Şair Yüreğinde Nükleer Bomba Taşır

Şiir bir yangın yeridir, yakan şair tutuşan okuyucudur. Okuyan okuduğunda bulur kendini ama şair okuyana anlatmaz içinden geçenleri, onun yangını dilinden söyleyemediklerindedir.

Şair anlaşılmaz biridir. Onu reel düşünen değil soyut düşünenler anlar. Soyut kavramı uçuk kaçık olan değil, içinde duygu ve his yoğunluğuna sahip kişilerin varlığını anlatır diyelim.

Yaşamak sevmeyi, üzüntüyü, hüznü, sevinçleri hayatımıza sokuverir. Hiç kimse duygu patlamalarından olumlu etkilenmez. Her duygu mesela şairde farklı yaralar açar. İçinden atmak istediklerini yoğunlaşıp infilak etmeden mısralara döker. Her şey aslında bir anda olup biter. Bomba düşer, patlama olur, kafiyeler etrafa savrulur. Aslında savrulan şairin içinden kopanlardır. 

Duygularını bölemez şair çünkü o bölünmeyi değilde bütünü koyar şiirlerine. Değil mi ki bir roman kadardır şairin beş on kıtalık şiiri, o anlatmak istediğini bir roman ağırlığınca sayfasına yazar. Yazdığı bir sayfa yoruma açık yüzlerce sayfa demektir. (daha&helliip;)

Peri Kızına 20

Peri Kızına 20

Medineye yürüyorum sen de gel benimle
Elin ver yürüyelim en sevgiliye

Yolumuz çölden ırmak
Varacağımız yer cehennemden uzak

Ona giden yollar sıra sıra vaha
Dosdoğru giden yollar tıpkı yunustan mısra

Yüreklerde biriktirilir sevgi dolu nimet
Ona varınca dökülür gözyaşlarında saklı hürmet

Aşk tecelli etmez ise gönüle
Nur-u muhammed düşmez yüreğe

Ol ki yüreğimi kanatlarınla serinlet
Gittiğimiz yer aşk-ı muhammed (daha&helliip;)

İlkbahar İstanbul’da

anayurduna-donen-laleyi-ihrac-etmeye-basladik-4876895_2809_o

Beşiktaş’tan Dolmabahçe’ye yürüdünüz mü yada aracınızla o yoldan hiç geçtiniz mi bugünlerde ?

Belediye eflatun renkli çiçekler dikmiş yol boyunca eflatun mu dersiniz, mor mu siz karar verin bir harikalar şu anlarda lakin kısa sürecektir sanıyorum ömürleri bir süre değiştirip başka bir çiçek ekerler. Ben sabahları o yoldan geçmeyi çok seviyorum. 

Bugünler de her yer bir başka güzel tüm yol kenarları, duvarlar çiçekler ile süslenmiş durumda alabildiğine ilkbahar kokuyor, alabildiğine laleler gözleri boyuyor ah şu polen allerjiside olmasa 🙂 Deniz yolculuğu yapıyorsanız boğazda erguvarlara şahit olursunuz İstanbul’un çehresini trafikten alıp kendine çevirirler kısa bir ömür sürselerde. Attila İlhan şiirinde :

istanbul ve sen / ikinizden kalanlar

tekrar tekrar ısrarla yaşayıp durduğum

çengelköy’de yaz unutulmaz erguvanlar

rüya mıdır gerçek mi kendi kendime sorduğum

… diye rüyadan uyanmak istemezmişcesine sorgular İstanbul’u.

Her şehrin baharı bir başka güzeldir. Her şehir, her insan başka bir bahar yaşar. İlkbahar doğum vaktidir doğanın, insan bir yaratanın varlığını hisseder kurumuş dalların çiçeklendiği zamanlar. 

Ataol Behramoğlu ‘ İlkbahar ‘ şiirinde:

Yüzümü bulutlara kaldırıp

(daha&helliip;)

Dolmabahçe’den Boğaz Temaşası

imperiaflex_0_20_0

Şu anda İstanbul Dolmabahçe camine yüksekten bakan bir plazadan boğazı seyrediyorum.

Hava pırıl pırıl, güneş tüm ışıklarını denizin maviliğine sermiş daha ak pak olsun diye dalgalarında yıkıyor besbelli, deniz gümüşle aydınlığın buluşmasının coşkunluğunda kendisini ayna karşısında süslenen bakımlı bir bayan gibi hissediyor herhalde. O ışıltının orta yerinde, kıyısında, uzağında büyüklü küçüklü motorlar, vapurlar, yük gemileri koşuşturma içinde.

