ŞİİR ADINA HERŞEY BURADA

Şiir Püskürtüyorum Kalbimi Yakanlara

Sosyal Medyada Paylaş:

Süleyman Çobanoğlu genç ve atak bir şiirle çıkıyor okuyucunun karşısına. Onu çağdaşlarından ayıran en önemli özelliği hece şiirinin henüz tükenmediğini ispatlıyor olması.

 

Tasavvufi yönelimlere, mistik açılımlara yer vermiyor şiirinde. Kendi deyimiyle kalbini yakan herşeye püskürtüyor şiirini

 

Şiir geldi. Aniden beklenmedik bir anda ve ayak seslerini duyurmadan. Tıpkı iki Almanya’nın birleşmesi gibi. İki Almanya birleşince bir Almanya olmadı. Çünkü Almanya, üçe bölünmüştü. Kelemli, mısralı, bütünlüklü şiiri bekliyorduk. Gelen odur. ‘

 

İsmet Özel’in Dergah dergisindeki ‘Süleyman Çobanoğlu, Heyhat!’ başlıklı yazısından alıntıladığımız. bu satırlar, kimilerine göre yeni bir şiirin, kimilerine göre de kapanması oldukça güç olabilecek tartışmanın başlangıcı anlamına geliyordu. Dergah okurlarının yakından tanıdığı Süleyman Çobanoğlu, genç ve atak bir şiirle çıkıyordu okurlarının karşısına. Ünu çağdaşlarından ayıran en önemli özellik, hece şiirinin herşeye rağmen tükenmediğini kanıtlıyor oluşuydu. Hece şiirinin en önemli ismi Necip Fazıl’dan daha farklı izler taşıyordu Çobanoğlu. Tasavvufi yönelimlere, mistik açılımlara yer vermiyordu şiirinde. Kendi deyimiyle, kalbini yakan herşeye püskürtüyordu şiirini.

 

Dergah dergisinin çıkışından bu yana y.azı ve .§iirleriyle dergiye omuz veren ısmet üzel, yeni bir şaire, yeni bir sese işaret ediyordu: ‘Müşkülpesentlik bendimin üstünden Süleyman Çobanoğlu, zanaatkarlığıyla akmayı becerd i. ‘ Kitabının ismi haricinde Süleyman Çobanoğlu’nun şiirini önem sediği anlaşılıyordu: ‘Ne çok anlamı var Şiirler Çağla’nın düşünsenize! Şiirlerin çağlayışından, çağla tazeliğindeki şiirlere, oradan çağıyla doğan şiirlere ve daha bilmem nerelere geçebilirsiniz.İyi şiirlerin böyle başlıklara ihtiyacı yok. ‘ İsmet Özel, Süleyman Çobanoğlu’nun şiirine işaret etmenin yanında, bütün bir kuşağı da hafife alıyordu bu yazısında: ‘Ben bekleyedururken şiirin külliyetli bir kefaret istediğini ‘açıkça dile getirişim, hazırlopçulukla şiiri birbirine karıştıranların bana düşman kesilmelerine yetti.

 

Cevdet Karal’dan Hüseyin Atlasoy’a, ıhsan Deniz’den ırfan Çiftçi’ye, Ömer Erdem’den Kemal Sayar’a, Levent Sun al’ dan Mehmet Şeker’e, İbrahim Kiraz’dan Ahmet Han Yılmaz’a onca şair, İsmet Özel’in müşkülpesentlik bendinin üstünden akmayı beceremediği anlamına da geliyordı.ı.,bu yazı.

 

İsmet Özel, Süleyman Çobanoğlu gibi iyi bir şairi haber veriyordu, peki ama hiçbir gerekçe sunuyor muydu? Çağdaşı olan diğer şairlerde olmayan büyük bir öz girişim mi görmüştü şiirlerinde? Yeni bir şiir tutumu mu getiriyordu Çobanoğlu’nun şiiri? Bunların hiçbirinden bahsetmiyordu ÖzeL. Birçok genç şair, bu soruların cevaplarınıararken, Türkiye’de bir eleştiri geleneğinin olmayışı da su yüzüne çıkıyordu. ısmet üzel’in genç şiiri ne kadar takipettiği de akla gelen bir başka soruydu.

