ŞİİR ADINA HERŞEY BURADA

Şair Kimdir ?

Sosyal Medyada Paylaş:

Şair Kimdir ?

siir-yazari-sair

ŞAİRİN ÖZELLİKLERİ

Şair, “şiir yazan kişi” demektir. Şair kelimesi Arapçadan gelir ve doğaüstü güçlere sahip, meczup, kahin gibi anlamlar da yüklenmiştir.

 

Günümüzde sadece kitaplar ile değil internet ile de geçmişin usta şairleri ve günümüzün şairleri okuyucularına ulaşmaktadırlar. Edebiyat akımlarından en sonuncusu serbest şiir akımı iyiden iyiye özgürlükçü şiir ve şair kavramına kavuşmuştur. Şair, gerek insana, gerek doğaya, gerek olgu ve olaylara daha farklı ve duyarlı, sezgisel ve derinlikli bir perspektiften bakan; bunu, bu ayrıcalıklı statüsünün bir sonucu olarak, en etkili ve dolaysız ifade biçimi olarak, ahenkli ve yüklü mısralarla dile getiren kişi diye nitelenmiştir. Şairler şiir yazdıklarında genelde duygu ve düşüncelerini o şiire katmak isterler. Çoğu şair genelde kafiyeli şiirler yazmaya çalışır.

Alıntı : delinetciler.net/edebiyat-kosesi/64976-sair-kimdir-ve-sair-ozellikleri.html

*****************

*******************

ŞAİRLER NASIL İNSANLARDIR? / NASIL OLMALIDIRLAR?

 

Hiç şair tanımasaydınız şairleri nasıl bir insan olarak tanımlardınız? Şairler nasıl bir insandır? yada nasıl olmalıdır?

 

_______________________

 

 

Ufuk BAYRAKTAR

 

şair insanın insancıl olmasını beklerim. beklediğimi bulur muyum bilmem… pek bulabildildiğim söylenemez…

 

 

_______________________

 

Aydın SEVGİ

 

Şairleri söz sarrafı olarak hayal ederdim.

Tüm şairler de böyle olmalı.

Şair,kendi yazdığı eseri en zor beğenen kişi olmalıdır.Daha iyi eserlere imza atabilmek adına..!

Duygularına ve sinirlerine hakim,ruhen kaim olmalıdır.

Söz,okun yaydan çıkması gibidir.Önce iyice tartmalı eksisi ve artısı düşünülmelidir.

Bana göre,düz yazılar,göze ve akla hitap eder,

Ancak,şiirler bunun yanısıra yüreğe hitap eder….!

 

Saygılarımla.

 

_______________________

 

Ziya DOĞAN

 

Şair en başta karşısındakinin mimik ve tavırlarından halinden anlayabilecek öngörüye sahip olmalı, nazik olmalı, kötü söz karşısında bile bir kaç etkili söz ile ikna etmesini bilmeli, kaba tavır yerine dili ile tokat atmasını bilmeli, ikna yeteneği gelişmiş olmalı diye düşünüyorum. Sevgi ve saygılarımla.

 

_______________________

 

 

Burhanettin AKDAĞ

 

Hiç şair tanımasaydım konuşmasıyla, sevecenliğiyle ve güler yüzüyle anlardım farklılığını.

 

Şairler öncelikle yaşadığı hayatı bakarak değil de görerek irdelerler. Sebep sonuç ilişkisini çözümledikleri her konuyu bilerek kaleme alırlar.

 

Şair yolda yürürken ağaçlarıngüzelliğine, doğanın verimli renklerine, bir ırmağın akışındaki ahenk ve manaya, bir denizin köpüren dalgalarının ruhundaki çağrışımlarına bakar. Sevgiyi, acıyı ve hüznü yüreğinde daha duyarlı hisseder.

 

İşte bu ayrıcalıkları onu insanlar arasında ayrıcalıklı yapar ve yapmalıdır. İtidalli, sabırlı ve bilgili olmalıdır.

