AKROSTİŞ ŞİİRLER

GÜL İsmine Şiirler

Sosyal Medyada Paylaş:

Gül kokuyor yüreğin

Üstüne ne yakışıyor iyilik timsali pelerin

Lazım değil hiç bir güzel sen yanımda ol hayat gerçeğim

*******

GÜL KOKUYORSUN

gül kokuyorsun bir de

amansız, acımasız kokuyorsun

gittikçe daha keskin kokuyorsun, daha yoğun

dayanılmaz birşey oluyorsun, biliyorsun

hırçın hırçın, pembe pembe

öfkeli öfkeli gül

gül kokuyorsun nefes nefese.

gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun

ve acı ve yiğit ve nasıl gerekiyorsa öyle

sen koktukça düşümde görüyorum onu

düşümde, yani her yerde

yüzü sararmış, titriyor dudakları

şakakları ter içinde

tam alnının altında masmavi iki ateş

iki su

iki deniz bazan

bazan iki damla yaz yağmuru

mermerini emerek dağlarının

şiirler söylüyor gene

ölümünden bu yana yazdığı şiirler

kızaraktan birtakım şiirlere

büyük sular büyük gemileri sever çünkü

ve odur ki büyüklük

şiir insanın içinden dopdolu bir hayat gibi geçerse

o zaman ölünce de şiirler yazar insan

ölünce de yazdıklarını okutur elbet

ve senin böyle amansız gül koktuğun gibi

yaşamanın herbir yerinde.

gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun

bu koku dünyayı tutacak nerdeyse

gül, gül! diye bağıracak çocuklar bütün

herkes, hep bir ağızdan: gül!

ve herşeyin üstüne bir gül işlenecek

saçların, alınların, göğüslerin üstüne

yüreklerin üstüne

bembeyaz kemiklerin

mezarsız ölülerin üstüne

kurumuş gözyaşlarının

titreyen kirpiklerin üstüne

kenetlenmiş çenelerin

ağarmış dudakların

unutulmuş çığlıkların üstüne

kederlerin, yasların, sevinçlerin

ve herşeyin üstüne bir gül işlenecek.

bir rüzgar, bir fırtına gibi esecek gül

yıllarca esecek belki

ve ansızın dünyamızı göreceğiz bir sabah

göreceğiz ki

biz dünyamızı gerçekten görmemişiz daha

geceyi, gündüzü, yıldızları

görmemişiz hiç

tanışmaya komamışlar bizi güzelim dünyamızla.

öyleyse dostlar bırakın bu yalnızlıkları

bu umutsuzlukları bırakın kardeşler

göreceksiniz nasıl

güller güller güller dolusu

nasıl gül kokacağız birlikte

amansız, acımasız kokacağız

dayanılmaz kokacağız nefes nefese.

Edip Cansever

* * * * * * *

ÇİÇEK OL, GÜL OL SEVGİLİM

Günler çok hızlı geçiyor

Hergün değerin artıyor.

Sevgilerle dolu bu dünyada…

Sevmeyen kalmıyor.

 

Sevdikte ne oldu?

Solan güller doldu.

Sevmezsen dünyayı

Oda seni sevmez

 

Çiçek ol gül ol sevgilim

Mutlu olalım

Her yan buram buram gül kokar

Çiçek ol gül ol sevgilim.

 

Deki mutlu olalım

Mutlu olmazsak sel olalım

Seven bu dünyada

Sevgilerin başı olalaım.

 

Çiçek ol gül ol sevgilim

Görünmeyen nur ol sevgilim…

Bilmediğim hayalim ol sevgilim.

Gördüğüm düşlerim ol sevgilimm.

