ÜNLÜ ŞAİRLERDEN ŞİİRLER

Mevlana Celaleddin Rumi’nin Şiirleri

Sosyal Medyada Paylaş:

Gene gel, gene.

Ne olursan ol, ister kafir ol,

İster atese tap, ister puta,

İster yüz kere tövbe etmiş ol,

ister yüz kere bozmuş ol tövbeni…

Umutsuzluk kapısı değil bu kapı,

Nasılsan,

Öyle gel

 

Mevlana Celaleddin Rumi

*

Güneş gibi ol şefkatte,merhamette.

Gece gibi ol ayıpları örtmekte.

Akarsu gibi ol keremde,cömertlikte.


Ölü gibi ol öfkede ,asabiyette.

Toprak gibi ol tevazuda,mahviyette.

Ya olduğun gibi görün,ya göründüğün gibi ol.

 

Mevlana Celaleddin Rumi

*

Yürü, can gözünü aç,

şu âşıklara bir bak hele:

Nasıl sarmaşdolaş, gönül gibi bir şey olmuşlar,

nasıl gelmişler can gibi

elsiz, ayaksız hale.

 

Bahçeden daha güler yüzlü onlar,

gülden daha güler yüzlü.

bilgiden daha doğru,

akıldan daha hünerli,

serviden daha hür.

Ölmezlik suyundan daha arı, duru.

 

Hep zerreler gibi hovardalar.

Güneş onlara kaftan.

Balçığa ayak basmışlar,

baş komuşlar gönül dizine.

Kanların üzerinden geçmişler,

kan denizlerin dalgaları arasından.

Etekleri gene tertemiz;

bir şey bulaşmadan eteklerine.

 

Diken içindeler,

ama gül gibiler.

Hapisteler,

ama şarap gibiler.

Balçık içindeler,

ama gönül gibiler.

Gece içindeler,

ama sabah gibiler.

 

Sen onların şarabını bir iç de gör:

Naıl birdenbire ferah olur, aydınlanır yüreğin,

birdenbire nasıl unutulur her şey,

nasıl birdenbire gözlerinin içi güler.

 

Mevlana Celaleddin Rumi

Şiirler Asla Bitmemeli.com

*

Yine gel sen dinle benden

Yerli yerli yerli yerli

Hep Çalarım ten ten tenen

Yerli yerli yerli yerli

 

Yerla ve yerlem yerlela

Yerla ve terlem terlela

Bir söz söyle sessiz durma

Yerli yerli yerli yerli

 

İçki sunan sun içkiyi

Çalgı çalan çal şu neyi

Söyle telala talela

Yerli yerli yerli yerli

 

Ten ten tenen ten ten tenen

Söylenirsin kuş gibi sen

Uveys gibi ender Karen

Yerli yerli yerli yerli

 

Şems gibi kendini sustur

Git kinden kibirden kurtul

Şems-i Tebrizi’yle otur

Yerli yerli yerli yerli

 

Mevlana Celaleddin Rumi

*

Her gün bir yerden göçmek

Ne iyi

 

Her gün bir yere

Konmak ne güzel

Bulanmadan, donmadan

Akmak ne hoş

 

Dünle beraber

Gitti cancağızım

 

Ne kadar söz varsa

Düne ait

Şimdi yeni şeyler

Söylemek lazım

 

Mevlana Celaleddin Rumi

*

Nerde bir topluluk görürsen, tellal,

hiç durma, bağır:

Kaçan bir kul gördünüz mü ey insanlar, de,

tertemiz kokan bir kul gördünüz mü,

ay parçası bir yüzü var,

baştanbaşa fitne.

 

Savaş vakti tez gider, de , tellal,

barış vakti uysal olur, de.

 

Nerde bir topluluk görürsen, tellal,

hiç durma, bağır:

İnce boylu, güler yüzlü, tatlı sözlü,

tez canlı, çevik bir kul gördünüz mü?

Sırtında bir al kaftan taşıyor.

 

Kucağında bir rebap, elinde bir yay var, de , tellal,

Çaldığı hep güzel, hep sıcak havalar, de.