 

_______________________

 

Büşra ARSLAN

 

Hiç şair tanımamış olsaydım Onu; hayata farklı bakışıyla, maddeyi ve madde ötesi fenomenleri farklı algılamasıyla, dağları yerinden oynatırcasına, söylediği her sözle adeta bir devrimci edasıyla yüreğinde ve yüreklerde yarattığı devrimiyle ve en önemlisi korkusuzca ve özgürce düşünüşüyle tanırdım ve öyle tanımlardım…

 

_______________________

 

Sebahattin TÜLEK

 

Hiç Şair Tanımasaydım…

Şairle şiir yazanı da birbirinden ayırmak gerekir mi acaba? Yâda yazılan her şey şiir midir? Bu soruları da yanıtlamak lazım aslında. Ama duygularını kâğıda döken herkes düşüncelerini aklından geçenleri sanatsal bir yaklaşımla şiirle yazıyla oyunla kâğıda döken herkes dünyaya farklı bir gözle bakmalı bakabilmeli. Algısal olarak farklılıkları yakalayabilmeli yorumunu ortaya koyabilmeli en önemlisi anlatabilmeli okuyucunun anlayamadığı bir eser yazandan başkası için bir anlam ifade etmez herhalde. Ancak gizemlide olmalı biraz her okuyucu şairi şiiri başka tasvir edebilmeli zihninde.

 

_______________________

 

Nesrin CANSEVER

 

Soru, Sevil Hanımın bu konudaki neşeli tespitine de işaret ediyor sanırım. Eğer tanımasaydık, nasıl olduklarını düşünürdük? Çünkü tanıyınca pek öyle olmadıklarını gördük: -) Ve Sevil Hanım bizlerden bir mesafe koymamızı istiyor; şair tanışıklığımıza ve kendimize karşı. Bir üst soru var: Şairlerin ortak özellikleri nedir; insan olarak. Ya da var mıdır böyle bir ortak yan? Olmalı mıdır? Küçük yaştan itibaren şairler sosyal çevreme dâhil oldular. Onları tanımadığım dönemleri neredeyse anımsamıyorum. Mesafesiz yanıtım; yazdıkları ile yaşamlarının pek örtüşmediği olurdu. Mesafeli yaklaşırsam, hepsinin ortak özelliği “rahatsız” insanlar olmalarıdır. (Bu durumda ben de öyle oluyorum, bir söylenti olarak şairsem: -)) eğer) Bu ortak şair (sanatçı) rahatsızlığının nedeni; normları ustalıkla kutsamaları veya kurcalamaları veya zorlamaları veya sarsmaları veya kurmalarından gelmektedir. Yani normsal ve “duyu”sal bir rahatsızlıkları var. Çünkü normların ve duyularının herkesten daha fazla farkındalar; böyle bir algılama sorunları ya da yetileri var. Genele sıradan gelenler, bu insanları acayip rahatsız edebiliyor; genele sıra dışı gelen rahatsızlıklar bu insanlarca olağan durum ve olgular olarak değerlendirilebiliyor. Başka bir yerden bakıyor, başka bir şey görüyor ve utanmadan bir de gösteriyorlar :-)) İlginç insanlar. Ailemizin şairi Necatigil mesela; evden yazmış evreni tutturmuş bir adamdır. Normal mi şimdi bu adam? Yunus mesela. Tasavvuf düşüncesinin temsilcisi olmanın yanında, o dönem yasaklanan Türkçeyi kullanmıştır, Devletin resmi dili Farsça ilan edilmişken. Kelle koltukta dolanmıştır yurdunda. Normal mi? Hayyam da Fermanlıdır. Nazım ne çekmiş herkes bilir. Ya Baudelaire? İlk şiirlerinde arkadaşının imzası vardır. Yasaklanmıştır yıllarca kimi şiirleri ve hayâsızlıkla itham edilmiştir. Sanatın herhangi bir dalıyla uğraşan insanların normsal ve duyusal rahatsızlıkları vardır. Nasıl çıkar bir aktör sahneye, nasıl giyinir bir ruhu, ifadeyi? Ne cesaret? Ressama boş bir tuval ne söyler? Heykeltıraş kaya parçalarında ne görür bizim görmediğimiz? Bizzet, Carmen kötü eleştiriler alınca ve yuhalanınca dayanamayıp intihar etmişti. Neydi onun için müziği? Yazar, romanında onca iç içe geçmiş hikâyeyi ve ilişkileri gerçeğin ve hayalin neresinden uydurur? Ve şair; nedir derdi? Neyle çıkar karşımıza, ne cesaret? Kendisini bile malzeme haline indirgeyip, toplumla, normlarla, insanla ve kendisiyle arasına mesafe koyup neyi anlatmak ister? Kendini mi? Sevmem öylesini. Nedir duyduğu, gördüğü? Derdi kendi başını, ruhunu, bedenini ve aklını aşmamış, kendisinden rahatsızlık duyacak kadar uzaklaşmamış ve o derecede kendisinin ve hayatın farkında olmayan insan, sanatçı falan olamaz.