Hayat huzur anında bir makas gibi kesiyor dünden kalan huzursuzlukları, bu güzel manzaranın gölgesinde kalarak, Şair Sedat Umran bir şiirinde

‘ Makas olaydım / Bölerdim uzayan can sıkıntısını / Umutlarımı, ürkekliğimi, yalnızlığımı da / Ölümümü kendime göre keser biçerdim’ diye ne güzel anlatmış değil mi ?

Yaşamak ve varolmanın geç saatlerine ulaşmadan önce anların kısa tebessümlerini yakalamak benimkisi.

Dün kasvetli olan deniz, şimdi alabildiğine kahkahalar atıyor kendince, beni de kendisine ortak ediyor görmeden, bilmeden.

Şu anda İstanbul’un anlam dolu sevgilisine bakarken 1226-1312 yıllarında yaşamış olan şair sultan Veled’in şu (daha&helliip;)

BEN KADINIM

 Biz

anne ,abla, bacı, nine, eş sıfatlarına sahip birer kadınız.

Kimi zihniyetlere göre eksik etek,saçı uzun aklı kısada olsak,onları dünyaya getiren,büyüten varlıklarız.

Ürkek, kırılgan ve naifiz.Fakat söz konusu sevdiklerimiz olunca bir panter gibi savunmacıyız.

Kah töreye kurban gitmiş bacı, kah kurtuluş savaşındaki cesur Nene Hatun, kah Mustafa Kemal’in kağnısına koşullanan Elif, kah sanatta, bilimde nam salmış biri, kah (daha&helliip;)

Şairin Ölümü

 

imagesCAYUD2EC

Ey ölüm sükütum, sükutu musalla üstüne sermişken sen şiirden esintilerinle beni gidilecek yere mi hazırlıyorsun ? Sen ki suskun şairlerin üzerini örten sırsın. Bu sır onların dahi şahaneleri ile sayfalara dökülmese idi sen sen olamazdın bakışlarımızın üzerinde.

Gündüz geceyi avuçlarımıza verdiği şu anda, kararan bulutlar yanıbaşımdaki şu kurumuş dalları ile tepemden bakan ağaçta seni tecelli ettiriyor gören gözlerime.

Ben ki şiirler deryasında akan bir nehir gibiydim de kenarımda yemyeşil mısra (daha&helliip;)

MISRA

imagesCASUCBQW

doğum sevilene

ölüm sevilmeyene

sen yeter ki ses ver bana

ben bilirim ki kapımda şiir var

med cezirlerin benden aldığı

kalemlerin geri verdiği

cennet şiirler altında

(daha&helliip;)

PUBLIUS VERGILIUS ( M. Ö. 70 – 19 )

vergilius

Vergilius’un

zamanında edebiyat en çok el üstünde tutulan şeydir, herkes mısra düzmektedir.

Şiirin bir kaçış yolu olduğu karışık zamanlarda sık sık görüldüğü gibi, Vergilius ve dostları da çoban şiirlerinin kılık değişimi altında mutlulukla kendilerini bulurlar. Bunun için Vergilius’un çobanları bazı bakımlardan hayal yaratıklarıdır.

Çiftçilik şiirlerinde öğretici bir şiirin görünüşleri bulunur.; ama o zamanlar bu çeşit şiir küçümsenmezdi. Zaten şiirin amacı ekim tekniklerini yükseltip yasalandırmak değildir; toprakla başbaşa yaşıyan insana, büyük ya da küçük toprak sahiplerine, yoklukları yaşamaya imkan bırakmayan erdemlere, eğilimlere şereflerini geri (daha&helliip;)

Sone Nedir ? ve Sonenin Özellikleri

Sone, iki dörtlük ve iki üçlükten oluşan 14 dizelik bir nazım şekilidir. Batı edebiyatında kullanılan bu tür Servet-i Fünuncular tarafından Türk edebiyatına sokulmuştur. Genellikle dörtlükleri çapraz kafiye ile yazılır. Sonede işlenen konuları sınırlandırmak doğru bir yaklaşım değildir. Sonede her türlü konu işlenebilir.Son dize duygu yönunden en baskın dizedir.Devrik cümleler kullanılır. Batı edebiyatındaki sonelerde aşk konusu işlenir. Fakat bizim sonelerde her türlü konu işlenir.

Bir başka bakış açısında ise şu şekilde ifade edilir. İlk iki bendi dörtlük son iki bendi üçlük on dört mısradan oluşan nazım şekli. Önce İtalyan edebiyatında kullanılmış sonra Fransız edebiyatına oradan da diğer Avrupa edebiyatlarına geçmiştir. Edebiyatımızda ilk Cenab Şahabeddin’in sone şeklinde şiir yazdığını görüyoruz. Servet-i Fünûn şairlerinin hemen hepsi bu nazım şeklini benimser.

Sone kafiye sistemi üçe ayrılır:

1. İtalyan tipi: Kafiye şeması abba abba ccd ede

(daha&helliip;)