ŞİİR ADINA HERŞEY BURADA

Şairliğin dezavantajları

Sosyal Medyada Paylaş:

Paylaşmak istediğim bir konu ve bu konunun eksik eteklerinin gelmişi-geçmişi.. 

Konu : Genel bir soru; ” Şairliğin dezavantajları var mı “ 

” Şiir, Allah’ı sır ve güzellik yolundan arama işidir ” * 

Okuduğum bir yazıyı paylaşarak başlamak istiyorum yazıma, söyleyeceklerim az lakin okuduklarımın ve anladıklarımın fazlasıyla../suskunluğum aynası olsun okuyacağınız her mısra..

…………………………………../*

“Söyle aydaki o şarkıcı yankıya/tekrarlasın benim şarkımı sana” (1) 

Her duruma uygun söz söyleyen “ataların”; kadın konusunda kurdukları cümlelerde “sayıca pozitif, anlamca negatif” ayrımcılık uyguladıklarıhepimizin malumudur.

“Kadının sırtından sopayı karnından sıpayı eksik etmeyeceksin” gibi cinsel ayrımcılığı meşrulaştıran sözlerindeki asıl taleplerinin iktidar olduğu da, görünen köy misali klavuz istememektedir. 

Başka toplumların; “karşıdan iki kişi geliyor sandım, meğer bir adamla karısıymış”(2) ve benzeri sözlerine kulak verdiğimizde, dünyanın bütün atalarının, iktidar ve kadın konusunda hemfikir olduklarını, adeta “sınırlar ötesi bir atalar insiyatifi” olarak çağlar boyu ortak bir faaliyette bulunduklarını düşünmeden duramıyor insan.

Dilin işaretlediği kadının bekaretidir 

Çünkü dünyanın bütün dillerinde kadının ikinci sınıflığından dem vuran atasözleri, deyimler ve erkek önyargıları mevcut. Kadını aşağılayan bu sözleri söyleyen bütün dillerin ortak özelliğiyse; erkek egemen bir bakış açısına sahip olmaları.

Konusu ne olursa olsun mutlak bir şekilde iktidar alanının dışını işaretleyen ayrımcılığın varlığını en insafsız ve yaygın haliyle sürdürdüğü alanların başında dilin geldiğini söylemekte bir sakınca olmasa gerek.

Saçı uzun, aklı kısa, eteği eksik bulunan kadınlar birçok dilde; sadece bekaret durumuna vurgu yapan iki sözcükle; kadın ve kız olarak adlandırılıp, cinsel içerikli bu iki sözcükle baştan işaretleniyorlar. 

Dil kadın cinsine karşı bu denli acımasız ve ayrımcı olur da din geride kalır mı?

“Beni kadın yaratmadığın için sana şükürler olsun Allahım” diyen ortodoks musevi erkeklerin duasından tutunda,

” (En üstün mümin, hanımına, en iyi, en lütufkâr davranan güzel ahlaklı kimsedir.) [Tirmizi] 

(En iyi Müslüman, hanımına en iyi davranandır. İçinizde, hanımına en iyi davranan benim.) [Nesai]

(Hanımına güler yüzle bakan erkeğin defterine, bir köle azat etmiş sevabı yazılır.) [R.Nasıhin]

(Hanımının haklarını ifa etmeyenin; namazları, oruçları kabul olmaz.) [Mürşid-ün-nisa]

(Hanımını döven, Allah’a ve Resûlüne asi olur. Kıyamette onun hasmı ben olurum.) [R.Nasıhin] “ 

hadisleri saptırılarak erkeklerden aşağı, itaatkar ve dövülebilir gören yapay islamiyet yaratmaya çalışanlar (3) gibi bütün dinlerde, bu aşağılayıcı mantığın bol miktarda örneklerini bulabiliriz.

Zaten dinlerin bu denli taraflı olduğu bir yeryüzünde, insanların kadını ikinci sınıf görmesinden daha doğal ne olabilir ki? 

Nene sözlerinin duyulmayışı !

Bütün bu olumsuz gerçeklere karşın, insan yine de merak ediyor; atalarımız hep konuşurken, nenelerimiz hiç mi söz söylememişler? Yoksa sesleri duymazdan gelinip, sözlü yazılı kültüre giremeden silinip gitmiş mi? diye.

 

Bu soruların yanıtı ne olursa olsun, sesi ve dili atalarınkinden farklı duran; ninni, mani ve ağıtların anonim olarak adlandırıldığını göz önüne alarak, bunları söyleyenlerin hepsinin adı nasıl oldu da unut(tur)uldu? Kadının adı olmasa da sesi; ninni, mani ve ağıtlarda bütün berraklığıyla duyulmuyor mu? diye de sormak gerekmiyor mu ayrıca?

 

Evet, bu yazının konusu şair kadınlar ve; Kadınlar kendi sesleriyle şiir yazabiliyorlar mı? Roman ve öyküde daha önemli yapıtlara imza attıkları halde şiirde sesleri kısık mı? gibi soruların yanıtları üzerine niyeti iyi bir bellek araştırması olarak okunması gerekiyor.

