Lütfen Sen Yaşa

Eski bir günlüğün sayfalarında ölüp gitmiştim, insan her bir günün sayfasında ölümü yaşar. Senin sayfalarında öldürüldüğüm gibi kendi sayfalarımda da ölürüm ben. Yaşama hakkı elinden alınmış kişileriz biz, ne derler bilirsin insan her gün yeniden doğar demek ki her gün de ölür.

Aşık Edebiyatı

Âşık edebiyatının kaynağı, İslamiyetin kabulünden önceki Sözlü Edebiyattır. 15.yy.dan sonra gelişerek günümüze kadar ulaşmıştır.
Şiirini,aşk,doğa,kahramanlık gibi konularda, sazıyla birlikte söyleyen şairlere İslâmdan önce ozan, baksı, kamoyun denilirken, İslâmın kabulünden sonra âşık ya da saz şairi denmiştir.
Bu âşıkların oluşturduğu edebiyata da âşık tarzı Türk edebiyatı denir.
Âşık edebiyatı şiirden ibarettir. Bu şiir din dışı bir şiirdir; âşık da denilen şairlerin kopuz, bağlama, cura tambura eşliğinde söyledikleri sözlü-besteli edebiyat türüdür.
Usta-çırak ilişkisiyle yetiştirilen aşıkların çoğu okuma yazma bilmeyen ancak saz çalma ve şiir söyleme yeteneği olan kişilerdir. Âşıklar,saz şairliğini usta âşıkların yanında öğrenir,sonra onlardan mahlâs alarak diyar diyar gezmeye,ellerinde saz şiirler söylemeye başlarlar.
Gelişme alanları arasında kahvehaneler,asker ocakları,kervansaraylar,bozahaneler,tekkeler,konaklar vardır.
Âşık,bilgi,duygu ve becerisini yaptığı atışmalarda gösterir.Aşık şiiri diğer halk edebiyatı ürünleri gibi sözlü edebiyat ürünüdür. 15.yy.dan itibaren yazıya geçirilmeye başlanmıştır. İlk olarak okuma yazma bilen kişilerce derlenerekcönk adı verilen defterlere yazılmıştır âşık şiirleri. Böylece şiirlerin zamanla unutulup kaybolması engellenmiştir.Aşıklık geleneği Anadolu coğrafyasında bugün de canlı olarak yaşatılmaktadır.
Âşık Edebiyatı Özellikleri:
1)Aşık veya ozan denilen kişilerin,saz eşliğinde söyledikleri şiirlerden oluşur.
(daha&helliip;)

Berzah 1

su idim saydam oldum

su idim bulanık

su idim cennet oldum

su idim kur-an oldum

su idim berzah oldum

su idim kafi oldum

su idim biter oldum

yol oldum ayrıldım

yol oldum buluştum

yol oldum gece oldum

yol oldum gündüz (daha&helliip;)

Mavi Ölüm – Ömer Çelik

Mavi Ölüm – Ömer Çelik

yine sana sesleneceğim

senin kim olduğunu hiç bilmeden

senin kim olduğunu en çok bilerek

isyankar zambakların çılgın nilüferlerin

dört nala açan kiraz çiçeklerinin

dudak kıvrımlarına yoldaş olacağım

sarı bir hüzün kızıl bir gurur

ve siyah bir öfkeyle konuşacağım sana

……..

 

sana oklardan değil yayadan bahsedeceğim

gülün dikeninden değil

gülleri ve dikenleri doğurmaktan yorulmayacağım

topraktan söz açacağım

akan su gelmeyecek kelimelerime

(daha&helliip;)

Ne Güzel Şey Hatırlamak Seni – Nazım Hikmet

Ne Güzel Şey Hatırlamak Seni – Nazım Hikmet547304_383693945014229_192282174155408_1061711_1936037163_n

Ne güzel şey hatırlamak seni:

ölüm ve zafer haberleri içinden,

hapiste

ve yaşım kırkı geçmiş iken…

 

Ne güzel şey hatırlamak seni:

bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin

ve saçlarında

vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının…

İçimde ikinci bir insan gibidir

seni sevmek saadeti…

Parmakların ucunda kalan kokusu sarduya yaprağının,

(daha&helliip;)

Şiir ve Ölüm

Resize of aDSC_1088

Ölüm ertesi olan, olacak olan gelmesi vaki olandır. Ne kadar şiir gibi yaşayın bir gün son dizeleriniz birileri tarafından okunacak lakin siz duyamayacaksınız. 

