ŞİİR ADINA HERŞEY BURADA

İlhan Berk ve Şiir

Sosyal Medyada Paylaş:

İlhan Berk aslında Türk şiirinin çok da hassas bir noktasında duran, şiirin kırılgan zeminini iyi kavramış, şiirden yüz akıyla çıkmanın yollarını insanlara kavratmayı ilke edinmiş, şiirin çok uçlarında gezerek ve bildiği, istediği şiiri korkusuzca yazmış, ölümüne kadar şiiri kovalamış, dilin tüm olanaklarını denemiş, yalvaçlığın zirvesinde bir şairdir. İkinci Yeni’nin dışına kendi isteğiyle çıkan ya da içine dahil olmak istemeyen İkinci Yeni’yi kendi anlamlar üstü şiiriyle aşmasını bilen bir şair olmuştur. Bir ülke edebiyatında olması en zor şeylerden birini oldurmuş ve tek başına bir şiir ekolü olmuştur. Tüm bunları şiiri baştan sona yıkarak, anlamı darmadağın ederek, öyküsel şiire karşı çıkarak, imgenin ve düş gücünün sınırsız zenginliğine inanarak, şiirde klasikleşmiş her türlü anlam birlikteliğini ve biçim anlayışını yok ederek yaratmıştır. Bu şiirin adı İlhan Berk şiiri olmuştur. Zamanla da Türk şiiri İlhan Berk şiirinin göğsüne başını dayamasını öğrenmeye başlamıştır.

Şiirde anlamı yok sayan, anlamdan ziyade okunduktan sonra şiirin okuyucu da ne bıraktığıyla ilgilenen, şiirdeki gizi arayan bir şair olmuştur. Şiirini mısra mısra kuran, şiirin ve sözcüğün kalabalığından kurtulmayı bilmiş bir şairdir. Şiirde anlaşılmasa da güzelliğe önem veren ve okunduğunda damakta bir tat bırakmasını bilen şiirin peşinden koşmuştur. Zaman zaman da şiir O’nun peşinden! “A harfinden bir çarşı güneşi yüzünüzde” Mesela Mallermé’nin bu dizesiyle başlayan bir şiirinin, birçok mısrasından bir şey anlamadığını ancak her yerinde farklı bir güzellik bulduğunu söyler. Anlamdan gelen güzelliğin yalnızca anlamla sınırlı kaldığını, aslında anlamlar üstü güzelliğin şiirde ön plana çıkarılması ve bunun bulunmasının şiire farklılık getireceğini belirtir. Ronsard’ın şu dizelerine dikkat çeker: “Bir çiçek demeti gönderiyorum size- Kendi elimle kopardım bu çiçekleri”. Bütün güzelliğin burada anlamda toplandığını söyler. Ancak güzelliğin anlamla bir ilgisi olmadığını savunur. Belli bir şeyi söylemek isteyen şiirden kaçınır. Çünkü şiir bir şey söylememeli tezini savunur. Bir şey söyleyen şiirin usu allak bullak etmeyeceğini, usu allak bullak etmeyen şiirin de şiir olarak adlandırılamayacağını belletir. Bir gün aklına takılan şu dizelerle ilgili “bir ses durmadan yineliyor seni/ ve kuş sürüleri gibi dolduruyor havayı” “Bir güzellik var mı bu dizelerde?” Diye sorar ve “Sanmıyorum der”. Anlamdan çok şiirde güzellik arar. Ben buna anlamın üstünde bir boyut aramak ya da anlamın üstüne varmak diyorum. Çünkü pek tabii bu dizelerinden de inanılmaz farklı izleklerde anlamlar çıkarıyorum. Yine şiirde anlamla ilgili olarak en önemli tespitini; görünmeyeni görme isteğiyle, ona eğilme ve onu görünür kılma çabasıyla yapmıştır. Rilke’nin şu sözlerini çok benimseyerek de şiirdeki anlamın üstünü sonsuza dek örtmüştür. “Bizim yaptığımız görünürü görünmeze çevirmek”

