ŞİİR ADINA HERŞEY BURADA

Sezai Karakoç Şiirinde İnsan

Sosyal Medyada Paylaş:

İkinci Yeni Şiiri’ni insan ve toplumdan soyutlandırılmış “eylemsiz bir edim” yargısıyla algılayıp onu ödünsüzce eleştiren yazar Asım Bezirci olumsuzlamalarını en çok köksüzlük, anlamsızlık, amaçsızlık odağına yaslandırıyordu. Turgut Uyar’ın insanın kaosunu şiirin kaosuyla ilişkilendirdiği savına,”insan çıkmaza girince şiirin de çıkmaza gireceğini öne sürmek, şiiri çok bağımlı ve etkisiz görmek demektir.” karşılığıyla yanıt veriyordu. Bezirci’nin yeni şiirle ilgili getirdiği saptamaların kendi kapsamındaki tutarlılığı, düşünce ortaklığı sağlansın sağlanmasın tırnak içerisindeki ifadeyi farklı bir açılımın girizgahı işlerliğine taşıyor. Özel süreç ve koşulları öncelendiğinde İkinci Yeni’nin zaten bir bunalım veya kaçışın şiiri olduğu yargısı öteden beri yaygın ve geçerlilik taşıyan bir genelleme. Aynı tarihsel dönemin rastlantısala zemin oluşturan bilinç gelgeçliği de bu tezahürün kaçınılmaz paydalarından biri. Tam da burada öteki kuşakdaşları gibi Pazar Postası’nda yayımladığı şiirlerdeki söz dağarı, sözdizimi, imge ve biçim yapısıyla İkinci Yeni’nin hazırlayıcılarından biri olarak kabul edilen Sezai Karakoç’un ayırıcı özelliğini “egemen ideolojinin toplumu batı karşısında ciddi bir aşağılık kompleksine sürükleyerek, yüzyıllar boyu benimsediği medeniyet değerlerinden koparıyor” olmasının şairce farkındalığına bağlamak hiç de yanlı bir tutum arz etmez. Sonraları biçimlendirmiş olacağı uygarlık eksenli;anlam, amaç ,kök,insan ve bu uzanımla toplum algısı çoğul bir diriliş ideal fikriyle yapılandırıyordu.

Karakoç şiirinde içkin veya tebarüz etmiş olan insan temi gerçekte sahici , derli toplu bir bakış açısını gerektiriyor. şairin “insansız şiir tez ölür” lafzı bu meyanda önemsenmesi gereken bir ifade.Esasen kesbi bir oluşun değil yazgısal bir yönelişin işaret ettiği nokta insan sorunsalı. insan, bu dolayımla toplum ve Sezai Karakoç şiiri arasındaki ilinti içtenlikli ve yapaylıktan uzak bir görünüm sergiliyor.”Bütün çiçeklerle donanıp /bütün insanlarla ölen,”sedye taşımaktan kolu tutulan/ bu sessiz çılgın çalkantıda.. örneklerinde olduğu gibi su benzeri bir arılığı çağrıştırıyor.Bu dış gerçekliğe iç realiteyle dinamik ve bilinçli bir formasyon ve ruh kazandırmak girişimi olarak da gösterilebilir.Kendi zihin serüvenini tamlama çabasını da taşıyan “toplumun uyarıcılarıdır şairler, “şair milletinin sözcüsü, yorumcusu ve gerekirse yol gösterenidir”

Kuşkusuz millet kavramı sözcük olarak da ruh olarak da değişik anlamların bir terkibi olarak düşünülüyor. insan ,millet ve toplum çerçeveli şu iki tanıma değinmek gerekir : “Batıdaki millet kavramı daha çok bir ırka ve bir dile bağlı bir topluluğu ifade eder.Dar görüşlü bir kavramdır.Oysa İslam düşünce ve yaşantısında, millet kavramı ırka veya dile bağlı bir kavram değil, İslam medeniyetinin organik toplumuna verilen bir addır. “Asıl millet aynı ideale sahip insanların meydana getirdiği toplumdur” örneklerinde yansıtılan mantık, düz ve basitleştirici anlayışı dıştalar.

İkinci Yeni genel anlamda bu kabil kaygılar taşımaktan hep uzak bir görünüm sergiledi. Eleştirmen H. Bülent Kahraman, çoğu bakış açısınca kaçış olarak sunulan mezkur şiirin ” iktidardan kaçış” olarak da adlandırılabileceğini öne sürüyordu. Bu bağlamda Yeni Şiir’in en sevimsiz ve uç örnekleri de sözcük ve cümle yapısıyla birlikte semantik yapının da hiçe indirgenip, teamülün kat kat üstünde deforme edilişine olanak sağladı. Şiirinin iktidara dahil edilmesini istemeyen Ece Ayhan sivil bir şair olarak tanımladığı Sezai Karakoç’u “Türkçe’nin en önemli bir kaç kaynağından biri” olarak görür ve aynı dil karmaşasının uzağında tutar.