 

Genel olarak sanatın, özel olarak da şiirin olmazsa olmaz koşulu özgürleşmiş bireydir.

 

Ve fakat yukarda kısaca özetlemeye çalıştığım gerçekler, kadının özgürleşmesinin önünde ne çok engel olduğunu net bir şekilde gösteriyor bize.

 

Şimdi isterseniz, şair kadının yolunu kesen engellere kısa alt başlıklar halinde göz atalım:

 

Şair kadın öncesizdir, geleneksizdir

 

“Benim sözüm henüz bitmedi.

 

Bana düşmanca bir yargı geliyor

 

Benim ellerim kavuşamıyor.

 

Ben Nahha’nın parlak ve yüksek rahibesiyim

 

An tarafından sevilen kraliçem,

 

Kalbin bana acısın! “

 

Şair k/adının hatta hiçbir kadının özgürleşmesi istenmez sözüne gelirsek küçük bir örnek ile özetleyelim:

 

Şair kadının en büyük dezavantajı; din ve geleneğin katı kurallarına hapsedilip, ikinci sınıf görülmekten dolayı özgürleşmesinin önündeki engellerin çokluğudur.

 

Özgürleşemeyen bir kadının, erkek adlarına yazılmış şiirlerinin gün yüzüne çıkması durumunda olabilecekleri hep birlikte hayal edelim isterseniz;

 

a. Şair kadını babası vurur ya da yaşı küçük oğluna vurdurur.

 

b. Evli ise kocası ya vurur ya boşanma davası açar.

 

c. Bir takım medya aile bireylerini etkisiz hale getirip, yazdıklarından dolayı kadının cinsel kimliğini aşağılamaya kalkar.

 

Bakınız Neşe Yaşin örneğine.

 

Evet, özgürleşmenin, sanatın bütün dalları için önkoşul olduğunu unutmadığımızda, sanatsal yaratı için kadının aştığı/aşacağı yolun uzunluğu ve zalimliği aşikar.

 

Şiirin sadece nesnesi olmamakta kararlı şair kadınların ve öznesi oldukları şiirlerinin çoğalması ise kadınların, yüzyıllar boyu önlerine sürülen engelleri aşmakta kararlı olduklarının en büyük göstergesidir.

 

Yoksa nasıl duyabilirdik Füruğ’un “su gibi kendi çukurunda kuruyabilir insan” (7) dizesindeki çığlığını?

 

Yoksa nasıl içimize işleyebilirdi ”zalim beni söyletme derunumda neler var” diyen Leyla Hanım’ın (8) kederi?

 

“şiir söyleyince o büyük sözü

 

Ya kurşuna dizilecek bütün şairler

 

Ya da barış inecek toprağa” (9) diyen Neşe Yaşin’in hüzünlü sesi nasıl ulaşırdı gönüllerimize?

 

“Sevişmek bir sarmaşığın kalbiyle düşünmektir.” (10) diyen Bejan Matur’un; “Ve bir çiçeğin taze aklıyla uyandı aklım” dizelerinde dile gelen duyguların güzelliğini nasıl işitebilirdik?

 

“Dün gece sen uyurken

 

Çiçeklere su verdim

 

Ve insanların korkunç

 

Öykülerini anlattım onlara

 

Dün gece sen uyurken

 

Yüreğim bir yıldız gibi bağlandı sana

 

İşte bu yüzden, sırf bu yüzden

 

Yeni bir isim verdim sana

 

Destina” (11)

 

Diyen Lale Müldür’ün sesi diğer şair kadınların sesleriyle bir olup yaşadığımız coğrafyadan yola çıkarak, dünyanın bütün kulaklarına ulaşmaya nasıl talip olabilirdi, şiirde kadının sesi olmasa?

………………………………………../*

 

Konuyu özetlemem gerekirse;

 

Bugün açmayı düşündüğüm ” şairliğin dezavantajları var mı ” adlı konuyu küçük çaplı araştırmaya kalktığımda gözümün önüne serilen bildik gerçekler ile pc başında kalışım birbirini tamamladı..

 

Peki kadınların varda, erkeklerin dezavantajları yok mu ?

 

Elbette var ki şair bir ruhun şiirin dilinden hatta şiirin “ş”sinden haberdar olmayan insanlarla birlikte günü akşam etmesindeki o ayakta kaldığı varsayalım 18 saatin zorluğunu bir bayan olarak anlamıyor değilim..

 

Lakin yinede bayanlardan daha şanslılar diye düşünüyor ama bu yola baş koymuş yani

Şiir, Allah’ı sır ve güzellik yolundan arama yolunda olan hem kadın hemde erkek şairlere kolaylıklar ve başarılar diliyorum..

 

Şiir dolu, barış dolu ve adaletli bir dünya adına..

Sonsuz saygılarımla..

Nar-ı Çiçek

Alıntı : edebiyatdefteri.com/yazioku.asp?id=64913

Sosyal Medyada Paylaş:

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Bir cevap yazın

error: Content is protected !!