ÜYE : AHVAL D. BEYAZ,  ÜYELERİMİZDEN GELENLER

Tarihdeki Ocak

Sosyal Medyada Paylaş:

Bir kış günü ve saat 15 civarı olmasına rağmen hava olduğundan daha da kapalı yağmur mu yoksa kar mı olduğu belli olmayan taneler camıma tıklattıkça gözüm rüzgârda savrulan ve balkonumuzun hemen dibinde sanki dört mevsim beni bırakmamaya karar veren ama artık soğuklardan hayli bitkin düşen kırmızı bahçe güllerimize takılmıştı.

Televizyon açmak istemiyordum ama aklımda serpilen kelimlere de anlam veremiyordum. Vakit ilerlemiyordu sanki..
Takvim yaprağına ilişti gözlerim duvardaki ve okumaya başladım, tarihte bugün ne vardı?

“Zaman en değerli hazine” yazıyordu..
Zaman evet ömrü kibarca bitiren sinsi bir kelime..

Tarihi koymuştum aklıma ocakta neler olmuştu okumalıydım ve başladım araştırmaya.

işte tarihte ocak ayı:

**1 Ocak 1926 – Türkiye, gece yarısından itibaren uluslararası takvim ve saati kullanmaya başladı.
-Yenilikler ve dünyaya uyum da gerekliydi ki bu uyuma Türkiye bazen gereğinden fazla ilgi gösteriyor nerdeyse. Batışlaşma güneyleşme, dil eğriliği ( yabancı kelimeleri Türkçemize sokma çabası ) üzücü olsa da yine de bir cetvel gibi dümdüz kalabilme çabasındayız Türk halkı olarak.

**2 Ocak 1936 – Soyadı Kanunu yürürlüğe girdi.
– Sessiz bir tebessümle okudum bu tarihi olayı da kimbilir nasıl almıştı herkes soy ismini, o yüzden cimriler kanaat soyadını zenginler altın soyadını soysuzlar da soylu soyadını..vs düşünürken dedim aman nar aklına mukayyet ol dur hele rahat bırak insanları. Sonra devam ettim tarihe göz atmaya.

**4 Ocak 1976 – Çanakkale’ye Truva Atı yapıldı.
– Sahiplenmek ve unutmamamak ne kutsal ve asil bir ilke.. Helal olsun dedim emeği geçenlere.

**6 Ocak 1984 – TV kanallarının büyük bir kısmı renkli oldu.
– Evet renklenmişti birdenbire ekranlar 1984 de, o canım eski renkli hayatlarımızı birdenbire “renkli” adı altında bir ağaç kovuğu içinden dizi dize izlemeye başlamıştık. Üzücüydü aslında bunu çok sonra anladık ve halen de üzücü. Aslında renklerimizi yitirmemeyi öğrenseydik biz renksiz ekranlarla da mutlu olabilirdik..

**8 Ocak 1935 – Rock şarkıcısı Elvis Presley doğdu.
– Bir Efsane dedim sessizce ve toprak ne kadar zengin böyle..

**9 Ocak 1964 – Yazar Halide Edip Adıvar vefat etti.
-” Halide Edib Adıvar (Osmanlıca: خالده اديب اديوار; d. 1884 – ö. 9 Ocak 1964), Türk yazar, siyasetçi, akademisyen, öğretmen. Halide Onbaşı olarak da bilinir.

Halide Edib, 1919 yılında İstanbul halkını ülkenin işgaline karşı harekete geçirmek için yaptığı konuşmaları ile zihinlerde yer etmiş usta bir hatiptir. Kurtuluş Savaşı’nda cephede Mustafa Kemal’in yanında görev yapmış bir sivil olmasına rağmen rütbe alarak savaş kahramanı sayılmıştır. Savaş yıllarında Anadolu Ajansı’nın kurulmasında rol alarak gazetecilik de yapmıştır.”

**10 Ocak 2001 – Ünlü şair ve yazar Necati Cumalı vefat etti.
– Necati Cumalı (d. 13 Ocak 1921, Florina – ö. 10 Ocak 2001, İstanbul), Türk yazar, şair.
Şiir, roman, hikâye, deneme, tiyatro, günce gibi pek çok edebi türde eser vermiş çok yönlü bir yazardır. Cumhuriyet devri Türk edebiyatının tanınmış kişilerinden olan Cumalı, Yaşar Kemal’in ifadesiyle “Yaşlanmaz Şair Çocuk” olarak anılır.
Şiirlerini ve kitaplarını ısrarla okumanızı tavsiye ediyorum, nur olsun inşallah mekanı

**11 Ocak 1905 – Mustafa Kemal, Kurmay Yüzbaşı olarak Harp Akademisi’nden mezun oldu.
– AH ATAM DEDIM VE SUSTUM HÜZÜNLÜ BIR GURULA..

