ŞİİR ADINA HERŞEY BURADA

NECİP FAZIL KISAKÜREK İN MUHASEBE ŞİİRİNİN TAHLİLİ

Sosyal Medyada Paylaş:

Muhasebe, hesaplaşma.

Başkasıyla veya kendisiyle. İnsanın amaçsız yaratılmadığı bir gerçek. Yaratıldıktan sonra “başı boş bırakılmadığı da” gerçek. Amaç tespit edilmiş. Amaca nasıl ulaşacağı da, elçiler ve kitaplar vasıtasıyla belirtilmiş. Verilen özelliklere, kurallara ve ilkelere göre yaşanması istenmiş.

İnsan yapımı her nesnenin bir “kullanma kılavuzu” her ilacın bir “prospektüsü” olur da kainatın en üst varlığı, evrenin emrine verildiği insanın bir “hayat kılavuzu” olmaz mı? Olur elbette. Peki bu kılavuza uygun yaşayıp yaşamadığı “ imtihanının sonucu” nasıl alınır? Tabi ki ölüm ötesinde. “Elestü birabbikum”(Ben sizin Rabbiniz değil miyim?)sorusuna verilen “Belâ” (evet) cevabına dünyada uyulup uyulmadığının kontrolü, ölüm ötesi ilk eşikte “Men Rabbüke” (Rabbin kimdir?) ile yapılır. Sahi sen, ben, o, siz, biz, onlar, ötekiler, berikiler neyi rab olarak benimsedik, yaşadık veya yaşıyoruz? Rab yani hüküm (kanun, kural) koyucu; Rab yani terbiye edici(eğitici); Rab yani besleyici, rızık verici…olarak Allah’ımızı kabul ederek mi yaşadık? Yoksa

 

İşte yaşarken kişinin kendini sorgulamasına, “hayat kılavuzuna” uygun yaşayıp yaşamadığını sorgulamasına ”nefs muhasebesi “diyoruz. Yani kendimizi kontrol… Otokritik, özeleştiri kavramları da muhasebeyi okşuyor.

 

Her ölümlü gibi “üstad” Necip Fazıl da şiirinin birine “Muhasebe” adını vererek hem kendini, hem de içinde yaşadığı toplumu sorguluyor. Umursamazları, devrim masallarını, egemenleri sorguluyor.

 

Ben artık ne şairim, ne fıkra muharriri!

Sadece, beyni zonk zonk sızlayanlardan biri! Büyük meydana düştüm, uçtu fildişi kulem;

Milyonlarca ayağın altında kaldı kellem.

Cemiyet, ah cemiyet, yok edilen ruhiyle

Ve cemiyet, cemiyet, yok eden güruhiyle…

 

Bir sorumluluğun haykırışları. “Ben bu hallerden sorumluyum. Bu sıkıntıların aşılmasından da sorumluyum.” Beynim var çalışıyor. Düşünüyorum o halde, çilekeşim.

 

Düşünüyorum o halde bu toplumu düzeltmeliyim. Toplum beni yok etmemeli, ben toplumu ihya etmeliyim. Artık fildişi kuleden inip milletimle beraber olmalıyım. Toplumuna tepeden bakan bir aydın değil, milleti için çalışan bir mütefekkirim.

 

Çok var ki, bu hınç bende fikirdir, fikirse hınç!

Genç adam, al silâhı; iman tılsımlı kılınç!

İşte bütün meselem, her meselenin başı,

Ben bir genç arıyorum, gençlikle köprübaşı!

Tırnağı, en yırtıcı hayvanın pençesinden,

Daha keskin eliyle, başını ensesinden,

Ayırıp o genç adam, uzansa yatağına;

Yerleştirse başını, iki diz kapağına;

Soruverse: Ben neyim ve bu hal neyin nesi?

Yetiş, yetiş, hey sonsuz varlık muhasebesi?

 

Mütefekkir ve onun gençleri! İmanınız sizin kılıcınız, onunla yapın fazilet mücadelesini. Bir gençlik ki onun aradığı muhasebeyi varoluş muhasebesini yapacak ve görevini bilecek. “Ben neyim ve bu hal neyin nesi?” Sahi akşam yatınca kendimizi böyle bir hesaba çekiyor muyuz? Başımızı önümüze koyarak “Bu gün Allah için Müslümanlar, milletim, ailem ve kendim için ne yaptım?” diyor muyuz?

