ŞİİR ADINA HERŞEY BURADA

Şiirde Alt Yapı Üzerine Esintiler

Sosyal Medyada Paylaş:

ŞİİRi inceledikçe onun ne kadar öksüz ve kimsesiz kaldığını görmekteyim.Bu alıntı yazıda da bu açıkça vurgulanıyor.Gerçekten içi boş bir fanusta mı şiiri sesi yoksa alt yapıda mı bir eksik var.Buyrun okuyalım :

Şiir, bireyin dünya görüşü ve birikimine göre pek çok şekilde tanımlanabilen bir yazın türüdür. Bu nedenle de kişiye özgü, vurgulayıcı ve ortak beğeni alanı değişken olan anlatılardır. Bana göre şiir, görülmeyen kısmı görülenden daha büyük olan bir aysberg (iceberg), bir zorlu yaşamdır. Şair ise bu zorlu koşullarda, yaşamayı ve üretebilmeyi becerebilen!

İyi bir şairin iki farklı çıkını olduğunu düşünmüşümdür hep! Birisi, yeteneklerini sakladığı “Kalıtsal”, diğeri ise öğrendiklerini biriktirdiği “Edinsel” dağarcıkları.. Şairin, aysberg üzerinde yaşamayı becerebilmesi için her iki çıkına da gereksinimi vardır. Yaşayabilmesi için, algılama yetisi oranında, her iki dağarcıktaki duygu ve bilgi birimleri arasında olumlu ilişkiler kurması gerekir. Gerçek şair, yetenekleriyle altyapısal birikimini aynı potada ergitebilen kişidir. İnsan ve şiirin evriminde yukarıda betimlediğimiz özelliklere uygun pek çok örnek vardır. Ancak ben, yaşam öyküsünü okurken çok etkilendiğim, Rahibe Sor Juana Ines De La Cruz’dan söz etmek istiyorum. De La Cruz, Latin Amerika ve Meksika şiirinin ilk ve en önemli kadın şairidir. Çiftçi bir anne ile Bask kökenli bir askerin evlilik dışı kızlarıdır. Büyükbabası kültürlü bir insan olmasına karşın annesi hiç eğitim almamış bir kadındı. De La Cruz üç yaşında okumayı öğrendi. Altı yaşında büyükbabanın kitaplığında okunmamış kitap bırakmadı, sekiz yaşında ilk şiirini yazdı. Dokuz yaşında büyükbabasının ölümü ve annesinin evlenmesi nedeniyle Başkent’e teyzesinin yanına gönderildi. Yalnızca 20 ders almasına karşın Latince’yi okur, yazar ve yorumlar oldu. Dahi çocuk olarak ünlenince, İspanyol Valisi’nin karısı tarafından saraya alındı. Bu durum, Cruz için bulunmaz bir fırsat oldu. Sarayın kitaplığı onun için tapınak gibiydi. Dahası yeni basım kitap ve dergileri de izleyebilme olanağına kavuştu.

 

De La Cruz’un yaşam öyküsü okunması gereken, derslerle dolu! Ancak biz, yaşam öyküsünü burada bırakıp dönelim çıkınlarımıza! Üç yaşında okuması, altı yaşında hatırı sayılır bir kitaplığı tüketmesi, sekiz yaşında ilk şiirini yazması, dokuz yaşında kısa bir süre içinde Latince’yi yorumlar duruma gelmesi, yazarımızın “Kalıtsal Dağarcığı”nın, yetenek ve zekâ durumunun göstergesi!. Okumaya olan açlığı da “Edinsel” olanın! Bu ve benzeri örnekler, yalnızca yetenek ya da yalnızca birikimlerle aysberg’in üzerinde uzun süre kalınamayacağını düşündürür bana. Salt yetenekler yeterli olsaydı, Dadaloğlu ile Karacaoğlan damarı Aşık Veysel ile sonlanmaz, yalnızca edinsel kaynaklar yeterli olsaydı bu kez de dil ve edebiyat eğitimi almış olanların tümü olağanüstü şairler olurlardı!.. Peki öyle mi?

Şairi bol bir ulusuz! Buna sevinmemiz mi, üzülmemiz mi gerek, gerçekten bilemiyorum! Bir grup dirençlilerin dışında, hemen herkes ya şair ya da gençliğinde şiir denemeleri yapmış kişiler. Şiirin, bu denli ilgi çekip sevilmesi güzel, güzel olduğu kadar da sevindirici bir durum!.. Ancak aysbergin üzerinde yaşamayı beceremeyip de derin düş kırıklıkları yaşanması, işin üzücü olan yanı! Şiir, genelde algılandığı, yüzeysel olarak görüldüğü kadar basit bir uğraş değil. Bakmayın siz o, “ben yazdım oldu” ya da “başkasından esinlenmemek için şiir kitabı ya da dergi okumuyorum” diyenlere! Şiir, emek isteyen ve altyapısı uygun olmayanın üretebileceği bir alan değil! Şiirin temel öğeleri bilinmeden, altyapısı kurulmadan yazılan şiir, aşk ve kahramanlık sözcüklerinin basit tümcelerle bir araya getirilmesiyle hazırlanmış çocuksu anlatılardır!

 

ŞİİRİN TEMEL ÖĞELERİ

Günümüz şiirinde, şair hangi çizgide yazarsa yazsın (toplumcu gerçekçi, simgeci vd.), yaygın olan inanış, serbest şiirin hiçbir kurala uymadığı, başıboş bir izleği sürdürdüğü düşüncesidir. Aslında bu, gerçekleri yansıtmayan, daha çok aruzcu ve hececilerin Cumhuriyet dönemi Türk şiirini yeterince yorumlayamamalarının ya da kasıtlı olarak yaydıkları bir söylemdir. Ben, elime bir şiir aldığımda onu tekrar tekrar okuyup şairi ve tekniği hakkında ipuçları çıkarmaya çalışırım. Gerçek şiirde aradığım bazı temel unsurlar vardır. İşte onlardan hemen aklıma gelen birkaç tanesi;

· Sözcük seçimi ve dağarcığı

· Türkçe sözcük seçme oranı

· Sözcüklere yüklenen anlam sayısı

· Dize kurulumu

· İmge kullanımı

a) Dize/İmge oranı

b ) İmge/Tema uyumu

c) İmge kalitesi

d) İmge/Şair uyumu

· Ses ve dize akışı

· Dizelerden yansıyan dünya görüşü

 

· Dizelerden yansıyan şairin sanat ve kültür altyapısı

Şiirin özü, vermek istediği mesaj ya da anlatmak istediği konu, en az biçim, biçem ve ses kadar önemlidir! Böyle düşündüğümüz zaman da, aklımıza verilmemiş mesajın, işlenmemiş konunun kalıp kalmadığı sorusu takılıyor! Yazılı tarihe geçmiş ilk şairin, İÖ 2300-2225 yılları arasında yaşamış olan Akad Kralı Sargon’un kızı En-Hadu-Anna adlı bir Ay Rahibesi olduğu varsayılırsa, klasik söylem ve ana temalarda (aşk, ölüm, savaş, ihanet vb.) söylenmemiş bir şeyin kaldığını düşünmek bile anlamsız gelir insana. Söylenmemiş, olsa olsa söz konusu kavramların zaman değişkeninde kazandığı yeni konum olacaktır. Bu durumda yapılacak şey ayrıntılarda gizli olanı arayıp güncelin getirdiklerini bulmak ya da söylenmiş olanı özgün kalıplar içinde farklı biçemlerde sunabilmektir. Böylesi bir uğraşın da belirli bir bilgi birikimine gereksinim duyacağı yadsınmaz bir gerçektir. Defalarca kullanılmış temel konulara, yeni bir biçim ve biçem veren her şair, dağarcığı ile orantılı bir sınır çizer kendine sonsuz düş bahçelerinde. Altyapının varlığı düş gücünü tetikler. Denizler kırmızıya, gökyüzü buğday tarlasına dönüşüverir ansızın! Şair, kanat takar insanoğluna! Sınır tanımaz yapar onu! Belki de ilk ve en önemli ütopyası olan uçma yeteneğini yakın çevresiyle de paylaşır. Edinsel birikimiyle orantılı olarak düş gücü sınırlarını sürekli genişletir. Atını kanatlandırdığı yetmez (Pegasus) silahlandırıp Unikorn’u sunar gerçek yaşama! Kimi kez aydan sandal yapıp bulut ve yıldızlardan oluşturduğu denizlerde dolaştırır çocuklarını! Özetle gördükleri, yaşadıkları, okudukları ve öğrendikleri ile öylesine sağlam bir altyapı oluşturur ki, ozan somuttan soyuta ya da soyuttan somuta geçişte hiç zorlanmaz!..