Yaşamak kadar ölmekte normal karşılansa da ölüm hep ardımda neler bırakacağım düşüncesinden sizi koparamaz.

Attila İlhan şiirinin bir dizesinde :

‘Sevmek için geç ölmek için erken’  diyor.  

Hangisinin hangi zamanda geleceğini bilemediğimiz döngü sarar bizi. Yaşamak ille de yaşamak deriz hep. Nasıl yaşarsından ziyade nasıl ölürsün kısmı çok önemlidir. 

Bir şairin ardında kalanlar çoğu zaman hayata geçiremediği müsvette taslak halindeki karalamalarıdır. Ne çok yazar şair ama hepsini koymaz sayfalarına dinlendirir, olgunlaştırır her bir satırını.

Şairin okuyucuya saygısı hiç bir romancı da yoktur. Neden mi çünkü kısa olanın zihinde bırakacağı o kekremsi tat çok önemlidir. 

Okuyucu şiirin ilk sayfasından son sayfasına kadar zihnini kelimelerin akışında yorabilmelidir. (daha&helliip;)

Şiir Yazmanın Püf Noktası

Şiir Yazmanın Püf Noktası;

Şiir yazabilmenin püf noktası o anki yazma isteğinizdir.

İnsan içinde dolmuş, taşmaya meyletmiş, patlamaya ramak kalmış düşüncelerini kağıda aktarmaya karar verdiği anda gerçek en güzel şiir ortaya çıkar. İçimizde ifade edemediğimiz bir anafor misali hislerimiz vardır. Bunlar bir şekilde dışarıya çıkmak istemektedir. Bu bir Can Yücel gibi içi argo kokan ama yerinde vurgulu dize sıralaması olabilir; bir Necip Fazıl , Nazım Hikmet gibi topluma ve kendine yapılan baskılardan, insanın kendi bakış açısına göre, var olan özünden ayrılmasına göz yummayan bir mısra sıralamasını bize aktarabilir. 

Sevgiyi, öfkeyi, arzuyu, istekleri, ölümü, yaşamayı, özgürlüğü, baskıyı ve daha bir çok bastırılmış olanı en güzel bir çırpıda şiir ifade eder. 

Nice hazır cevap insanlar vardır, taşı gediğine koyar. Şiirdeki püf noktası da bir nevi taşı gediğine koyarcasına o anki duruma göre ağızdan çıkacak söz gibidir. 

Yaşamak, sevmek ve öğrenmek diye bir kitap başlığındaki gibi şiiri yazmadan önce içinizde yaşatır özümsersiniz, sonra düşüncelerinizi (daha&helliip;)

17 Ağustos Depremi

Olmak yada olmamak işte asıl mesele bu…

Neyin olacağını kestiremediğimiz bir dünya üstünde yaşıyoruz. Yaşadığımız şu evrene kıyasla küçücük dünyada nice canlar kendi daha da küçük dünyalarında nice büyük depremler yaşıyor. Hiçbirimizin, hiçbirimizden maalesef haberi yok.

Yaşadığımız bu depremlerden haberi olmayan bizler daha büyük bir depremle sarsılmıştık 17 Ağustos 2009’da ve herkes o depremi yüreklerinde kendi depremlerinin içinde yıkılarak duydu, hissetti. Kimsenin başka bir kimsenin hissettiği acıyı bilememesi gibi bu depremde de bizim başkası ile ölçülemeyecek yıkımlarımız oldu.

Yaşamak, ölüm gelene kadar bize verilmiş değerli bir haktır. Bu hakkı kelimeler ile ifade etmenin mümkün olmadığı zamanlarda yaşarız. Yaşadıklarımızı ifade edemediğimiz (daha&helliip;)

Bugün Cuma

Rahmetin rahmete nakşolunduğu bir cuma sabahına uyandım. Yağmur yağan göklerin altında bir yüz yıkama edası ile ıslandım. Her hayrın başı bu cuma gününde ellerimi göklere kaldırdım. Yaşam bir çiçek gibi boy atmak ise kokusunda yol almak ne güzel bir saadettir sevgi var ise. Yürekler tutuşur elemden uzak dostluğa kardeşliğe. Bir ırmak uyanır sabahın erken saatlerinde kurna başlarında. Abdest alıp huşuya varacaklardır belki de az sonra. Yitik bir duygudur huzur, inanmıyorsan eğer. Kalp bir Allah’a varınca huzura erer. Göz pınarları akar akar akar yürekte kalmaz ne kibir (daha&helliip;)