**14 Ocak 1996 – Türk pop müziğinin ünlü bestecisi ve aranjörü Onno Tunç, kendi kullandığı uçağın düşmesi sonucu hayatını kaybetti.
– ve dedim ki ölüm, sen hep vakitsizdin…

**15 Ocak 1902 – Ünlü şair Nazım Hikmet Ran Selanik’te dünyaya geldi.
-” Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, ve bir orman gibi kardeşçesine…” ne güzel cümledir bu böyle diye iç geçirdim sonra..

Nâzım Hikmet Ran (d. 15 Ocak 1902[1] – ö. 3 Haziran 1963), ya da kısaca Nâzım Hikmet, Türk şair, oyun yazarı, romancı ve anı yazarı. “Romantik komünist”[5] ve “romantik devrimci”[6] olarak tanımlanır. Siyasi düşünceleri yüzünden defalarca tutuklanmış ve yetişkin yaşamının büyük bölümünü hapiste ya da sürgünde geçirmiştir. Şiirleri elliden fazla dile çevrilmiş ve eserleri birçok ödül almıştır.

Yasaklı olduğu yıllarda Orhan Selim, Ahmet Oğuz, Mümtaz Osman ve Ercüment Er adlarını da kullanmıştır. İt Ürür Kervan Yürür kitabı Orhan Selim imzasıyla çıkmıştır.[7] Türkiye’de serbest nazımın ilk uygulayıcısı ve çağdaş Türk şiirinin en önemli isimlerindendir. Uluslararası bir üne ulaşmıştır ve dünyada 20. yüzyılın en gözde şairleri arasında gösterilmektedir.[8][9]

Şiirleri yasaklanan ve yaşamı boyunca yazdıkları yüzünden 11 ayrı davadan yargılanan Nazım Hikmet, İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın süre yattı.[9] 1951 yılında Türk vatandaşlığından çıkarıldı; ölümünden 46 yıl sonra, 5 Ocak 2009 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile bu işlem iptal edildi.[9] Mezarı Moskova’da bulunmaktadır.”
Kaynak : Nazım Hikmet Sözleri,Google

**16 Ocak 1902 – Sahneye çıkan ilk Türk kadını olan Bedia Muvahhit doğdu.
-Devrim dedim tarihin tabularını da devirdi hüzünlü bir gururla yine..

**19 Ocak 1970 – “Beyaz Kelebekler” müzik topluluğunun üç elemanı Rıfat Eke, Altan Eke ve Behzat Kutlubağ, Adapazarı yakınlarında geçirdikleri trafik kazası sonrası yaşamlarını kaybetti.
– Ölüm evvelinden beridir var.. Duâ ile..

**23 Ocak 1973 – Paris’te, ABD, Kuzey Vietnam ve Vietkong temsilcileri arasında imzalanan barış anlaşmasıyla, Vietnam’da yıllardır süren savaş sona erdi.
– Sevinsem mi dedim okuyunca onu bitirip binlerce savaş daha açtılar zira..
sustum geçtim sadece

**23 Ocak 1989 – Ünlü ressam Salvador Dali öldü.
– Kolay değildi hayatta yaşamak hayalsiz, bir hayal çizmiş, yaşatmış, yaşamış ve gitmiş..

**24 Ocak 2001 – Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan uğradığı silahlı saldırı sonucu 5 polis memuruyla beraber şehit oldu.
– Sonra böyle ilerlerken tarihdeki olan olaylara iyilere ve kötülere bir baktım sene 2001 milenium çağı ve terör bu çağda, zamanda da yine başrolde, bebek katili ünvanını devam ettirme çabasında, şuan sene 2016 ve rahmetli Sn. Okkan ve diğer tüm şehitleirmiz bilsin terör laneti halen başımızda!
Ama bu vatan direnmeye devam edecek, Tüm şehitlerimizi de bu arada duâ ile analım lütfen – 1’er Fatiha ile –

**25 Ocak 1995 – Eğitim Gönüllüleri Vakfı kuruldu.
-Evet güzel şeyler herzaman oluyordu yeter ki görelim yahut yapalım gayret edelim, bu değerli etkinliği yapanların hayata sunanların elelrinden öpüyorum.. Binlerce hayat yada insan mağduru insalar bu etkinlik ile eğitimleirnı devam ettiriyor zira.

