ŞİİR ADINA HERŞEY BURADA

Şiirde Çeviri

Sosyal Medyada Paylaş:

Karşı dergisinin 25. sayısında “Şiir çevirmek ” adlı yazımda, Jacques Prévert’in Sabah Kahvaltısı adlı şiiri ile Hilmi yavuz, Tahsin Saraç ve Yakup Şahan’ınçevirilerini ele almış ve genel olarak şiir çevirisi konusunda bazı görüşlerime yer vermiştim. Gelin görün ki Yakup Şahan, bu yazıda söylenmiş olanların tümünü üzerine alarak saldırıya geçmişti, bir ilke olarak, söylediklerimin anlaşılmadığını gördüğüm eleştirilere yanıt vermediğim için, Yakup Şahan’ın yazımda taş üstüne taş bırakmadığı, tüm bilgisizliğimi haykırdığı, kişiliğime saldırdığı yazısını dayanıtsız bırakmıştım. Bu arada Abdullah Rıza Ergüven, kendi çevirisini görmediğimi belirten serzenişini aktarmıştı, ama salt bunun için yeni bir yazıya koşulamazdım. Ancak Littera dergisinin son sayısında Kemal özmen, hem bir çeviri daha sunuyor, hem de söz konusu tartışmadan habersiz şiirin çözümlemesini sunuyordu. Üstelik bir başka çeviri de Doğan Aksan’dan okumuştum. Artık eski yazıyı yeniden toparlamanın zamanı gelmişti. Yaniokuyacağınız bu yazı hem bir yineleme, hem de yeniden gözden geçirme, bir toplu sunma olacaktır.

 

Şiirin çevrilemezliği:

 

Bir şiirin, bir dilden ikinci bir dile çevrilmesi, onun ses-birim, sözlük-birim, söz-dizim ve anlam olarak varlığının aynen verilmesidir diye bir belirlemeyle ortayaçıkmak, şiire ilk yazıldığı biçiminden başka bir biçim tanımamak demektir.Başka bir varlığa dönüştürülmesini mutlak olumsuzlamaktır. Bir yazınsal bütünüülküleştirmek, tanrısallaştırmaktır. Bu, bizi kolayca insanlık tarihindeki kutsalkitapların çevrilmesinden yana, ya da karşı oluş çatışmalarına götürür. Buçatışmaların bir kanadında onu dokunulmaz kılmak isteyenler, değişik amaçlarlaüstüne titizlenenler, kutsayanlar vardır, öbür kanadında da onun anlaşılmasını,daha çok okuyucuya anlam olarak ulaşmasını isteyenler vardır. Başkacagizlemeye çalışanlarla açıklamaya çalışanlar. Bu durum, insana karşı oluş(melekleşme çabası) ile insandan yana oluşu da sergiler. Bu açıdan tüm çevirieylemleri insana yönelik bir çabadır.***Şiirin çevrilemezliğini savunanlarının genelde romantik temelli köktenciler olduklarını düşünüyorum.

 

Her şeyden önce şiir, genel bir ulamdır. Her şiirin kendine göre çeviri zorluklarıolacaktır. Bu doğaldır. Ama her şiir-birim özelini ve sorunlarını genelleştirmek yanlıştır. Şiirin çevrilemezliğini savlayan kim olursa olsun özel (bir tek şiir) ilegeneli (tarih ve dünya genelinde tüm şiirleri) birbirine karıştırıyor ve dilselçözümlemelerdeki gelişmelere, dolayısıyla insana inanmıyor demektir.

 

Çevrilemezlik yanında çevrilsinlik ayrımı:

 

Yakup Şahan bu yazının ilk biçimine verdiği yanıtta çeviriye karşı olmadığını,yalnızca şiirin çevrilemez olduğunu ifade ettiğini, dolayısıyla görüşleriniçarpıttığımı ileri sürmüş ve çevrilemezlik ile çevrilsinlik arasında bir ayrımgetirmişti: “Her dilin ses birimleri, sözlük birimleri, sözdizimi ve anlam birimleri kendine özgü olduğu için; her şiir kendine özgü tarihsel, sosyal, ruhsal,dilsel, bilgisel ve sanatsal öğelerin birikiminden oluştuğu için, bir şiir bir dildenöbürüne tüm rengi, çeşnisi, sesi, anlamı ile, eksiksiz biçimde çevrilemez.