Melisa Büyükkafes

siirkolik.net/siirler/110504-cicek-ol-gul-ol-sevgilim.asp

 

* * * * * * *

 

GÜL KOKAN SEVGİLİM

 

bir şiir yazmak istedim gülüm sana

içinde sadece sen olacaksın mısralarda

tıpkı benim dünyama seni sığdırdığım gibi

suyumda, aşımda, rüyalarımda başrolümde olduğun gibi

 

noktasına kardar düşünmek istedim seni

seni sevdiğimi yazmak istedim haykırarak

anlatmak istedim tüm sevenlere

sevmenin verdiği ilhamdır mutluluk

kimi zaman umutsuzluk yaratsada hayatımızda

sevmenin yeri ayrı olur aşk karşılıklı olunca

 

yine unuttum sana seni seviyorum demeyi

ama gözlerine bakınca dalıyorum huzura

kelime çıkmıyor dudaklarımdan

sevmeği okadar iyi anlattınki bana

seni sevmeyi bile sevdim sen yokken

 

karanlıklar bile arkadaş oldu bana

hayallerine daldırdı yanındaymışım gibi

yokluğunu yaşamadım hissetim seni heran

gölgen gibi yanında oldum sen yokken bile

 

seni sen olduğun için seviyorum

hayatımda yoldaş olduğun için

işte her mısrada sen varsın gülüm

hayatımda olduğun gibi

iyiki varsın gül kokan sevgilim….

  

Ertac Sevimli 

siirkolik.net/siirler/217039-gul-kokan-sevgilim.asp

* * * * * *  *

GÜL ŞİİR 

Geceyarısı, karanlık bir bozkırda

Işıklar içinde akan bir tren kadar yalnızım

içinde onca insan, içinde dünya…

Soluk soluğa, demirden bir ırmağa mahkum

Ve bilmeyen sonsuzluk nedir,

Haklı olan kim bu kargaşada?

Ateş ve su, yaşam ve ölüm, irin ve şiir

Ucu bucağı olmayan bu çığlığın

Ortasında nasıl barışılabilir?

Anlamak isterim, hangi yasa

Bir beşikle bir darağacını

Aynı ağaçtan, ne adına varedebilir?

 

Sorular sormak için geldim şu dünyaya

Yasım acıların yasıdır

Boynumu üzgün bir çiçek gibi kırıp da

Yollara düştüğümde, başımda deniz köpüklerinden

Ya da sabah yellerinden bir taçla

Yürüdüğüme inanırdım – yanılırdım

Geceyi günle, acıyı sevinçle kardığım

Bu söylencenin bir yerinde durakladım

Ve anlatamadım, konuşamadım bir daha.

 

Acını ödünç ver bana, gözyaşlarını

Damarlarında uyuyan sevinci ödünç ver

Yitirdim çünkü onları da..

İlenmiyorum, el çırpmıyorum artık

Ne aklımda yaşadıklarım üstüne düşünceler

Ne de geleceğime dair bir tasa.

Gelirken çan çalmıyor yalnızlık

Bir adam, bir sokak, bir ev

Yüzle, gülüşler, susuşlar boyunca

 

Soruların vardı senin, ne çok soruların

Gözlerin dünyayı eleyip dururdu boyuna

Bir fısıltı gibi başladı sevgim

Çığlık oldu, kağıtlarda çiçek açtı sonra

Sonrası…Mutlu bile olduk bazı

Artık sen yadsısan da ne kadar

Ya da ben bilmiyorum mutluluk nedir

Anlatsın yollar, yollar, yollar…

 

Şimdi gece, soluğumu verdim içime

Az önce kağıtlara gül kuruları serptim

Dolaplardan kekik, nane kokuları çıkardım

Öylece serptim, seni yazacağım diye

Sen ki, deniz görmemiş bir deniz kızısın

Aklımın almadığı bir yerde, öylesin

Şimdi gece, iki kişilik bu yalnızlık

Bize artık yeter de artar bile…

 

Dünyanın ölümünü gördüm, suyun toprağın

En yakın dostlarımın birer birer

Vakitsiz açan çiçeklerin, vakitli doğan çocukların

Ölümünü gördüm, ama kimse

İnandıramaz beni öldüğüne sevgilerin!

Yaşam ki bir kum saatidir usulca akan

Dolan sevgilerimizdir biz boşaldıkca

Yaşımız biraz da sevgilerimizin akranıdır

Vereceğimiz tek şey budur dünyaya.