 

Nerede bir topluluk görürsen, tellal,

hiç durma, bağır:

Onun bağından bir meyva devşiren var mı ey insanlar, de,

onun gül bahçesinden bir demet gül deren var mı?

 

İş ki çıksın bir habercik getirsin biri ondan bana, tellal

çıksın biri ondan bana bir şeyler desin iş ki,

söyle, verdim canımı ona gitti, telal,

verdim ona gitti.

 

Mevlana Celaleddin Rumi

*

Sarhoşlar göründü.

Şaraba tapanlar bir bir gelmeye başladılar.

Güzeller nazlı nazlı yollara düştü.

Salına salına gül bahçesinden gül yanaklılar geliyor.

 

Bir anda hem var olan, hem yok olan,

bir anda değişen, yenilenen şu dünyadan

yoklar bir bir çekip gittiler.

Var olanlar geliyor.

 

Eteklerini altınla doldurmuşlar.

Som altın kesilmişler.

Darda olanlara verecekler.

 

Hastalar, yorgunlar, arıklar

iyileşmişler, kanlanmışlar, canlanmışlar,

aşk yaylâsından geliyorlar.

 

İyi insanların şarkıları

ta yukarlardan aşağılara

güneşin ışıkları gibi iniyor.

İyi insanlar yağmur demiyor, kar demiyor,

ortalık kış kıyamet,

kolları sıvamışlar,

taze taze meyveleri yetiştiriyorlar.

 

Ben sustum.

Sofra kuruldu.

Onlar bir gül bahçesinden yola çıktı,

bir gül bahçesine doğru.

 

Mevlana Celaleddin Rumi

*

Kusuruma bakmayın benim, dostlar,

bağışlayın beni.

Ben davullara, bayraklara aldırmayan

bir padişahın yoluna düşmüşüm,

deli divane olmuşum.

Çok uzaklardan yürüyen bir adam gibiyim ben,

çok uzaklardan geçen bir hayal gibi.

Ama yok da sayılmam hani,

var olan bir şeyim ben.

 

Haydi ben bensiz geleyim,

sen sensiz gel.

Ne varsa şu ırmağın içinde var,

soyunalım iki can,

dalalım şu ırmağa, hadi.

Bu kupkuru yerde yakınmadan gayri ne gördük,

bu kupkuru yerde ne gördük zulümden gayri.

 

Bu ırmakta ne ölmek var bize,

bu ırmakta ne gam var, ne keder var, ne dert.

Bu ırmak alabildiğine yaşamaktan,

bu ırmak iyilikten, cömertlikten ibaret.

 

Durma, çabuk gel, gelmem deme.

Ne evet demek yaraşır sana, ne hayır, dostum,

senin şânına sadece gelmek yaraşır.

 

Mevlana Celaleddin Rumi

*

Duydum ki Bizi Bırakmaya Azmediyorsun

 

Etme

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme

Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme

 

Sen yad eller dünyasında ne arıyorsun yabancı

Hangi hasta gönüllüyü kastediyorsun etme

 

Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru

Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme

 

Ey ay felek harap olmuş alt üst olmuş senin için

Bizi öyle harap öyle alt üst ediyorsun etme

 

Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi

Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme

 

Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan

Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme

 

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan

 

Mevlana Celaleddin Rumi

*

Ayrılıktan parçalanmış bir yürek

isterim ben derdimi dökmem gerek

 

şayet aslından biraz ayrılsa can

öyle bekler vuslata ersin zaman

 

Ağladım her yerde hep alı eyledim

gördüğüm her kul için dostum dedim

 

herkesin zannında dost oldum ama

kimse talip olmadı esrarıma

 

Ney sesi tekmil hava oldu ateş

hem yok olsun kimde yoksa bu ateş

 

Vakt-erip mevsim geçer solmuş gülün

Derdi çok feryadı çıkmaz bülbülün

 

Ney hem zehir hem panzehir ,ah nerde var

böyle bir dost böyle özlemli bir yar

Kanlı yoldan hep ney sunar arzuhal

Hem verir Mecnun un aşkından misal

 

Sırf keder gam geçti kaç gün kaç gece

geçti yanlışlarla günler öylece

 

Ey oğul!hür olmalı bahtın senin

Hep gümüş , altın mıdır ahdın senin

 

Tut ki Deryayı boşalttın testiye

Kısmetinden fazla almaz , bil niye?