 

İsmet Üzel’in müşkülpesentlik bendnin üstünden Süleyman Çobanoğlu’nun akmayı becermesi yoksa şiirlerin Dergah’ta yayımlanmasından mıkaynaklanıyordu?

 

Türkiye, gerçekçi bir edebiyat eleştirİsinin uzağında oldu çoğu zaman. Örneğin Hilmi Yavuz’ a göre Yaşar Kemal herşeyken Kt:mal Tahir sıfırdl. Muzaffer BuymRçu için Kemal Tahir herşeyar- Asım Bezirci’ye göre H. İzzettin Dinamo herşeyken, Melih Cevdet hiçti. Mehmet Fuat için Firuzan önemli bir yazarken, Muzaffer Buyrukçu yazar bile değildi. Günel Altıntaş için, Enver Gökçe varken Turgut Uyar yoktu. Ahmet Kabaklı’ya göre Doğan Hızlan şairken, Melih Cevdet çok kötü bir şairdi. Atilla İlhan’ı sorarsanız, onun için herkes kötüydü. Bunların tümü Türkiye’de ciddi ve gerçekçi bir eleştiri ortamının bulunmayışı anlamına da geliyordu. Süleyman Çobanoğlu’nu başarılı bulanların yanında, İsmet Özel’in abarttığı kadar bulmayanların sayısı da az değildi. Olan Süleyman Çobanoğlu’na oluyordu. İster istemez kendini yoğun bir tartışmanın ortasında bulan Çobanoğlu, İsmet Özel’in ‘Şiir geldi’ sözünün aksine ‘Şiir tükendi’ diyordu.

 

-Şiir yoktur fakat mümkündür diyorsunuz. Bunu biraz açıklar mısınız?

 

Şiirin muhalif ya da uyumlu doğasını araştırırken belki de o yok ortada. Kültür hayatımızda şiir diye bir nesneden bahsediliyor. Ancak bu şeyin şiirin kendisi mi yoksa şiir üzerine atılan iç sıkıcı nutukların toplamı mı olduğu meçhul.

 

– Bu biraz abartılı değil mi?

 

Belli bir kesim müstesna demiyorum, demiyorum, şiir yok diyorum. Şairler ve okuyucular, bu nazeninin böyle ölüp gitmesine razı olmayan yufka yürekli münewerler, şiire durmadan iltifat ediyorlar. Hayat öpücükleri afişler ve panellerle, toplantı ve dinletilerle, kitaplar ve dergilerle geliyor, ancak şiir tezahür etmiyor. Görülen bu bolluk sizi aldatmasın. Bu sahte bereket yok oluşu da ispatlıyor aynı zamanda. Ezeli bilgide tek adı var bunun; ahirzaman. Şiir yoktur fakat mümkündür. Mümkündür çünkü teslim olmak ve İslam olmak mümkündür. Gözden kaçan bir husus var: Müslümanlar, “zamanı geldiğinde” çok uçta, çok dışarıda, çok yabanda varlıklarını sürdürmek hususunda da bir donanıma sahipler. “Fitnelerden korunmak gayesiyle kişinin dağlara çekileceği ve en hayırlı malının koyunları olacağı gün…” diyen Hadis-i ŞeriPi hatırlatınm. Şiir mümkün, çünkü hep dönebileceğimiz bir yer var. Müslümanlarbu labirente girerken, yol boyunca düğmelerini atmışlardı. Bizi ancak onlarıizlemek, geriye, suyun kaynağına dönmek felaha çıkaracaktır.