 

Şu dağılgan yüreğimi, şu köpüklere imrenen

Yüreğimi bir gün yollara atarsam

Bir gün bir nehir yataklarına dolarsam, korkarım

Suyumun çoğu senden yana akacak

Bütün sözcüklere adını ekleyeceğim

Güldeniz, Gülekmek, Gülyağmur, Gülsarap

Gülaşk, Gülsiir, Gülahmet, Gülerhan

Ey gül yaşamım, yitip giden düşlerim!

 

Gecelerdi, solgun – sessiz tüterdi yüzün

Yatağımda bir kımıltıydın, dilimde türkü

Uykusunda konuşurken sesini öptüğüm

Varmak için beyninin kıvrak dağ yollarına

Kokundu, bedenimi saran o ince buğu

Esintisinde usul usul yürüdüğüm

Ki değişmem yaseminlerle, portakal ağaçlarıyla..

 

Sanki bir kız yürürdü yollarda

Evimin sokağına girer, paspasa ayaklarını silerdi

Kapımı açardı gümüş bir anahtarla

Sanki hep gelirdi, sevişirdik bazı, konuşurduk

Tozlu kitapların yığıldığı odalarda

Kalırdı duvarlarda gülüşünden bir tini

Yatağımda bedeninden bir oyuk.

 

Benimse ellerim titrerdi, alnının aklığından

Saçlarına saçlarına doğru titrerdi

Şimdi kağıtların üstünde gidip gelen ellerim

Titremiyor artık , yolunu biliyor şimdi

Geceyarılarını çoktan geçti

Bu şiir bitmeyince varolmayacak ellerim

Ellerim uykusuz, ellerim geberesiye yalnız

Süzülüp alçalıyor karanlığa doğru.

 

Bütün yaşamım seninle geçiyor belleğimden

Seninle var ve seninle sürüp gidecek artık

Bir akdeniz kentinde limon koklayan

Ve hep ufkun ardına bakan çocuk

Acıyı buldu sonunda, kanayan bir gülden

Çaldı yüzünü bir yaşamlık

Geçer şimdi dumanlı bir kentin sokaklarından

Şaire çıkar adı – az buçuk kaçık.

 

Yeryüzünden silinmiş ırkların sonuncusuyum ben

Oturup da şimdi aşk şiiri yazmam bundan

Gülsün köpek sürüsü, lime lime edip

Bu dizeleri, satsınlar haraç-mezat

Doğru, benden sonra da tufan kopmayacak

Ama haykıracağım laflarını tuzla kesip

Yitip giden bu aşkı, nefesim tükenene dek.

 

Beynime bir sarkaç gibi vuruyor sorular

Neresinde yanıldık biz bu yaşamın?

Hangi el bozdu büyüyü, hangi yazı

Acılara hüküm verdi, soldan sağa taşarak?

Kalbimde yıllardır kabuk bağladı yaralar

Ödüm kopuyor, bir gün hepsi birden kanamaya başlayacak diye

Yenilmeyeceğim, boyun eğmeyeceğim hiçbir şeye

Hep direnen bir yanım kalacak

Adımın soluk izi, acının seyir defterinde.

 

şimdi gece, bindokuzyüzseksenikiyle

Üçyüzaltmışbeşi çarp – oradayım işte

Yorgun değilim, umarsızım yalnızca

Geçmişle geleceğin öpüştüğü yerde bir nokta

Gibiyim ve çoktan dürüldü defterim

Uçurumlar üstünde uçuşur dizelerim

Onlara köprü olacak bir beden yoksa da..

 

Bu benim yalnızlığım, dalsızlığım benim

Kana kana içtiğim çeşmelerden susayarak ayrılmak

Titreyen bir ışık karanlıklarda

Onu kim görebilir, kim tanıyabilir?

Sonuda hep bir soruyla karşı karşıya kalmak

Boynumun borcu bu, ödenmedi yıllardır.