 

Dost dilin şavkinca bulsaydım visal

Ah ne sırlar anlatırdım ney misal

 

Aşıkın sırrıyla maşuk örtülü

Sağ olan aşıktır , maşuk bir ölü

 

Vermedikçe sevgili etrafa nur

çevrenin idraki elbet yok olur

 

Kimki aşkta meyli yoktur vah ona!

Kuş misali vermez kanat Allah ona

 

Mevlana Celaleddin Rumi

*

Toy, düğün kumaş oldu, ölçüldü biçildi.

Toy, düğün elbise oldu uzun boya.

Toylar, düğünler tam bizim için,

toyumuz, düğünümüz kutlu olsun dünyaya.

 

 

 

Şekere eş oldu dudu kuşu,

zühre eş oldu aya.

Toylar, düğünler tam bizim için,

toyumuz, düğünümüz kutlu olsun dünyaya.

 

 

Bugün hayat öylesine rahat.

Bugün yürekler öylesine ferah.

Bugün insanlar öylesine kardeş.

Toylar, düğünler tam bizim için,

toyumuz, düğünümüz kutlu olsun dünyaya.

 

 

Ey şehrimizi aydınlatan sultan,

güvey oluyorsun bir güzele bu gece.

Ne de güzel yürüyorsun mahallemizde salına salına,

ne de güzel akıyorsun deremize çağlaya çağlaya,

ey bizi unutmayan, bizi arayan dost,

ey bizim suyumuz, ırmağımız.

Toylar, düğünler tam bizim için,

toyumuz, düğünümüz kutlu olsun dünyaya.

 

 

Dostlarım, gün bugün,

oynayın, raksedin, dönün.

Bir bölük halk deniz gibi köpürüyor,

bir bölük halk dalga dalga secdede.

Bir bölük halk kılıç gibi savaşıyor,

bir bölük halk kanımızı içmede.

İşte girdi gerdeğe nergisle gül,

işte astım davulumu boynuma.

 

 

Toylar, düğünler tam bizim için,

toyumuz, düğünümüz kutlu olsun dünyaya.

 

Mevlana Celaleddin Rumi

*

Allah’ım bu vuslatı hicran etme

Aşkın sarhoşlarını nalân etme

 

Sevgi bahçesini yemyeşil bırak

Bu mestlere bahçelere kasdetme

 

Dalı yaprağı vurma hazan gibi

Halkını başı dönmüş zelil etme

 

Kuşunun yuvasının ağacını

Yıkma da kuşlarını perran etme

 

Kumunu ve mumunu karıştırma

Düşmanları kör et de şadan etme

 

Hırsızlar aydınlığın düşmanıdır

Onların işlerini asan etme

 

İkbal kıblesi yalnız bu halkadır

Umut kâbesin öyle viran etme

 

Bu çadır iplerini öyle katma

Çadır senindir eya sultan etme

 

Yok dünyada hicrandan daha acı

Ne istiyorsan et de onu etme

 

Mevlana Celaleddin Rumi

*

Bir gececik uyuma, ne olur.

Ayrılık kapısını çalma bir gececik.

Bir gececik dostların gönlü olsun,

ne olur sabahı et bir gececik.

 

Bir gececik gözlerimiz seninle aydın olsun,

kör olsun şeytan bir gececik.

Dünyayı güzel kokular sarsın bütün.

Karanlıklardan ışıklar aksın ovalara.

Sofrandakiler dirilsin bir gececik.

 

Bir gececik uyuma, ne olur.

Ayrılık kapısını çalma bir gececik.

Bir gececik ata bin, meydana gel.

Gönüller bir gececik rahat olsun,

göğüsler meydana dönsün bir gececik.

 

Yeniler giyinelim biz kulların.

Musa gibi sen bir sopa al eline.

