İbrahim İnecik Şiirleri

Bu şehir.. ve sen 
Karanlık bir odada aşkın mors harfleriyle yazılmış ; 
en şiddetli düş kırıklarıyla dolu bir zarf.. 
Yalnızlığın tescil edilmiş sureti masamda duruyordu… 
kendime sordum bir an ve cevabını senden bekledim.. 
– Yâr ; söylermisin; seni unutmak için kaç doğmamış gece daha öldürmeliyim..? 

saatlerin ayrılık zamanını haber verdiği o günü anımsıyorumda şimdi ; 
aklımın acı tünellerinden firara hazırlanan bir bana rastladım.. 
Kaçıyordum kendimden.. Ama Nereye ?? 
sanırım kaçtığımı sandığım tüm yalnızlıklarımda; yine sana varıyordum.. 
ve yine firarlarım yarım yamalak düşlere takılıp aşkına müebbet hapis yatıyordu… 

bir Bitişin yeni bir bitiş için başlangıç olacağını kim bilebilirdiki.. 
Yada sevgili.. aşkının kaç İntihar ertesi güne denk geldiğini??/ 

Çok kalabalık yalnızlıkların ortasında bulmuştum seni..Bir anda.. apansız. 
o an öldüğümü fark etmemiştim .. 
Günaha bulanmış bir intihardan farksızmış aşk..Gidişinle anladım .. 
Ve tekrar Çok kalabalık yalnızlığıma geri dönüyorum.. 

Bu şehirde hayat beni sensizlikle oyalarken.. 
Sen bilmem hangi yabancı aşkın ortasında .. 
hangi katlin fermanında yokluğun mührü oluyorsun.. 
ve sevimsiz bir celladın bakışlarına dönüp; gözlerime bakıyorsun.. 
Bu şehir derken aslında varoşların çocuğu olduğumu biliyorsun 
Şehrin kim olduğunu söylemeye ne hacet.. 
Her caddesi . her sokağı.. kaldırımları .. 
Sokakta top koşturan çocukları.. 
En acıklı ekmek kavgasına tutuşmuş; kara bıyıklı adamları.. 
Gelenbevi lisesinde okuyan talebeleri.. 
İstiklalde mendil satan minik bedri,’yi.. 
Bu şehrin her yerinde yaşanmış olan bizliği.. 
Yani seni… yani beni… 
Karalıyorum önce.. 
Sayfaları çizip ömür çizgisiyle 
tek bir mermi sıkıp siliyorum her şeyi.. 

Hiç yazılmamış ölü kentin kitabı..var elimde.. 
Okumak istesende bir gün.. 
Bulacağın tek cümle.. tek söz 
Yokluğumu varlığına armağan edişimdir.. 
Bu şehirde yazılan her kitap.. 
Söylenen her şarkı.. 
Ve okuduğum bu şiir.. 
Kentin hiç yazılamamış Ölümüdür aslında…. 

İbrahim İNECİK

*

“Ey Asi Ve Mavi

bugun günlerden Cumartesi

Gidişinin hemen ertesi

Ne çok sevmiyordun..!! biliyorsun değilmi..?

İhanetlerin yalanların cenderesi..

Bugün Cumartesi…

ve.. kokluyorum yine dokunduğun her yeri..

Çarşamba Pazarında dolaştığımız günleri..

Malta çarşısında..

hani Erzurum gıda vardı ya..

Orda satılan hüzün entarisi…

anımsıyorum şimdi.. her şeyi..”

CUMARTESİ adlı şiirinden ….

*

Bir Sızı ile debeleniyorum..

tenim esmer..

Ve ağlıyorum fısıltıyla..

kıyametime kaç var daha..

Söylesene..

Hiç olacak kadar kaldımı zaman..

Korkuyorum ki yar..

bu işte alaca bir yalnızlık var…

geceye bir çizik atıyorum..

