ŞİİR ADINA HERŞEY BURADA

Şiir BusinessWeek formatına uyar mı ?

Sosyal Medyada Paylaş:

 

Borsanın neden tepetaklak gittiği ya da doların neden yükselme eğiliminde olduğuna dair bir konuşmanın tam orta yerine girip, bir dörtlük okusam:

“Gözlerim gözlerinde dinlenirken eriyor,
Eriyor yaklaşırken dudağına dudağım.
Zerrelerim çözülmüş gibi sesler veriyor,
Ben sıcak bir denize inen buzdan bir dağım.

Yanında damla damla bittiğimi duyarım,
Yoklarım yerinde mi yüzüm, alnım, saçlarım?
Bir göğüs geçirerek derim ki: ‘Yine varım,
Fakat bir rüya gibi şimdi kaybolacağım.’***

Bir gün, için içimde neyim varsa alacak,
Varlığım bir su olup kabından boşalacak,
Benden nişan olarak kucağında kalacak
Boş bir yığın: Elbisem, gömleğim, boyunbağım.”

Ortalık buz gibi mi olur, yoksa etrafı bir sıcaklık mı kapsar?

xxx

Hiç aldırmadan, konuşmaya devam etsem:

18 Mayıs 1898’de İstanbul’da doğdu. 8 Kasım 1973’te Akdeniz’de seyreden Samsun gemisinde yaşamını yitirdi. Türk şiirinde “hecenin 5 şairi” diye bilinen şairlerden biridir…

Durmasam…

Tıp fakültesinde bir süre öğrenim gördükten sonra Kayseri, şimdi içinde kendi adını taşıyan bir müzesinin de bulunduğu Kabataş Erkek Lisesi ve Ankara’da edebiyat öğretmenliği yaptı.

Ünlü “Han Duvarları” adlı şiirini Kayseri Lisesi’ne edebiyat öğretmenliği görevine gelirken yazdı.
Ayrıca, 10. Yıl Marşı’nın dizelerine de Behçet Kemal Çağlar ile birlikte imzasını attı.

1946’dan 27 Mayıs 1960’a kadar Demokrat Parti İstanbul milletvekilliği yaptı. 27 Mayıs 1960 ihtilalinin ardından kısa bir süre Yassı Ada’da, daha sonra da Celâl Bayar ve diğer DP milletvekilleri ile birlikte Kayseri Kapalı Cezaevi’nde tutuklu kaldı.

“Biraz Cenap Şahabettin’den, büyük ölçüde de Yahya Kemal Beyatlı’dan etkilenerek ilk şiirlerini aruz vezniyle yazdı. Sonra hece veznine döndü. Anadolu insanının duygularını işleyerek Milli edebiyat akımının yurtçu duyarlılığını zenginleştirdi. Erkek bencilliğini yücelten aşk şiirleri de yazdı. Anayurt adlı dergiyi sekiz sayı çıkardı. ‘Çamdeviren’, ‘Deli Ozan’ gibi takma isimlerle mizah şiirleri yazdı.”

Sadece şiir değil, fıkralar ve oyunlar da kaleme aldı. “Yıldız Yağmuru” adlı romanını ise halasının Erenköy’deki köşkünde ilk kez gördüğü ve hayatı boyunca da unutamayacağı büyük aşkı Şükûfe Nihal için yazdı…

xxx

Sonra yeniden şiire dönsem:

“Sakın bir söz söyleme yüzüme bakma sakın
Sesini duyan olur sana göz koyan olur
Düşmanımdır seni kim bulursa cana yakın
Annen bile okşasa benim bağrım taş olur

Dilerim tanrıdan ki sana açık kucaklar
Bir daha kapanmadan kara toprakla dolsun
Kan tükürsün adını candan anan dudaklar
Sana benim gözümle bakan gözler kör olsun”…

xxx

Ardından da biraz daha mırıldansam:

“Caddeden sokaklara doğru sesler elendi

Pencereler kapandı, kapılar sürmelendi.

Bir kömür dumanıyla tütsülendi akşamlar

Gurbete düşmüşlerin başına çöktü damlar…

Son yolcunun gömüldü yolda son adımları

Bekçi sert bir vuruşla kırdı kaldırımları.

Mezarda ölü gibi yalnız kaldım odamda:

Yanan alnım duvarda, sönen gözlerim camda

Yuvamı çiçekledim, sen bir meleksin diye

Yollarını bekledim sen görüneceksin diye.

Senin için kandiller tutuştu kendisinden

Resmine sürme çektim kandillerin isinden.

Saksıda incilendi yapraklar senin için

Söylendi gelmez diye uzaklar senin için…

Saatler saatleri vurdu içli sesiyle

Saatler son gecenin geçti cenazesiyle

Nihayet ben ağlarken toprağın yüzü güldü

Sokaklardan caddeye doğru sesler döküldü…”

xxx

18 Mayıs Faruk Nafiz Çamlıbel’in doğum yıldönümüydü…

Ben şahsen şiiri ıskalayan bir ekonomi dünyasının, bu soylu uğraşın doğasındaki sezgiyi zayıflatacağını düşünüyorum…

Mehmet Altan 22.05.2011 – Alıntı yapılan Site

Sosyal Medyada Paylaş:

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Leave a Reply

error: Content is protected !!