Sultan Hürrem Şiirleri

Sultan Hürrem Şiirleri

27 Mart 2017 0 Yazar: Ophelian
Sosyal Medyada Paylaş:

Sultan Hürrem Şiirleri

DOĞUM GÜNÜM

Güneş yeniden doğuyor…

Bir şafak vakti okunuyordu ezanlar,

Teranesi susmuş kırılmıştı çanlar.

Bakir bir topraktan sızıyor,

Doğuyor ülkeme koskoca bir ışık.

Yüze geliyor dilinde en güzel anlar…

Yorgun bir gecenin dingin vakitlerinde,

Ay mehtabını unutmuş gök kubbede.

Güneşi bekliyor el vermeye.

Ufukta tanyeri düşüyor o an,

Kayboluyor yıldızlar, can inince yere…

Gelen kuş seslerinde nazenin bir gül.

Tadına dil süzmesi şevkle değer bülbül,

Gamdan kasvetten çıkar dilim dilim.

Ey sancıya yatan en değerli gül!

Uzat ellerini senindir bu gül.

Şerbeti lebinden veriyor dilim dilim…

Yakıyor sancısında patlayan volkanlar toprağı,

Dalında açıyor gecenin tomurcuğu.

Bir bez kundağa söz kesiyor ana öpücüğü…

Sevdası ne güzel, gönüldür tapınağı.

Ayaklar basarken martın yarı ılık havasına,

Sessiz bir esinti alır kışlığı.

Çiçeklere toz serper şerbetinden biraz,

Düş kesilir ışık yolun ortasına.

Uzanır en nazlı ayaklar oyuna,

Haydi gel şimdi düş içimize…

*Gelmişsin baktığım penceremin önüne,

Vermişsin kokunu serçelerin üstüne,

Uçuyor kanatlarında en güzel duygular…

İyi ki doğdum! Dillerde en güzel şarkılar.

Doğum günüm kutlu olsun sen güzel yar…

——————————————————

 

(Öz)lem

 

Yoğunum bu günlerde

Aklım seni özlemekle ,yüreğim sevmekle meşgul.

Özlemenin bu kadar fazlasını taşıyamam

Ağır gelirde düşerim diye tüm korkularım

 

 

 

En çok omuzumda hissediyorum

En çok yüreğimin…

Benim bile keşfedemediğim yerlerinde,

Hapsolmuşcasına !

Beni soluksuz, takatsiz

Cümle kelimelerden yoksun bırakmasına, belki de şaşkınlığım.

 

 

 

Ne kadar yol yürüdüğümün,

Kaç bin kez adım attığımın farkında değilim.

Ya da adımlarımın beni nereye sürüklediğinin…

Sadece başım önde ,

İsmi zehir gibi damarlarımda gezinen

O yârimin, o sevdalımın, o içime sığdıramadığım

Aşkımın kokusunu duyuyormuşcasına;

Ona doğru gidermişcesine yürümek,yürümek ve dahası yürümek…

 

 

 

Sahip olmayı isteyip mücadele ederken,

Uğraşıp hatta didinirken ve hattası

Sevmenin en uç noktalarında yaşarken,

Umursuz, düşüncesiz, açbilaç yok etmekte sanki beni.

 

 

 

Sadece onu düşünmenin verdiği hazzı,

Doyumsuz tatlarda bulmak…

Ve yine onu özleminin mükafatı olan

Daha fazlasıyla özlem,hasret,mutluluk,acı,hüzün

Ve cümlesi aklımın içinde olup, dilime dökülmesi

Mümkün olmayan o kelamlar…

 

 

 

Bilirim ki ruhumun yitik bölgelerinde,

Dökülmüş sıvasında ,kayıp taş parçalarında

Ne kadar yorgun, yitirilmiş de olsa

Zamanın ötesinde, berisinde, gerisinde sen varsın.

Her daim olacağın, olman gerektiği gibi..

—————————————

Al sen yaz kalemi…

İşte sen dedikçe bölünsün içimde gurbet

Yüzünün aya bakan yörüngesinde buz mavisi okyanus tuzu

Seyrine doyulmaz bir ab-ı hayat merhalesi

Sunarken kâinatı gözlerine

Yeşil çuha dokunuşunda

Su olduysa adım, işte inadım

Ey manası denizler kadar derin sevgili

Her bir kıvrımında gece hatmi gibi ağırlarken

Her bakışında düşen ışık huzmesiyle

Kalbimin mihrabına açılsın cennet

Sesime konan serçe sonatıyla

Bir tek senin şiirin kırsın

El değmemiş saf-i karanfil kokan iklimler

Keşfedilmemiş zodyak, sıralı tek tek gecem, düşen yıldızım

Gönlümün tek heceli gonca gülü

Nefesi misk-i amber kokulum

Sinesi gülistandan bir bahçeye açılan kapım

Ey arzu endamım ey benim adamım !