çoğalıyor yıldızlar gök yüzünde..

kentime mahkum edilen yalnızlığımla başbaşa

ırgat kuşların kanat seslerini dinliyorum..

Bir haliç ruyasına uyanırken; yine sensiz ..

Aklıma düşüyor..şehrimi benimle yakan gözlerin..

geceye soruyorum.. neden diye..

her gece ve gündüz vaktine..

Tur’a.. ve sin’e..

İsrafili bekliyorum Artık Sur’a üflesin diye..

Biliyorumki canfezam.. Seni görebileceğim tek yer..

Mahşer..

aklım ziyan..deli mi desem her yer olmuş Nâr-ı figan..

Dağlar var görürüm ;tam önümde..

ölümüne set çekmiş dağlar.. ardında sen varsın canfezam..

Anla hadi biraz diye bilsem sana .. yada Halen seviyorum seni diyebilsem..

Mecbur olduğumu bilsen ölüme..

Vaveylarla hayaller kurduğumu bilsen..

Saklandığın dağlardan gelirmiydin ki canfezam..

ferfecir bir aşktan bitap düşmüşüm..

düşlerimde bile seni görememekten üşümüş kentim..

ve bu geceyede bir çizik attım..

birde kalbimin en üstüne..

Her yerim gazze oldu birden..

aklım Beyrut..

Saçlarım bosna..

Gözlerim çeçenya..

hep savaş ve kan.. hep ruhumu ezen tanklar var içimde..

Aşk’ın en acımasız paletleri altında can veriyorum her gece..

Korkuyorum yar.. Alaca bir yanlızlıktan..

çok uzak artık .. hayallerden bile uzak..uzaksın…canfezam

Kar..kış.. ayaz ve yokluk..

yokluktan daha yokluk..

Bomboş bir dünya ve ben vardım; sana aşık..

Saatin kaç.. takvimin hangi acıyı gösteriyor..

Söylesene Kıyametime daha kaç var..!!

debelendiğim uykularımın arasından fısıltılarım geliyormu sana..

ağlıyorum.. tenim esmer.. ve korkuyorum yar..

Bir yanda gece.. bir yanda ölüm ve bir yanda raks..

Ölüm raks ediyor benimle her gece..

çiziyorum ömrümün geri kalan kısmını..

şeddeliyorum senle geçmiş olan o An’ı…

Ve kentime bir yağmur düşüyor..

hüzünleniyor mağrib..

sana aldığım papatyalar üşüyor..

Ben üşüyorum..sokaklar ağlıyor..

Boynuma acıyı yaftalayıp Haykırıyorum !!!

Haydi canfezam bombaları dök başımdan aşağı..

Ölümle raks ediyorum…

çığlık…dua.. sukut..çığlık..ve yine çığlık..

yeri yırtarcasına elemli elzemli..

Göğü sallarcasına zelzele… ve sukut..

ve zelilce bir iç çekiş..

Mağrurca bir bakış…

Asi’ce bi devriliş…

düşmeden yüz üstü yere ..gözlerine son ağlayış…

yâr…

Tenim esmer..

söylesene kıyametime kaç var..

Korkmuyorum artık..

ağlıyorum; fısıltıyla..

Bir yanımda ölüm.. bir yanımda Raks..

Ve her tarafta Alaca bi Yanlızlık …

Yâr Yokluğuna İTİRAZIM VAR !!!!!

İbrahim İNECİK – Ölü Kentin Kitabından

*

Bir Tanışma Hikayesi.. 