Ama,dikkat buyurulsun, çevrilmesin, demiyorum, bu işin çok zor olduğunu (..)vurguluyor, bu işe soyunanları uyarıyorum. Nitekim bir yazımızda şöylediyoruz: ‘çevirmenlerimizin şiirimize katkılarını kimse yadsıyamaz. Biliyoruz kionlar, şiirimizin ufkunu genişletmişler, şiirimize yeni yollar açmışlar, dünyaya pencereler açarak şiirimizi havalandırmışlardır. İyi de etmişlerdir, borçluyuzonlara! ‘(Varlık sayı: 966)”(1) Ve Yakup Şahan, eksiksiz çevrilemezlik savı içinkanıtlarını şöyle sıralıyordu: “‘Dar kapı Eğer tohum çürümezse’ AndréGide’in iki romanı; ‘De profundis’ de O.Wilde’ın romanı; bu başlıkların üçü deİncil’den alınma; şimdi bu başlıkların bir Hristiyan kişinin imgelemindeuyandırdığı yankılanmaları, çağrışımları, bir Müslümanın, bir Budistin, Bir Hindunun imgeleminden bekleyebilir miyiz” (2) Ve Roman Jakobson’ın şu belirlemesinden destek alarak sürdürüyordu yazısını: “şiir, tanımı gereği,çevrilemezdir. Yapabileceğimiz tek şey, yaratıcı aktarımdır (transposition): Bir dilin kendi içinde aktarım -örneğin şiirsel bir biçimden başka bir biçime; bir dilden başka bir dile aktarım ya da son olarak, göstergelerarası bir aktarım- yani, bir gösterge dizgesinden başka bir gösterge dizgesine, örneğin dil sanatındanmüziğe, dansa, sinemaya ya da resme.”(3)Dikkatle bakıldığında bu alıntılarda üç ayrı sorun vardır. Biri şiir çevrilemezama çevrilmesi gerekir, yararlı olur savı; ikincisi kaynak metin alıcısı ile erek metin alıcısının ekinsel ayrımından kaynaklanan gönderme (référence) sorunu;üçüncüsü: şiir tanımı gereği çevrilemez, aktarılabilir savı. Benim de tüm iddiamve israrım bu noktalarda yoğunlaşıyor.1.Çevrilemez ama çevrilsin ile çevrilebilir ama her şiir-birimin kendine özgüsorunları ve zorlukları vardır demek arasında dağlar vardır. İlkinde yenilgiyi, başarısızlığı baştan kesinlemek, hem dile hem de insana güvensizliği imlemek söz konusudur. Çevrilemez savının arkasından yapılan çevirilerin katkılarından söz ederseniz bu bir ikilemdir, kavram kargaşasıdır. Yapılan çevirilerineksiksizliği, yetkinliği söz konusu ise çeviride eş-değerlik sağlanmış demektir.Eş-değerlik kavramı içersinde çoğullanma vardır. Bir şey, birden çok birim veya da bütünlükle eş-değerli olabilir. Eş-değerlilik göreli ve saymaca bir kavramdır. Zaten bu yüzdendir ki bir kaynak-metnin, erek-dilde birden çok kabul-edilebilir (bu terimi dilbilimsel anlamda kullanıyorum) metin olasıdır.Çeviri eleştirisinde sorun, kabul-edilebilirliğin sınırı ve ölçütüdür. Ve bu sorun bir yanlış-çözümlemenin, yanlış-bulgulamanın ötesinde bir anlamlandırma veyorumlama dağılımının sınırlarının belirlenmesiyle ortaya konabilir. Yok, eğer erek-metnin, çevirilmişin (traductum) eksikliğini kesinliyorsanız, bu durumdaeksikliklerin neler olduğunu ve neye göre olduğunu belirlemeniz gerekir. Böyle bir noktaya gelindiğinde eş-değerli sayılabilecek olası erek-metinlere yolu açmışolacaksınız.Eğer eş-değerli sayılan bir ‘çevrilmiş’te kaynak-metinden işlevsizleştirilmişsapmalar peşinde iseniz, çeviri-bilimcinin artık size söyleyeceği hiç bir şeyolamaz. Zira aynilik (ve bakışımlılık) ile eş-değerliliğin ayrım noktasınndakalınmıştır. Eş-değerliliği ben, sözcüğün temelindeki değer kavramıyla elealıyorum. Değeri de konu-nesneyle ilişkiye giren özneden konu-nesneye yönelik öznel