ŞİİR ADINA HERŞEY BURADA

Şiir Öldü mü ?

Sosyal Medyada Paylaş:

Bu sorunun burada ne işi var? Kimsenin okumadığı, kitapçı raflarını süslemekten öteye gidemeyen edebiyat dergilerinin baş köşelerinde sık sık rastladığımız bu soruyla ilgilenmek istemeyenler için alternatif çok, biliyorum. Böyle bir sorunun yeri ve zamanı da değil, bunu da biliyorum. Ülkenin acilen kurtarılması gerekiyor. Tamam, kabul. Ama gelin bugün beş dakikamızı ayırıp şiiri düşünelim. Şiir neremizde bugün? Eskiden neredeydi? Hayatımızda şiirin bir karşılığı var mı? Şiir gerçekten de öldü mü?

Böyle bir soru soruluyorsa, elbette, o ülkede şiirin durumu iyi değildir. Ve şiirini kurtaramayan bir ülkenin kendini kurtarabileceği de şüphelidir. Edebiyat dergilerinde şiir kitaplarının satmadığı, şiir okurunun azaldığı, yayınevlerinin şiir kitabı basmaktan çekindiği vb. konular uzun uzun tartışılır. Yeri geldiğinde tarihiyle, edebiyatıyla övünen bu toplumun şiire olan ilgisizliğinden, “Ne olacak bu şiirin hali?” makamında inceden inceye şikâyet edilir. Dar bir çevrede yapılan bu tartışmalar söylentiden öteye gitmez ve şiir bir sonraki “Şiir öldü mü?” sorusuna kadar köşesine çekilir.
“Türkiye’de kitap okuma oranı düşük, zaten okumayan bir toplumda şiirin okunmasını beklemek safdilliktir” diyebilirsiniz. Ama şiirle ilgilenenleri üzen bir başka nokta var, o da diğer edebiyat ürünlerine göre, mesela roman, şiirin çok daha az okunması. Şiire kayıtsız bir toplum muyuz gerçekten?

Yukarıda şiirle ilgili olarak ifade edilenlerin yazarın zırvalarından ibaret olduğunu, durumun o kadar da vahim olamayacağını düşünenlere katılmak isterdim. Ancak şiire olan ilgiyi görmek için küçük bir araştırma yapmak yeterli. Üşengeçler için küçük ipuçları vereyim. Edebiyat aleminde büyük şair olarak kabul edilen ve eserleri merakla beklenen en babayiğit şairin kitabı 2000 (yazıyla iki bin) sattığında yayınevi o şaire masrafları biraz olsun kurtarabildiği için madalya takıyor. Yıllardır çıkan en köklü edebiyat dergisinin aylık satışı birkaç binle ifade ediliyor. (Bu konuda, hayatını dergiciliğe adayan şairlerden Enver Ercan’ın 01. 07. 2006 tarihli Hürriyet’te, Mehmet Y. Yılmaz’ın köşesinde yer alan sözlerine ibret, gaflet ve hayretle bakılabilir.)
Şiire ilginin sadece satışla ölçülemeyeceğini düşünenler çıkabilir, haklıdırlar. Bunu da dikkate alarak başka bir yoldan şiire olan ilgimizi ölçmeye çalıştım. Lise ve üniversite öğrencilerinin çoğunlukta olduğu bir gruba “Yaşayan şairlerden kimleri takip ediyorsunuz?” sorusunu yönelttim. Sonuçlar ilginç: Orhan Veli, Nâzım Hikmet, Necip Fazıl, Cemal Süreya… Listedeki şairlerin çoğu yaşamıyordu. Ayrıca listede edebiyat dünyasına “kasetleriyle” adım atan şairlerimiz de vardı: Kenan Işık, Savaş Ay, Şebnem Kısaparmak …
Bunları gördükten sonra, bu toplum şiiri sevmiyor sonucunu rahatlıkla çıkarabiliriz. Ben de öyle yaptım. Ama içim rahat etmedi. Neden şiiri sevmeyelim ki? Aziz Nesin “Her üç Türk’ten dördü şairdir” derken haksız mıydı?
Neyse ki yardımıma bazı gazeteler ve televizyon programları koştu. “Amatör şairler” köşelerindeki şiirleri görünce anladım ki her Türk şair doğar. Sadece bir gazetenin amatör şairler köşesine çuvalla şiir gönderen ülkem şairleri, biz buradayız diyordu. TV programlarında da buğulu sesler ve ince kemanlar eşliğinde okunan mektuplar, şiirler yürekleri edebiyat aşkıyla yakıp kavuruyordu.

Bir tarafta ilgisizlik yüzünden raflardan kalkan şiir kitapları, diğer yandan yazılan çuvallar dolusu “şiir”. Bu durum büyük bir çelişki gibi geliyor. Ama bilgi sahibi olmadan da fikir sahibi olunabileceğinin büyük uğraşlar sonucu kanıtlandığı ülkemizde okumak ve yazmak farklı etkinliklerdir. Yazmak için okumaya gerek yoktur. Kafiyeleri alt alta başarıyla sıralayanların şair, “Ben seni sevdim/yeşil gözlerine yandığım” muhtevasındaki iç dökmelerin şiir ve daha garibi bunları yayımlamanın gazetecilik sanıldığı Türkiye’de çuvalla şiir yazılması da, şiirin okunmaması da doğaldır.
“Dünyada da şiir az okunuyor, herkesin şiiri sevmesi beklenemez” mealinde itirazlar yöneltilebilir. Ayrıca şiirin okunmasında yayınevlerinin, şiir çetelerinin, eğitim sisteminin, medyanın payı da hatırlatılabilir. Ama bunlar, tarihini biraz da şiirle yazan bu coğrafyada “Şiir öldü mü?” sorusuyla karşılaştığımızda önemini yitiriyor. Nedeni ne olursa olsun, bu topraklardan şiirin kanı çekiliyor. Ve şiirin kanı çekildikçe, toprağa daha çok kan dökülüyor. Ölen, sadece şiir değil belki de…

 

Caner Kerimoğlu ( Yazının alıntı yapıldığı Link )

Sosyal Medyada Paylaş:

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Leave a Reply

error: Content is protected !!