Her şey bir Camii avlusun da başlamıştı..
Fatih’te akşam üzeriydi ,avlu kalabalıktı ..
Bahçe duvarına oturmuş gelmesini bekliyordum.
Heyecanlıydım , hani içi içine sığmaz ya insanın öyleydim işte..
Kapıda bir karartı görsem , gölgenin biri düşse içeri
Kalbim titremeye başlayıp – ‘tamam , geliyor..’ deyip 
Ürkek bir güvercin edasıyla ayaklanıp gözlerimi kısarak ‘o’na yöneliyordum. Sonra kapıdan bir başkası içeri giriyordu , zaten hep aynı şey herkes gelirdi ama o yoktu.
‘Mavi’ yi beklerken , aslında birazdan göreceğim o bir gözün tüm ömrümü alacağını bilmiyordum ,
İnsan bu, Müneccim değil ya dostum !!
Her neyse , aradan on beş dakika geçmişti ki daldığım düşlerden naif bir ses ile uyandım ,
Camii avlusundaydım Fatih türbesinin hemen arkası , gelecek olanı bekliyorum , gelmek bilmiyor , hayaller kuruyorum , dalıyorum düşlere derken Kulaklarımdan girip ruhumun iç ‘Acı’larında patlayan o ses ile ürpererek uyanıyorum..
Karşım da o , yani ‘Mavi’ .. O da heyecanlı duruşundan sesinden belli..
Oturduğum yerden kalkıyorum hemen tam karşısına geçip gözlerinin içine sancak kırıyorum ‘Rota Aşk , yelkenler Fora…”


İlk anlar tedirginlik doludur insan , beraberce yürüyoruz ‘Balat’ sokaklarından ‘Haliç’ kıyısına doğru..
Kıyısız kalmış kalbimin okyanusu ile yürüyoruz, bir hayatı tutsak alacak Aşk ile , habersiziz her şeyden …
Ben soruyorum , o soruyor karşılıklı sualler , cevaplar ..
gülümsemeler , espriler , ama ben donuk hallerimden birini geçirmiş sırtıma sebepli fırtınaların içine çoktan düşmüş bulunmaktayım.
İç sesim sağır edecek kadar yüksek sesle konuşuyor benimle
-‘Acaba o da benim bulduğumu bulmuşmudur ? 
Acaba o da benim hissettiğimi hissediyor mu ?
Umarım sıkılmıyordur yanım da..”
Cümle üstüne cümle kuruyor içimi kemirip duruyor bu sesler..
Ve işte ‘Haliç’teyiz… Denize nazır bankın biri boş bizi bekliyor..
İşaret ediyorum ‘Şuraya oturalım mı ? ‘ diye ..
Gidip oturuyoruz..
Akşam üzeri , güneş batmak üzere ufuk kızarmış , hafif bir rüzgar var ,Balat İskelesine vapur yaklaşıyor sessiziz , izliyoruz ..
İlk kim söze girecek diye bekliyoruz..
Aslında işime geliyor faili belli bir huzur kaplamış içimi ,
Araf dedikleri bu olsa gerek , sonsuz ve umutlu bekleyiş.
Sanki dilinden dökülecek ilk harf ile kalbinin Cennetine gireceğim gibi veya ilk tebessümün de hayatı yani o ‘An’ı dondurup kalacakmışım gibi hissediyorum , hiç bitmesin hiç kalkmayalım bu banktan ,
İskeleye hep vapurlar yanaşsın , bu rüzgar hep essin , tenlerimiz hep üşüsün ama ..
neyse..
İstekler bitmez ki hiç ..
Derken beş dakikalık bir sessizlikten sonra söze ilk o girdi..
Kendinden , hayallerinden bahsetti..
Ben diz kırıp önünde usulca dinledim , kaderi de alıp karşıma 
‘iyi dinle bunları ey kader , sakın yanlış bir şey yazma ‘ der gibi..
söyledikleri o kadar sade duru akla yatkın ve tam da benim söylemek istediklerim gibiydi..
‘- olur..’ dedim kendimi tutamayarak sözünü kesip ,
‘- ne dersen olur , zaten aynıyız ikimiz fazla söze ne hacet,
Seviyorum ki ben seni , ilk gördüğüm An zaten tutulmuşum sana 
tüm sözler , kuracağımız her cümle fazlalıktır artık , eğer senin içinde de varsam ben, boş ver her şeyi gel susalım beraber ,
Denizi izleyelim bak Haliç’e dalgalar çarşaf misali , için de kim bilir kaç milyon çeşit yaşam , Aşk, barındırıyor .Burası bizim de mekanımız olsun Haliç bizi de saklasın koynun da , bu bank , iskele , ağaçlar gökte ki yıldız , Şahitlik etsin bize..” dedim..
soluksuz ve soluk bir halde dinledi beni 
Suretinde Mütebessim bi ifade vardı , ( bu halini gördüğümden beri 
En çok sevdiğim suret tipidir Mütebessimlik ) yutkun du , dönüp bana ” – tamam ” dedi..
‘- Şahittir şu an bizi gören her şey .. ve ‘O’ şahittir sözlerine,sakın ola ki sözünden geri dönme..’ dedi..
Kalbim duracakmış gibi hissettim , bir elim de ‘ay’ vardı diğerin de ‘Güneş’ ikisini de attım denize , ne gerek vardı ki zaten ‘Mavi’ girmişken gönlüme..
Vakit geç olmuştu , geldiğimiz yollardan döndük geriye,
Artık hiç bir şey söylemiyorduk , beceremiyorduk konuşmayı 
‘susmak en büyük kelimeydi dilimiz de , Hissetmek vardı işin için de..”
her ne olduysa şöyle dedim ‘ Bir sus de bana , ömrümce sana susayım” tebessüm etti.. Gamzelerin de mutluluk birikmişti gözlerinde yaş , bakışların da ”AŞK’ ..
”sus” dedi , sustum..
Ve başladı hikaye….