Sopa bir anda elinde yılan olsun.

Süleyman gibi sen karıncaların yanına var.

Karıncalar bir anda birer Süleyman olsun.

 

Ne olur, bir gececik kapısını çalma ayrılığın.

 

Mevlana Celaleddin Rumi

*

Bugün yüzünde bir başka güzellik var senin,

bugün dudağında başka bir tad var,

boyunda başka bir yücelik.

Bugün kırmızı gülün bir başka daldan.

 

Ayın gökyüzüne bugün sığmamış.

Göklere benzeyen göğsün bugün daha geniş.

Hangi yanından kalktın bu sabah, söyle,

bir başka kavga var dünyada senin yüzünden,

dünyada bir başka gidiş

 

Biz senin gözlerinden gördük

arslanlara meydan okuyan o ceylanı,

Başka bir ovası var o ceylanın bugün

iki cihandan da dışarı

 

Seven insanın ayağı mı yok,

işte ona ölümsüzlük kapandı.

Yukarlarda onunla uçar gider.

 

Gözlerinin denizinde onu arama.

O inci bir başka denizde.

 

Bakarsın bugün sever bu yürek,

yarın sevilir bakarsın.

 

Yüreğimin özünde başka yarınlar var.

 

 

Mevlana Celaleddin Rumi

*

Allahım bu vuslatı hicran etme

Aşkın sarhoşlarını nalan etme

 

Sevgi bahçesini yemyeşil bırak

Bu mestlere bahçelere kasdetme

 

Dalı yaprağı vurma hazan gibi

Halkını başı dönmüş zelil etme

 

Kuşunun yuvasının ağacını

Yıkma da kuşlarını perran etme

 

Kumunu ve mumunu karıştırma

Düşmanları kör et de şadan etme

 

Hırsızlar aydınlığın düşmanıdır

Onların işlerini asan etme

 

İkbal kıblesi yalnız bu halkadır

Umut kabesin öyle viran etme

 

Bu çadır iplerini öyle katma

Çadır senindir eya sultan etme

 

Yok dünyada hicrandan daha acı

Ne istiyorsan et de onu etme

 

Mevlana Celaleddin Rumi

 

*

Sevgili tutmuş yularımdan beni,

develer gibi habire çeker.

Esrik devesini böyle nereye götürür,

böyle hangi katara?

 

Hem canımı çiğnedi benim o,

hem bedenimi çiğnedi.

Gönlümü bağladı benim o,

kırdı şişemi.

 

Ne iş yaptırmaya götürür, bilmem,

nereye götürür beni.

 

Sevgili takar beni oltasına,

atar karaya balık gibi.

Sevgili kurar gönlüme bir tuzak,

avcıdan yana çeker sürür beni.

 

Bakarım tabiat başlar büyük işine:

Bulutlar gelir uzaktan

katar katar, küme küme.

Bulutlar sular ovaları.

Bulutlar yürür dağlara doğru.

Uyanır açar gözlerini yeryüzü.

Gökler çalar davulunu.

Dalların gönlüne çeker gülün özü

en güzel kokusunu baharın.

Tohumun gönlü başlar vermeye tohum.

Ağaç durmadan söyler, döker içini.

 

Mevlana Celaleddin Rumi

*

Kusuruma bakmayın benim, dostlar,

bağışlayın beni.

Ben davullara, bayraklara aldırmayan

bir padişahın yoluna düşmüşüm,

deli divane olmuşum.

Çok uzaklardan yürüyen bir adam gibiyim ben,

çok uzaklardan geçen bir hayal gibi.

Ama yok da sayılmam hani,

var olan bir şeyim ben.

 

Haydi ben bensiz geleyim,

sen sensiz gel.

Ne varsa şu ırmağın içinde var,

soyunalım iki can,

dalalım şu ırmağa, hadi.

Bu kupkuru yerde yakınmadan gayri ne gördük,

bu kupkuru yerde ne gördük zulümden gayri.

 

Bu ırmakta ne ölmek var bize,

bu ırmakta ne gam var, ne keder var, ne dert.