 

Her aşktan böyle bir şiir kaldı bende

Yaşamımın bir dilimini özetleyen

Unutuşun çiçekleri bunun için hiç açmıyor

Donuyor bir gülüş tek bir dizede

Yaşanmış yüzlerce anı, buruk bir özlem

Çivileniyor beynimin bir yerlerine

Geride -hayır- acılar filan da kalmıyor

Bir boşluk yalnızca, uçurumlara özenen.

 

Nefret ediyorum ve seviyorum seni

Girdiğin bütün kapıları açık bırak

Birazdan git diyebilirim çünkü..

Çağım yalnız bırakmıyor beni, ellerini

Tutuşumda, usulca öpüşümde dudağını

Çağım aramızda çekilen kanlı bir bayrak

Uzayan, akan bir irin yolu gibi.

 

Sözcükleri güden çobanları var kalbimin

Beynimin yaşamı saran kıskaçları

Bitsin dediğim yerde bunun için başlıyorum

Yitirdiğim her şeye dönüp de bakmam bundan

Sensin yalnızlığa uzanan yolların düğüm yeri

Ama şu anda içimde öyle çoğulsun ki

Böyle irkilmezdim dünyayı kucaklasam.

 

Çapraz yalnızlıklar astım göğsüme

Yollarda bir savaşçı gibi yürüdüğüm doğrudur

Gözlerle, dillerle kuşatılmış bir ülke

kalbimdir ona tek sınır

Susmayı bunun için severim bir çığlık gibi

Donup kalır sesim kendi göğünde

Onu ne anlayan, ne de duyan bulunur.

 

Yaşamım sonsuz bir hac yolculuğuna dönüşüyor burada

Kendi içimde ya da uzak yollarda

Bulduğum ve yitirdiğim bütün varlıklar

Bir mozayiğe biçim veriyorlar sessizce..

Bende dünyanın acısıyla sevinci öpüşüyor

Irmakların birleştiği o nokta benim

İtilip tekmelendiğim bütün kapılarda

Bana atılan her taş şimdi çiçek açıyor.

 

Bir gün anlarsın beni neden suskunum

Dünya içimde konuşurken böyle

Bedenimi aşıyor yorgunluğum

Karşında oturduğum masalardan dökülüp saçılıyor

Bu öyle bir çığlık ki, susuşlar kalıyor geride

Ondan öte her söz bir saçmalığı büyütüyor.

 

Adını çoktan unuttun yüzün aklımda

Ve bu şiiri neden sana adadığımı bilmiyorum

Ama her güzellik nasılsa kendi adını bulur

Bunun için ben Gül dedim sana..

Yine de bir çiçeğe bunca yağmur yağarsa

Kökleri toprağı saramaz olur

Üstüne titrediğim her şeyi yitirmeyi öğrendim çoktan

 

Söylenecek bir tek sözüm kalmazsa

Çizerim yüzünü kuşların kanatlarına

Her çırpınışta gökyüzüne dağılır

Yüzün, hücrelerine varana dek uçuşur.

 

Kağıtların aklığına aşkın tortusu çöküyor

Parklar, sokaklar, söylenmiş ya da söylenmemiş sözler

 

Yazdıkça biraz daha unutuyorum seni

Ve her yerde düş tacirleri, şiirseviciler

Bir şeyleri yorumlayıp duruyorlar aptalca

Büyüteçlerle inceliyorlar şu yitik ömrümüzü

Ben aşkın son hasatçısı, son peygamber

Gülünç, soyu tükenmiş bir varlığı oynuyorum boyuna.

 

Sana artık bir sığınak olsun bu şiir

Noterlere ver onaylasınlar – her hakkı saklıdır

Düşün, kalemimi sen tuttun yazarken

Yeni okula başlayan bir çocuğa yardım eder gibi

Öyle acemilikler yaptım ki ben

Hiç kalır bu şiir onların yanında ve

Nasıl ayaktayım diye şaşıyorum bazen.