bakış olarak anlıyorum. Böyle olunca değer kavramı hiç bir zaman mutlak olamaz, sözcüğün doğası gereği görelidir. Değer özneldir. Eş-değerlileştirmedekaynak-metindeki her türlü dilsel, anlatımsal ögenin işlevi makro ve mikrodüzeyde irdelendikten sonra temel anlamlandırmaya bağlı kalınarak yardımcı,yan ögelerde, anlamlandırıcılarda sapmalar, özgür yaratımlar söz konusuedilebilir.2.Gerçekten de çevirinin karşısındaki en temel sorunlardan biri gönderme(référence) sorunudur. Gönderme anlamlandırmanın temel ögesidir.Gönderileni algılamak, alıcının algı gücü yanısıra bil(g)iseldir. Eğer alıcınıngönderen üzerine dil-dışı bilgisi yeterli değilse gönderileni algılaması,dolayısıyla ifadeyi, bu ifadeyi kuranın amaçladığı biçime ya da en azındanfarkında olmasa bile kendi bilgisel deposunun arka planındaki gönderilenleredenk olarak kendi zihninde çevirmesi olanaksızlaşır. Burada ister istemezifadeyi kuran ile ifadeyi alan arasındaki dilsel ve bilgisellerin, yaratma değilse bile kurma ve bulgulama gücünün birbirine yakın olması gerekir ülküsel bir anlama, anlamlandırmanın olabilmesi için. Bu ayrıntılar anlaşmanınolanaksızlığını değil, özgülleşmiş, özgünleşmiş bireylerin anlaşılmalarınıngüçlüğünü, kolay olmayacağını gösterir. Zaten bu nedenledir ki, zaman zaman bir metnin ana-dilindeki uzmanlarca bile farklı yorumlandığına, ya da bir metiniçin okuma kılavuzları yayınlandığına tanık oluyoruz. Sorunumuz çeviriolduğuna göre çoğul göndermeli bir ifadenin çeviride alıcı kitle göz önünde bulundurularak, bazı gönderilenler öne çıkarılarak, bazıları görmezden gelinebilir. Böyle bir tutum çevrilmişi eş-değersiz kılmaz, olsa olsa eş-benzemez kılar. Burada unutulmaması gereken, metnin kullanımsal değeridir.Metni kullanımsal değeri dışında ele aldığımızda onu yüceltmiş, kutsamışoluruz. Bu noktada şunu hatırlatmak isterim iki dilli bir yazar, bir dilde ürettiğiniikinci dilde de üretmeye kalktığında asla birinciye tıpa tıp bağlı kalmaz,kalamaz. Bu tür çeviriler böyle gerçekleşmiştir. Böyle gerçekleşmek zorundadır.Zira her dildeki sözcüklerin bağlanımları, çağrışım alanları farklı açılımlarazorlar o dili kullananı. Bu dilsel bir gerçekliktir.3.Roman Jakobson’un “şiir, tanımı gereği, çevrilemez” ifadesine gelince, RomanJakobson elbette dil ve şiir üzerine yetkin önemli bir ad, ama o, her şey, sonvarış noktası değildir. O, her sorunun mutlak çözüm kaynağı değildir. Şiir ulamını genel olarak çevrilemez diye nitelerken kafasında yer almış bazı şiir örneklerinden yola çıkarak bir genellemeye gitmiş olabilir. Oysa, olsa olsa her şiir-birimin kendine özgü çevirilme sorunlarından söz açılması daha doğru olur.Üstelik Roman Jakobson bu ifadenin hemen önünde “Söz oyunları ya da daha bilimsel ve belki daha kesin terimiyle ses-benzeşimi şiirde egemendir”(4)diyerek şiiri ses-benzeşimi (paronomase) olarak tanımlamış olmaktadır. Oysaşiirin gelişimi dikkatle incelendiğinde ses-benzeşimsel (paronomastique)olmayan şiirlerle de karşılaşmaktayız. Özellikle somut şiir buna örnek gösterilebilir (5). Kaldı ki şiirin tanımı bugüne değin yapıldığı gibi ne ses benzeşimleriyle, ne de sapma kuramı ve kavramlarıyla kurulabilir. Şiirin tanımı,ögeler arası düzgüleme biçimlerinin farklılığında ve/ya yine bunlara bağlı şairinedimlerindeki farklılıklarda aranmalıdır.