**28 Ocak 1881 – Rus roman ve hikâye yazarı Dostoyevski öldü.
” Ünlü, Rus Roman yazarı Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, 1821 yılında Moskovada doğmuştur. Annesini çok küçük yaşlarda kaybetmiş olması, eserlerine de yansımıştır.

İlk öğrenim yılları hakkında farklı bilgiler yer almaktadır. Fakat net olan Dostoyevski’nin yetenekleri dışındaki okullarda öğrenim gördüğüdür. İlerleyen senelerde babası Dostoyevskiyi Petersburg Mühendislik okulu konusunda ikna etmeye çalıştı ve zorla da olsa kabul ettirdi. Babasının isteği ile bu okulda eğitimini devam ettiren Dostoyevski halinden çok da memnun değildi.

Mühendislik okulunun bilimsel ve askeri disiplini, okumak ve kitaplar yazmak isteyen Dostoyevskinin istekleri hiç bağdaşmıyordu. Bu sebepten dolayı, öğrenimini bitirdikten hemen sonra yoksul kalmayı göze alarak kendini kitap yazmaya verdi; Geçimini sağlamak içinse, çeviriler yapmaya başladı. Ancak, adını yavaş yavaş duyurmaya başlamışken genç liberallere katılmasıyla hayatının akışı önemli ölçüde değişti.

I. Nikolayın polisleri tarafından cezai yaptırımlara maruz kaldı; 8 ay hücrede yattıktan sonra ölüm cezası onun için gelinen son noktaydı. İnfaza saniyeler kala cezası dört yıllık Sibirya sürgününe çevrildi. Sürgün kararından uzun süreler geçtikten sonra, yeniden Petersburga dönme iznini bir şekilde almayı başardı, bu şartlar altında yeniden yazmaya başladı ve vazgeçmedi.

Yazdıklarıyla Çar II. Aleksandrı bile etkilemeyi başardı. Yapıtlarının ses getirmesine rağmen, Dostoyevski hayatını yönlendirecek parayı elde edememişti. Bundan sonra özel yaşamında büyük sıkıntılar yaşamaya başladı, sürgünden sonra sara nöbetlerinden de ve diğer hastalıklarından bir türlü kurtulamamıştı ancak bu dönem, onun Karamazov Kardeşler, Ecinniler, Suç ve Ceza gibi en ünlü eserlerini kaleme aldığı dönem oldu. 28 Ocak 1881’de bir kanama sonucu hayata gözlerini yumduğu gün ise, Rusya, bu eski mahkum için inanılmaz bir cenaze töreni düzenledi. Psikolojik tahlilleri ile de gönülleri fethetmiş olan bir üstad’ın değeri belki de ölümünden sonra anlaşıldı.”

– Hep aynıydı olurken değersiz ölünce değerli.. değişmedi tarihin ey tarih!

**28 Ocak 1953 – Ney üstadı ve şair Neyzen Tevfik İstanbul’da öldü.

Kaynak: neyzentevfik.org
“Tevfik Kolaylı (24 Mart 1879) (Hicrî 1296; 1879); Bodrum, Muğla – Ölüm: 28 Ocak 1953; İstanbul), ya da yaygın bilinen adıyla Neyzen Tevfik, taşlamalarıyla tanınan Türk neyzen ve şairdir. Taşlama kitaplarının yanı sıra, çeşitli taksimler ve saz semailerinin bestecisi olarak da bilinir.

Osmanlı döneminde istibdata karşı, Cumhuriyet yıllarında ise devrimlere karşı gelenlere karşı hicvini kullanmış; haksızlığa, yolsuzluğa ve yozlaşmışlığa karşı şiirler yazmıştır. Birçok defa tutuklanmış, ama kısa süre sonra serbest bırakılmıştır. “

**29 Ocak 1923 – Mustafa Kemal Paşa, Lâtife Hanım’la evlendi.
– Gülümsedim yine pc başında yorumsuzca ki Atam evlenmiş,
hüzün sonra yine yüzümde ama..

**29 Ocak 1979 – Türk müziği dalında ilk kez beste yarışması açıldı.
– Harika dedim.. bunu bilmek de güzel.

**31 Ocak 1729 – İbrâhim Müteferrika tarafından Türkiye’de ilk matbaa kuruldu.

– ve evet Edebiyatımızın kağıtlara basılabilmesi sözlerin kağıtlarda yine kurşuna dizilebilmesi için kurşun kalemlerle, ilk matbaayı kuran yegane isim.. Gurur ile hayatını okumaya başladım ve yaptığı efsanevi işleri..

