ŞİİR ADINA HERŞEY BURADA

Izdırap Yüklü Şiirler

Sosyal Medyada Paylaş:

Şiirler vardır, kafiyesi gözyaşı… Şiirler vardır, damla damla çile damıtır, ızdırap akıtır. Şiirler vardır her kelimesi sancılar kuşanmış… Şiirler vardır yanan bir gönlün resmedilmiş sancısı… Ve şairler vardır, sırtlarında sancı sadağı…

Önce aşk vardı. Muhabbet yüklü kutlu beyanlarla bezendi o ölümsüz ve erişilmez aşk. Sonra gözyaşıyla yoğruldu, varlığın özündeki sevda hamuru. Hikmetli bir yanılgının yıllarca inleten ızdırabından gözyaşları durmaz oldu. Şu gurbet diyarında hicranla yanan bir ney oldu gönül.

“Tıpkı bir ney gibi bütün ömür boyu zar zar

Ne gurbeti biter ne gurubu hiçbir zaman”

Gurbeti ruhunda duyan, her dem ızdırap soluyan yüce gönlün resmettiği mısralar, bir “Kırık Mızrap” gibi dokunur bam tellerine. Aslında kırılan mızrap değil, kalbimizin paslanmış bam telleridir. Ses vermeyen, akordu bozulan gönlümüzdür. “Bu ağlamayı dindirmek için, yavru” diyerek yola çıkan yüce ruh, kem talih ruhlar adına bir ney gibi inlemekte. Yeni doğan her şafakta onun gözlerinin kızıllığı var. İnsanlık için, ağlamaktan kanlanan gözler, şafaklara aydınlık yollayan güneşler gibidir. Kim bilir bu gözler, gecesi karanlıklarla beslenen gün yüzlü kaç gönle ışık olmuştur.

Kırık Mızrap’ın ızdırap şairi, şairlere has derinliklerle şiirleşen gözyaşları sunar. Denizin dibinde nice bin sancıyla olgunlaşan inciler gibi, kim bilir uykusuz geçen kaç karanlık gecenin bağrında yazmıştır kafiyesi gözyaşı olan ızdırap şiirlerini…

“Gözyaşları, damla damla mısralaşan şiirler”

diyen çile insanı, ihtimal ki, her ayı Muharrem bilen, her yeri Kerbelâ gören vicdanıyla dokumuştur şiirlerinin hüzün kaneviçesini.

Izdırap insanı;

“Mumlar gibi titrer ve sızlar sinesi zar zar

Gezinir şafakların ağardığı dağlarda.” der.

Kendini bir başkası için yok edişin en güzel örneğidir mum. Bitip tükeninceye kadar yanışı resmeder. Izdırap insanı da bir mum gibi titrek bakışı, yürekten yanışıyla kalp ritmi bozuluncaya kadar inler durur. Hasretiyle yandığı şafağın belireceği dağları kollar. Zirvelerin kızıllığında saklıdır, ruhu teselli eden müjdeler…

Şiir gibi bir hayat yaşayanlar, ızdırap yüklü kelimeleri gözyaşı ırmağında yıkar. Gönülden gönüle ulaşan bir nağme olur ızdıraba kundaklanan kelimeler.

“Şak şak olsun Kafdağı, hayat suyu fışkırsın

Dirilsin ölüler gözyaşı kurnalarında.”

Hayat suyudur, Lokman Hekim iksiridir, Cibril’in nefesidir, Mesih’in ölülere can veren soluğudur gözyaşı. Nasıl ki, toprağa düşen her bir damlayla canlanırsa tabiat, ızdırap soluyan ruhlardan damlayan gözyaşlarıyla ölü ve ölgün ruhlar öyle canlanır.

Gönülden ağlayanlar, Hakk’a kullukta zirveyi tutan ruhlardır. Nebiler Sultanı’nın beyanları içerisinde, cephede nöbet tutan göze denk tutulur ağlayan göz. Ruh inceliğinin şahidi olan gözyaşları, denizin dibinde sancıyla meydana gelen incilerden daha kıymetli bilinir.

i>”İçten ağlama kalp sadakatine mihenktir

Anlar bunu ancak gönülden Hakk’ı duyanlar.”

“Sevgisiz geçen hiçbir günüm yok” diyen ızdırap ve şefkat şairi, o sevginin kaynağı olan ızdırabı abideleştirir. Testinin içinde ne varsa dışına onu sızdırır. Ancak aşk ile yananlar bilir ızdırap ateşinin sıcaklığını. Çöl gecelerinde ceylanlarla söyleşen Mecnun’lar bilir ızdırabı. Gecenin mavi karanlığında yıldızların her bir köşesine hıçkırıklarını saklayanlar, ızdırabı dost bilenlerdir.

“Izdırap, yalnız kaldığım anlardaki dostum

Ruhumu saran hafakan, kafamda yanan kor.”