 

Şiirin Biricikliği

 

Yakup Şahan, şiirin, giderek yapıtın biricik olduğunu ve bu biricikliği yüzündençevrilemez olduğunu ifade ediyor:* “Biz şiirin biricik olması dolayısıyla çevrilemeyeceğinden söz ediyoruz,karşımıza kutsal kitapların çevirisi çıkarılıyor; ikisi arasında ne ilişki var?” (6)* “İnsanın (ve sanatçının) ömründe her an biricik olduğu gibi, her ana karşılık olan yapıt da biriciktir, dolayısıyla yeri doldurulamaz.” (7).* “yaratı sürecinin diyalektiği vardır”(8).ve Guernica’nın “20 küsur taslağı”nın Prado Müzesinde korunmakta olduğunu,”bu taslakların herbirinin yapıtın oluşunda, oluşmasında ayrı bir evreyigöster”diğini, “ama hiç birinin o ünlü Guernica” olmadığını söylüyor (9).Soruna böyle yaklaşıldığında kaçınılmaz olarak aynilik üzerinde duruyoruz demektir. Ve çeviri olanaksızdır. Kaldı ki önümüze kanıt gibi sürülen RomanJakobson çeviriyi dil-içi, diller-arası ve gösterge-dizgeleri-arası olmak üzere çeşitlendirdiğinde de ve şiir çevirisini yaratıcı aktarım olarak anladığında daçeviri işi vardır. Çeviri zihnimizin temel işlem ve süreçlerindendir. Biz eş-değerliliğini, eş-benzeşimini tartışsak bile zihnimizin böyle işlemesinidurduramayız. Zaten çevrilmezliği savunanların da çeviriye soyunmaları bununen somut göstergesidir.Şiirin, yapıtın, yaratım anının biricikliği görelidir, özneldir. Bu biricik olan, biricik sayılan betimlenebilirse, aktarılabilirse, dönüştürülebilirse biricikliğikalkar ortadan. Ancak bu anlatılamaz deyip tüm yolları baştan tıkarsanız elbetteanlatılamaz, ama biz başaramasak bile birilerini betimlemeye, aktarmaya,dönüştürmeye özendirirsek, her türlü ama her türlü anlatımsal sorununaşılabileceğini, zaten zihinsel işlem/süreçlerle her insanın bu deneyimi (aktarma,dönüştürme, tanımlama, betimleme) zihninde yaşadığını düşünüyorum. Helehele okur (/izleyici) önüne çıkmış bir ürün anlaşılmayı beklediğine göre yaratımanının/sürecinin göstergelerini sunmaktadır. Zaten kendi yapıtı da bu içselliğin bir çevirisi, dönüşümü değil midir? Paylaşılan, paylaşılmak istenen şeyin biricikliği yoktur artık. Olsa olsa o biriciklik saymaca olur.