” Hayatı:

Matbaa denilince akla ilk gelenlerden biri olan İbrahim Müteferrika 1674 yılında Macaristan’ın Kaloşvar şehrinde doğdu. Türkler tarafından esir olarak İstanbul’a getirildi. Burada Müslüman oldu ve müteferrikalık yaptı. “Müteferrika”, sarayda padişah veya vezirlerin işlerine bakan görevlidir Başka diller de bilmesinden dolayı yabancı devletlerle iletişim kuran heyetlerde bulundu. Geçici bir süre için Türkiye’ye davet edilmiş olan Macar beyi Ferenc Rakoczi’nin hizmetine verildi. Macaristan’daki öğrenimi sırasında basım ve hak işlerini de öğrendiğinden matbaa kurmak istedi ve 1719-1720 yılları arasında matbaayı kurmayı başardı. 1719 yılında ilk kez Marmara Denizi haritasını basmayı başardı. 1745 yılında vefat etmiştir.

Matbaacılığı :

Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından 1720 yılında Paris’e elçi olarak gönderilen Yirmisekiz Mehmed Çelebi yanında oğlu Mehmed Said Efendi’yi de götürmüştü. Yirmisekiz Mehmet Çelebi, sefaretnamesinde Fransa’ya yönelik çok önemli bilgileri verirken, oğlu da boş durmamış ve birçok yeniliğin Osmanlı İmparatorluğuna taşınmasını sağlamıştır. Mehmet Sait Efendi Paris’te iken bir matbaaayı da ziyaret etmiş ve İstanbul’a dönüşünde bu konuda çalışmaya da karar vermişti. İbrahim Müteferrika, İstanbul dönüşü Mehmet Sait Efendi ile tanıştıktan sonra beraberce bir matbaa kurmak için çalışmalara başladılar. Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa onların düşüncelerini destekledi. Matbaanın açılmasına ancak dini olmayan eserler basmak şartı ile izin verildi ve Şeyhülislâm Abdullah Efendi’den dinle ilgili olmayan eserlerin basılabileceği yönünde bir fetva, III. Ahmet’ten de uygunluk fermanı aldılar. 16 Aralık 1727 tarihinde Darü’t-Tıbâati’l Amire adlı ilk matbaanın kurulmasına başlanıldı .Makina ve Latin alfabesi kalıpları yurtdışından getirtildi. (Arap alfabesi kalıplarının kaynağı ise açık değildir ve Müteferrika tarafından yapıldığına dair bulgular vardır.) Yalova’da bir kâğıt fabrikası (Kağıthane-i Yalakabad) kuruldu.. 1729 da matbaanın ilk basılan kitabı Vankulu Lügatı oldu. Ardından tarih ve coğrafyayla ilgili ve sözlük olan 16 eser daha yayımladı ve bastığı toplam eser sayısı 17’yi, cilt sayısı ise 22’yi buldu. “

Son olarak,
hayat kısaydı tarihe göz gezdirirken taarig´hi de sua zamanda gözden geçirirken anladım ki yapılan iyilıkları çokça yok etmeyi başarmışız kıymetleri yine ölünce anlayıp saha kaldırmışız ve kötülükleri büyüttükçe büyütmüşüz.
Böyle mi olmalıydı dedim klavyemdeki harflere bakarak ve itinalı bir cümle yazmyi düşündüm bulamadım, kısır birdonguyu kendime döndere döndere anlatmak gibi birşeydi klavye basındaki halim.
Yne de herşeyde bir hayır vardır sözünü sakladığım aklımın en köşesinden yine çıkarıp buraya yazdım.

” Herşeyde bir hâyr vardır “

Tarihimiz güzelleşsin, bizden sonrakiler iyi şeyler okusun duası ile bitirdim yazımı.

Evet gece olmak üzereydi ve ben böylece bir günü daha tarihe gömmüştüm farkında olmadan ilerleyen zaman ile..

Tarihi birde benim gözümden sabredip sonuna kadar okuyan tüm şiir ve edebiyat severlere teşekkür ederim, sonsuz saygılar.

Ocak2016 / Z. Nâr

Not: Edindiğim bilgiler “tırnak” içindedir ve bilgiler için yine google yürekten teşekkürler.

Sosyal Medyada Paylaş:

Bir cevap yazın