Kapılar sürmelenir, panjurlar çekilir. Yıldızlar hilâlle söyleşir. En deli rüzgârlar, gecenin zülüflerini okşar titrek elleriyle. Ve sevdayı sırtlayan, yaratılmışı Yaratan’dan ötürü seven ruhlar, meleklerin ipekten kanatlarıyla gelen ızdırabı yudumlar, ilhamı yudumlar. O ızdırap, daha kundakta iken “ümmeti ümmeti” diye inleyen Nebiler Nebisi’nin iniltilerinde bestelendi. O ızdırap, Hira’nın bağrında soluklandı. O ızdırap, Mekke’nin dikenli yollarında adımlandı. O ızdırap, Taif’in ürkek dağlarında taşındı. O ızdırap en çok da burç burç olan semanın eteklerinden aşk ile toplandı.

“Izdırap, gecede kendini hissettirir

Söyler ayrı bir buudda söylediği her şeyi.”

Varlık, uykunun kollarındadır. Tabiat, geceyi bir yorgan gibi çeker üstüne. Her şey gizlenir gecede. Ruhunu cesedine ezdirenler bilmez soğuk gecelerin nicedir çehresi. Meftunu olduğu Leyla’sı olan Mecnun’lar bilir kaç saattir geceler. Semanın sakinlerinin nazarlarını, ancak uykusuz geçen gecelerin sahipleri bilir.

“Kalbi kuşlar gibi ürkek, gözleri hummalı

Tokmak sadası verir ruhunda hâdiseler”

Kuşların ve bir de gözleri sürmeli ceylanların ürkeklik dileneceği yüreğinde, zamanın gel-gitleri dolaşır. Karlı dağ zirvelerinde, gönlünün ateşiyle sıcağa hasret kardelenleri ısıtacağına inanır ızdırap insanı. Ve kızgın çöl kumları üzerinde gözyaşlarıyla beslenir tabiat. Her hâdise bir tokmak, her müjde teselli pınarı… Kartopu duygularla büyür ümitler.

“Yer yer ümitle coşkun, içinde bitmeyen haz

Başı, fanileri Sonsuzdan ayıran yerden.”

Gidişi ızdırap olan düşünce ikliminde, dönüşler ümit kervanlarıyla yapılır. Sultanlar Sultanı’nın kapısına yüz süren ruhlar, yıldırımlar misali, gönlün paslanmış kilitlerini çözer. Izdırap insanı, zamanın acımasızlığına rağmen; dostun vefasızlığına, düşmanın hıncına rağmen, yine de semanın eteklerinden ümit demetleri toplar.

Gündüzler geceye döner, inişler yokuşa…. Sevda ile beslenen vefa çiçekleri açmaz olur. Yağmurlar, ızdırap yamaçlarında melek kanatlarıyla okşamaz vefa çiçeklerini. Bülbüller küskündür güle. Sabahın seherinde ötmez olur bağrı yanık bülbüller. Sadık âşığın kanıyla gül yaprağı kızıllığa bürünür.

“Bazen vefa ses vermez, her şey lâl kesilir

Ve ruhuma saplanır kan kırmızı tırnaklar.”

Tahammül mülküne baykuşlar göz dikse de, ızdırap nakşına ilmek ilmek ümit düğümleri atar ızdırap insanı. Çileyle yoğrulmuş ruh, tahammül tahtında sabrın iltifatını görür. Yağmur yüreklilere, bin bir renkte çiçeklerin ruha hayat veren kokusunu getirir rüzgârlar.

“Bazen burcu burcu bahar kokuları gelir

Bakarsın bin rayihayla ninni söyler rüzgâr.”

Her kutlu doğum, sancıyla olur. Gül bahçesine giden yollarda dikenler… Kıymeti artar güllerin. Zirveyi hedefleyen ruhlar, bu imtihana baştan hazır.

……..

Ve ben, ürkek ve utangaç kelimelerimle seslendiriyorum ızdırabı. Şiirlerden yaptığım ızdırap buketine, kadife duygularla, ipekten dokunuşlarla yöneliyor yüreğim. Izdırabı anlatan şiirlerden kutsal sancılar dileniyorum. Bir umuda tutunur gibi, bir sevdaya sarınır gibi… Dudaklarımdan dökülen titrek kelimelerimle; “Ağlayan, inleyen insan eyle!” duasının sıcaklığına sığınıyorum.

Anladım ki, kırılan mızraptan yaralı vicdanıma, paslanmış yüreğime, yankısı dinmeyen bir hitap kalır.

“Ey ızdırap, anladım ki her şey seninle

Sen Hakk’a giden yollarda vuslata vesile..”

Alıntı : sizinti.com.tr/konular/ayrinti/izdirap-yuklu-siirler.html

Sosyal Medyada Paylaş:

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Bir cevap yazın

error: Content is protected !!