 

Görüp göreceği son şey bu şiirdir dünyanın

Çığlığımdan arta kalan bunlar olacak

Aklımın son kırıntılarını da burada harcıyorum

Bundan böyle ibreler hep eskiye vuracak

Yakınmıyorum, yerinmiyorum hiçbir şeyle

Kalırsa odalarda unutulmuş birkaç şiir

Bir yeniyetmen in altını çizeceği dizeler benden

Senin adın nasılsa bir gün hepsini tamamlayacak…

 

 

Ahmet ERHAN 

siir.gen.tr/siir/a/ahmet_erhan/gulsiir.htm

 

* * * * * * *

 

BEYAZ GÜL

 

seni arıyorum kalabalık caddelerde,

tanımadığım insanlar geçiyor, sen yoksun..

perişan hayallerimin başladığı yerde,

sana sesleniyorum, duyuyor musun?

 

beyaz güller açtı bahçelerde , sevdiğin..

ya o karanfil , baygın kokulu çiçek.

gel yalnızlık bahçeme beyazlar giyin,

anladım ki bu ömür sensiz geçmeyecek.

 

odamı süsleyen ellerini uzat,

hazzından dile gelsin bastığın halı..

açılsın sevincinden perdeler kat kat..

ışık ve ateş senin için yanmalı..

 

sonra çevir düğmesini, radyonun

sevdiğin musiki dolsun odama,

dinle şarkısını büyük koronun,

beni düşün! beni düşün ağlama..

 

içimden bir ses diyor ki sabret..

sonu gelecek bu yalnızlığın,

bütün aynalar gülecek elbet,

açılacak kapılar ansızın..

 

yalnız sen varsın beyaz gülüm,

evde bahçede ve sokakta,

bir eylül akşamı gördüğüm ,

o beyaz hayalsin uzakta..

 

yakınsın yalnızlık kadar,

uzaksın yakınmış gibi,

sensiz yaşadığım yıllar

bu kadar güzel değildi.

 

yeter.. gel artık yeter..

karanfiller açtı gel

kış bahçesinde , güller

beyaz güller açtı gel !!

 

Ümit Yaşar Oğuzcan

 

* * * * * * *

 

GÜL

 

Gül dalında magrur degme solmasın

Sakınırım gülü esen yelinden

Bülbül ah-u zarda eller bilmesin

Neler çektiğini gülün elinden

 

Sevgi gül dalında aşktır,ecedir

Ayın şavkı değmiş binbir gecedir

Can içinde canan kutsal hecedir

sevdayı damıtır arı dilinden

 

Gülün sevgisinde nagmeler inler

Sevda türküsünü aşıklar dinler

Gönüllerde hicran bırakır genler

Sevenleri besler sevgi dalından

seveni ayırma sevgi dalından

 

webhatti.com/siirler/222034-gul-siiri.html

 

* * * * * * *

 

İYİMSER BİR GÜL

 

Uyandım, seni düşündüm

Birdenbire duvar

Birdenbire gece yarısı

 

Sonra devriye parolası

Ve rüzgar

Ve birdenbire kalp ağrısı…

 

Uyandım, seni düşündüm

Ey göğsümün sol yarısı!

 

Su bulanınca

Meydanlarda sesin yırtılınca

Hiç dostun kalmayınca

Sarsılmış bir ömrün

Basamaklarında

Görüşüme gel ne olur

İyimser bir gül olsun

Dudaklarında…

 

Dert etme, iyiyim ben

Ara sıra mahşer

Ara sıra yaşama hırsı…

 

Sonra mazgal altı zulası

Ve mektuplar

Ve ara sıra hasret belası…

 

Dert etme, iyiyim ben

Ey yar

Ey hüznümün tütün sarısı…

 

Kan bulaşınca

Yangınlarda yüzün harlaşınca

Saçların tutuşunca

Zorlanmış bir hükmün

Tutanaklarından

Görüşüme gel ne olur

İyimser bir gül açsın

Yanaklarımda…

 

Yusuf Hayaloğlu

 

* * * * * * *

 

BİR GÜL

 

Mekke-i Mükerreme’de bir gül…

Yüzü dolunay gibi parlak.

