SUNAY AKIN

Sunay Akın

(d. 12 Eylül 1962)

Sunay Akın, 1962 yılında Trabzon’da doğdu. Akın’ın daha iyi bir eğitim alabilmesi için ailesi şair 10 yaşındayken İstanbul’a taşındı. Koşuyolu Lisesi’ni bitirdi ve lisans derecesini 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Coğrafya Fakültesi’nden aldı.

Akın ilk şiirini 9 yaşındayken bir metoroloji çalışanının kızına yazmıştı. Şiiri kızın evindeki balkon kapısının üstüne kazıdı. Ancak soğuk geçen kış mevsiminde aile o kapıyı yakmıştı ve Akın’ın şiiri hiçbir zaman yerine ulaşmadı.

AİLE BOYU

Ezilmiş bir çocukluk benimkisi

bir iskelenin

vapurların yanaştığı yüzüne asılıdır

üç tekerlekli bisikletimin

*****

Şairin ilk şiirleri 1984’te bir dergide yayınlandı. 1987’de “Noktalı Virgül” dosyasıyla Halil Kocagöz Şiir Ödülü’nü aldı. İlk kitabını 1989’da “Makiler” adı altında çıkardı. Aynı yıl arkadaşlarıyla birlikte “Yeni Yaprak” ve bir yıl sonra “Olmaz” adlı şiir dergilerini çıkardı. 1990’da “Makiler” şiiri, şaire Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü’nü kazandırdı.

“Makiler”in ardından Akın 3 şiir kitabı daha çıkardı; “Antik Acılar” (1991), “Kaza Süsü” (1993) ve “62 Tavşanı” (1998). Bunlar dışında 8 tane de roman yazdı; “İstanbul’un Nazım Planı” (1999), “Ay Çöreği ve Deniz Yıldızı” (2000), “Kız Kulesin’deki Kızılderili” (2000), “Önce Çocuklar ve Kadınlar” (2000), “İstanbul’da Bir Zürafa” (2001), “Onlar Hep Oradaydı” (2002), “Kırdığımız Oyuncaklar” (2003), “Kule Canbazı” (2004). Şairin derlemeleri de; “Şairler Matinesi” (1994), “Küçük Asker… Küçük Asker” (1996), “Şiir Cumhuriyeti” (1994), “Ve Şaire… Ve şaire” (1995), “Kırılan Canlar” (1997) idi. Tüm bunların yanında birçok radyo ve televizyon programı yaptı.

Sunay Akın’ın en büyük düşü bir oyuncak müzesi kurmaktı ve bu düşünü 23 Nisan 2005’te gerçeğe dönüştürdü. Türkiye’de türünün ilk örneği olma özelliğini taşıyan bu müzede Akın’ın 11 yıl boyunca dünyanın birçok yerinden topladığı oyuncaklar yer alıyor. Müze, İstanbul Göztepe’de bulunuyor. Akın şu anda Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde ve Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde ders vermektedir. Tek kişilik bir gösterisi bulunmaktadır. Şiirlerinde Orhan Veli’nin ve Cemal Süreya’nın etkileri görülür. Kelime oyunlarını ve alaycılığı sık kullanır. Alıntı : biyografi.info/kisi/sunay-akin

 

SANA YAKIN

Bir dostun sıcaklığına

Öylesine

Yaslamak istiyorum ki başımı

Ya omzunu uzat sevgilim

….

Sunay Akın

* * * * * * *

Sunay Akın dan Sözler :

Gelir gibi yapıp köşeden ‘U’ dönüşü yapıyor mutluluk. Bir türlü mutlu olamadık bizde, ama hala U-mutluyuz.

Kırgınlığım lunaparkta unutulmuş bir çocuğun nefreti kadar. Sorun atlı karıncalar değil, arkamdan dönüp duran dönme

Eğer inceldiği yerden kopmasına izin vermezsen, gün gelir en sağlam yerinden kopar. Canın yanar, canını yakar.

Yanındayken bile özlüyorsam seni, nasıl anlatılır ki sensizlik

Tenine dokunabilmek mi? Haşa! Gözüm göz menziline girsin yeter. Hadi düş düşlerime, tutmayana ‘aşk’ olsun.

* * * * * * *

AMA ÖLÜM

Hiçbir genç kız

taşımıyor kolyesinde

sevgilisinin fotoğrafını

ama ölüm

sayfaları oyulmuş

bir aşk romanının

içine gizliyor

tabancasını…

* * * * * * *

AYNA OYUNU

Mahalledeki en güzel kızın

duvara aynasından

yansıttığı ışığı

nedendir bilmem

hep ben yakalardım

onca çocuğun

elleri arasından.

AYRILIK ŞİİRİ

Her satırı

mendireğe dizili karabatağa benzeyen

bir mektup bırakarak

balıkçı koyundan

sisler içinde uzaklaşan kayık gibi

bir sabah usulca ayrıldın

koynumdan

Bütün yolcularını

boğaz köprüsünün çaldığı

araba vapurunun

boş seferleri

gibi yalnızca rüzgar

gezinir sensiz

yüreğimde

Durgun bir sudur aslında deniz

ki çocukların

acemi oltalarını denedikleri

kuytu bir iskelenin

tahtaları altına yazdığım

ayrılık şiirini okudukça

dalgalanır.

ÇOCUK VE HÜZÜN

I

Ne zaman bir çocuk ölse

gözü evlerinde

annesinin kavurduğu

helvada

kalır

II

Yoksul bir çocuk görsem

yağmur altında üşüyen

köprü olmak geçer

hiç değilse

içimden

III

Her akşamüstü oyuncakçı

camekanından

çocuk ellerinin

izlerini

siler

FİLİKA

Batmak üzere olan

bir gemide

panik içindeyken herkes

ne de çok sevinir

ipleri çözülen

filika

GÖZYAŞI

Ödünsüz bir sobanın

yanında titreyen

çocuğu görse yağmur

gözyaşlarını odaya

tavanarasındaki delikten

usulca bırakır

KIRIK KİBRİT

Her kapı eşiğinde

çocuk mezarı diye takıldığınız

45 numara ayakkabılarımla

içinde etleri çürüyen

bir çocuk cesedi taşıdığımı

nasıl da bildiniz

Hiçbir bardakta

dudak payı bırakmadınız bana

bir kaşık sesini

bile çok gördünüz

şekersiz içerek

çaylarınızı

Bakarak yürüdüm oysa balkonlara

göz göze

gelebilmek için

çamaşır ipinin arkasına astığı

iç çamaşırlarının

ıslaklığına sürünerek

kanaryasını güneşe çıkaran

bir kadınla

Yanıma yaklaşıp kibrit istediğinizde

ıssız bir adaya düşen

yalnız adamın

dumanı görülsün diye yaktığı

ateşiydi sizlere

uzattığım

Ve siz

her seferinizde

sigaranızı yaktınız

ama açıktan geçen gemiler gibi

yanınıza beni almadan

gittiniz! ..

Yazar: Ophelian

Ophelian’in profil fotoğrafı
Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Bir Cevap Yazın