Karadayı Dizi Şiirleri

Karadayı Dizi Şiirleri

18 Ekim 2015 0 Yazar: Ophelian
Sosyal Medyada Paylaş:

Haydi Abbas, vakit tamam;

Akşam diyordun işte oldu akşam.

Kur bakalım çilingir soframızı;

Dinsin artık bu kalb ağrısı.

Şu ağacın gölgesinde olsun;

Tam kenarında havuzun.

Aya haber sal çıksın bu gece;

Görünsün şöyle gönlümce.

Bas kırbacı sihirli seccadeye,

Göster hükmettiğini mesafeye

Ve zamana.

Katıp tozu dumana,

Var git,

Böyle ferman etti Cahit,

Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan;

Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.

CAHİT SITKI TARANCI

* * * * * * *

Güzel günler göreceğiz çocuklar
Motorları maviliklere süreceğiz
Çocuklar inanın, inanın çocuklar
Güzel günler göreceğiz, güneşli günler
Motorları maviliklere süreceğiz
Hani şimdi bize
Cumaları, pazarları çiçekli bahçeler vardır,
Yalnız cumaları, yalnız pazarları
Hani şimdi biz
bir peri masalı dinler gibi seyrederiz
Işıklı caddelerde mağazaları,
Hani bunlar
77 katlı yekpare camdan mağazalardır.
Hani şimdi biz haykırırız
Cevap:
Açılır kara kaplı kitap: Zindan
Kayış kapar kolumuzu
Kırılan kemik, kan
Hani şimdi bizim soframıza
Haftada bir et gelir
Ve, çocuklarımız işten eve
Sapsarı iskelet gelir
Hani şimdi biz
İnanın, güzel günler göreceğiz çocuklar
Güneşli günler göreceğiz
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar
Işıklı maviliklere süreceğiz
Çocuklar inanın, inanın çocuklar
Güzel günler göreceğiz güneşli günler
Motorları maviliklere süreceğiz

NAZIM HİKMET RAN

 

* * * * * * *

Bugün pazar.
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün
bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldamadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben…
Bahtiyarım…

NAZIM HİKMET

* * * * * * *

Çıkar boynundan at o ipi çocuk!
Salıncaklar mı yok sana?
Kalk hadi o soğuk betondan,
Yatacak başka yer mi yok sana?
En sevdiklerimi verdim ölüme de;
Ben bu yaşımda gitmenin böylesini görmedim.
Kırılan bir boyun gibi orta yerinden kırıldığını ömrün…
Görmedim Ademoğlunun dalından koparılır gibi koparıldığını…

…ve böylelikle umut etme kabiliyetimizi aldılar elimizden.

Ne diyeyim, dilerim ihtiyacı olan birine gidiyordur bizden aldıkları umut!
Dünya adaletsiz çocuk!
Dünya zorba.

Elbet eşitleneceğiz o gün kıyamda.
Bu kekeme, toz ve duman sözlerimi iyi belle, Bahara kalmaz, gelirim yanına.

* * * * * * *

Ben sana mecburum bilemezsin
Adini mih gibi aklimda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
Içimi seninle isitiyorum
Agaçlar sonbahara hazirlaniyor
Bu sehir o eski Istanbul mudur
Karanlikta bulutlar parçalaniyor
Sokak lambalari birden yaniyor
Kaldirimlarda yagmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun
Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
Insan bir aksamüstü ansizin yorulur
Tutsak ustura agzinda yasamaktan
Kimi zaman ellerini kirar tutkusu
Birkaç hayat çikarir yasamasindan
Hangi kapiyi çalsa kimi zaman
Arkasinda yalnizligin hinzir ugultusu
Fatih’te yoksul bir gramofon çaliyor
Eski zamanlardan bir cuma çaliyor
Durup köse basinda deliksiz dinlesem
Sana kullanilmamis bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalaniyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun
Belki Haziran’da mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir sileb siziyor issiz gözlerinden
Belki Yesilköy’de uçaga biniyorsun
Bütün islanmissin tüylerin ürperiyor
Belki korsun kirilmissin telas içindesin
Kötü rüzgar saçlarini götürüyor
Ne vakit bir yasamak düsünsem
Bu kurtlar sofrasinda belki zor
Ayipsiz fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yasamak düsünsem
Sus deyip adinla basliyorum
Içimsira kimildiyor gizli denizlerin
Hayir baska türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin

