ŞİİR ADINA HERŞEY BURADA

Şairler Nereden Para Kazanır

Sosyal Medyada Paylaş:

Şimdilerde dergilerde şiir yayınlayıp para kazanan şairler var mıdır bilmem. Sanmam, yoktur. Kim para verir ki şiire.Verseler de ne olur ondan; ancak çay parası. Bırakın dergilerde yayınlananı, şiir kitaplarına bile para vermiyor yayıncılar. Genç şairler, şiirlerini bastırmak için para veriyorlar yayınevlerine. Oysa çok eskilere, divan şairlerine kese kese altın verildiği (!) Osmanlı’nın şaşaalı zamanlarına değil, yüz yıl, hatta 50-60 yıl öncesine gitsek, şairlerin şiir başına çil çil altınlar, hatırı sayılır paralar aldıklarını görürüz ki aklımız tavana vurur.

Yusuf Ziya Ortaç, ‘Portreler’inde şiirlerine nasıl paralar aldığını ballandıra ballandıra anlatır. Daha gencecik bir ‘şair adayı’ iken Abdülhak Hamid’ler, Cenap’lar, Ziya Gökalp’lerle tanışıp onların meclislerine bağdaş kuran Yusuf Ziya, iki üç yıl içerisinde ‘yazıları para eden’ bir adam oluvermiştir. İlk ‘telif ücreti’ni aldığında 18 yaşındadır. Hece vezniyle yazdığı ilk manzumesini Bilgi Derneği toplantısında anlı şanlı şairler içinde okumuş, Ziya Gökalp de bu şiiri beğenip Türk Yurdu’nda yayınlamıştır. Dergiden sapsarı bir altın lira almıştır ki bu onun kalemiyle kazandığı ilk paradır. Artık Türk Yurdu Mecmuası’nda çıkan her şiirine bir sarı altın alıyordur. Epeydir de Abdullah Cevdet’in ‘İçtihat’ında yayınlamaktadır şiirlerini. O Abdullah Cevdet ki Yusuf Ziya’yı oğlu mertebesinde tutuyordur. Orası öyledir; ama ‘İçtihatçı’nın eli sıkı mı sıkıdır. Para isteyeceğine canını iste, daha kolay alınsın! Bir gün şairimiz gençlik ürkekliğini üstünden atıp, geçer Abdullah Cevdet’in karşısına: “Cevdet Bey” der, “iki üç senedir sizden hiçbir şey istemedim. Ama biliyorsunuz, yaşamak güçleşti. Yazılarım için uygun göreceğiniz bir karşılık rica ediyorum.” Dedik ya adamın para istenmesinden hazzetmediğini. Aman Yarabbi! Cevdet Bey’in yüzü bir anda kapkara kesilir. Sanırsınız nabzı durdu, nefesi kesildi. Sonra mırıltıyla bir şeyler ‘hıçkırır’: “Vallahi. Bilmezsiniz. Ne yapsak ki. Sizi severim. Kırmak da istemem. Durun bakayım!” Abdullah Cevdet salondan çıkar, bir müddet sonra gelir; elini Yusuf Ziya’nın ceketinin dış cebine sokar. Boşlukta dökülen bir para şıngırtısı duyulur. Ve ağlamaklı sesiyle; “İçtihat’ın bütün mevcudunu takdim ediyorum.” diyebilir.

Cevdet Bey oracıkta eli böğründe kaladursun, bizim Yusuf Ziya, yürek patırtıları ile kendini merdivenlerden atarken müthiş bir hesabın defterini tutuyordur zihninde. “En az yüz şiirim çıktı şimdiye kadar. Türk Yurdu’nun ölçüsüyle birer lira verse, tam yüz lira eder. Yarımşar verse, elli lira eder. Bunun da yarısını verse yirmi beş lira. Yirmi beş altın!..” Ne sandınız, muazzam paradır bu. O günlerde ‘Beyoğlu’nun eşsiz terzisi’ Boter, en güzel İngiliz kumaşından bir kat elbiseyi yedi liraya dikiyordur. İstanbul’un en güzide lokantalarında kendinize iki liraya bir ay (evet bir ay) ziyafet çekebilirdiniz. Hayal güzeldir, ama gerçek acıdır! Yusuf Ziya İçtihat’ın idarehanesinden biraz uzaklaşınca elini cebine daldırıp bakar ki, avuç dolusu paranın hepi topu yirmi üç kuruştur.