 

Yapıtın Dokunulurluğu:

 

Bir yazınsal ürünün çevrilebilirliğinden yana olanlar da olmayanlar dakendilerince kanıtlar, örnekler ileri sürmektedirler. Örneğin Yakup Şahan,Picasso’dan örnekler vererek yapıtın dokunulmazlığını savunmakta ve “yapıt bir kez ortaya çıktıktan sonra, sanatçının kendisi bile bir daha ona el uzatamaz”(10)”her yapıtın daha önce belirttiğim gibi, diyalektik bir biçim/içerik bütünlüğüvardır, bu dokunulmaz dır; çünkü o, bir kişinin mührünü taşır; sosyal, tarihsel,kültürel vb. bir özgünlüğü vardır, bir yapıta el sürdüğünüz zaman, işte bunlar dağılır; bu yüzden de o dokunulmazdır” (11), diyerek kesinlemektedir. Oysayazın tarihi, yazınsal denebilecek ürünlerin sürekli bir işlemden, bir değişimdengeçtiğini, yazarın bu ürüne yeniden, yeniden döndüğünü belgelemektedir.Örnekse, “Deniz mezarlığı” şiirinin, Paul Valery’nin -sürekli üzerindeçalıştığından, değişiklikler yaptığından- elinden alınarak basıldığını biliyoruz.Yazınsal ürün, kurşun dökme gibi birden, anlık içe doğuşun dilsel, anındayansıması değildir. Yakup Şahan, özdeşlik konusuna takılıyor ve şunlarısöylüyor: “Bir yapıtın çok başarılı bir kopyası, bir yorumu yapılabilir: eğer buyapıt şiirse, çok başarılı bir çevirisi olabilir; ama kendisi bir daha yaratılamaz.Yaratıcısı tarafından bile”(12). Özdeşlik açısından doğru bir saptama. Ancak herhangi bir nesneden binlerce üretildiğinde ve tıpatıp aynısı olduğunda daözdeşlik sorunu vardır düşünsel olarak. Çeviri olgusunun mutlak özdeşlik savıolamaz zaten. Kaldı ki çevirisi yapılan bir yapıt, kendi dilinde varlığınısürdürdüğünden bozulması da görelidir. O kendi ortamında varlığını zatensürdürmektedir. Çevirmen, onu başka uzamlara ileten bir yansıtıcıdır. Buyansıtma, çeviri işlemine bağlı kalır. İyi ya da kötü olabilir. Eğer kötüyse, kabul-edilemez ise yapılacak iş çeviri işlemini iyileştirmektir.

Bir de katlanamadığım başka bir konu, çevirinin asıl yapıttan üstünlüğü sorunu.hiç bir zaman kopya aslını aşamaz, sanat söz konusu olduğunda. Evet çevirmende yaratıcı olabilir ama o, bu yaratıcılığını kendisi için değil de kaynak yapıt içinkullanmayı seçerek kendini ikincil kılmıştır. Artık onun üstünlüğü, aynı yazarayönelecek başka çevirmenlere oranla söz konusu edilebilir. Yoksa çeviren ve çevrilen bir yarış içinde olamaz. Çevirmenin ustalığı, yaratıcılığı ilk yapıtı kendidilinde en iyi biçimde temsil edecek bir örnek sunmadadır. Kendi metninikaynak-metnin önüne geçirmekte değil. Eğer çevirisi yapılan kişi ile çeviriyapan arasında gerçekten çeviri alanında belirgin bir uçurum varsa, çevirilmişmetin (traductum), kaynak metinden daha bağdaşık, daha uygun görünse bile buonu kaynak metin yerine geçirmez, ikincillikten kurtarmaz. Çevirmen moralolarak, bazan maddi olarak da olabilir, yazarın adına çalışan uzman bir işçidir.Şunu da belirtmeliyim eğer çevirmen kaynak metindekinden çok farklı yaratıcıedimleri gerçekleştirdiğini, kaynak metinden uzaklaştığını, başkalaştığınıdüşünüyorsa o zaman kaynak metnin yazarıyla yarışmaya kalkışmadan dilerse bu başkalığa dayanarak kendi imzasını kullanabilir. Burada karmaşık olgular sözkonusudur. Bu konu hedef sapması olarak da düşünülebilir. Yani kendiliğinden bir başkalaşma. Elbette bir çevirmen bir metni çevirirken ondan yararlanarak,kendine maletme niyetindeyse ve yazar olarak kendi imzasını atmışsa bu tümdenetik bir sorundur.