Bu ırmak alabildiğine yaşamaktan,

bu ırmak iyilikten, cömertlikten ibaret.

 

Durma, çabuk gel, gelmem deme.

Ne evet demek yaraşır sana, ne hayır, dostum,

senin şânına sadece gelmek yaraşır.

 

Mevlana Celaleddin Rumi

*

Bugün ahmet benim,

ama dünkü Ahmet değil.

Bugün anka benim,

ama yemle beslenen kuşcağız değil.

 

Enelhak kadehiyle

bir yudum içen sızdı

Tarılık şarabından.

Şişelerle, küplerle içtim ben, sızmadım,

ben, sultanların aradığı sultan.

 

Ben hâcetler kıblesiyim.

Gönlün kıblesiyim ben.

Ben cuma mescidi değilim,

insanlık mescidiyim ben.

 

Ben saf aynayım,

sırım dökülmemiş, paslanmamışım.

Ben kin dolu bir gönül değilim,

Sinâ dağının gönlüyüm ben.

 

Üzüm sarhoşluğu değil benim sarhoşluğum,

benim sarhoşluğumun sonu yok.

Tarhana çorbası içmem ben,

can yemeği yerim,

içerim can şerbeti.

 

İşte sarttı seni

bir gümüş bedenlinin özlemi.

Altın haline geldin artık.

Sen altına âşıksın,

altın benim rengime âşık.

 

Gönlü saf sûfiyim ben,

benim tekkem âlem,

medresem dünya benim.

Değilim abalı sûfilerden.

 

İster yakarış eri ol sen,

meyhane eri istersen,

bundan sanki ne çıkar?

Yok cumartesiymiş, yok cumaymış,

bence ne farkı var?

 

Gerçeğin tadını alan er

ne altına aldırış eder,

ne kalendar tacına bakar.

Ne tasası vardır, ne kini.

 

Ey Tebriz’li hak Şems’i,

yüzünü göstermediysen sen,

yoksul çaresiz kalırdı kulun;

ne gönlü olurdu, ne dini.

 

Mevlana Celaleddin Rumi

*

Bu ne güzel koku böyle,

bu ne güzel koku.

Gül bahçesinden yoksa gelen o mu?

Gece mi bu gelen, misk mi bu, amber mi bu?

Bu ne güzel koku böyle,

bu ne güzel koku.

O pazardan tezcecik yoksa o mu geliyor,

yoksa güzelimiz geri mi geliyor ne?

 

Bu nasıl yüz böyle,

bu nasıl ışık?

Bu nasıl ay böyle,

bu nasıl güneş?

Mağradan mı çıktı,

dağdan mı iniyor,

o yalnızlığın adamı,

o dost?

 

Boş yere arama şarap testisini sen.

Koklama onun ağzını sen boş yere.

Şu meyhaneciden mi geliyor sandın onu;

dostum, onu sen kendin gibi belleme.

 

Yolda o yapayalnızsa ne olur?

Başında sarık yoksa ne çıkar?

Ne bundan güneşe bir leke olur,

ne ayın gösterişine zarar.

 

Bu gece uyuma dostum, uyuma.

Bir kolayına getir onu bul.

Sarhoşlar meclisine hep böyle geceleyin gelir o.

Bu gece uyuma dostum, uyuma.

 

Biz duvara asılı duran resimleriz.

Bizi yapan ressamın varlık şavkı

duvarın üzerine bir vurdumu,

bakarsın o anda canlanıvermiş, kımıldanmışız

Onun selvi boyu bir göründü mü,

bakarsın dünya güllük gülistanlık.

Kalktı bir salındı, kendinibir gösterdi mi.

bakarsın kıyamet koptu gitti.

 

Bakarsın Calinus gibi hastalar ülkesindendir o.

Bakarsın hayret yurdunda dolaşır hastalar gibi.

 

Sustum artık ben,

sustum artık

Bu şiir utanıyor ondan.

 

Mevlana Celaleddin Rumi

*

Duy şikayet etmede her an bu ney,

Anlatır hep ayrılıklardan bu ney.