Teni pembeye çalan beyaz renginde.

Saçları, hafif dalgalı…

Açık renkli ve hilâl kaşlı.

İki kaşının arasında bir damar.

Öfkelendiğinde şişen…

 

Mekke-i Mükerreme’de bir gül…

Saçları omzuna düşer.

Sakalı gür, gözleri kara üzüm gibi siyah…

O siyah gözleri daima yerde…

Gökten daha çok yere bakar.

Bakışları, düşünceli…

Boynu gümüş beyazlığında,

Fildişinden yapılmış bir suret gibi…

Ashabının ardından yürür

Ve; “benim arkamı meleklere bırakın.” der.

Birşeye hayret ettiğinde elini çevirir

Konuştuğunda ellerini biraraya getirir.

Öfkelendiğinde yüz çevirir.

Sevindiğinde hafifçe gözlerini kapar.

Gülmesi tebessüm.

O gülünce dişleri dolu taneleri.

 

Mekke-i Mükerreme’de bir gül…

Yüzünde azâmet ve hakimiyet.

Sözünde tatlılık.

Tane tane konuşan.

Sesi gür, teri gül…

Geçtiği sokaklarda gül kokusu bırakan..

Giyimi sâde…

Çoğunlukla sırtında bir ihram.

En çok sevdiği renk sarı ve beyaz.

Yediği yemek;

Ateşin üzerinde

Unla karıştırılan öğütülmüş yulaf

biraz zeytinyağı, biber, baharat…

sofrada oturuşu hamdle, şükürle…

bir gül…

ikinci yurdu Medine!

 

Medine-i Münevvere’de bir gül…

İnsanlık aleminin en şereflisi!

İman hakikatlerinin merkezi!

İhsâni tecellilerin turu!

Rahmani sırların iniş yeri!

Memleket-i Rabbâniye’nin seması!

Peygamberler gerdanlığının ortasındaki en büyük mücevher!

Peygamberler kervanının öncüsü!

Bütün varlıkların en üstünü!

İzzet sancağının sancaktarı!

Ezel sırlarının şahidi!

İlmin, hilmin ve hikmetlerin kaynağı!

Yerle gök âlemlerinin göz bebeği!

İki cihanın ruhu!

Dünya ve ahiret hayatının gözü!

 

Medine-i Münevvere’de bir gül…

Aslın ve asaletin nurlu ağacı!

Yaratılışta insanların en üstünü!

Cismani suretlerin en mükemmeli!

Asıl mülk ve gerçek nimetin,

Göz kamaştırıcı güzelliğin

Ve yüce rütbenin sahibi!

Kalplerin tabibi ve ilacı,

Bedenlerin afiyet ve şifası,

Gözlerin nuru ve ışığı

Asırlarca sevilen,

Yeniden sevilen,

Taptaze duygularla sevilen,

En seçkin makamlara layık olan

En büyük dost!

En şerefli sevgili!

Abdülmuttalib’in torunu!

Abdullah oğlu efendimiz

Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem

 

Medine-i Münevvere’de bir gül…

O’na sevdalı,

Her şeye rağmen,

O’na sevdalı

Milyarlarca bülbül!

Sevinç bayrak açmış her sinede

Çünkü O Gül, hâlâ Medine’de

 

Dursun Ali Erzincanlı

 

* * * * * * *

 

ISLAK GÜL

 

Seninle paylaşmak uykularda en büyük günahları

Seninle uyanmak nice çılgın gecelerden sonra

Alır götürür beni kokun uzaklara en uzaklara

Ağzın dudaklarımda ıslak bir güldür sabahları

 

Tenin çekiyor beni tenin tutmuş saçlarımdan

Afrikalı kölenim senin, esirinim, mecburunum

Gözlerin değmese gözlerime kahrolurum

Ölürüm çekersen ellerini avuçlarımdan

 

Dönsün başım tutuşsun damarlarımda kanım

Gel otur yanıbaşıma erişilmez kadınım

Yum iri gözlerini, devir kirpiklerini

Ser önüme bir hazine gibi güzelliklerini

 

Sana en muhtaç olduğum şu anda gel

Yaşamak olsan da gel, ölüm olsan da gel.