* * * * * * *

gönlümde bir fırtına
sonu tufan
rüzgar her estiğinde adını söyler
kulaklarım sağır olsun diliyorum
dudaklarıma mühürlenmiş bir sözcük gibi ismin
hangi cümleye başlasam başına adımı koyuyorum

dilim lal olsun istiyorum
aklım bir zincir vursun yüreğime
her halkada demirin soğukluğu
yaktığın ateşi söndürsün diliyorum
kalbime ayaz vursun , donsun
öldürmeye çalıştığım sen değilsin
kaçtığım sen değil
elimde bir hançer
sen yeni güne doğ
bırak ben öleyim

* * * * * * *

İşler atom reaktörleri işler
Yapma aylar geçer güneş doğarken
Ve güneş doğarken ben bir geceyi
Bir uzun geceyi gene uykusuz
Ağrılar içinde geçirmişimdir
Düşünmüşümdür hasretliği ölümü
Seni memleketi düşünmüşümdür
Seni memleketi dünyamızı.

İşler atom reaktörleri işler
Yapma aylar geçer güneş doğarken
Ve güneş doğarken hiç umut yokmu
Umut umut umut……….. Umut insanda.

* * * * * * *

Çıkar boynundan at o ipi çocuk,
Salıncaklar mı yok sana?
Kalk hadi o soğuk betondan,
Yatacak başka yer mi yok sana?
Annemi verdim, babamı verdim, en sevdiklerimi ölüme de,
Ben bu yaşımda gitmenin böylesini görmedim;
Kırılan bir boyun gibi orta yerinden kırıldığını ömrün…
Görmedim ademoğlunun dalından koparılır gibi koparıldığını,
Ve böylelikle umud etme kabiliyetimizi aldılar elimizden…
Ne diyeyim, dilerim ihtiyacı olan birine gidiyordur bizden aldıkları umut!
Dünya adaletsiz çocuk… Dünya zorba…
Elbet eşitleneceğiz o gün kıyamda,
Bu kekeme, toz ve duman sözlerimi iyi belle,
Bahara kalmaz
Gelirim yanına…

* * * * * * *

Dünyadan, memleketinden, insandan

umudun kesik değil diye

ipe çekilmeyip de

atılırsan içeriye,

yatarsan on yıl, on beş yıl

daha da yatacağından başka

sallansaydım ipin ucunda

bir bayrak gibi keşke

demiyeceksin,

yaşamakta ayak direyeceksin.

Belki bahtiyarlık değildir artık,

boynunun borcudur fakat

düşmana inat

bir gün fazla yaşamak.

İçerde bir tarafınla yapyalnız kalabilirsin,

kuyunun dibindeki taş gibi,

fakat öbür tarafın

öylesine karışmalı ki dünyanın kalabalığına,

sen ürpermelisin içerde

dışarda kırk günlük yerde yaprak kıpırdasa.

İçerde mektup beklemek,

yanık türküler söylemek, bir de,

bir de gözünü tavana dikip sabahlamak

tatlıdır ama tehlikelidir.

Tıraştan tıraşa yüzüne bak,

unut yaşını,

koru kendini bitten,

bir de bahar akşamlarından.

Bir de ekmeği

son lokmasına dek yemeyi,

bir de ağız dolusu gülmeyi unutma hiçbir zaman.

Bir de kim bilir

sevdiğin kadın seni sevmez olur,

ufak iş deme,

yemyeşil bir dal kırılmış gibi gelir

içerdeki adama.

İçerde gülü, bahçeyi düşünmek fena,

dağları, deryaları düşünmek iyi,

durup dinlenmeden okumayı, yazmayı,

bir de dokumacılığı tavsiye ederim sana,

bir de ayna dökmeyi.

Yani içerde on yıl, on beş yıl,

daha da fazlası hattâ

geçirilmez değil,

geçirilir,

kararmasın yeter ki

sol memenin altındaki cevahir…

* * * * * * *

Seni, anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.

Ard- arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül- gürül akan bir dünya…
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana…

Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara,
Akan yıldıza,
Bir kibrit çöpüne varana,
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.

Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamlardan,
Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni…
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini…

Ahmed ARİF

Sosyal Medyada Paylaş: