ŞİİR ADINA HERŞEY BURADA

ŞİİRLER ARASI YOLCULUK

Sosyal Medyada Paylaş:

Duygularımıza cemre düştüğü an tohumlar ekmiştik yüreğimize. Soğuk ve durgun geçen dönemde hep hazırdan yediğimizden, kelime hazinemiz tam takırdı. Açlık kapıya dayanmıştı. Üstelik ektiklerimizin hasatına da daha çok zaman vardı.

Doğduğumuz şiirden, harfi, kelimesi altın, doyacağımız büyük şiirlere gitmek gerekiyordu. Nasıl olsa vasfımıza uygun bir dize bulma ihtimali vardı büyük şiirlerde. Dize olmasa, kelime, kelime olmasa hece ile yetinebilirdik. Ne de olsa kıt kanaat okumaya alışmış, asgari harflerle yaşamayı öğrenmiştik.

Duygularımızın uçan halısının havası inmiş lastiklerini şişirip yola koyulduk. Sürekli göç alarak imla plansız bir şekilde büyümüş şiirlerin içinden geçtik. Ne harfler ne heceler ne de kelimeler birbirleriyle kaynaşmamıştı. Şiire yabancı bir şekilde dizelere yerleşmişlerdi. Bir süre sonra doğdukları şiire kesin dönüş yapacak gibiydiler. Bunlardan türeyen yeni nesil harfler ve heceler ise hangi şiirin duygusuna göre büyüyecekleri kararsızlığının ikilemi içindeydiler.

 

Varoşları bol şiirlere doğru ilerliyorduk. Meyvesi duygu olan tek bir ağaç yoktu. Bu şiirlerde bütün yük dişi harflerin sırtındaydı. Erkek harfler şiirin ortasında bir dizenin etrafına çöreklenmiş, pişpirik oynuyor, noktalama işaretlerinin ince belli, sırma saçlı, al yazmalı bardaklarla ikram ettiği çayları yudumlayıp, yan gelip yatıyorlardı. İmla hatasına rastlamamış şaşırmıştık. Şiir çıkışında anladık ki, imla yokmuş şiirde.

 

İrili ufaklı şiirler, dizeler, kelimeler aşarak büyük şiire ulaşmıştık. Yaldızlı ışıklarla parlıyordu büyük şiirin heceleri. Kiminde sakindi, kiminde koşturmaca içindeydi harfler. Hecelerden dışlanmış harfler, şiirin boş alanlarına çadır veya gecekondu kurmuşlardı. Her türlü ihtiyaca cevap verebilecek durumdaydı büyükşiirler. Fast food dizelerden tutun da, işportaya düşmüş ihraç fazlası kelimelere kadar her şey vardı. Her dize kendine uygun olanlara hizmet ediyordu. Lüks dizelere kolay girilemiyordu. Eğer kendi şiirinden gelmiş bir tanıdık veya bir hemşeri kelime elinden tutmuyor, kılavuzluk etmiyorsa büyükşiirlerde barınmak mümkün değil. İşte o zaman anlaşılır ki, büyük şiirlerin harfi hecesi altın değilmiş.

 

Şiirler arası hızlı gidilse de şiir içinde sürat yapmamak gerekiyordu. Kontrolsüz virgüllerden çıkan harfler sağa sola bakmadan dalıyordu dizelere. Her an bir travma riskiyle karşı karşıya kalınabilirdi. Ayrıca her şiirin kendine göre bir özelliği , bir güzelliği vardı. Gerek bunları ve gerekse kelimelerın, dizelerin mimari yapısını, şiirin doğal, kültürel zenginliklerini iyice görmek için Şiir içinde yaya dolaşmak en güzeli.

 

Geri dönme zamanı gelmişti. Eli boş dönmek olmaz diye düşünüp, ağlak kelimelere sattığım mendillerden, eksozuna boğulduğum hecelerin camlarını silmekten biriktirdiklerimle kendi şiirime döndüm. Oh be, hecesini, kelimesini sevdiğim canım şiirim, nasıl özlemişim seni.

 

Yiyip içtiğin senin olsun, okuyup gördüklerini anlat diyenlere “ŞİİR İÇİNDE SÜRAT YAPMAYINIZ, HATTA YAYA DOLAŞINIZ” diyorum.

 

Rahim TAS

 Alıntı : diyardandiyara.com-makale 383

Sosyal Medyada Paylaş:

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Bir cevap yazın

error: Content is protected !!