EN GÜZEL ŞİİRLER

Mavi Ölüm – Ömer Çelik

Sosyal Medyada Paylaş:

Mavi Ölüm – Ömer Çelik

yine sana sesleneceğim

senin kim olduğunu hiç bilmeden

senin kim olduğunu en çok bilerek

isyankar zambakların çılgın nilüferlerin

dört nala açan kiraz çiçeklerinin

dudak kıvrımlarına yoldaş olacağım

sarı bir hüzün kızıl bir gurur

ve siyah bir öfkeyle konuşacağım sana

……..

 

sana oklardan değil yayadan bahsedeceğim

gülün dikeninden değil

gülleri ve dikenleri doğurmaktan yorulmayacağım

topraktan söz açacağım

akan su gelmeyecek kelimelerime

suyu şefkatle kucaklayan damlaları dinlendireceğim

………

 

yine sana sesleneceğim

senin kim olduğunu hiç bilmeden

bilmek istemeden

……

 

alaattin’in sihirli lambasından çıkan cin bana gelseydi

ve ne dilersem dilememi isteseydi

hiçbir şeyi elde etmeyi dilemezdim

bir şeyden vazgeçmek isterdim sadece

hayatta bir şeyden vazgeçmek lütfedilseydi

bedeli her şeyim olsa bile

sana seslenmekten vazgeçmek isterdim

garip değil mi sana seslenmekten vazgeçtiğimi

bundan hoşlandığımı düşünüyorsun belki de

oysa sana seslenmek bütün hesaplarımı gördüğüm şu dünyadaki

tek geride kalmış hesap benim için

bu dünyadaki tek yük

bu seslenişin kalbini avucumda tutabilmek

kürek mahkumu için kürek neyse

benim içinde sana seslenmek o

bir yandan gemiyi ufka ulaştırmanın tek yolu

öbür yandan bileklerimden sızan kanların

gönlümü işgale yönlendiği bir rotanın can suyu

oysa ben sana kürekten değil gemiden bahsetmek isterdim

atalarım bana kadınlara gökyüzünü

gemileri ve yelkenleri anlatmayı öğrettiler

sen kürekleri yağlı urganları

geceyi siyaha gömen fırtınaları öğretmeye çalışıyorsun

sana ellerimle dokunarak gözlerimle okşayarak

göstermek istedim

rüzgarla şişen beyaz yelkenleri

ama senin vaktin yoktu

ben bunu hiç anlayamadım

kavmimin kadınları bana öğretmediler ki

bazı kadınların beyaz apoletlerden daha çok

siyah apoletleri sevebileceğini

……….

 

sana sesleniyorum

ve gözlerin bileklerimden parmak uçlarına

toplanmış kan pıhtılarını seyrediyor

kürekleri bırakamıyorum

önce yücelttiğin sonra terkettiğin aşkın onuru için

kalemi biran elimden düşürmüyorum

ankara kalesinin önünde

sana sesleniyorum

………..

 

benden kaçıp cennete gitmek isteseydin

seni cennetin kapısına kadar götürürdüm

bana gelmek için seni korkutan cehennem olsaydı

cehennemle konuşur seni ona anlatabilirdim

oysa sen ne cenneti isteyebilecek kadar aşık oldun

nede cehennemi isteyebilecek kadar ayrılık

seviyorum seni ama dedin

hoşça kal diye ekledin

şimdi gitmeye mecburum

belki yine gelirim, umarım gelirim

 

son sözün oldu

 

cennet ve cehennemin dillerini

savaş naralarını ve aşk şiirlerini

gazelleri ve boleroları öğreten atalarım

senim sözlerinin anlamını öğretmediler

hiçbir şey söylemeden gittin

ayrılığın dilsiz olduğunu ben senden öğrendim

dilsiz olanın yaşayabileceğini sen öğrettin bana

ve kalemimle ilk defa yavan gözlerle baktın

yine yeniden sadece sana sesleneceğim

müebbet bir aşk dışında

bildiğim tüm duygularımı terkedeceğim

 

sana seleneceğim yine

 

seni sadece kuru bir sevgiyle değil

derin bir hüzünle binlerce yıllık bir gururla

ve pervasız bir öfke ile sevdiğimi duyuyor musun

mütevazı bir sevgiyle değil

küstah bir aşkla sevdim seni

ben osmanli gibi

kollarımın yetişmediği bir aşkı kucaklamaya çalışırken

sen köprülerin ülkesindeki venedik’teki son sancağı

kışın üşümemek için şal yaptın kendine

neden bilmiyorum özlemin artıyor içimde

gün geçtikçe eksilir demiştim oysa

atalarımın öğrettiklerine ters düşse de

sana inanırım bilirsin

zamanla unutursun demiştim

niye daha derinleşiyor öyleyse

derinleşiyor özlemin

 

ve gönlümde bir iç savaşta dökülen kanları

coşturuyor ayrılık sözlerin

öfkelerimin kararlılığını

aşka katık ederek konuşacağım

bedenim bu dünyayı terkedene kadar

………

 

öyle sanıyorum ki

hüzünle ve acıyla pek barışık olmadığın için

benden uzun yaşayacaksın

benden sonra kelimelerim gelecek gönlüne

onların benden geldiğini bir tek sen bileceksin

küstah bir aşkla seveceğim seni

ben savaş ve ölümle haşir neşir olan

kelimeler dışındakileri unutmaya gayret edeceğim

ömrümün geri kalınında

 

sana sesleneceğim yine

 

ben seni beyrut gibi sevdim ama

sana ne mağribi nede manhatten’i anlatamadım

bağdat ve şam’ı işgale yeltenmişken

venedik! ten gelen ihanet tarumar etti ordularımı

sarı bir keder, kızıl bir kibir, siyah bir isyanla konuşacağım sana

senin kim olduğunu hiç bilmeden

ağlayan zambakların dudak kıvrımlarına yoldaş olacağım

senin kim olduğunu en çok bilerek

kavmimin bana vaadettiği tüm aşkları terkedeceğim

müebbet bir aşk, sarı bir hüzün

kızıl bir gurur ve siyah bir öfkeyle konuşacağım

bu dünyayı terketme müjdesi gelene kadar

…….

 

hüznü, gururu ve öfkeyi bilseydin keşke

hüznün beni aşan taşkınlığını

gururumun binlerce yıl önceden miras kalmış hoyratlığını

öfkelerimin hiç bir zaman sona ermeyecek ve azalmayacak kararlılığını

anlayabilseydin

 

anlatabilirdim sana

 

seninle yaşana bir aşktan sonra

ayrılığın ölüm bile olsa

 

mavi bir ölüm olacağini

ÖMER ÇELİK

Sosyal Medyada Paylaş:

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Bir cevap yazın

error: Content is protected !!