Sosyal Medyada Paylaş:

Şiir, kâinatın rûhunda saklı bulunan güzellik ve tenâsübün, varlığın çehresindeki tebessüm ve dil-rübâ keyfiyetin şâirâne rûhlarda ifâde edilmesinden başka birşey değildir. Bu yüksek rûhlar arasında öyleleri vardır ki, kalbi bir hokka, Rûh-ul Kudüs’ün solukları da onun mürekkebi olmuştur.

Şiir, öteleri kurcalama yolunda duyulan “hay-hû” veya bu uğurdaki cehdin iniltileridir. Şiirdeki ses ve nağmeler, yaşanılan ruh hâleti ve iç derinliğe göre bazen gürül gürül bazen de incelerden ince çıkar. Bu îtibârla da, şiire âid her ses ve söz, ancak dile geldiği andaki ruh hâletiyle tam kavranabilir.

Şiir, şâirin bakış ve duyuşuna tesir eden inanç, kültür ve düşünce tarzlarına göre doğar ve şekillenir. Ne var ki, onu derinleştirip idrâk üstü seviyeye ulaştıran tek kaynak, yalnız ilhâmdır. İlhâmla coşan bir gönülde zerre güneş, damla da derya olur.

Şiirde, akıl ve düşüncenin rolü ne kadar büyük olursa olsun, insan gönlünün kendine göre derin bir yönü vardır. Ve Fuzûlî’nin ifâdesiyle “Suhânım şuarâ leşkerine mîr-i livâdır” (*). Gönülde yeşeren düşünceler bir de hayâlle kanatlanınca, gider Sonsuz’un kapılarını zorlamaya başlarlar.

Şiir, hâl-i hâzırı aydınlatan bir şu’le, ilerilere ışıklar salan bir projektör ve öteler kaynaklı bir aşk ve heyecan bestesidir. Gerçek şiirin ikliminde gözler aydınlığa erer, uzaklar yakın olur ve rûhlar sönmeyen bir azm ve şevke ulaşır.

Şiirler de tıpkı yakarışlar gibi, insanın iç dünyasındaki iniş-çıkışları, şevk-hüzün hallerini dile getirir ve ferdin yüce hakîkatle konsantre olması ölçüsünde de, lâhûtî soluklar hâline gelirler. Aslında her münâcaat bir şiir, her şiir de bir münâcaatdır. Elverir ki şiir sonsuza doğru kanat açmasını bilsin.

Sonsuzluk düşüncesinde yeşerip, kalbin kanatları ve rûhun gücüyle saf düşüncenin semâlarında pervâz eden şiir, ilimler gibi pozitif düşünceye fazla îtibar etmez. O, müşahhasla, sadece bir vâsıta olarak meşgul olur. Onun bütün hedefi mücerredi bulup onu avlamaktır.

Şiirde, her duyulup düşünülen şey tasavvur edilebiliyor, tasavvurlar firesiz olarak muhâkemeden geçirilebiliyor, sonra da şâirin iç dünyasında birer esinti hâlinde beliren bu gizli unsurlar, kelime ve cümlelerle soluklanacakları âna kadar mevcûdiyet ve canlılıklarını koruyabiliyorlarsa, o şiir hep tâze ve canlı kalmaya namzettir. Aksine şiir diye ortaya koyduğumuz şeylerin zeberced taşlı bir bakır yüzük veya kömür kakmalı bir elmas gerdanlıktan farkı kalmaz…

Şiir, “O Bilinmez Mevcûd”u aramayı hedef seçtiği için, düşüncede buğu buğu esrâr, geçilen yollarda alaca karanlık ve çok yönleriyle kapalı bir iklime aid zor anlaşılır çok buudlu bir sestir. Bu îtibarladır ki, gerçek şiirin her kelime ve cümlesinde, esrârengiz bir şatoda her ses ve görüntüyle irkilen fevkalâde hassas bir seyyahın müşâhede ve duyuşları sezilir.

Şiir, bir yürek hoplaması, bir rûh heyecânı ve bir gözyaşı. Aslında göz yaşları da kelimelere baş kaldırmış saf şiir demektir.

Şiir, şâirlere aid bir kısım solmayan çiçekler ve bu çiçeklerin çevreye saldıkları kokular demektir. Toprağı temiz, suyu duru, tohumu da belli olduktan sonra bu çiçeklerin renk ve kokusuna doyulmaz..!