 

Der ki feryadım kamışlıktan gelir,

Duysa her kim, gözlerinden kan gelir.

 

Ayrılıktan parçalanmış bir yürek

İsterim ben, derdimi dökmem gerek.

 

Kim ki aslından ayırmış canını,

Öyle bekler, öyle vuslat anını.

 

Ağladım her yerde hep ah eyledim,

Gördüğüm her kul için dostum dedim.

 

Herkesin zannında dost oldum ama,

Kimse talip olmadı esrarıma.

 

Hiç değil feryadıma sırrım uzak,

Nerde bir göz, nerde bir candan kulak?

 

Aynadır ten can için, can ten için,

Lakin olmaz can gözü her kimsenin.

 

Ney sesi tekmil hava oldu ateş,

Hem yok olsun, kimde yoksa bu ateş!

 

Aşk ateş olmuş dökülmüştür ney’e,

Cezbesi aşkın karışmıştır mey’e.

 

Yardan ayrı dostu ney dost kıldı hem,

Perdesinden perdemiz yırtıldı hem.

 

Kanlı yoldan ney sunar hep arz-ı hal,

Hem verir Mecnunun aşkından misal.

 

Ney zehir, hem panzehir, ah nerde var,

Böyle bir dost, böyle bir özlemli yar?

 

Sırrı bu aklın bilinmez akl-ile,

Tek kulaktır müşteri, ancak dile.

 

Gam dolu günler zaman hep aynı hal,

Gün tamam oldu, yalan, yanlış, hayal.

 

Gün geçer yok korkumuz, her şey masal,

Ey temizlik örneği sen gitme, kal!

 

Kandı her şey, tek balık kanmaz sudan,

Gün uzar, rızkın eğer bulmazsa can.

 

Olgunun halinden ah, anlar mı ham?

Söz uzar, kesmek gerektir vesselam.

 

Mevlana Celaleddin Rumi

*

Bana bir hal oldu dostlar

Can şarabından içmişim

Artık ne yerim,ne yurdum var

Kendimden bile geçmişim

 

 

 

Dönüyorum,dönüyorum

Heryerde onu görüyorum

 

 

 

Aşk gözüyle,gözüyle gördüm

Gözüm,gönlüm,dilim sarhoş

Yitirmişim sağı solu

Ne haldeyim,ne haldir bu

 

 

 

Dönüyorum,dönüyorum

Heryerde onu görüyorum

 

 

 

Görüyorum, görüyorum

Heryerde onu görüyorum

 

Mevlana Celaleddin Rumi

*

Olduğum gibi kim görebilir beni

Ne rengim var benim, ne nişanım

Benim de bildiğim sırlar var diyeceksin ama

Hem o sırlarım ben, hem de o sırları saklayanım

Bu gönül ne vakit durulacak bilmem

Ama şu anda hiç kımıldamadan duran da benim

Yürüyüp giden de ben

Ben bir denizim, kendi varlığı içinde taşan

Uçsuz bucaksız, alabildiğine geniş, kıyısız, hür bir deniz

 

İki dünya da yok oldu gitti bende

Artık ne bu dünyadan sorsunlar beni, ne o dünyadan

Sen bizim aynımızsın dedim ey can!

Amma yaptın dedi, o da ne demek

Şu gördüklerin hep benim

Yoksa dedim sen O musun?

“Hey, kendine gel! Sus!” dedi.

“Benim ne olduğum dile gelmez..”

Öyleyse dedim sana işte dilsiz, dudaksız konuşan biri

Yoklukta ayaksız yürümedeyim, gökteki ay gibi

İşte sana elsiz ayaksız durmadan koşan biri

“Böyle koşup durmak,” dedi bir ses, “senin nene gerek?”

Bak bana, apaçık ortadayım da gene gizliyim

Sen beni gör asıl beni!

Eşi bulunmaz bir gizli maden olmuşum

Eşi bulunmaz bir deniz olmuşum ben

Tebrizli Şems’i gördüm göreli

 

Mevlana Celalettin Rumi

 

Sosyal Medyada Paylaş:

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Bir cevap yazın