 

Şiir ipe tutunmaktır, akıntının tersine ya da düzüne doğru yüzrnek değiL. Hiç bir semavi bağı olmayan şiir, ne kadar “ayrıksı” geçinirse geçinsin, cips ya da otomobillastiği kadar bir cürmü vardır. Talepten ve arzdan doğar, hedefsizdir ve tüketilir, şeytanlarca yazılır ve şeytanlarca okunur. İmgeler hammadde bandına yığılmıştır, her türlüsüdenenir, gelenek sağmal bir ineğe dönüşür. Ortaya bir şey çıkar, kapısı kıbleye dönük olmayan bir saray… Modern şiir dedikleri ne Haricidir, ne de Sünni; çünkü onun kılıç çekişinde bir gaye, bir ülkü yoktur. “Bakın” der bize “Zırhım ne kadar parlak ve ne güzel kılıç çekiyorum.” Yalnızca bu… Öyleyse kimse ondan zafer ya da şehadet ummasın.

 

-Şiirinizi kurarken beslendiğiniz kaynaklardan bahseder misiniz biraz?

 

Hınç. Ben kalbimi yakan herşeye şiir püskürtüyorum. Köyden çiktığım 1978 yılından bu yana turna görmedim. Kaç kereler dedemin seçim sandığı başında aldatıldığını gördüm. Kar daha siyah yağıyor, komşum yok. Benim bir çakım var ve bu şerefsiz ahtapota onu sallıyorum. Yörük oluşumu şiirle hatırlıyorum. Kendimi türkülere ve Yunus’a bağlamaya çalışıyorum. Sözkonusu şiir olduğunda, entelektüalizm düşmanıyım. Malumattan yana değilim.

 

-‘Şiir tükendi’derken neyi kastediyorsunuz? Bu konuyu biraz açmamız gerekiyor.

 

‘Şiir’ ile ‘şiiriyeti’ ayırmalı. Eğer kasıt şiiriyet ise o vardır ve kıyamete kadar da var olacaktır. Ona bazı basılı metinlerde rastladığımız gibi, gündoğumunda, savaşta, toprakta, anne ve çocukta da rastlayabiliriz. Fakat, arasıra gözümüze takılan başarılı mısra ve şiirler bizi bir şiiriyet yükünün altına sokuyor diye şiiri var sayamayız. Şiir, iki ucu olan, insanların, şair ve şiir okurunun orada buluştuğu, canlı devingen ve etkin bir sahadır. Doğurgan ve bereketlidir. Ve işte bu, yok bugün. N eden yok? Çünkü bugün henüz insanlık dairesinden çıkmamış bulunan şairler, hepimiz, hala hangi alet ve edavatı kullanarak şiir kuracağımız hususunda bir fıkre varmış değiliz.

 

-Şiirinizin ‘zorlama’ bir şiir olduğu yönünde eleştiriler var…

 

Bu eleştiri iki türlü olabilir: Birincisi, şiirimi kurarken artistik kaygılarla, samimiyetten yana eksik davrandığım yolunda olabilir. Bazı şiirlerde ‘zanaat’ baskın çıkmış olabilir. Bu şair için kaçınılmaz bir tehlikedir üstelik. Hiçbir külliyat, heyecan ve yüksek sanat düzeyini bütün şiirlerde muhafaza edemez. ‘Şiirler Çağla’ da da, yer yer böyle şiirler olabilir, ancak bu benim

şiir evrenimin geneline teşmil edilemez.Samımıyetten yana eksiklik, şair için sistematik hale gelmişse, bu bir namussuzluktur.

 

İkinci olarak bu eleştiri, şiirimin biçimsel boyutu için yapılıyor olabilir. Yani, kafiye düzrnek, bütün mısralarda aynı hece ölçüsünü gözetmek filan ‘zorlama’ olarak algılanabilir. Eğer zorlamadan kası! bu ise maniler ve hoyratlar, Dertli ve Emrah, Yunus ve Necip Fazıl da zorlama demektir.

AYDOĞAN KILIÇ

Alıntı : http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-1136-12-siir-puskurtuyorum-kalbimi-yakanlara.html

Sosyal Medyada Paylaş:

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Bir cevap yazın

error: Content is protected !!