 

Üç katlı ahşap evin her katı ayrı âlem!

Üst kat: Elinde tesbih, ağlıyor babaannem,

Orta kat: (Mavs) oynayan annem ve âşıkları,

Alt kat: Kızkardeşimin (Tamtam) da çığlıkları.

Bir kurtlu peynir gibi, ortasından kestiğim;

Buyrun ve maktaından seyredin, işte evim!

 

Nesiller arası uçurumu nesil çatışmasını böyle somut, böyle mükemmel bir anlatımla gördünüz mü? Babaanneyi ağlatan ne? Babaanne kime ağlıyor, kendine mi yoksa nesline mi? “Tesbih, mavs ve tamtam. “Neyin değişimi acaba? Sizin evinizde de böyle değişimler var mı? Sizdeki değişimde bu sembollerin yerini ne aldı hiç düşündünüz mü, Hiç muhasebe yaptınız mı? Bu mısraları okurken kimin evini seyrettik acaba? Uzaydan gelen birinin evini mi?

 

Ve sonra kelimeler; kutlu, mutlu, ulusal.

Mavalları bastırdı devrim isimli masal.

Yeni çirkine mahkûm, eskisi güzellerin;

Allah kuluna hâkim, kulları heykellerin!

Buluştururlar bizi, elbet bir gün hesapta;

Lafını çok dinledik, şimdi iş inkılâpta!

 

Sonra evin dışına çıkıyor şair. Kamusal alana bakıyor ve nutukları duyuyor. “Yeni çirkin de olsa kabulümüz; eski güzel de olsa reddimiz.” diyen kamusal alan egemenleri. Hakka değil kula kulluk hatta kulun heykeline kulluk yapan yapanlar ve hele yaptıranlarla elbet bir gün buluşacağız. Burada olmazsa “hesap gününde.” Laf da yalama oldu artık iş yapma zamanı. Söz değil eylem. Yapmadığınızı niye geveleyip duruyorsunuz diye soruyor şair. En büyük olanı veriyor ötelere hazır olabilenlere:

 

Bekleyin, görecektir, duranlar yürüyeni!

Sabredin, gelecektir, solmaz, pörsümez Yeni!

Karayel, bir kıvılcım; simsiyah oldu ocak!

Gün doğmakta, anneler ne zaman doğuracak?

 

Eylem insanları, inkılâplarını gerçekleştirirler. Kıyamete kadar devam edecek olan “Mutlak Hakikatı” eskimeyen YENİ’yi, hâkim kılacaklardır. Kamusal alan egemenlerinin egemenliği sona erecektir. Kıvılcım ateş, kıvılcım güneş olacak yeter ki sabrın bitişine kadar sabredin

 

Çocuklumda dinlediğim ve dinleyen büyüklerin irkilerek göz yaşı döktüğünü gördükçe anlamaya çalıştığım şu ilahinin sorusu ne kadar vurucu değil mi?

 

Bu dünyaya geldin ne amel kıldın,

 

Derse Allah ben ne cevap vereyim?

 

Şimdi huzuruma ne yüzle geldin,

 

Derse Allah ben ne cevap vereyim?

 

Matematiğin iflas ettiği yerler de var: Hayat ve ölüm gibi. Ölüme çare mi var? Öyleyse hesabını ölümlü hayata göre yap. “Nerden çıktı bu? Deme.

 

Topla, böl, çarp, çıkar tek sonuç ölüm

Bir daha muhasebe yap istersen

Anlatamadım sana be gülüm

Bir daha muhasebe yap istersen

 

Şiirler, ilahiler; şairler, ozanlar; okuyanlar, dinleyenler ne güzel demişler duymuşlar vesselam…

 

Gelir konar yana ölüm meleği

Giydirmez hırkayı yeleği

Yolarlar vallahi tüyü teleği

Bir daha muhasebe yap istersen

İbrahim Çiftçi

Alıntı : ilkadimdergisi.net/node/985

İbrahim Çiftçi ye bu güzel yazısı için Şiirler asla bitmemeli.com olarak teşekkür ederiz.

Sosyal Medyada Paylaş:

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Bir cevap yazın

error: Content is protected !!