_______________________

Nazmi ÖNER

 

Bence bir şair için en önemli özellik beynin temiz olmasıdır.Kan, kin veya herhangi bir ideoloji ile beyni kirlenmemiş olmalıdır.Yurt ve insanlık sevgisini aşan öfke ve düşmanlığa yönelen dar bir milliyetçilik anlayışından uzak olmalıdır.Böyle olmazsa olayları at gözlüğü ile görür.Aynı yerde patinaj yaparak, çıkmak istedikçe daha çok çakılır.

Bundan ötesi ise biraz yetenek, biraz bilgi görgü gözlem ve duyarlılıktır.

_______________________

 

Turan ORAK

 

Hiç şair tanımamış olsaydım, okuduğum şiirlerinden, duyguları ve hayalleriyle yaşayan, yeri geldiğinde sosyal kültürel ve toplumsal konuların sözcüsü, uysal kişilikleri ile insanlar arasında farkedilen insanlar olarak algılardım…

 

Nasıl olmalıdırlar sorusuna da, benzer tanımlamalara ek olarak, kendini her bakımdan yenilemeli, olaylara soğukkanlı yaklaşmalı ve şiirlerinde yapmacıklıktan uzak bir duruş sergilemelidir…

ALINTI : antoloji.com/gunun-sorusu-sairler-nasil-insanlardir-nasil-olmalidirlar-siiri/

*****************

****************

GERÇEKTE ŞAİR KİMDİR // ŞAİRİ TANIYORMUYUZ (Makale)

 

Şairi tanımlamak aslında en zoru tanımlamakla eş değer diyebilirim.Çünkü

Şair dendiğinde düşündüğümüz insanın duygu yapısı bile çok farklılıklar gösterir.Son iki yüzyıl içerisinde

Ardı arkası kesilmeyen dünya savaşları/işgaller/Yolsuzluk ve Yoksulluklar/Çiftestandartlar

Uğranılan zulüm,baskı ve de haksızlıklarla beraber; Her şeye rağmen yaşanan

O unutulmaz aşklar, duygu/düşünce yoğunluğu ayrıcalıklı hassas yapılı kişiler de yaşananları satırlara dökme gereksinimi hasıletmiştir.

 

-Şair özellikle de acılarından/sevdalarından/umut ve beklentilerinden/ en fazla da hayallerinden an be an beslenerek eserini yaratan, yani çocuğunu hayata getiren kişidir.

Danış’a göre ŞAİR KALEMİN TA KENDİSİDİR.

-Yazarken ilerici/aydın düşünmek ve de düşündürmekle de yükümlüdür şair.Bir bakıma bulunduğu toplumun söz temsilcisidir diyebiliriz.Tüm konuları kendince irdeleyebilen en olumsuz görünen konu ve görüşleri olumlulukla sunmayı başarabilen kişidir.Kitlelere

Pekiştirici/birleştirici mesajlar vermeyi başarabilmek temel özelliği olmalıdır

Şairin.Çünkü şair her zaman en olumluyu/iyi yi algılayan olmalıdır.

-Kendince kurduğu dünyanın hayal imparatoru…

-Kendince kurduğu dünyanın eser yaratıcısı ve yarattığı her eserin ebeveynidir.

-Bizlerin şiir de yol almasına önderlik eden Huandra Menes/Oze Asisyon/Rubin Daryo/Nazım Hikmet/Sabahattin Ali/Yahya Kemal/Garsiya Magnez/Paul Garaldy ve Benim en çok sevdiğim Pablo NERUDA’ya da selam olsun diyorum.O’nlar Şiiri yaratan/gerçek Şairler..

 

Atiye Danış

ALINTI :  antoloji.com/gercekte-sair-kimdir-sairi-taniyormuyuz-makale-siiri/

***************

*********************

Şair, hâlâ bir nokta olan hakikat ilminin işçisidir. Sözü çoğaltan değil, azaltandır. Şair, şiirini, sözle, kelimelerle ya da başka bir malzeme ile yazmaz; onun elindeki tek malzeme hakikattir. Ne duygunun, ne düşüncenin dilidir hakîkî şiir; her ikisinin de üstünde yer alan ve her ikisinin de ulaşamayacağı bir menzilden seslenir. Sahibi’nden aldığı bir kalp ritmi ve ruh salınımı vardır şiirin.

 

ENVER GÜLŞEN

SEZAİ KARAKOÇ VE İSMET ÖZEL’İ ELEŞTİRMEK!