İbrahim İNECİK — ‘Mavi ile Tanışma ”

*

 Sana son bir sözüm, nasihatım var
Aldığım ahlakla bir terbiyem var
Senin doğuran ana deyip geçmek var
Saygım adabımı tuttu bu gece
Gönlümün romanı bitti bu gece
Hangisine yansam şimdi gün gece
Ömrümden beş yıl gitti bu gece..”

*

İffetini büründe gel geceme..
Seni düşlüyorum edeplice…

İbrahim İNECİK

*

Gitme.. 
Biraz daha kal benimle..
Bırak yol alsın gecenin karanlığına hüzünlerim..
Sen gitme.. kal benimle..
Zaten yabancısıyım Senden Kalma acıların
Kaldırımlar; soğuk bir ayrılık yolunda son buluyor..
Kaybolmak üzereyim..
Gitme…
biraz daha kal benimle

Terkedilmiş bir saray gibi yalnızlığım..
köhneleşmiş duvarlarna sinen yüzün..
Gözlerimin gidişinle yıkıldığı; ve göz yaşlarıyla sıvadığım kirpiklerim..
Sen gitme.. olmaz mı..

Kal dediysem .. Bedenin için demedim..
Kalbin ve ruhunadır sözlerim..
Öyle üşüyorum ki ..
karlar altında nefes alıyor gibiyim..
Yokluğun ;nabız atışlarımı yavaşlatıyor..
yaşlanıyorum .. her taraf yaş doluyor..
Gitme…
Bu gece de kal benimle..
düşlerim yetim kalacak yoksa…
Yarınım zaten sensiz..
Ölüm öncesi İntihar denemeleri yaptırma bana..
Sen gitme… kal öyle..

Hoşçakalamıyorum bu ayrılık vakitlerinde..
Her hangi bir şehrin ; boş sokaklarına terk edilmiş,
Zerdali Gözlerine hasret bir yetim gibiyim…
Uzadıkça uzuyor yollar..
Geceler daha bir kara.. 
Canfeza; iç çeker bu solgun yoklukta..
Gitme diyorum Diyorum sana…

İbrahim İNECİK

Yazar: Ophelian

Ophelian’in profil fotoğrafı
Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Bir Cevap Yazın