Yitirirken aklımı kâbil olmayan

Bedevi aşkın çölüne esir etmişken beni…

Hâyâllerimi sattım çölde mecnuna

Susuzluğum züleyha, susuzluğum var ya

Kanarken içip avuçlarında

Dokun ne olursun rüzgâr emen saçlarıma

Su demişken hani kuyu gözlerin ?

Sus olsun her dokunduğunda yusuf

Ölmekse ölmek hayatsa sen

Güneşim, ateşim, külüm, teninden

Şimdi yeniden avuçlarıma dolarken yağmur

Yıkadım kirpiklerimi öpüşlerinle

Bak kapadım evrenin kapısını

Bir daha gitme…

—————————————

 

Son Çığlık Düş-erken

 

Bu Son İstasyon

Düşünüyorum!

Bizden ne çok var…

Hiç düşünmediğimiz zamanlarda sevmişiz

Daha başlamadan ne çabuk hiç etmişiz

Son trende kalkmakta

Çığırtkan ıslık

Son bir kez istasyonda yankılanmakta

 

 

 

 

Işıklar diyorum

Mum gibi yoksul

Hüküm sürerken ışıltın içimde

Bir yalnızlık hakim havaya

Issız peronun en tenhasında

Başımı yaslıyorum omzuna

Yine en çok özlemini duyduğum kokun aklımda

 

 

 

 

Pusuda düşman izleri

Soğuk almış sürgün iklimler

Faranjit bir beden yağmalanmakta

Yalancı memeye ilikli yine umut

Siyah yelelerinden tutup

Sök at suyunu bulut dinsin

Sussun bu yağmur durulsun

Acımasınlar aşka

Yine her zamanki gibi

En öndeki atlar vurulsun

 

 

 

 

Zifir kusarken avuçlarıma

Simsiyah kıvırcık saçlı o meçhul karanlıklar

Islak prangalar dilimde yavuklu

Ve mührü vurduğum dudaklar

Biter mi bu hengame

Ruhum bir beşik, zamana uykulu

Sancılarım antibiyotiğe gebe

 

 

Ve

 

Deniz kokuyor ellerim avuçlarımda

Bileklerindeki kokun artık ruhumda

Gün gelir de bu korkuyu aşamasam da

Her zaman son dileğim

Sen kadar hayat…

 

Ben sendeyim unutma yaşamasam da

 

————————————-

AYRILIK

Bir yanım ayrılık kokuyor şimdi…

Sensizlik sonrası sessizliğin içinde

Tutunduğum duvar üzerinde ışık oyunları

Yalpalarken iskeleye bağlı sandal

Kadife seslenişlerin

Çınlarken kulağımda

Açmaya çalıştığım penceremden

Görüyor musun sen de?

Hazin bir yokluk

Akıp gidiyor, Marmara’ya

Karartılı dünün güncesini yaşıyorum

Kaldırımlara düşen adımlarımı peşkeş çekiyorum

Kokusu birbirine karışmış

Kandırılmış kırmızılı kadınların

Döl tutmuyor artık yürekleri

Akıp gidiyor meçhule

Bu müphemlik korkutur mu seni de!

Yoksun ve yetim tek başına

Şimdi, yalnız, şehri İstanbul

Gör isterim, duy

Sendeleyerek düşerken

Kız kulesinde matem havası

Gri bir perde kapanıyor üzerime

Ağır bir acı dökülüyor havadan

Sahil boyunca uzanan

Göz çukurlarıma

Yol uzun, çetrefilli

Sükût kalıyor senden geriye

Çehresi pembe, gözleri cennet

Arkamı dönüp uzaklaşıyorum

Sokakta yanan lâmbalardan

Gecenin karanlığını sen sanarak

Oysa; yeni başlamıştım senli şiirler yazmaya

Gitmek zorunda mıydın?

Basa basa sevdamın sızılarından

Tüm soğukları senden bilirim

Bilsen

Sen varsan yanar soba!…

O da bilmez ama sen gibi

Seni sende bırakmak ne acı!

Bir fasıl daha geçiyor bak kemancı

“Ayrılık ayrılık

Aman ayrılık.

Her bir dertten âla

Yaman ayrılık.”

