Şair Yüreğinde Nükleer Bomba Taşır

Şiir bir yangın yeridir, yakan şair tutuşan okuyucudur. Okuyan okuduğunda bulur kendini ama şair okuyana anlatmaz içinden geçenleri, onun yangını dilinden söyleyemediklerindedir.

Şair anlaşılmaz biridir. Onu reel düşünen değil soyut düşünenler anlar. Soyut kavramı uçuk kaçık olan değil, içinde duygu ve his yoğunluğuna sahip kişilerin varlığını anlatır diyelim.

Yaşamak sevmeyi, üzüntüyü, hüznü, sevinçleri hayatımıza sokuverir. Hiç kimse duygu patlamalarından olumlu etkilenmez. Her duygu mesela şairde farklı yaralar açar. İçinden atmak istediklerini yoğunlaşıp infilak etmeden mısralara döker. Her şey aslında bir anda olup biter. Bomba düşer, patlama olur, kafiyeler etrafa savrulur. Aslında savrulan şairin içinden kopanlardır. 

Duygularını bölemez şair çünkü o bölünmeyi değilde bütünü koyar şiirlerine. Değil mi ki bir roman kadardır şairin beş on kıtalık şiiri, o anlatmak istediğini bir roman ağırlığınca sayfasına yazar. Yazdığı bir sayfa yoruma açık yüzlerce sayfa demektir. (daha&helliip;)

Edebiyat Defteri .Com Yazarı Gamzelimm’e Şiirlerini Nasıl Yazdığını Sorduk

Siirleraslabitmemeli.com şiir sevdalısı bir site, üye kaydı yok ama şiire sevdalı yetenekleri de takip etmekte ve sizleri bu değerli yetenekler ile tanıştırmaktadır.

Değerli bir edebiyat sitesi olan edebiyatdefteri.com biliyorsunuz büyük bir yetenek kitlesini ağırlıyor,biz bugün  o yeteneklerden biri olan GAMZELİMM’e Nasıl Yazıyorsunuz diye sorduk. Bizi kırmadı ve sorumuzu şu şekilde yanıtladı :

*

Merhabalar..

Şiir yazan herkesin nasıl şiir yazmaya başladığına dair bir hikayesi vardır mutlaka,benim de var.

Benim hikayem biraz farklı. Bir rahatsızlığım var ve bunu öğrendiğim gün şiir yazmaya başladım.Yaklaşık 4,5 aydır Edebiyat Defterinde üyeyim ve şiirlerimi orda paylaşıyorum. Edebiyat defterinden önce başka bir sitede şiir ve kısa yazılar paylaşıyordum, edebiyat defterine üye oluşum tamamen bir dostum sayesinde oldu.

Normalde yaklaşık bir yıldır şiir yazıyorum yani henüz bu konuda çok yeniyim ve öğreneceğim çok şey var daha.

(daha&helliip;)

Mustafa Cilasun’a Sorduk

Mustafa Cilasun’a sorduk :

Mustafa Cilasun şiirlerini nasıl yazıyor, şiirlerini bir anda aklına geldiğinde mi yada belli bir konuya yoğunlaşarak günler içinde mi yazıyor. Şiir yazmak size ne ifade ediyor.

Bu sualimize Mustafa şu şekilde yanıtladı :

Öncelikle Rabbime hamd olsun, varlığın ve kudretin sahibi odur.
Bu fakire sualler tevdi etmişsiniz ve taltifler uygun görmüşsünüz, hamiyet ve himmetiniz için teşekkürler ediyorum.

Efendim bu fakir yazarken şiir yazıyorum diye yazmıyor veya şair sıfatıyla yazmıyor, yıllara sâri ruhundan nükseden hicran damlalarını yeri geldikçe inşa ederek yazmaya çalışıyor.

Niyet ve maksadım, göçüp gitmeden, yaratılış, akıl, irade, ilim ve irfan, sadakat ve samimiyet, dünya ve ukba, hak ve hakikat ekseninde ne biliyor ve inanıyorsam gönül dostlarımla muhabbet esasına dayanmaktadır.

Kendimi yazan adam olarak ifade ederim, şair veya yazar olarak anılmaktan mahcubiyet duyarım, zira böyle bir sıfatı hiç düşünmedim ve gerekte duymamaktayım.