İkinci Yeni Şiiri’nin en az dil kadar yoksadığı unsurlardan biri olarak öngörülen insan kavramı;şairin düşünce ve şiir inşasının ön ve geri planında alımlanmaya elverişli bir unsur boyutunu kazandı. Toplumcu kaygıların salt herhangi bir ideolojiye eklemleyerek kısırlaştırdığı bu unsur İslam’ın evrensel soluğuyla dipdiri ve derinlikli bir çeşitlilik konumuna yükseldi Sezai Karakoç’ta.Sözgelimi doğu ve batıyı karşılaştırdığı kimi dizelerinde bile Türk Şiiri’nin tarihsel birikimiyle doğrudan bir koşutluk gözetmekten çok ; anoloji ve karşıtlıklarda doğu mistizmini, batı anlatımlı bir romantizmi ve gerçekliği çağrıştırdı.İlhama dayalı yani İlahi menşeli insani ve evrensel bir soluğu taşıdı şiire. Bu şiir yüklü ,derinlikli,hikmet ve metafizik yönelimli, bu dolayımla evrensel bir potansiyel kaynaklar paradigması olarak gösterilebilir.İslam köklü aynı eğilim kendi genelinde yeni ivmelere devinim imkanları da belirledi.Hareket alanı çok geniş bir atılım, şiir ve düşünce etkinliği alanı.Bu kapsam Cumhuriyet sonrası Türk Şiiri’nin gelişiminde genişletici ve özgün bir çığır , imkanlar açılımının toplamıydı

Kalbi sezginin veya iman bilincinin yaradılışın insandaki belirlenimi olarak algılanıp onu bir taklit ediminden uzak tutmanın samimiyetinin bir tezahürü olan çoğu dizesiyle model bir görünüm sunan Alınyazısı Saati de aynı yaklaşımın başat örneklerini kapsar.

 

Monna Rosa’da da buna benzer bir yazgı örgüsünün işleniş süreci dillendirilmişti. Kitabın son şiirleri mutlak bir bağlanışın ,kutlu bir teslimiyetin doruklandığı çaresizliği simgeliyor. Benzer vurgu ve anıştırmalara bir bilinç düzeyini yansıttığı için diğer kitaplarında da bütünlüklü olarak rastlamak olası.

Doğuyu ve batıýı iyi bilip özümleyen ,kendi köklerinden neşvü nema bulan Sezai Karakoç şiiri çeşitli yönleriyle uzun araştırmalara konu olacak , ön bağlanmasız ve nesnel geçerliliklerle ölçülüp tartılacak bir oluşun şiiri. Burada dile getirilenler sadece eksik bırakılmış bir alana yöneltilmiş dikkatler bütünü olarak özetlenebilir.

Zira şiirin herhangi bir şairin düşünce ,bilinç,bilgi ve duyarlık yapısının gelişimini sağlayan evrelerle koşut seyri olduğu düşünülürse;şiir ve şair bu oluşum düzeyinde biri ötekinin aynası. Yazıdan bağımsız diğer edim tecrübe ,aynı doğrultudaki eylem ve pratikler bulunulan yüzeyi oluşturan birer yapı unsuru olarak ele alınmamalı. Gelişim sürecindeki son noktaya dahil edilebilecek tamamlayıcı parçalar olarak da…Bunları evrilebilen katkı veya doğrudan neşet etmiş sağlıklı birer veri olarak düşünmek de yanıltıcı olabilir. Kısaca zikredilenler bir iç deney ya da arınma değil ;daha çok kopukluklar,eksiklikler, fazlalık veya eklentiler olarak değerlendirilmeli. işte Sezai Karakoç şiiri başlangıcından günümüze bu eklemlenmelerden uzak bir yapıda olduğunu,insani özün bu vetireyle hikmete elverişli bir çizgide mukim bulunduğunu ihsas ettiriyor. Bunun tam da zorluğu nispetinde dikkate değer aynı şiire has bir özellik olduğu söylenebilir.

İnsan merkezli,toplum uzanımlı kesitlerin Sezai Karakoç şiirinin verimlerinden önemli işaretler taşıdığı kanısı enikonu açımlanabilir. Çağın gerekleri ölçüsünde durgun ancak paradokssuz,klişesiz,çıkış dönemlerindeki örnekleri gibi atıl hale gelmeyen bugün büsbütün bir hikemi boyut kazanan bu bilge duruşun şiiri hala beklemede çünkü. Uçtan uca kendi içinde devinen ,sürekli yenilenen ve yeniden başa dönüldüğünde eskinin ya da fazlanın izlerini taşımayan kadim bir yalınlığı çevreleyen bir bütün olarak süregeliyor bu şiir.

Bizse anlama egzersizlerimizi doğrudan odakladığımız bu bilgi ve düşünce çağlayanının akışını tekil veya çoğul benzetmelerle ,topluca seyretmeye devam ediyoruz.

“Ne altın yıllar verdin hep

Dirilsin diyordun ve yöneliyordun binlerle

Kapkara parlak ışıklı ve ışıtan göz

Kıvırcık utangaç ve uçurumlardan güvenlere götüren

Ve yalın…”

SERDAR AKDAĞ

 Yazının alıntı yapıldığı Link

Sosyal Medyada Paylaş:

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Bir cevap yazın

error: Content is protected !!