———————————————-

Can Çekişen Kuşlar

 

Sen sorumlusun gözbebeklerimden,

Bak bana bir kere daha

Ve hadi göm kendini üzerini örtmeden

Çöl diliyle konuşma benimle

Ki bir suçlu gibi susuyor gözlerin,

Aranır aşkın renkleriyle yokluğun

Hadi sana izin

En kör sabahı, doğur yüreğimde

Ve sen, sakın benden gitme

Kayıp kentin kayıp kadınıyım demiştim

Arar bulurum seni

Unuttun mu

Yüreğimden sen sorumluydun!

 

 

 

Sende saklı bilmiştim

Hiç bitmeyen ağrıların silgisini

Bak karabasan geceler çoğaldı yine

Hem kaç kere dedim

Dönüşü yok bu aşkın diye

Hep kalp ağrısı olsan da

Bir çaresi bulunur elbet

Şimdi bir gece uyuyup uyanalım

Belki bir yola geliriz!

 

Görüyor musun?

Yalnızlığımız, el ele sevgili,

Ne güzel de yürüyorlar ISSIZ

Yağmurları hasret

Saçları rüzgar

Dağınık hayalleri…

Islak bir gecenin sabahında

Kurgu bu ya tenha

Okyanusun dünyaları

Ne güzel öpüyorlar maviyi

Görüyor musun yalnızlığı sevgili

Ellerim hâlâ sana teyelli

 

 

Her gece bir öncekine mezar

Geniş bir kavisle gelirken akıma

Issız bir sahil ve parti rüzgârı

Bir perdelik oyun ki son replik

Repliklerimi kulağıma üfleyen

Başrolde sen afili delikanlı

Korkar oldum sevmekten n e d e n

Mavi bir gece sonatı

Çıkmaz sokağında son bir nefes

Konuşma diyor

Sus diyor us

Dayan tarihin küflü dokusuna

Gelir bulur seni mahkûm

Unutma

Kal öylece Zeus

 

 

Yaması bile delirmiş artık

Neresine koysam seni orası yaralı

Orası yeşil burası beyaz

Anla bu aşkın son hilâli

Sarılsan ölürüm dokunsan ölüm

Deli bir mecnun ahvâli

 

 

Sözcükler nefesin gerisinde

Deli bir rüzgâr eserken tufanım

Dil sarmaş dolaş tedirgin

Ay kıskıvrak sarılmış gecenin zifirine

Aklım karmakarışık

Saçlarım Rapunzel

Yüreğim şaşırdıkça

Kendimden kaçarım

Senden ne kadar eksilirsem

Bil ki o kadar naçarım

 

 

 

Günahsız bir z-aman yarat benim için

Sen diye yatayım koynuna

Ve mısraların en haylaz yerinde yakarız mumları

Aşk isyan çıkarınca iç ruhumuzda

Çeker gideriz bedenlerimizden kol kola

 

 

Ne yana baksam senden bir gülüş

Hangi köşeyi dönsem senin gölgen

Derin bir yokluk bu sensizlik

Sevemedim hiç bu iştigali

Hangi ağaca baksam

Hep başıboş kuşların işgali

 

 

Tatlı bir fısıltıydın sen

Ansızın kulağıma gelen

Şöylece bir yüreğime dokunan

Ve her alfabede okunan

Yüreğimin solfejinde bir nota

En masum şarkım

En asi çığlığım

En hoyrat kalemim

Ben hep seni yazdım

Suçluyum bitiremediğim için affet

 

 

Yaralı bir sayhasıydı pencereme konan

Açtım odamın her duvarını

Al istediğin gibi kullan

Kanatları rüzgâr

Korkma alırım avuçlarımın arasına

Ama yeter ki

O masum bakan gözlerinle susma

 

 

Unut deme bana bir daha

Daha dünmüş gibi aklımda

Soğuk bir kış günüydü

Dudaklarıma değen sıcak sihir

Harflerin keskin uçlarıydı yüreğimi delen

Bir çılgın hevesti gamzelerime değen nefes

 

 

Hadi ört istersen pencereni

Can çekişen kuşları seyret!

