İçimizdeki Ölen Çocukluğumuz

İçimizdeki Ölen Çocukluğumuz

12 Nisan 2013 2 Yazar: Egerbirgunank
Sosyal Medyada Paylaş:

Uzakların öyküsü yazılmak istenen kaçmak istenen o ufkun mavi kahvelikleriydi. Genç yüreğin yazmak hevesiyle aşk arasında bir bağlantı kurmak istenen bu senaryo daha önce ifade edilmeyen sözcükleri tamda ciğerinde barındırıyordu.

Yazmak ama edebi bir üslupla değil ya da roman yazmak değildi hayat anlatılırken kahramanlar kalem ve kağıt olacak en hırslı mısralar şiirlere yazılırken en can çekişen deyimler paragraflarda sevene dil olacaktı.

Kalem kul olurken kağıda dert yazacaktır.

Dağları delen kerem olacak kelam edecekti. Sözcüklerin her biri ağır yüklemlerle yüklenecek ve unutmalar üzerine kurulacaktı konsept. Bir tiyatro sahnesiydi . giriş çıkışlar tiratlar doğacak güne söylenecekti.

Yaş alacaktı her iki yürekte fosiller gibi gelecekte belki bilinecek beklide bir daha esamisi okunmayacaktı..Gece yine mi yapacaktı ihanetini …

Dayanılmazlıkları anlatacaktı Belli ki yazan kalem ve şaryo hep gelgitler yaşayacaktı. Bir dahası olmayacaktı hayatın. Hayatlara tek şahit o daktilonun şeridi şahit olacaktı

Bunca girizgahtan sonra artık kahramanlara isim vermek gerekiyordu. İsimleri kim nasıl belirleyecekti. Biz bıçkın delikanlıya deli kan, güzeller güzeli bayana ise hanım ağa mı diyecektik. Bir isim babası bir isim annesi olmayacak mıydı kahramanların yoksa onlara da bana isim koymayan ebeveynler gibi isim koyulmayacak mıydı.?

Bir kadın bir erkek öyküleri hep yazılıyordu. Kadın dert çeken o masum yarınlarına umutla bakıyorken erkek karın tokluğuna çalışıyor ve geçim sıkıntısı içerisinde var olma mücadelesi veriyordu. Hayaller yazılırken neden realist olunmuyordu. Gerçekçi bir hayal neden kurgulanmıyordu. Yazan kalem bilgisine mi güvenmiyordu? Misyon sahibi olunması gereken bir yazıda vizyonu mu yetersizdi kurgulanan sözcükler iki insana aitti de başkası için kullanılmayacak mıydı. Güzel sözler antolojisinde yazılan o en baş döndürücü sözler tabulu bir mal gibi birinin üzerine yapıştırılmış şekilde mi kalacaktı. Egoistçe davranacaktı deli kan istediğinde söyleyecekti belki spesifik sözcükleri mahrem düşüncelerinde helaline.

Denklemler hep çözümsüz kalacaktı belki. Amaç ve hedef belliydi aslında varoluştaki özgürlüğün cenderesinden kurtulup iki yürek için yalnızlık olgusu son bulacaktı. En azında ilk düşüncelerin böyle olduğunu herkesçe bilinir ki bu ilk düşüncelerle yaşanan o ilk aylar da BAL AYI olarak adlandırılır. Mantıksızlaşır tabular içerisinde yetişen iki beden farkında değildir kim kimi ne kadar çok seviyordur bilinmez bu aylarda. dillerden hep bal damlar aşk sözcükleri ağızda çiğnene ciklet kadar değersizdir sarf malzeme gibi tüketilir.

Tabular demişken birde o ilk aylarda aile olabilmek adına baskılar vardır..Çocuk isteği çocukluklarını yaşayamamış aile büyüklerince hep ısrarla dayatılır.

Bir gün genç yürek ağlamaklı bir ses tonuyla isteğini beyan eder deli kana. Çocuk istiyorum der. Deli kan şaşkındır. Düşüncesinde çocuk için daha çok erkendir.