 

Etki Olarak çeviri:

 

Çevrilemez düşüncesi bir yana bırakılıp çeviri işlemine girişildiğinde yapılacak işlem, metni, özelde şiir metnini, yine ses birim, sözlük birim, sözdizim ve anlam alanlarındaki ETKİ olarak anlatmaktır. Bu, çevirmen için birinci ilkedir.Gelgelelim işin asıl zor yanı bu kabulden sonradır. Çevirilecek şiiri, belirtilenalanlarda tam olarak doğru algılamak, onu yeterince çözümlemek gerekir.Ardından bu çözümlemenin ikinci dilde bireşimi için araştırma işlemine, onun başka bir kültür ortamına alıştırılmasına sıra gelir. Bu, bir bakıma alıştığı kendiortamından koparılan bir bitkinin farklı bir ortamda yaşamını sürdürmesinisağlamak gibidir. Öyleyse aktarıcının, çözümlemeden sonra yapacağı, ikincidilin ve okur kitlesinin olanaklarını değerlendirmek, elden geldiğince aynı,yoksa benzer etkilerin nasıl yaratılacağını kendine sorun edinmesi demektir. Bukarşılaştırmada ortaya çıkacak boşluklar ya tanımlama denemeleriyle aynenaktarılmaya çalışılır ya da şiirin kendi kültüründe okurda uyandırılması istenenetki, aktarılan dilin olanakları içinde aranır. Böylece şiirler belirli bir çözümlemealanında değil ama ETKİ açısından benzeşirler.Çeviri eylemine kalkışanın kendini yazan yerine koyması, kurulması amaçlananiletişimi bozar. Bir fransız çevribilimci artık çevirmenlerin özgürlüklerini ilan etme günlerinin geldiğini, çevirmenin yazara bağlı kalmamasını, kendisiniyazarın peşindeki kişiliksiz bir ayna gibi görmemesini istiyordu. Haklıydı. Ziraçevirme işi öyle basite alınacak, sıradan bir iş değil. Her şeyden önce yazarı(belki yazardan daha iyi) anlamak gerek. ürünün yazılı olduğu dil ile yap tığı yada amaçladığı etkileri çok iyi kavramak gerek. Bu da yetmez. Ayni anlam veetkilerin ikinci dilde verilebilmesi için dilin olanaklarını iyi bilmek gerekir. İşteçevirmen bu olanaklarla birinci dildeki anlam ve etkiyi yaratma konusundaözgürdür. Özgürlüğünü daha ötelere götürmeye, iplerini koparmaya kalktığındailk ürünün benzerinden çok değişik bir ürün, piç bir ürün ortaya çıkar.Demek şiir çevirilerinde ya şiirin çözümleme alanlarındaki birimlerine olanaklar çerçevesinde bağlı kalınır ya da okurlar hedeflenerek üzerlerinde uyandırılacak etki göz önünde bulundurulur. Ve belki son durumda tasarım ve imge olarak da çok farklı bir şiir ortaya çıkar. Ama belirli ve tutarlı bir dayanağı vardır yine de.

http://www.scribd.com/doc/29269896/Jacques-Prevert-in-Sabah-Kahvalt%C4%B1s%C4%B1-%C5%9Eiiri-ve-Tukce-Cevirileri

Sosyal Medyada Paylaş:

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Bir cevap yazın

error: Content is protected !!