Anlamadan söyleyen, söylemeyip de anlayan şâirlerin sayısı hiç de az değildir. Birincilerin lâf u güzâfına bedel, ikincilerin şâirâne bakış ve düşünüşleri, kelime ve cümlelere ihtiyaç duyulmadan dahi insana çok şey anlatabilir.

Şiiri, sadece mevzûn söz şeklinde anlamak yanlıştır. Rûhu cezbeden, mazmûnu ve ifâdesi gönüllerde hayret ve hayranlık uyaran nice mensûr sözler vardır ki, herbiri başlıbaşına birer şiir âbidesidir.

Her san’at dalı gibi şiir de netice îtibâriyle nâmütenâhiyle sarmaşdolaş değilse kısır ve sönüktür. Sonsuz güzelliklere meftûn insan rûhu, sonsuza tutkun insan gönlü, ebedden ve ebedîlikten başka bir şeyle tatmin olmayan insan vicdânı san’atkâra hep öteleri kurcalamayı fısıldamaktadır. Kalb, rûh ve vicdânından yükselen bu inilti ve iştiyakları hissetmeyen san’atkâr, bütün bir hayat boyu eşyânın dış yüzünü taklidle uğraşır durur da, bir kerecik olsun bu tenteneli perdenin ötesini görmeye muvaffak olamaz.

Nazımda, şekil ma’nâya, ma’nâ da şekle fedâ edilmediği, aksine her iki cephe de rûh ve cesed münasebeti içinde ele alınabildiği takdirde, her vicdânın sevip tabîî bulacağı bir âhenge ulaşır o şiir. Ve böyle bir şiir hakkında hayâlin teklif edeceği herhangi bir yeni motif de düşünülemez.

Şiirin bir dış yüzü vardır ki, orada daha ziyâde kelimeler, cümleler, ölçü, edâ gibi hususlar hâkimdir. İç yüzüne gelince; orada rûh, iç âleminde mayaladığı düşünceleri ifâde için, yerinde çiçeklerin çehresi ve kelebeklerin kanatları gibi en süslü ve zarif cümleleri, yerinde kıvılcımlar gibi düştüğü yerde yangın çıkaran kelimeleri ve yerinde de ney’in feryatlarına denk iniltiler meydana getirecek sözcükleri arar, bulur ve yerli yerine yerleştirir ki buna şiirin mûsikîleşmesi de diyebiliriz.

Sırlar ve işâretler şiirin ana kaynaklarındanbirisi olması îtibâriyle, sırra ve işârete açık bir şiirde olduğundan daha fazla bir genişlik ve ihâta hissedilir. Ama bu ihâta yine de şiirin harîmi içinde ve onun surları ile çevrilidir. Şiir tedâilerin kollarında buudlaşıp rengârenk ma’nâ iklimlerine doğru yayılıp genişlerken dahi, yine kendidir.

Şiire, esas îtibâriyle düşünce ve duyuşun birbiriyle kaynaşıp bütünleşmesinden meydana gelen bir ton hâkimdir. Ancak, insan bünyesindeki hipofiz bezi gibi, düşünce ve duygunun arkasında da onlara hükmeden ve her noktada kendilerini hissetdiren niyet ve nazar gibi iki mühim unsur vardır ki, bunlar bütün beyit ve mısralara birer renk olarak akseder; fikrin ayağının kaydığı yerlerde onun elinden tutar ve hissin önünde bir sihirli lâmba gibi hep yollara ışık saçarlar.

Şiir, kinleri, nefretleri, heyecan ve ızdırapları, ümit ve inkisarlarıyla içinde çimlenip gelişdiği toplumun solukları; şâir de, yerinde bu toplumun nefes borusu ve akciğeri; yerinde de dili dudağıdır. Her şiir, kendine malzeme teşkil edecek olan,içinde yeşerip geliştiği cemiyetin hu-sûsiyetleriyle mütâlaa edildiğinde birşeyler söylese bile, ona dâyelik yapan toplumu nazar-ı îtibâra almadan, ondan birşeyler anlamak oldukça zordur.

Alıntı : http://www.darulkitap.com/oku/kulliyatlar/fgulenkulliyati/Kitap/Kitap/Kirik_Mizrap/siir.htm

Sosyal Medyada Paylaş:

Ophelian

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Bir cevap yazın