ŞİİRDE BULUŞMAK

Peri Kızı Ve Şiirle Bayram

Sosyal Medyada Paylaş:

Peri kızı oturduğu yastıkta zeytinyağlı dolmaları sarmaktaydı. Yarın 25 Ekimdi. 2012 yılının son bayramı olan kurban bayramı hazırlıkları için annesiyle beraber neler yapmışlardı neler, son olarak bu dolmalarda bittimiydi sıra evin temizliğindeydi. Peri kızının şiire olan tutkusunu bilen annesi onun için mp3 şiir seçmelerinden bir cd hazırlatmıştı. Şiirin ahenginden hangi iş ne kadar sürecekmiş kafasında olmuyordu onun. O sadece şiirin tınısını takip ediyordu. Şiiri seven için şiirdeki dalgalanmalar yürek çarpıntısı gibidir. Kıyı daha yakın olsada o çarpıntı hep yüreği yankılar içinde bıraksa düşüncesi hakimdi onun için.

Peri kızı yaprağın içine tencereden aldığı pirinçleri koyarken durakladı, annesine bakıp o sese kulak verdi. Necip Fazıl Kısakürek’in Anneme Mektup şiiri okunuyordu.

Ben bu gurbete ile düştüm düşeli,

Her gün biraz daha süzülmekteyim.

Her gece, içinde mermer döşeli,

Bir soğuk yatakta büzülmekteyim.

Böylece bir lâhza kaldığım zaman,

Geceyi koynuma aldığım zaman,

Elinden herşeyi bırakıp annesinin yanına geçti. Annem seni çok seviyorum diye sarılmaya yeltendi. Annesi – deli olma kız ellerin yağlı – diye tebessümle onu sevecen bir şekilde uzaklaştırdı. Tüm malzemeleri annesinin yanına aldı. Annesine :

– Yarın bayramda eyüp sultana gideriz değil mi anne diye sordu.

– Baban inşallah götürür her bayram gibi canım kızım dedi.

O sırada Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Gül şiiri başlamıştı,

Ey bâkir cümbüşü her özleyişten sıcak

Bin uykuya yaslanmış sessiz kamaşan şafak;

Her bahçenin üstünde ve her ufuktan başka,

Yıldızların tuttuğu ayna, ezelî aşka,

Bir sır gibi hayattan ve ölümden öteye

İlk arzunun toprağa mal olmuş lezzetiyle…

 

Ardından ağlanacak ne varsa ömrümüzde,

Tekrar doğuşun sırrı gülümseyen bir yüzde,

Uykusuz geceleri içten kemiren hüzün,

Bin azabın çarkında gerilmiş ağaran gün;

Öpüşler, gözyaşları, vaitler ve hicranlar;

O derin sükutların aydınlattığı anlar

Bir sonsuz uçurumda uyanmış gibi birden

Sazlar sustuktan sonra duyulan nağmelerden;

Doldurur hiç durmadan uzattığı bu tası,

Gül, ey bir âna sığmış ebediyet rüyası!

 

Gözlerim kapanıp daldığım zaman,

Yeniden yollara düzülmekteyim.

Son günüm yaklaştı görünesiye,

Kalmadı bir adım yol ileriye;

Yüzünü görmeden ölürsem diye,

Üzülmekteyim ben, üzülmekteyim

Anne ya, yarın kurban bayramında bir can susacak, öte tarafta bir can cennete giden yolda bir can bulacak. Yarın bir ebediyet rüyasının sahnesi olacak, inanan gönüller bilecekler ki her alınan bir can Allah emri, her alınan can fakirin sofrasında yılda bir göreceği eti.

Varlık yokluğu yenecek yarın, rabbim her ayetinde kullarını ne suretler ile sevindiririyor değil mi ?

Peri kızı hüzünlenmişti lakin dolmalarda sarılıp bitmişti. Bir köpüklü kahveyi hak ettik değil mi anne diyerek mutfağa yürüyordu ki durdu, Edip Cansever’in Adsız Bir Çiçek şiirinin nefesini ruhunda hissetti. Kahveyi unuttu ve pencereden çok uzaklara dalıp gitti.

Rengini dünyaya ilk defa sunan

Adsız bir çiçek gibi parlıyorsa gözlerim

Sevgilim

Bana ‘sen bir şairsin’ dediğin zaman.

 

Yalnız sana yazıyorum bu şiiri

İstersen bir şiir gibi okuma

Çünkü her yıl yeniden yazacağım onu

Soğuklar başlayınca havalanıp

Millerce yol katettikten sonra

Güneyi tadan bir kuşun sevinciyle.

 

Ve yazmış olacağım bir de

Her dönemde her çağda

Sevdanın kendine özgü diliyle
Şiirler oldum olası hep etkilemişti onu. Şiir bitince kahvesini annesiyle beraber yudumlarken şiirin son dizelerini düşündü, Sevdanın kendine özgü dili, ne çok var olan gizleri içinde barındırmaktaydı. Yarın bayramdı ve sevdanın tüm gönüllerde kendini bulacağı güne çok sabırsızdı.

Uğur Demiröz

Sosyal Medyada Paylaş:

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Leave a Reply

error: Content is protected !!