Bir şiire, ev kirasının yarısı

Yıllardan 1945’tir ve şiir, hâlâ para etmektedir. ‘Seranad’ şairi Ahmet Muhip Dıranas, Çocuk Esirgeme Kurumu’nun yayın müdürlüğünü yapmakta, kuruma ait ‘Çocuk ve Yuva’ dergisini çıkarmaktadır. Dergi, şiir başına hatırı sayılır telif ödüyordur. Dıranas’ın isteği üzerine dergiye şiir vermeye başlayan Halil Soyuer, şiir başına yedi buçuk lira alıyordur. Soyuer diyor ki: “O yıllarda yedi buçuk lira iyi para idi. Hacettepe semtinde iki odalı bir evde 15 lira ile oturuyordum.” Aynı yıllarda Orhan Veli de Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı Yayın Müdürlüğü’nde çalışıyordur. Yanında da Melih Cevdet, Necati Cumalı, Oktay Akbal, Şahap Sıtkı. Akşam oldu mu ver elini Kürdün Meyhanesi. Cebinde beş kuruş tutanlardan değildir Orhan Veli. Şiirleri de Yaşar Nabi’nin Varlık’ında yayınlanıyordur. Meteliksiz kaldığı zamanlarda dua eder ki, Yaşar Nabi Ankara’ya gelsin. Niçin mi? Çünkü şairimiz, Yaşar Nabi’den, Varlık’ta yayınlanacak şiirleri için ‘avans’ koparıyordur. Onun aldığı avansla da bütün tayfa bayram edecek ve doğru Üçnal Lokantası’nın yolunu tutacaktır.

Yahya Kemal’in de şiirden 500 lira kazanması vardır ki bu biraz bugünkü ‘korsan’cılığa benzer bir vakadan sonra olmuştur. Şairin ‘Ömrün şu biten neşvesi tam olsun erenler’ diye başlayan şiiri, kendisinden habersiz, üstelik eksik olarak bestelenmiştir. İşin mahkemelere gitmesini istemeyen şirket yetkilisi gelip Yahya Kemal ile anlaşmak istemiş; ilk seferinde yüz elli lira teklif etmiş, ikincisinde 500 lira vererek şairin gönlünü razı etmiştir. Yahya Kemal yine de mutmain olmamıştır; ama mahkemelerde uğraşmamak için teklife evet deyip 500 lirayı cebine indirmiştir.

Şairler, şimdi de yayınlanan şiirlerine ‘birer sarı altın’ istese kötü mü olur? Elbette haklarıdır ve şiir, hakiki şiir bir değil, belki bir kese dolusu altına değer; ama nerede şimdi şiire para verecek dergi? Daha doğrusu, dergilerin çoğunu zaten kendisi de şair, yazar olan ve ne yazık ki bütçeyi hiç mi hiç doğrultamayan edebiyatçılar çıkarıyor. Parası olan dergiler de herhalde ‘telif’ ödemeye değer en son ürün olarak şiiri görüyor olmalılar. Belki de şiirin ‘kıymetli bir meta’ olduğunu cümle âleme göstermek için yine o eski zaman âdetine dönülmeli. Şairler, adamakıllı bir telif ücreti almadan şiir vermemeli dergilere. Dergiler de şiire değer verdiklerini göstermek için imkânlarını zorlayıp telif ödemeliler. Belki böylece, dergilerde yayınlanan şiirlerin kalitesi de artar. Az ama öz şiirler yayınlanır.

Alıntı : kadinlaricin.net/yasam/sairler-nerden-para-kazanir.htm

Sosyal Medyada Paylaş:

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Leave a Reply

error: Content is protected !!