Diyemez genç yüreğe lal olmuştur düşünceleri gibi dili.. İşte tamda şimdi deli kan ın bertaraf edilip genç yüreğin saltanatının başladığı an kapının ardından çıkıp gelmiştir. Bu saat itibariyle deli kan her sorulan soruda her şeyi ortaya dökerek cevaplar verecek genç yürekse deli kanın bilmesi gerektiği kadarını anlatacaktır. Bunun sebebi ise ziyadesiyle babasından gördüğü yaşantı şeklinin annesinin metoduyla yok edilmesidir.

Aslında özlenen dünden gelen alışkanlıkların yarınlara yetmemesidir. Bunu anlamak ya da dillendirmek için kain olamaya gerek yoktur. Görünen köy kılavuz istemez. Olacaklar üç aşağı beş yukarı kestiriliyor ama gidişat nedense ivme kazanmadan kısır döngüye dönüşüyordur. Bu döngüde dolap beygiri rolü ise yine deli kanın üstüne dikilen kaftandır ve cuk diye oturur.

Misyon sahibi deli kan çoktan uzaklaşılmıştır vizyondan deli kan ama ne fayda süreç tüme varım olmak yerine genç yürek ellerinde tümden gelim olmuştur. Bu süreçte genç yürek süreç sahibi olarak orkestra şefidir. Ezik gösterilen ama en çok ezen genç yürek içişleri bakanı olmuştur. Tarihte genç yürek vakalarına çok fazla rastlanır.

Deli kan bilir ahkam keser kendince ama kazaktan süveterliğe oradan da kılıbıklığa geçiş seferleri başlamıştır.( Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır) ancak genç yürek çoktan Üsküdar ı geçip balkanlarda çay sohbetindedir. Kanayan yürektir her ikisi içinde ama inleyen genç yürektir. İnci tanesi döker yüreğinin dışa yansımalarında. İğneyi kendine çuvaldızı lütfen çuvala batır der gibisiniz buraya kadar okuduklarınıza değil mi?

Dikkatinizi çekerim kahramanların adı hala yok farkında mısınız? Cinsiyetleri var edinilmiş kimlikleri var ama kazanılmış kimlikleri hala isimleri gibi yok bu yazıda. Çünkü onların etiketleri

Yürekleri…

Sevgileri… Düşünceleri…

Kendi oluşları….

Etiket dedim de bir zamanlar bir hikaye okumuştum onu aktarmak isterim…Yüzyıllar önce bir orta doğu ülkesinde dönemin en adil hükümdarı yaşarmış. Bir gün vadesi yetmiş Araf a gelmiş. Araf ın kapısında onu bekleyen melek elinde bir murç ve çekiçle karşılamış kendisini. Hünkarım hoş geldiniz siz fani dünyada öyle ulu biriydiniz ki yaptıklarınız doğrultusunda şu arkamda zirvesi belli olmayan dağın boş bir yerine isminizi kazımak ister misiniz demiş. Hükümdar o kadar sevinmiş bir çırpıda eline aldığı çekiç ve murçla ismini kazımak için zirvesi belli olmayan dağa koşmuş. Aşağıdan kafasını kaldırıp yukarı doğru baktığında dağın altından olduğunu görmüş. Sonra düşünmüş benden önce de buraya hak yemeyen, adil kul hakkı yemeyen çok zatı muhterem gelmiştir onlar bile isimlerini kazımadığına göre ben neden kazıyorum ki demiş ve elindeki murç ile çekici bırakırken bu dünyada herkes aynı işte geldim hakkın huzuruna huzurda defterimde yazılanlar baki. Fani dünyada beni iyi ananlar varsa kul hakkı yemediysem zulüm etmediysem kimseye zaten açılacak cennetin kapıları demiş…

Neden bu hikayeye yer verdiğime gelecek olursak bu hikaye günümüzde çoklukla yaşanılan eşitlik, çalışma hakkı, egoist ve popülist yaklaşımlar sonucu ortaya çıkan dağınık hayatlar ve bu hayatlara sebep olan hırsların aslında bize hiçbir faydası olmadığıdır.

Erkek ya da dişi dünya evine girerken tek bir düşünceyle girmelidirler. YÜREK OLMAK OLMALI birlikteliklerde… Menfaat hırs ve egoist yaklaşım olmamalı ki yıkılan ne yürekler ne de İçimizdeki çocuk olmasın…

Sevgi saygı DOSTLUKLA

EĞERBİRGÜNANK

Sosyal Medyada Paylaş: