ŞİİR ADINA HERŞEY BURADA

Tekke Şiiri

Sosyal Medyada Paylaş:

Tekke Şiiri

Edebiyatımızda, dini konuların ve Tasavvuf felsefesinin işlendiği halk şiiri türüne Tekke şiiri adı verilmektedir. Türklerin İslamiyetin kabulünden iki yüz yıl sonra ortaya çıkan yaşayış ve düşünüş sisteminin edebiyatımıza yansımasıdır. XI. ve XII.yy’larda Tanrı aşkı ve ahiret duygularını dile getiren şiirlerin yazılması ile başladı. Tasavvufun, dinden farklı olan geniş hoşgörüsü ve yorum biçimi zengin bir edebiyat geleneğinin doğmasını sağladı.

Halk edebiyatının “tasavvufi halk edebiyatı” ya da “tekke edebiyatı” denilen bu türünün ilk büyük ustası Horasan’da yaşamış olan Ahmet Yesevi, Anadolu’da ise en büyük ustası Yunus Emre’dir. Anadolu’da 20’inci yüzyıla değin çeşitli tarikatlarla gelişen bu edebiyat geleneğinin sürmesinde en önemli rolü Alevi-Bektaşi ve Melami-Hamzavi şairler oynadı.

Dini ve tasavvufi halk şiirinin en önemli ustaları: Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Mevlana, Nesimi, Kaygusuz Abdal, Hacı Bayram Veli, Hatayi, Pir Sultan Abdal’dir

Tekke edebiyatı şairleri, yer yer Arapça ve Farsça sözcükler içerse de kolay anlaşılabilir yalın bir dille, hece ölçüsüyle ya da aruzun heceye yakın yalın kalıplarıyla şiirler yazdılar. Tekke şiirinin genel adı, özel bestelerle okunan ve tarikatlara göre değişik isimlerle anılan ilahilerdi. Nazım birimi dörtlüktü. Ama gazel biçimde yazılmış ilahiler de vardır. Bu edebiyatın düzyazı biçimini ise evliya menkıbeleri, efsaneler, masallar, fıkralar ve tarikat büyüklerinin yaşamlarını konu alan yapıtlar oluşturur.

Çağlar boyu süren deneyimlerden geçerek biçimlenmiş, kendine özgü icra töresi, geleneğe dayalı yapısı, tekke şairi olmak ve şairliği sürdürmek için uyulması gereken kuralları olan bir gelenektir.

Her edebiyatta olduğu gibi dînî-tasavvufî halk edebiyatında da kendine özgü bir düşünce, zevk ve hayal dünyası vardır. Tasavvuf felsefesi halk edebiyatını etkilediği gibi divan edebiyatını da etkilemiştir. Tasavvuf düşüncesi bir çok ortak noktaya rağmen Alevî-Bektaşî tarikatları ve diğer tarikatlarda ortaya çıkan farklı uygulamalar, tarikat erkân ve usulündeki değişikler edebiyata da yansımış, doğal olarak divan şiirinin kullanımlarının dışında farklı mecazlar ve semboller dînî-tasavvufî halk edebiyatı ürünlerinde yer almıştır. Ortaya çıkan bu özel terminolojinin bilinmesi, metinler üzerinde yapılacak incelemelerin daha sağlıklı değerlendirilmesi açısından önemlidir.

Dînî-tasavvufî şiir çok geniş bir kültür yelpazesine dayandığı için bu şiirlere yüklenen anlamların bilinmesi için terimlerin bilinmesi de gerekmektedir. Bu mecazlar, semboller içinde Zühdî, Melamî-Hamzavî ve Alevî-Bektaşî edebiyatı zümresinin kullandığı semboller de yer almaktadır. Sûfi şairler, şiirlerinde sevgilinin gözünden, dudağından, beninden, zülfünden bahsetmişler veya içki, çalgı, meyhane, kilise gibi Müslümanlığa uymayan şeylere şiirlerinde yer vermişlerdir. İslamiyet’e aykırı olan bu sözler tarikat dışındaki insanlar tarafından hoş karşılanmamış, kınanmıştır. Bu tür sözlerden bazıları sûfilerin vecd ile kendinden geçtikleri anlarda söyledikleri sözlerdir. Şathiyelerin kaynakları da bu kendinden geçme anlarıdır. Sonraları sûfilerin içinde bulundukları ruh hali olarak nitelendirilmiştir. Tasavvufî şiirdeki mecazî anlatımın diğer bir nedeni de mutasavvıfların tarikat içi ve içlerine doğan sırları tarikat dışındaki kimselere açmak istememelerinden kaynaklanmaktadır.