Peki, şair şiir toprağını beslemek, altyapısını güçlendirmek için çalışmaz ya da bir başka deyişle şiir damarını sürdürmek için sürekli okuma alışkanlığı edinemez, gezmez, görmez, not tutmazsa ne olur dersiniz? Yanıt Ersin SALMAN’dan; “ Nezval’den birkaç imge arakla/ Orhan Veli’den biraz içtenlik/ Nazım’dan insanlık cesaret haklılık aşk/ Martialis’ten zekâ Kavafis’ten bilgelik”…

Evet, altyapısı olmayan ve de kendilerine şair diyen “sözcük dizgicileri”, felsefecilere bile “şiir, şairlere bırakılamayacak kadar önemli bir konudur” diyebilecek cesareti verdikten sonra, sayısını her an artırabileceğimiz aşağıdaki türden dizelere imza atmışlar ya da “xxxxx” “yyyyy” gibi dizeleri(!), şiirde arayış diye bizlere yutturmaya çalışmışlardır.

 

(…) / Unutmakla suçlanan bu şair/ Unuttuysa unutmayı unuttu//

 

(…)/ Bedenim vücuttu eminim/ (…)

 

(…)/ Yürüyünce/yürümeyenlerle yürürüm/ Ne büyük nimet der yürürüm/ (…)

(…) / Umut edince/ inatla umut edince/ bir gün işimiz kalmaz umutla//

 

// Bir gelincik/ Tek bir gelincik/ Sabah Sabah//

 

Ve sonuçta…

* Kendini yineleme (anlam)

* Sözcük dağarcığını tüketme (sözcük yineleme)

 

* Didaktizm’e düşme

* Anlaşılabilirliğini yitirme

* Esin kaynağı değil, hemen herkesten esinlenen şair olmak

 

gibi risklerle karşı karşıya kalır… U N U T U L U R…

 

 

ŞİİRDE ALTYAPIYI BESLEYEN KAYNAKLAR

 

Şiirin, yazıldığı zaman dilimindeki duygu durumumuzu yansıttığını göz önünde bulundurursak, altyapıyı güçlendiren faktörlerin başında, duygu birikimi ve duygu türünün önemli bir yerinin olduğu açıktır. Aslına bakarsanız ben, duygusal yük olmaksızın şiir yazılabileceğine inanmam. Yazılsa bile, içi boş sözcüklerden öteye geçemeyeceğini düşünürüm. Şiirde altyapıyı besleyecek kaynaklar;

 

AŞK, ÖFKE, KORKU olmak üzere her tür ve yoğunluktaki duygular

Başta Evliya Çelebi’nin olmak üzere “Seyahatname”ler ve olabildiğince değişik yörelere düzenlenecek geziler

Yöresel efsane ve hurafeler

Kutsal kitaplar

Masallar (Dede Korkut, La Fontaine)

Türk ve Dünya Klasiklerinden Romanlar (Don Kişot’a özel bir yer açılmalı)

Güncel yazın türleri (özellikle fantastik türler)

Mitoloji (özellikle Antik Yunan)

Tarih, felsefe

Şiirle ilgili düz yazı, tarihçe, biyografi, antolojiler.

SONUÇ

 

Şiir, ülkemizde çok sevildiği söylenen bir uğraş! Her beş kişiden dördünün şair olduğu ya da kendini şair saydığı yazılıp çiziliyor. Tam da burada, işte o yaman paradoks çıkıyor ortaya; Yayınevleri ve kitapevleri, şiir kitaplarının satılmadığını duyuruyor! Birkaç ünlü ozanın dışında piyasa “Kendi Basım” kitaptan geçilmiyor! Özetle, şair çok şiir kitabına para veren yok! Gerçekten okunması gereken şairlerin kitapları satılmıyor, şiirle ilgili düz yazılar okunmuyor, şiir dergileri ekonomik nedenlerle kapanıyor. Kimisi “başkalarından esinlenmemek için” kimisi “ekonomik nedenlerden” bazıları da “zamansızlıktan” okuyamıyor! Buna karşın, hepsi şiir yazıyor/kitap bastırıyor!

M. Nejat GACAR

Alıntı : http://mnejatgacar.com/default.asp?Gorev=Detay&id=59

 

Sosyal Medyada Paylaş:

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Leave a Reply

error: Content is protected !!