Kendi şiirimi kurmak için yola koyulduğumda, aslında beni derinden sarsan imge yapısıyla ve korkusuz şiir biçimi denemeleriyle etkileyen şairlerin başında İlhan Berk gelmişti. Çünkü Berk’in şiirindeki çözümsüzlüğü sevdim ben. Şiirindeki açmazı bulup çıkarmayı sevdim. Şiire giden yolun bazen bir kadının kemerindeki ince detaydan bazen bir otun başını önüne eğmesinden bazen de bir kitabın bir kadın gibi bacaklarını açıp masa da insanı okumaya teşvik etmesinden geçmesini sevdim. Yani şiiri her yerde arayan şairin sessizliğini şiirlerinde duydukça sevdim. Türk Edebiyatı’nın en çalışkan şairlerinden biri olduğu için sevdim. Şiire çalışılması gerektiğini, biz genç nesle aşıladığı için sevdim. Şiirin bir sıradanlık değil detay işi olduğunu ve şiirin hayatın ana damarlarında değil kılcallarında gezdiğini işaret ettiği için sevdim. Bir şairden çok bir kültür adamı olmasını ve bir şiir bilgesi olarak şiiri bu kadar derinlemesine bilmesini sevdim. Bizlere Fransız Edebiyatı’nı, Dünya Edebiyatı’nı tanıttığı ve tüm yönleriyle anlattığı için sevdim. Şiirindeki ve kendindeki içtenliğini sevdim. Mesela, herkesin Londra diye dilinden düşürmediği bir şehirle ilgili tek söylediği şey “sıkıntı” olduğu için sevdim. Gerçekçiliğini sevdim. Çünkü en büyük gerçeklik şiirde anlamı reddedebilme cesaretiydi. Şiirdeki rahatlığını, bakış açısının zenginliğini sevdim. Düz yazılarındaki öyküsel dilini, güncelerindeki akıcılığını sevdim. Fransa’da geçen bir gününü anlatırken “bir zenci kıza o kadar baktım ki, hiçbir şey anlamadı” demesindeki samimiyetini ve ironisini sevdim. “Aragon’la tanıştım hiçbir şey duymadım” demesindeki ince şiiri sevdim. Deliliğin sınırlarında yaşayıp delirmeyenleri sevdiği için sevdim. “Şairlerin yeri cehennemdir, cenneti düşünenlerse hiç olmamıştır” dediği için sevdim. “Kuşlar öleceklerini anladıklarında İstanbul’a göç ederlermiş. Ölünecek bir yer diye.” Bu tip cümleleri bulup, yaşam suyuna karıştırdığı ve bizleri de haberdar ettiği için sevdim. Zamanla bana uzaklığı yendirdiği için sevdim. Gözlerimi sonsuz şiire açtığı için sevdim. “Dünyada benden gizli bir şiir yazılamaz: Görürüm onu. Uzaklığı böyle yendim.”

9 Haziran 1964’de başından geçen bir anıyı anlatırken ki “İlka’yı uyandırdım. Saat kaç dedi, söyledim. Döndü, yüzünü kapadı. Bıraktım, öyle seyrettim bir zaman. Sonra yanına uzandım. Bir sigarayı birlikte içtik. Sonra, Paris est Fete’e devam ettik yatakta. Üç gündür aynı kitabı okuyoruz. Sonra bana kendinden söz etti. Kendini bildi bileli uyumuyordu ve şarap içiyordu.” şiirsel dilini, öyküdeki inceliğini ve çarpıcılığını sevdim. “Güneş ovayı taradı geldi/ ırmak yerinde değildi” dizelerini sevdim.”Ağar gece konuşsun diye sessizlik” “su seni soruyor senin ayağına geldi” deyişindeki yalvaçlığı, nezaketi ve ihtişamı sevdim. Hiçbir şey söylemiyormuş gibi yapıp çok şey söylemesini, sessiz sessiz konuşup bir tufan çıkarmasını sevdim. Aklımı başımdan alan bir şair oluşunu sevdim. Ve aklımı tekrar başıma getirişini! Şair oluşunu sevdim. Oluşunu sevdim. En çok da A.Artaud’un şu iki dizesini eline geçirdiği için sevdim. “Bok kokan yerde/ Yaşam kokar”