Davet edildiğim hiçbir radyo-tv, etkinlik, geceler v.s. katılmadım ve katılmayı da hiç düşünmedim. Kitap yayınlanması için aldığım teklifler ve tavsiyeler için ise yazar ve şairlerin kitabı olmalıdır, ben sevgili dostlar tarafından yeterli seviyede olumlu tepki alıyorum diyorum.
(daha&helliip;)

Ünlü Şair Özdemir Asaf Şiirleri

 Lavinia

 

Sana gitme demeyeceğim.

Üşüyorsun ceketimi al.

Günün en güzel saatleri bunlar.

Yanımda kal.

 

Sana gitme demeyeceğim.

Gene de sen bilirsin.

Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,

İncinirsin.

 

Sana gitme demeyeceğim,

Ama gitme, Lavinia.

Adını gizleyeceğim

Sen de bilme, Lavinia.

 

 

1957

 

Özdemir Asaf

 

——————————————————

 

Seni Saklayacağım

 

Seni saklayacağım inan

Yazdıklarımda, çizdiklerimde,

Şarkılarımda, sözlerimde.

  (daha&helliip;)

Behçet Necatigil Ne Güzel Şiir Yazardı Değil mi ?

Behçet Necatigil Ne Güzel Şiir Yazardı Değil mi ?

SOLGUN BİR GÜL DOKUNUNCA

 

Çoklarından düşüyor da bunca

Görmüyor gelip geçenler

Eğilip alıyorum

Solgun bir gül oluyor dokununca.

 

Ya büyük şehirlerin birinde

Geziniyor kalabalık duraklarda

Ya yurdun uzak bir yerinde

Kahve, otel köşesinde

Nereye gitse bu akşam vakti

Ellerini ceplerine sokuyor

Sigaralar, kâğıtlar

Arasından kayıyor usulca

Eğilip alıyorum, kimse olmuyor

Solgun bir gül oluyor dokununca.

  (daha&helliip;)

Edebiyatımızın En Ayrıksı Örneklerinden Biri, Küçük İskender

Küçük İskender, edebiyatımızın en ayrıksı örneklerinden biri olan metinlerinin bu kadar sert olmasının nedenlerinin sorulması üzerine, “Masum ve çocuksu bir yerden kaynaklanıyor tehlikeli ifade biçimleri. İnsanların çoğu zaman karşılaştığı ama çok etkilenmediği, aslında etkilenmesi gereken alanlar. Kötü hissediyorum. Bir seferinde Taksim’e doğru yürürken bir kedi ölüsü gördüm. Çevresine toplanan köpekler kediyi kokluyorlardı. Ama çok mutsuzlardı. “Düşman” diye algıladığımız ölmüş. Aslında oyun arkadaşları ölmüştü. Kedi ölürse, köpekler oyun arkadaşını kaybeder. Hayatın içine yayılmış bu cilveyi hissetmeye başlayınca hem mutsuz oldum hem kafam açıldı. Şairlerin romancılardan ayrıldığı en önemli nokta bu; kafalarının açılması. Level atlaması, -oyunu sevdiğim, oyun gibi düşündüğüm için kullanıyorum bu tabiri- riskini de artıracaktır aslında. Algı açıldıkça şiir de hayat da zorlaşıyor,” dedi.

 

 

Metinleri üzerinde tıp eğitiminin de oldukça etkisi olduğunu belirten İskender, doktorların bedeni algılama biçimiyle edebiyat arasında da ilişki kurdu: “Bedeni doktorlar gibi görmek de çok daha ağır. Hastalanmadıkça ne kadar farkına varıyoruz ki bedenimizin? Hastalandığınız zaman hissediyorsunuz bedeninizi. Edebiyat ve sanat da hastalığı hissetme biçimi değil mi aslında? İçinizde bir sıkıntı olması, farkında olmanız. Kendinizi yalaya yalaya tedavi etmeniz.”

