Sosyal Medyada Paylaş:

penceremin camı kırık dökük, şuram taş mezarı.

yüzüme en çok yakışan salya sümük, kulağımda had gadia

her seferinde çocukluğumu boğardım yüzümdeki çukurda.

 

kuşlar tutsaklığı bilsinler diye bileklerime sürerdim teleklerini

babam öğretmedi bunu bana, fen bilgisi öğretmenim de söylemedi

ilimin ve bilimin henüz bilmediği şeylerdi şair yanımın dedikleri.

 

ne zaman otursam şu cam kenarına, hep içime açılırdı pencere

sesim apartman soğuğu olurdu ve unuturdu beni annem

ne hatırım kalırdı ne hatıram, kırılırdı ruhumun fincan takımları.

hiçbir intihar tarif edemezdi ki kendini gideceği yere.

gözlerim alnıma resmedilmiş bir gelincikle göğe mıhlanırken

nasıl sorguya çekilirdi ölüm, yüksek yalıtımlı duvarlar ötesinde?

beni içinden geçirdiği yerde beklerdim onu, gelmezdi.

hangi göç ebelerdi kendini?

 

tel tel kuş sürüsüydü saçlarım ve dökülürdü avuçlarıma

ellerimde gaga izleri, içimdeki şehir recmedilirdi.

gözlerim uzak yaralar için kontrolsüz göçlere katardı önüne düşeni

terk ederdi bütün kediler sokakları ve şiirler de beni

bense zaten hiç gelmeyecek dünleri…

 

Sema Enci * Kaynak : Edebiyat Defteri.com

Sosyal Medyada Paylaş:

Ophelian

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Bir cevap yazın