Şimdi İlhan Berk denildiğinde, aklımı koca bir hüzün kaplıyor. Çünkü aylarca birkaç dizesini bekleyip, okuduktan sonra bendeki şiir sevincinin ne hal aldığını bir daha göremeyeceğim için üzgünüm. Hayatı sonlandığı için bundan sonra anılarını okuyamayacağım için üzgünüm. Yarın sabah ne yapacak diye meraklanamayacağım için üzgünüm. Aklında bir dizeyle balıkçıların yanına uğrayıp, kalabalığa karışıp; saatlerce bu dizeyi çoğaltmak için çırpınan bir adamı göremeyeceğim için üzgünüm. Aklında bir dizeyle günlerce her sabah aynı yolu yürüyüp, geri evine bu dizeyi çoğaltmadan dönen adamın şiirine bir dize veremediğimiz için üzgünüm. Şiir yarı yolda kaldığı, şiir en genç damarını yitirdiği için üzgünüm. En çok da bir arkadaşımı kaybettiğim, şiir izleğinden yürümek istediğim bir şairin, yeni dizeleriyle artık el ele tutuşamayacağım için üzgünüm.

“Gök+ Sokak= Hiçbir şey” demesindeki anlamı geç kavradığım için üzgünüm. “Gülüşünüz gülüşüydü suların” dizesindeki gülüşü hep özleyeceğim için üzgünüm. “Geldin, bir geceyi koydun gittin” dizesini yaşayamadığım için üzgünüm! Ölüme yenilmeyecek biri olur sanırdım, umudumu yitirdiğim için üzgünüm.”Ne iş mi yaparım/ Göğe bakarım” dizesindeki işi layıkıyla yerine getiremediğim için üzgünüm. “Yürüyüp gidiyor yol” dizesindeki yolu, sorup da yürüyemediğim için üzgünüm. “Öpüştükçe öpüştükçe düzeliyoruz” dizesindeki gibi, öpüştükçe öpüştükçe toplum olarak bozulduğumuz için üzgünüm. “Love is a shadow”,  aşkın gölgesinde hiç kalamadığımız için üzgünüm. Aşk hep gölgemizde kaldığı için üzgünüm. Ağaçların gölgesinde aşkı arayamadığımız için üzgünüm. Kendimize ettiğimiz gölgeyi kaldıramadığımız için üzgünüm. “Dururdum sessizlik soyardı sizi” kendimizi hep gürültüye soydurduğumuz için üzgünüm.

Bir kopçanın birbirine geçişi kadar birbirimize sevgiyi geçiremediğimiz için üzgünüm. Bir kopçanın birbirini tutması kadar birbirimizi tutamadığımıza üzgünüm. Şiirimin koca İlham Berk’i gittiği için üzgünüm. En çok da bir dergici olarak uzun zamandır tasarladığım şiirimizin yaşayan koca çınarları dosyamı yapamadan, aramızdan ayrıldığın için üzgünüm. Oysa tam da bir İlhan Berk, Gülten Akın, Arif Damar ve Fazıl Hüsnü Dağlarca dosyasının tüm altyapısını hazırlamışken ve sunu kısmı aşağıdaki şiirle açılacakken. En çok da yaşarken sana bu şiirleri (alttaki ve bu yıl sonunda Bireylikler’de yayımlanacak İlham Berk şiirimi) okuyamadığım için üzgünüm.

Ne demiş Turgut Uyar: “Şiir olmasa İlhan Berk icat ederdi.” Ben, şiiri yeniden icat ettiğini düşünenlerdenim.

 

yaşayan dört çınar güzellemesi
kimsesizlerin şiirine kimse arif damar
barikat kurarken şiirin ölümüne

ilhan berk bu yaşta! kalkıp bodrum’dan
giderken kuşların doğum gününe

destan destan gülten akın
yeterken şiirin(in) celallenmesine

sabahın orta yerinde
karanlık olup fazıl hüsnü
dikkat kesilirken yapılacak şeylere
hiç kanatmadan kanatlarımızı
çağa uyup kısa sms’ler gönderirken
kalp ceplerimize

biz gençler nasıl susarız şiiri!
iplik iplik
tam da urgan olma zamanıyken şimdi!

 

Kaynaklar:
Ben İlhan Berkin Defteriyim, Alkım Yayınevi 2003
Aşk Tahtı, YKY, Eylül 1999
Akşama Doğru, YKY, Eylül 1999
El Yazılarına Vuruyor Güneş, YKY, Ekim 1992
*Koyu italik kısımlar İlhan Berk şiirlerinden, yazılarından yapılan alıntılardır.

 Mustafa Ergin Kılıç

Yazının alıntı yapıldığı Link

Sosyal Medyada Paylaş:

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Leave a Reply

error: Content is protected !!