 

——————————————-

zaman

Suçluyum, itiraf ediyorum

O gecenin teveccüh motiflerini ben çaldım

Tezgâhlar da dokunan kilimleri ben aşırdım

Kağıt paraları tek tek yaktım ocakta

Yırttıp attım yolun haritasını

Şimdi bulamazlar bizi

Geriye dönmenin hayalini bırak kenara…

Sen bilmezdin o zaman

En çok günahı olan bendim

Sandıktan o tütsüyü ben çıkardım

Soktum koynuma usulca

Sinemden harlanarak çıkan et kokusu oydu aslında

Gece güne dönmeden

Henüz şafak sökmeden

Hiç kimse uykusunu bölmeden

Sarı kandili söndüren bendim

Ben kirlettim Meryem’in entarisini

Ben çiviledim İsa’yı çarmıha

Tek başına saklambaç oynadım

Kendi adımın etrafında

Siz hiç bilmediniz

Aynaların hepsini ben kırdım

O kara kediyi arsızca önünüzden geçirdim

Yolunuzu şaşırın diye merdiveni sed yaptım

Yusuf’u gözümü bile kırpmadan ittim karanlık kuyuya

Züleyha’nın kalbine ben soktum fitneyi hayasızca

Mecnun’a çöl’de su vermedim ısrarla

Şeytanı kandırıp, insanlara musallat eden

Kainatın tüm içtenliğini bozan bendim aslında

Tüm kapıları kilitledim

Gökyüzünün rengini ben çaldım

Ben kanattım çocukların dizlerini

Anaların hepsini ağlatan bendim

Tüm babasız piçleri ben peydahladım

Gelin olmadan kızlarınızı

Diri, diri topağa gömen bendim

Tüm katillerin atası benim

Tüm cinayetlerin tek sebebi

Tüm olayların tek sanığı

Tüm yaşananların tek tanığı

Haydi, ne bekliyorsunuz

Bileğime vurun kelepçeyi

Ayağıma geçirin prangayı

Dilime kesin orta yerinden

Kızgın şiş ile dağlayın gözlerimi

Aradığınız suçlu benim

Daha neyi bekliyorsunuz

Asın beni de rahat ed(in)eyim

—————————————-

hediye

 

gül kokulu sevdiceğim

duydum ki bana gücenmiş gönül koymuşsun

duydum ki sana olan sevgimden şüphe eder hale gelmişsin

duydum ki geceler boyu uykusuzluğumu

gözlerimden dökülen yaşları

hasretinden yanan bağrımı hiçe saymışsın

 

 

 

 

ahh be sevdiğim

ahh be yürek sızım

ahh be iki gözümün nuru

ahh be hasretinden yanıp yanıp küle döndüğüm

 

 

 

 

 

ben ki hala senin nur cemaline bakmayı ar ederken

gece kadar siyah gözlerinin içine bakmaya utanır

yanaklarım al al olup;

dizlerimin bağı, kollarımın dermanı kesilir

alnımdan sicim gibi ter şıp şıp damlarken

vakitli vakitsiz özlemler içinde hasretinden cayır cayır yanarken

sesini duyduğum zaman put kesilip şaşkına dönüp kalakalırken

geceler boyu uykusuz gül yüzünün hayaliyle yaşarken

düşlerime uzanan bedenini kollarımın arasına alıp

siyah saçlarının arasında dolaşan parmaklarımı

kulağına fısıldadığım aşk sözcüklerini hiçe sayıp

benim sana olan sevgimden bir an bile olsa şüphe duymuş olman

gücüme gitti doğrusu…

 

 

 

 

demek ki sana olan sevgimi, tutkumu, sevdamı tam manasıyla gösterememişim

suçum buysa; kabul ediyorum. boynum sana kıldan incedir bilesin…

 

 

 

 

 

 

ben ki iftar vakti orucumu seninle aynı anda açmak için

bulunduğun şehrin ezan vaktini bekledim

aynı sofrada oturdum

aynı bardaktan su içtim

aynı ekmeği bölüp, paylaştım seninle

aynı duanın içinde çoğalıp sonunda El Fatih-a dedim

çok şükür Elhamdülillah

 

 

 

 

 

ayak izine rastlarım diye yürüdüğün yollardan geçtim

dut ve incir ağaçların çevrelediği

yüzlerce basamağı olan merdivenlerinden inip çıktım

köşedeki çiçekçinin saksısında açmış beyaz zambakları kokladım

tezgahlardan taze meyve sebze aldım

bilirsin sana her zaman

mavi gömleğini, sarı tişörtünü çok yakıştırdım…

 

 

 

 

 

akşamları güneşinin son kızıllığının düştüğü marmarayı izledik yan yana

kokusunu çektik yosunların her kayaya vurduğunda

martılara avuçlarımızdan simit yedirmek için yarıştık

kız kulesinin sessiz kalışını suskunlukla seyrettik

geçen vapurlara, balıkçı kayıklarına el salladık çoğu zaman

söylemedik birbirimize ama; bizde onlar gibi

köhne bir sandala binip açılmak istedik ufuklara…

 

 

 

 

 