Dînî-tasavvufî halk edebiyatı, günümüzde şairleri tarafından yeni boyutlar kazandırılarak sürdürülmektedir. Tekke şiiri, gerek biçim, dil, ölçü, kafiye, gerek içerik yönüyle günümüze kadar gelmiştir. Tekke şiiri geleneğinin kendine özgü kavramlarını karşılayan motifler, mecazlar, semboller, remizler vb. özel ve dolaylı anlatım dili vardır. Tekke şiirinin dış yapısı ve iç yapısıyla ilgili araştırmalar azdır. Birçok araştırma da monografik çalışmalara dayanmayıp belli örneklerden yola çıkılarak yapılan değerlendirmelerdir. Araştırmacılar tekke şiiri geleneğinin kurallarını, inceliklerini, özelliklerini günümüzde yapılan araştırmalar ışığında yeniden değerlendirmelidir. Tekke şiiri belli kurallar içinde işlenişine, iç güzelliğine, ahengine bağlı olarak süreklilik özelliği göstermiştir. Tekke şiiri bireysel bir şiir olduğu kadar bir gelenek edebiyatıdır.

Şiir, kendi içinde bir ahenk taşımalıdır. Şiirde iç ahenk ve estetiği yakalamak için geleneğin sunduğu ögelerin sıralanması yeterli değildir. Şiir bir yapıdır, şiirin güzelliği şairin ustalığına kalmıştır. Tekke şiirinin gelenekten gelen ortak bir sesi vardır. Şair, bu ortak sesi kendi imgeleriyle, şiirin iç sesleriyle, duygu, hayal ve buluşlarıyla doldurur. Bir şiirin tekke şiiri olabilmesi için geleneğin ortak sesini yakalaması gereklidir. Zaman boyutunda usta şairlerin özel söz, deyiş ve hayalleri usta malı olarak tekrarlanmış, bunlar dînî-tasavvufî halk edebiyatı şiirinin estetiğinin temel taşları olmuştur.

Tekke edebiyatı, beşerî aşktan ayırt edilmesi gereken ilâhî aşkı ifade etme yolunda birçok özel terimler, mecazlar, allegorlar kullanmak yolunu seçmiştir. Bu sebeple önce İran sonra Türk edebiyatında tasavvufu ifade için zengin bir tasavvuf sözlüğü ortaya çıkmış, İslâm mistisizmini ancak bu kelimelerle bilmek ve bildirmek mümkün olmuştur. Bu anlamda kullanılan çok sayıda terim, tasavvufun kendi sözlüğüdür. Örneğin yaşlı adam demek olan pir sözü, tasavvufta tarikat kuran, tarikata kendi ismi verilen kimse demektir. Aslında ateşe tapan, mecusî anlamındaki muğ sözü, tasavvuf dilinde bir tarikata giren sâlik, derviş, mürid demektir. Pir-i mugan sözüyle de tarikatın piri kastedilir. Tekke şiirinde meyhane tekke, mey de Allah aşkı demektir. Fakat tasavvuf dilinin mecaz ve terimlerini yalnız sûfi şairler kullanmış değildir. Divan edebiyatının aşk ve şarap duygularıyla, daha başka duygu ve düşüncelerle şiir söyleyen din dışı şairleri de bu mecazları kullanmışlardır. Aslında divan edebiyatının diğer bütün şairleri nasıl İslâmî ilimleri biliyor, ortak uygarlığın her türlü fikir ve bilgilerine vakıf bulunuyorlarsa, tasavvuf kültürünü de o ölçüde, hatta onlardan daha geniş biliyorlardı. Bu kültürle eserler veriyorlar, şiirler söylüyorlar veya şiirlerine o kültürden çizgiler, renkler katıyorlardı.

Tekke şiiri hece veya aruz ölçüsüyle söylenmesine, aruzun belirli kalıplarıyla yazılmasına, dörtlük ve beyit düzeninde kurulmalarına, kafiye örgüsüne ve konularına, tekke şiiri geleneğindeki durumlara göre çeşitli adlar almıştır. Bu durum tekke edebiyatı geleneğinde ve tekke şiirinde zengin bir terminoloji ortaya çıkarmıştır.

Emre Gümüşdoğan – Yazının alıntı yapıldığı Link

Sosyal Medyada Paylaş:

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Leave a Reply

error: Content is protected !!