• ÜYELERİMİZDEN GELENLER

    Nar-ı Kargaşa

    Yangının orta yerinde bırakır insanı kelimeler karmaşada bir isyan dudağa kadar gelip, orda susma hakkını kullanır inadına… Yıldızların ışığını sakındığı zifiri gecede uykuya dalarken mükellef her nokta mazide düşer gözbebeklerine beklenen yalnızlık pervasız kıvranırken umut son nefesinde bir vapurun düdüğünden “merhaba” der İstanbul güneş doğmasın dualarında başlanılan güne ocağın kar kokulu rüzgârı dokunur gülü solmuş gamzeye bir hiçliğin sesi çırpınır yaralı serçenin yüreğinde “çaylar taze” diye bağıran çaycısı değer sonra göze “abi boyayalım mı” sesi ürpertir tüyleri ve son model arabalarla cirit atan veletler çamur sıçratır yine basma çiçekli elbiselere

  • ÜYELERİMİZDEN GELENLER

    susMA Zamanı

    Zamansız kopmuşsa kızılca kıyamet yüreklerde bakışlar yıkıyorsa küçük dağları yerinde sıkılmışsa var gücüyle sabrın yumrukları bin ah işitiliyorsa sessizliklerde “boynu bükük asil susuşlar” ondandır. Sönmüşse biçare gözlerin nuru körelmişse sevgi mateminde umutlar yanmışsa hasret mumu beklenen vuslata kanamışsa yaşlar gözpınarında “mecalsizce yalpalayıp gezmeler” ondandır. Diyar diyar savrulmuşsa gönüller beyhude uğurda ay ışıgı kararmışsa gece yar’in koy’unda

  • ÜYELERİMİZDEN GELENLER

    Nar-ı Yalnızlık

    Beni anneme sorun yalnız kalmaktan korkan bir çocuktum… ” ben ne zaman yalnız kaldım bilmiyorum “ ne zaman kendime baksam çığlığımı gömdüğüm çukurlarıma takılıyor ayaklarım sessizliğe bıraktığım nidalar yakarken boğazını istanbul’un bölünüyor en afillisinden yedi tepede yetmiş bin yerinden mantığım gül kokuyor yalnızlık satırlarımda mısralarımda mesafe vuruyor sözler b/aşka b/akıyor gözlerim o an ruhuma dolan loş volkanlarla şevvâlin hüznü karışıyor gözlerime

error: Content is protected !!