 

 

Hiç kimseden Edip Cansever’den yediğim dayağı yemedim

 

Etkinlik boyunca bol bol anekdot aktaran şair, kendisinden önceki şairlerle ve şiir geleneğiyle kurduğu ilişkiyi anlatırken, Edip Cansever’le ilgili anılarını aktardı: “Gençliğimde Edip Cansever’in kitabını duvara çarptım, “böyle şiir mi olur” diye. Babam komünist olduğu için Cansever’i, Nazım Hikmet’i, Orhan Kemal’i okutuyordu. Benzememi değil, onlar gibi olmamı istiyordu; ikisi farklı şeyler. Bu yüzden İkinci Yeni şiirine de soğuktum. 17 yaşındayım, arkadaşlarımla Bodrum’a tatile gidiyoruz. O zamanlar otobüsler İzmir’in içinden geçiyor. Otobüs bir tren yolunun önünde beklerken gözümü açtım, bir köpek gördüm. Köpek uzaklara bakıyor. Onun baktığı yerlere bakmaya çalıştım, hiçbir şey yok, sadece dağlar. O zaman Cansever dizeleri aklıma geldi; “kim bakardı uzağa köpekleri saymazsam.” Bodrum’a iner inmez bir Edip Cansever kitabı aldım. Ben onu anlayacak kapasitede değilmişim, kabahat bende, ben salağım çünkü. Şairleri anlamıyorsak bizimle ilgili bir sorundur o. Yetmedi Edip Cansever’in yaptığı. İstanbul’a dönünce tanışmak istedim. Tanışmayı ayarladım da. Ama ben tanışamadan öldü, üstelik doğum günümde. Üstelik cenazesi benim o sıra yaşadığım Teşvikiye’den kalktı. Hayatımda bu kadar dayak yediğimi hatırlamıyorum.” (daha&helliip;)

Şairler Yalnızlığı Severler

images (1)

Yalnız kalmayı istediğiniz zamanlar ile yalnızlıktan sıkıldığınız zamanların yüzdesi nedir bilmiyorum lakin biz şairler yalnızlığın sayfalarımıza çökmüş halini hep sevmişizdir. Yalnız kalmak içimizden gelenler ile başbaşa kalmanın tarifidir. 

Attila İlhan ‘ Yalnızlık ‘ şiirinde 

Bu gece dağ başları kadar yalnızım 

Çiçekler damlıyor gecenin parmaklarından

……. diyor ya o misal geceyi örteriz kalemimizin üstüne, parmaklarımızdan dökülen belki de renk renk çiçekler, sevinçler, hüzünler suretinde.

Anlatamadıklarını ifade etmeye çalışır şair zor olanı başarmak gayretiyle, şiir yazabilmek lütfedilmemişse şair kula ne kuş yakalar ağzıyla, ne kısa cümleler dökülür hokkasından yazıya.

Şair olmak zordur kimse şair sıfatını kendisine koymasa da, şiir yazmak ne zordur yalnız kalınmadıkça.

(daha&helliip;)

Dolmabahçe’den Boğaz Temaşası

imperiaflex_0_20_0

Şu anda İstanbul Dolmabahçe camine yüksekten bakan bir plazadan boğazı seyrediyorum.

Hava pırıl pırıl, güneş tüm ışıklarını denizin maviliğine sermiş daha ak pak olsun diye dalgalarında yıkıyor besbelli, deniz gümüşle aydınlığın buluşmasının coşkunluğunda kendisini ayna karşısında süslenen bakımlı bir bayan gibi hissediyor herhalde. O ışıltının orta yerinde, kıyısında, uzağında büyüklü küçüklü motorlar, vapurlar, yük gemileri koşuşturma içinde.

Hayat huzur anında bir makas gibi kesiyor dünden kalan huzursuzlukları, bu güzel manzaranın gölgesinde kalarak, Şair Sedat Umran bir şiirinde

‘ Makas olaydım / Bölerdim uzayan can sıkıntısını / Umutlarımı, ürkekliğimi, yalnızlığımı da / Ölümümü kendime göre keser biçerdim’ diye ne güzel anlatmış değil mi ?

Yaşamak ve varolmanın geç saatlerine ulaşmadan önce anların kısa tebessümlerini yakalamak benimkisi.

Dün kasvetli olan deniz, şimdi alabildiğine kahkahalar atıyor kendince, beni de kendisine ortak ediyor görmeden, bilmeden.

Şu anda İstanbul’un anlam dolu sevgilisine bakarken 1226-1312 yıllarında yaşamış olan şair sultan Veled’in şu (daha&helliip;)