Sen ateşler içinde hastayken geceler boyu başında bekledim

adımı her sayıkladığında ellerini ellerimin içine alıp sıkıca tuttum

seni izledim uykunun seni saran o sıcalığında

kollarımın arasına usulca alıp

seninle uyuyup seninle uyandım her gün doğuşuna…

sen uyanmadan hazırladım kahvaltı soframızı

senin sevdiğin yiyecekleri yaptım her defasında; zevkle…

perdeleri iki tarafa açıp

parmak uçlarımda yanına gelip

dudağından öperek uyandırdım her sabah

uykusunu alamamış mahmur gözlerini

ovuşturmanı izledim…

elinden tutup, banyoya götürüp

elini, yüzünü yıkadım

tabi bir keresinde gözüne kaçan sabun köpüğüyle canın yanmış, kızarmıştı

hatta o şekilde beni kovalamıştın evin içinde

saklandığım yerde yakalayınca

küçük bir kedi yavrusu gibi kucağına alıp, “yaramaz’ım” diye sarılıp öpmüştün…

 

 

 

 

sen gitarınla şarkılar söylerdin verandada

ben eşlik ederdim sana bildiklerimle

hareketli şarkılara, türkülere dayanamaz kalkar raks ederdim

eğilirdim önünde yerlere kadar

alnımı öperdin, kucağına alır, sarıp sarmalardın

her mehtaplı gece de yıldızları seninle izlerken

 

 

 

 

akşam mütemadiyen televizyonun karşısına geçerdik.

sen otururdun koltukta

ben ayak dibinde, başım dizlerinde olurdu

meyve soyup ağzına verirdim

çerezlerin kabuklarını ayıklayıp yedirirdim

bazen tam maskaraya dönerdim biliyorsun

kendimi sana sevdirmek için etrafında pervane olur

seni öpücüklere boğar

patlamış mısır savaşı başlatırdım

her yer bembeyaz olurdu

gören olsa odaya kar yağmış sanırdı…

 

 

 

 

velhasılı

ey sevgili

ey ciğer parem

ey ışıltılı sabahıma doğan yıldızım

ben ki sana yüreğimle bağlanmışken

hüzün gemilerini tek tek yüzdürürken açık denizde

hayalin benliğimde ılgıt ılgıt eserken…

bana gücenme sevdiceğim

gücenipte beni de üzme

beni sadece sev

sadece sev beni

bir masalın ortasında gezinen çiçekler gibi

sev, okşa, tara, ör ve öp saçlarımı her defasında

————————————————————

kadın

o zamanlar bende üç gül açardı

heyamol güller…

başımda yedi renkli kuşlar kanat çırpardı

ve hiç gülmezdi onlar…

o zamanlar bende üç gül açardı

pembeydi yanaklarına eş değer

kırmızıydı daha yeni açmaya başlayan leb-i gonca

sarıydı saçların gibi kusursuz ve başaklar gibi rüzgarda dövülen

heyamol gülleri sarkardı taş duvarlardan

yaprakları seyrek seyrek

gülüşü içten, sıcak, çocuk saflığında

kirpikleri mısra mısra

dokunurdu aydınlıktan karanlığa

başımda yedi renkli kuşlar kanat çırpardı

her biri başka bir coğrafyanın köyünden gelme

her birinin bir hikayesi vardı

sürü sürü kardeşi

sürü sürü isimlerini yazardı bulutlar

ve hiç gülmezlerdi onlar…

ayaklarında prangalar siyahtı

yüzlerine bakan yüzler (!) siyahtı

ağıtlar doldurmuştu kulaklarını

bin yıl konuşmadan sustular

kapattılar gözlerini

nihayet öldü gürcü kuşları

Yukarıdaki tüm şiirler SULTAN HÜRREM adlı şaire aittir.

Şairin tüm şiirlerini okumak için tıklayınız.

Ben siirleraslabitmemeli.com yöneticiliğimde çok edebiyat sitesi takip ettim. Öyle zamanlar olduki çok beğendiğim şiiri sonrasında bulamadım. Ya şairi silmişti yada site kapanmıştı. Daha çok şairler gidiyor sanal alemden, bazende rumuz alıyorlar gerçek isimleri yok oluyor. Bu web sayfamın akibetide meçhul lakin bir nebze anlamlı şiir ve de şairleri buraya alıyorum. Olur ki bana derlerse eğer bu şiirlerimi kaldırım hemen kaldırırım. Ama demezler diye düşünüyorum çünkü burası şiirler hiç bitmesin sloganı ile nefes alıyor.

Sosyal Medyada Paylaş: