür etti ve konuşmalar üzerine bir yorum yapmayacağını, kendisinin de eleştirmen olması hasebiyle bütün tezleri, görüşleri saygıyla kabul ettiğini açıkladı. Ama konuşmamızda bize Necmiye Alpay ve Mehmet H. Doğan’ın konuşmalarını kendine yakın hissettiğini söyledi. Bu iki konuşmacının ortak vurgusu şiirlerdeki tasavvuf izleriydi. Şaire göre, İstanbul’dan katılan kültür sanat yöneticilerinin oturumları dikkatle izlemeleri kayda değerdi.

 

Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel’in de başkanı olduğu Antalya Kültür Sanat Vakfı’nın düzenlediği şiir sempozyumunun Türkiye’de ne geçmişte ne de bugün bir benzeri var. Önce ödül veriliyor, bir yıl sonra sempozyum düzenleniyor ve bu sempozyumdaki bildiriler kitaplaştırılıyor. Şimdiye kadar Enis Batur, Haydar Ergülen gibi şairlere bu ödül verilmiş. Antalya, ülkenin en prestijli sinema festivaline imza attığı gibi dokuzuncusunu düzenlediği şiir sempozyumuyla sanatta söz sahibi olduğunu gösteriyor.

 

“Yeni kelimeler öğrendik” diyor Nihan Altuner. “Sorunsal problematik” bu kelimelerden bir tanesiydi. Nihan, oturumları dikkatle dinleyen Süleyman Demirel Üniversitesi’ne bağlı Burdur Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi ikinci sınıf öğrencisi 67 kişiden birisi sadece. Yücel Kayıran’ı da burada tanımış, şiir tahlilleri derslerinin devamı gibi. En çok Fuzuli’yi ve Cemal Süreya’yı beğeniyor. Hocası Yard. Doç. Dr. Şevkiye Kazan “Daha çok gelmek isteyen vardı ama sınırlamak sorunda kaldık.” diyor.

 

Akşam yemeğinde şair ve eleştirmenlerden oluşan masanın bir bölümünü ‘iptal’ eden tartışma şu minval üzerineydi: “Şiiri şair mi yayınlatır, kendi mi?” Bir günlük şiir konuşmalarının üzerine ağır kaçtığı muhakkaktı. “Artık demir almak vakti gelmişti bu limandan…”

 Alıntı : aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-12542-12-geregi-dusunuldu-sair-ayaga-kalk.html

Sosyal Medyada Paylaş:

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Bir cevap yazın

error: Content is protected !!