EN GÜZEL ŞİİRLER

Şiir Üzerine Bir Münazara / M. Emin Gücüyener

Sosyal Medyada Paylaş:

Şiir, bilinen tarihin en eski dönemlerinden beri günümüze kadar önemini, etkisini kaybetmeden gelebilmiş bir kavramdır. Farklı zamanlarda değişik görevler üstlenmiş ama hep önemini korumuştur. Aldığı göreve göre haliyle içerik ve biçem yönünden de farklılaşmalar görülmüştür. Bazen çok yalın ama söyleyişteki güzellikten uzak, bazen ise bir musiki ama anlamca anlaşılmaz tavırlar edinmiştir.

İnsanoğlunun bu kadar zamandır kullandığı bir kavramı elbette bir şekilde tanımlamak ve incelemek gerekir. sözün kimi zaman insanda bir büyü tesiri yaptığına bir çoğunuz duymuş veya şahit olmuşsunuzdur. Hal böyleyken şiir sözün büyüsüdür desek yanılmış olmayız. Bir çok idealist kendine taraftar toplamak için şiiri tercih etmiştir. Şiir, çoğu zaman bu özelliğinden dolayı bir silah olarak kullanılmıştır. Ancak salt bir güzellik, insanı sarhoş edercesine bir sanat oyunu da olmuştur zaman içerisinde.

Günümüzde bence şiir tamamen sallantıda. Kim şiir adına ne yapıyor belli değil. Şiiri yoğunlaştırdıkça yoğunlaştırıyorlar. Neredeyse bir bilmece haline getiriyorlar. Şiirin insanda bıraktığı musiki etkisini gittikçe köreltiyorlar. Eğer anlamda yoğunluk çok çok önemli olsaydı atasözleri ve bilmeceler yeterdi zaten. Şiiri şiir yapan anlaşılmaz kılmak değil insanda bir şekilde bir etki bırakabilmektir. Basit bir örnek vereyim çağdaş şairlerimizin şiirlerine baktığımızda hani şu şiiride ezberleyeyim diyorum. Ama olmuyor, çünkü insan ruhunda bir etki, kalıcı bir iz bırakamıyor.

 

Şimdi söyleyeceklerimi belki biraz ağır bulabilirsiniz ama bana göre bu böyle. Günümüz şiirini, düzyazının paragraflar şeklinde değil de altalta gelmiş kısa cümleler şeklinde yazılmışı olarak tanımlıyorum. Yavan, içtensiz, insanı tatmin eden duygudan uzak bir şiir. Şiiri bir mantık oyununa dönüştürdüler. Salt bu nedenden insan bazen günümüz şiirinden nefret ediyor. Kendimi eski şiirimizin sarhoş edici tınısına bırakıyorum çoğu zaman.

 

Sanatın evrensel olduğunu bir çoğunuz kabuledersiniz. Bende aynı fikirdeyim. Sanat evrensel olmalı, sanatın dini,dili,ırkı olmamalı diye düşünürüm hep. Öyleyse ben ulusalcı bir insanım diyerek sanattan ödün vermek sanatçıya yakışmaz. Zira epey bir süre ve halende devam etmek üzere bunun tartışmasını yaptık. Hece vezni mi? Aruz mu? Yabancı kelimeleri kullanmalı mı? kullanmamalı mı? Yabancı biçemleri kullanmalı mı? Kullanmamalı mı? Eğer kendimize böyle kısıtlamalar getirirsek, hiç bir zaman evrensel bir sanatçı çıkaramayız. Sanatın tek lisanı vardır. Ama o lisanı kullanmak için birden çok yöntemi olabilir. Önemli olan nasıl anlattığın değil ne anlatmaya çalıştığındır. Bazı dillerin ses yapısı şiir söylemeye daha müsait olabilir. Örneğin Fransızca ya da Farsça, bunu yadsıyıp da “yok kardeşim şiir dediğin öz Türkçe olmalıdır.” Diye diretirsen o zaman bir adım ileri iki adım geri atmaktan başka bi şey yapmamış olursun. Ulusalcılık katı kurallarla ulusuna bağlı olmakla değil, ulusunu hangi milletlere anlatabildiğinle alakalıdır. Herkes ulusunu önemser. Atatürk de önemsemişti. Bir Türk dünyaya bedeldir. Derken Türk’ün diger insanlardan ne kadar yüce olduğunu değil, diğer insanlar gibi ne kadar kıymetli olduğunu anlatmaya çalışmıştır. Çanakkalede,Kurtuluş savaşında akan Türk kanlarının değerini göstermek istemiştir.

 

Demin sanatın tek lisanı vardır demiştim hatırlarsanız. Yunus ve fuzuli aynı kefeye koyulabilir mi sizce? Bence evet koyulabilir. İkiside farklı anlatım biçimleriyle sanatın güzelliğini yaşatmışlardır. Yöntemleri farklıdır.biri hece vezinini kullanır diğeri aruzu biri eski Türk şiiri geleneğini kullanır diğeri böyle ayrım gözetmez. Ama her ikiside sözün büyüsünü yaşatır insanlara. İşte size örnek iki evrensel şairimiz.

 

M. Emin Gücüyener

Sosyal Medyada Paylaş:

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Bir cevap yazın

error: Content is protected !!