 

Ümit Yaşar Oğuzcan

 

* * * * * * *

 

GÜL

 

Gülün tam ortasında ağlıyorum

Her akşam sokak ortasında öldükçe

Önümü arkamı bilmiyorum

Azaldığını duyup duyup karanlıkta

Beni ayakta tutan gözlerinin

 

Ellerini alıyorum sabaha kadar seviyorum

Ellerin beyaz tekrar beyaz tekrar beyaz

Ellerinin bu kadar beyaz olmasından korkuyorum

İstasyonda tiren oluyor biraz

Ben bazan istasyonu bulamayan bir adamım

 

Gülü alıyorum yüzüme sürüyorum

Her nasılsa sokağa düşmüş

Kolumu kanadımı kırıyorum

Bir kan oluyor bir kıyamet bir çalgı

Ve zurnanın ucunda yepyeni bir çingene 

Cemal SÜREYA

* * * * * * *

ADI GÜL’DÜ

 

Adı Gül’dü

Gülleri severdi en çok

Güldü mü güller açardı gül yüzünde

Güllerle bölüşürdü yalnızlığını

Hep gül beklerdi sevdiğinden

Bir de ‘gül mevsimini’ takvimlerden

Bir gül kokusuna

Bir de ‘gül reçeline’ dayanamazdı

Hep güller kurutmuştu

Hayatının en hazin sayfalarında

Hep gülerek büyütmüştü sevdasını

Ve her sabah

Bir gül gibi bırakırdı tebessümünü sofraya

Tıpkı sımsıcak bir ekmek gibi

Ahşap bir evin avlusunda

Mis kokulu gülleri derlerdi

Ve bütün sırlarını sadece güllere söylerdi

Ne zaman bir haksızlık görse

Kanayan bir gül gibi

Ahh bu dünyada

Gülü gülle tartsalar derdi

 

Ne okur ne yazardı

Ağlasa gülleri sular

Gülse gülleri okşardı

Ama ne zaman içli bir şarkı duysa

Güllere bakar uzun uzun dalardı

 

İşte öyle bir çiçekti

Şiirimin ucunda gülden bir kalemdi

İşte o kadın

Benim annemdi.

 

Bir bilseniz

Ne güller yeşertti hayatın dikenlerinden

Dökerek gözyaşını

Ve şimdi

O güller süslüyor onun mezar taşını…

 

Ahmet Selçuk İlkan

 

* * * * * * *

 

GÜL

 

Ey bâkir cümbüşü her özleyişten sıcak

Bin uykuya yaslanmış sessiz kamaşan şafak;

Her bahçenin üstünde ve her ufuktan başka,

Yıldızların tuttuğu ayna, ezelî aşka,

Bir sır gibi hayattan ve ölümden öteye

İlk arzunun toprağa mal olmuş lezzetiyle…

 

Ardından ağlanacak ne varsa ömrümüzde,

Tekrar doğuşun sırrı gülümseyen bir yüzde,

Uykusuz geceleri içten kemiren hüzün,

Bin azabın çarkında gerilmiş ağaran gün;

Öpüşler, gözyaşları, vaitler ve hicranlar;

O derin sükutların aydınlattığı anlar

Bir sonsuz uçurumda uyanmış gibi birden

Sazlar sustuktan sonra duyulan nağmelerden;

Doldurur hiç durmadan uzattığı bu tası,

Gül, ey bir âna sığmış ebediyet rüyası!

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

* * * * * * *

 GÜL

G eleceksin bir gün ölmeden

Ü stümü örteceksin bilmeden

L üle lüle saçlarınla gitmeyeceksin beni sevmeden

Uğur Demiröz 

Sosyal Medyada Paylaş:

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Leave a Reply

error: Content is protected !!