 

 

Şiir, insanın derinliklerine ve yüksekliklerine açılma potansiyeli ile her insana dokunabilir. Her insanın ruhunda ve kalbinde şiire açılan, şiir “yaratabilen” bir yön vardır ve zaman zaman bu yön bir eser haline de dönüşebilir. Tüm sanat dallarında gördüğümüz iyi şiirlerin büyük çoğunluğu böyle anlarda ortaya çıkmışlardır. Ancak şiirler yaratmakla “şair olmak” arasında büyük farklar mevcuttur. Bu anlamda şiir ile şair arasında zorunlu bir ilişki yoktur.

 

Şiir, bir takım boşalma anlarında ortaya çıkmış bir form olarak, sahibinin o anki ruh durumuna ve kalbine işaret eder mutlaka. Bir de “kelime işçiliğiyle” yazılmış şiirler vardır ki, onlar kötü şiirsel denemeler olarak yerlerini çarçabuk yenilerine terk ederler. Kötü şiirimsiler yazanlar, bu yüzden şiir yazma konusunda oburdurlar. Bu tür insanlarda şiir yazmak, bir prestij, bir gösteriş, kültürel faaliyetlerin en etkileyici biçimi olarak kutsanan bir şey hâline gelir. Şiir dinletileri, gösterişli “acılanma” ve “sevme” ayinleri olarak, şiir ortamlarının en önemli toplanma biçimleridir.

 

Yüzlerce şiir yazdığı hâlde şairliğin kıyısına dahi yaklaşamamış olanlar çoğunluktayken, “bilinen anlamda” hiç şiir yazmadığı hâlde “bu dünyada şairce oturanlar” da vardır.

 

Şair iddiasında olan insanların çokluğuna zıt olarak, aslında hakîkî şair çok azdır, Allah, şairliği pek az insana nasip eder. Her şairin şiiri, “görmenin” daha önce bilinmeyen yollarının keşfidir. “Görme”, ne şairin egosundan, ne kendisine has rasyonel zekâsından, ne de ferdi melekelerinden kaynaklanır. Şair, Allah’ın gör dediğinin hizmetkârıdır sadece. Bunun farkına vardığı zaman, Allah’ın kendisine hediye olarak sunduğu o büyük şeyin değerini bilir ve şairliği de şiiri de büyür.

 

Şair, çoğunlukla şairliğinden haberdar değildir. Şairlik, bir hâl olarak, şair olanı kendi hâlinin yüceliğinin bilgisinden bigâne kılar. Ne yaparsa yapsın etkisiz görür kendini. Kibir değil ontolojik tevazu vardır onların hâllerinde. Kibri şiirlerinin ana itici gücü yapan şiir-yazanlar ise yazdıkları şiirin şairliğin bir çıktısı olduğunu düşünürler. Acının, sevginin gösterişli kelime işçilikleriyle ifadesi, şairlik hâlinin bir görüntüsü olarak okşanır.

 

Şair olmak, ele alınan nesneye ruh üflemek demektir. Ancak o ruhu üflemeden önce o nesnenin ruhu olmak gerekir. O olmak… Şairlik, şefkatin, merhametin, güzelliğin, bu güzelliklerin yitirilmesine karşı gerçekleştirdiği acılı bir direnişin ismidir.

 

İki şair, iki düşünür, iki politikacı

 

Sezai Karakoç ve İsmet Özel… Bana göre yirminci yüzyılın, sadece Türkiye’de değil tüm dünyada en önemli birkaç şairinden ikisi… Allah’ın pek az insana nasip ettiği hakîkî şairliğin en değerli temsilcileri…

 

Peki, bu iki şairin, son zamanlardaki, özellikle gündeme dair konuşma ve yazılarıyla, onların şüphe götürmez şairlikleri arasındaki bağı nasıl yorumlayacağız? Kürt meselesindeki çözüm sürecine dair, bana kalırsa epey milliyetçi görünen açıklamalara nasıl yorumlar getireceğiz? İsmet Özel’in, “Türklüğü” İslam’ın şartlarından birisi sayma raddesine getiren yorumlarına ne diyeceğiz? “Bunlar büyük şairdir ve ne derlerse doğru derler” mi diyeceğiz, yoksa bu sözlerin arka planında olan başka bir şeyin mi peşine düşeceğiz?

Bu yazının amacı ne Sezai Karakoç, ne de İsmet Özel’in yazdıklarına dair bir eleştiri getirmek değildir. Genel olarak herkesin her konuda bir fikrinin olabileceğini ve ne kadar seversek sevelim kimsenin fikrini beğenip onaylamak zorunda olmadığımızın kabulüyle başlamak ve bambaşka bir yere yürümek niyetindeyiz. Genellikle yapılan ve büyük bildiğimiz, sevdiğimiz herkesin her dediğini tevil edip, her söylenen sözde inci aramak türünden bir yaklaşım da değildir bu yazının niyeti. Bu yazının temel amacı, yüzyılın en büyük şairleri olarak gördüğümüz bu iki insanın, şiirleriyle, yazdıkları ve konuştukları arasındaki “farkı” tespit edip, bu farkların sebeplerini anlamaya çalışmaktır.

