ŞİİR ADINA HERŞEY BURADA

Şiir Üzerine Notlar 1

Sosyal Medyada Paylaş:

Sanat eseri ilk andan itibaren gizemiyle estetiğiyle kendine has tılsımıyla
insan ruhunu saran, gönlünü okşayan özgün bir yapıdır.

Doğa bir sanat eseridir, bakmaya doyamadığınız güzellikler manzumesidir..
Doğa her zaman sanata veya sanatlara esin kaynağı olmuştur…
Resimde, heykelde, yazın sanatında tabiatın gizemli güzelliği vardır..

Hemen hemen her sanat eseri doğadan izler taşır… Taşımaya da mecburdur…

Ressamdan şaire bütün sanatkarlar tabiattan, kimi zaman bir manzaradan, kimi zaman bir denizden, kimi zaman insandan, insan ruhundan esinlenerek sanat eserleri meydana getirirler…

Diyebiliriz ki; işte bu yüzden, gerçek sanat eseri ilk andan itibaren ruhu cezbeden
gönlü okşayan özgün bir yapıdır, güzellikler manzumesidir…

Şiir, bu sanat dalları içinde en zor olanıdır. İnsan ruhunun derinliklerinden süzülüp gelen
çok kanatlı bir kuş tur. Çok renkli dünyalar taşır. Her kanadı ayrı duygu atmosferidir.
İnsan ruhundan çıkıp insan ruhuna büyülü sözlerle seslenir.

Şiiri, somut bir şekilde tarif edemeyiz. Har ne kadar tarif etmeye kalksak sonuca ulaşmış sayılamayız.
Binlerce kez tarif edilmesine rağmen, henüz bir kalıba oturtulamamıştır.
Tariflere sığmayan çok kanatlı çok renkli uçarı bir kuştur şiir… Bundan öte, buna benzer söylemleri
ne kadar tarif etsek de gizemine ulaşamayız.

Alt alta yazılan her söz dizini de şiir değildir.

Ancak her güzel söz şiirin insicamını taşır..

Şiir, “bıçak soksan gölgeme sıcacık kanım damlar” gibi mısralarla metafizik duyguları
insan ruhunda zirveye taşır..

İnsan için vardır. Kimi yazarak şiire sığınır, kimi okuyarak içsel duyguların hazzını tadar.

Sanat, zaten toplum içindir. Toplumun bağrından çıkar topluma hitap eder. Toplumlara hitap etmeyen sanat da sanat değildir zaten.

Şiir, kelimelerle bina edilerek gönüllere sırça saraylar kurar.

Bu saydığımız vasıfları taşıyabilmesi için, şair, şiiri yazarken çile çekmelidir.

Herhangi bir olay karşısında şair hislenir, yazmak zorunda olduğunu hisseder ve yazar…

Bir anahtar mısra vardır. O yakalandığında şair, doğum sancıları çeker..

Çekmelidir de..

Böyle bir doğumla gelmeyen şiir etkili olmaz, zorlamalarla gelmiştir.

Çoğu şiirlerde görürüz ki vermek istediği mesajlar sırıtır. Şiirde verilmek istenen her neyse sırıtmamalıdır. Vermek istenilen mesaj çay içinde erimiş şeker gibi olmalıdır. Çayda şekeri görebilir miyiz?

Kimi olaylar insana şiir yazdırır.
Kimi bir depremi konu alır, kimi insan ruhundaki depremi, kimi tabiattaki güzel bir manzarayı..

Konular, anlatımlar farklı farklıdır.

Depremi anlatırken, “ binalar göçtü, şehir enkaza döndü” gibi bir anlatım, ancak bir düz yazıdır. Ama, “binalar hu çekiyordu” diye bir söylem şiire yaklaşmış sayılır.

İşte insan ruhu yaşadığı olayları yazmak hissini duyduğunda şiire veya yazın sanatının diğer dallarına
sığınır.
Yazmayıp okuyanlar da şiirde kendini bulmak, kendi iç çatışmalarını, acılarını hüzünlerini, sevinçlerini bulmak ister. Bulduğunda mutlu olur.

Onun için şiir çok titizdir. Şiir yazmak isteyenler şairler, güzel Türkçe’mizin zenginliğinden, kendine özgün o has renklerinden en güzel şekilde faydalanmanın yollarını aramalıdır.

Bu arada, zorlamayla ya da kendiliğinden şair olunmaz. Her insan şairdir, duygusaldır. Ancak, duyduklarını ifade etmenin yolu, duyuşla deyiş arasındaki mesafeyi kaldıracak, meleke ve kültür birikimi ile teçhizatlı olmalıdır…

Evet dostlar, bu konuda söylenecek o kadar söz var ki, söz uzadıkça uzar…

Söz kılıcının keskin olması için, bir şair çok çekiç yemelidir. Eleştiriye açık olmalıdır. Kılı kırk yarmalıdır, ve önce kendi beğenmelidir…

Şiir olsun, diğer başka yazın dalları, bir yöne sesli düşünmektir…

Sesli düşünürken, iç dünyasında duyduklarını diğer insanlarla paylaşmaktır.

Kimi zaman hüzünlü olsa da, acılı olsa da, insan ruhunun depresyonlarını içerse de…

Güzellikleri paylaşmaktır şiir…

yitikozan – Yazının Alıntı Yapıldığı Site

Sosyal Medyada Paylaş:

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Bir cevap yazın

error: Content is protected !!