ŞİİR ADINA HERŞEY BURADA

Türk şiirinde İstanbul’un Fethi

Sosyal Medyada Paylaş:

Fatih’le ilgili yazılan şiirler Türk Edebiyatı’nın daha çok modernleşme devresine ait. Türk Edebiyatı’nda tarihî bir tema olarak yer alan şiirler Namık Kemal’in Evrâk-ı Perîşan adlı eserinde Selahaddin-i Eyyubî, Fatih ve Yavuz Selim’in bibliyografyalarını vermesiyle başlar. Abdülhak Hâmid Tarhan, Namık Kemal’in tarihî bir mesele olarak ele almasının açtığı yolu geçerek Fatih ve İstanbul’un Fethi’ni anlatan Merkâd-ı Fâtih’i Ziyaret (1891) isimli manzum eserini yazmıştı. Bu manzumede ilk defa tarihin şuurlu bir biçimde ele alındığını görmekteyiz. Konuyla ilgili yazılan diğer bir şiir Muallim Naci’nin Lisân-ı Fatih’ten şiiriydi. Bu şiir, Muallim Naci’nin yolundan ilerleyen genç şairlere ilham kaynağı olabilmişti. Bunların dışında Nâbizâde Nâzım’ın Fatih manzumesi, Mehmed Celal’in Fatih Sultan Mehmed-i Sâni Yahud İstanbul Fethi, İsmail Safa’nın “Hazret-i Fatih’e Hitâb” şiirleri sayılabilir.

 

Tanzimat devrindeki fetih tesiri, Servet-i Fünûn devrinde akamete uğramıştı. Tevfik Fikret ve arkadaşlarının içerisinde olduğu Servet-i Fünûn nesli, tarihe şiirlerinde yer vermemişti. Yine de o yıllarda cereyan eden Yunan ve Balkan coğrafyasındaki kayıplara Türk şiiri bigâne kalmamıştı. 1921’de Yunanlıların Bursa’yı işgal etmeleri üzerine ızdırabından “Bülbül” şiirini kaleme alan Mehmed Akif, tarihe yeterince kıymet verilmemesinden şikâyetçiydi. Akif, bu şiirinde Fatih’in ismine yer verdi.

 

Türk şiirinde fetih hadisesi, daha çok 1919 yılında, İstanbul’un işgal edileceği söylentileri üzerine yer bulmaya başladı. Bu yıllarda pek çok şiiri kalem alındı. Bunlardan kuşkusuz en önemlisi Nazım Hikmet imzasını taşıyor. Daha sonraki yıllarda sanatında farklı bir yol takip edecek olan Nazım Hikmet “Sekiz Yüz Elli Yedi” başlıklı şiirinde fethi “İslam’ın beklediği en şerefli gün” olarak tarif ediyor. Bu olayın Türklük ve Müslümanlık açısından taşıdığı değere atıfta bulunuyor.

 

Cumhuriyet devriyle birlikte fethe dair yazılan şiirlerde önemli bir artış olmasına rağmen, fetih algısı menfi yönde değişmişti. Bilhassa 1923-1940 yılları arasında Fatih’e ve fethe fazlaca bir rağbet yoktu. Fethin 500. yılında, 1953’te birtakım girişimler neticesinde edebiyatımızda fethi söz konusu eden kitaplar ve dergi yayınları basılmıştı. Bunların dışında Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın İstanbul Fetih Destanı, Orhan Seyfi Orhon’un İstanbul’un Fethi ve İsmet Zeki Eyüboğlu’nun hazırladığı Destanlar İçinde Fatih de vardı. Adlarını sayamadığımız diğer şiir ve destanların ortak noktası tarihî gerçekliklere sadık kalmaları. Yrd. Doç. Dr. A. Mecit Canatak, fethe dair yazılan şiirlerdeki başlıkları ele almış. Canatak’a göre bu şiirler 29 Mayıs 1453’ten önceki fetih girişimlerini söz konusu ederek başlar ve İstanbul’un Fethi’nin bir çağ kapatıp, bir çağ açmasına kadar gelen geniş bir yelpazeye sahip. Tarihî yapısıyla İstanbul, Fatih’in şehzadelik devri, Hz. Muhammed’in (s.a.v) İstanbul’un Fethi’ne dair verdiği müjde, gemilerin karadan Haliç’e indirilmesi, Türk ordusunun şehre girmesi gibi pek çok başlık bu şiirlerde söz konusu ediliyor.

Kaynak : Mostar.com.tr / Yakup ÖZTÜRK • 87. Sayı / EDEBİYAT

Sosyal Medyada Paylaş:

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Leave a Reply

error: Content is protected !!