 

“Sızıyı gideren su. / Suyun sızladığını kimseler bilmez.”

 

Şair, suyun sızlamasını bile kalbinde hissedendir. Allah’tan aldığı o büyük hediyeyle, hiç kimseye açılmayan “görme / işitme” yeteneklerine sahiptir. Bir serçenin kalp çarpıntısı, üzerine basılan toprağın tevazuu, şairlerin kalbine bir yol bulur akacak… Sözün ötesinde olana açılır şairin ruhu. Bu yüzden sözü çoğaltmak şair için öldürücüdür. Şair, aslında kendisine ait olmayan bir şeyi, egosuyla, rasyonel aklı, çıkarları, idealleri, ideolojileri, duyguları ile “tefsir” etmeye kalktığında, artık hediye edilen alanın dışından konuşuyor demektir. Bu yüzden suskunluğun şiiri ve hâlinde suyun sızısını dahi kalbinde duyabilen İsmet Özel, sözü çoğalttığında, mesela Ermeni ya da Kürt derken bu sözlerin muhataplarındaki sızıyla ilgileniyor gözükmez. Karakoç, annesini kaybeden bir çocuğun kalbindeki en gizli sızılara girebilirken, “büyük meselelerden” bahsederken tek tek her insanla ilgileniyor gözükmez.

 

Nokta ilminin muhataplarıdır hakîkî şairler. Onların kendilerine yapacakları en büyük kötülük, ilmi çoğaltan cahillerin safına girerek, o saftan konuşmaktır. Siyaset, sözü çoğaltan, kalbin sızısını değil, satranç masasındaki piyon ve vezirlerin mekanik hareketlerini önemseyen bir oyundur. Ne zaman ki şair, suyun sızısını kalbinde hissettiği gibi, o satranç masasındaki piyonun sızısını duyar, o zaman siyasetin ve “büyük sözlerin” kendisi için kötülük olduğunu fark eder.

Peki, şairler neden, şairliğin “azlığı” ile yetinmez de, aslında kendilerine tamamen yabancı olan bir vahşi alanda söz söylemek isterler? O vahşi alana geçtiklerinde, tamamen sıradanlaşacaklarını, üstelik o alana yabancı oldukları için kimi zaman komikleşeceklerini nasıl olur da fark etmezler?

Peki, öte yandan düşünüldüğünde, şairin bu alanlarda söz söyleme hakkı yok mudur? Elbette herkes gibi şairlerin de her alanda söz söyleme hakkı vardır. Ancak, bunun ne pahasına olduğunu bilerek… Şairler bu “paha”yı neden hesaba kat(a)mazlar peki?

 

Enver GÜLŞEN

ALINTI : akasyam.com/haber/7663/siir-nedir-ve-sair-kimdir.html

****************

**********************

ŞAİR KİME DENİR?

 

 

 

Şair, şiir yazan ve söyleyen kişidir. İlkçağlardan günümüze kadar duygu ve düşüncelerini melodik bir tarzda anlatan, toplumun ortak duygu ve duyarlıklarını yansıtan insanlara şair denir. Toplumsal değerler, toplumdan topluma değişeceği için şairlere genel özellikler yüklemek doğru olmayabilir. Ancak şairler, kendi toplumunda düşünen, güzel söz söyleyen ve sözü dinlenen kişiler olarak kabul ve saygı görmüştür.

 

Şairin toplumdaki işlevi, ilkel çağlarda daha keskin çizgilerle belirlenmişken, günümüzde belirli bir ilevden söz etmek daha zordur. Bunun nedeni düşüncenin ve sözün yerini alan yeni değerlerdir.

 

Şair yaşadığı dünyayı, olayları ve insanları, herkesten farklı algılayan bir kişidir. İzlenimlerini topluma aktarırken, diğer sanatçılardan daha çok zor şartlara sahiptir. Çünkü ne günlük konuşma dilini, ne de düzyazı tekdüzeliğini kullanabilir. Şairin dili, diğer tüm yazın türlerinin dilinden farklı ve zahmet vericidir.

ALINTI :  ezberim.biz/sozluk/186461-sair-kime-denir/

Sosyal Medyada Paylaş:

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Bir cevap yazın