ŞİİR ADINA HERŞEY BURADA

Ümit Yaşar Oğuzcan Üzerine Bir İnceleme

Sosyal Medyada Paylaş:

 I. HAYATI:

22 Ağustos 1926 yılında Tarsus’ta dünyaya geldi. Konya Askeri Ortaokulu ile Eskişehir Ticaret Lisesi’ni bitirdi. İlk önce Osmanlı Bankası’nda daha sonra 1953’te Niğde İş Bakası muhasebeciliği ile 1954’te Ankara İş Bankası Genel Müdürlüğü görevine atandı. İş hayatında olduğu gibi edebi hayatı da başarıyla devam etti. Birçok şiir kitabı çıkaran şairimizin 1973 yılında büyük oğlu Vedat’ın intihar etmesi üzerine çok acı çekmiş ve oğluna ağıtlar yazmıştır. Vedat’ın ölümünden iki yıl sonra babasını kaybeden şair; Pakistan, Kıbrıs, Macaristan, Avusturya gibi yerlere gitmiştir. 1977’de kendi isteği üzerine İş Bankası’ndan emekli olmuştur. 1978 yılında ikinci eşi olan Ulufer hanım’la evlenmiştir.

1984 yılında İstanbul’da vefat etmiştir. Otuzu aşkın şiir kitabı olan Oğuzcan’ın şiirleri birçok dile çevrilmiştir.

II. EDEBİ KİŞİĞİ:

Şiire, 1940 yılında Yedigün dergisinde başlayan ve Yedigün şairleri arasında yer alan Oğuzcan, sonra çeşitli dergilerde şiir yazarak ve sık sık kitaplar çıkarak, günün popüler bir şairi oldu. Ünü yayıldı. İlk şiirleri, 1942 yılında Eskişehir Kocatepe ve Sakarya gazetelerinde çıktı. Aslında şair 9-10 yaşlarında şiir yazmaya başlamıştır.

1947 yılında ilk kitabı “İnsanoğlu”nu basmıştır. 1948 yılında “Deniz Musikisini” çıkartmıştır. 1954’te üçüncü kitabı “Dillere Destan” çıktı. 1955’ten sonra rubai, taşlama ve dörtlük türünde eserler vermeye başladı. 1967 ve 1969 yılında yurt dışı gezi yapan Ü. Yaşar, ilk Avrupa gezisine çıkarak anılarını “Avrupa Görmüş Adam” adı altında Cumhuriyette yayınlamıştır.

Şiire, milli ve manevi duygularını anlamakla başlayan Oğuzcan, his ve düşünce kavramını gittikçe azaltarak gereğinden fazla açık ve avami şiirler yazmıştır.

Bu şiirleri ona geniş bir ün sağlayarak belki daha güzel ve özenilmiş parçalar yazmasını önlemiştir. İlk şiirlerinden beri zekâ oyunu ve nükte eğilimi ön safta görülmüştür.

Ümit Yaşar, şiirlerinde aşkı zirveye çıkarmış ve bütün çıkmazlardan ona sığınmıştır. Şiirlerinde toplumsal içerik bulunmakla birlikte zaman zaman da bireysel içerikli olup kendi hissiyatını ortaya koymuştur.

İlk şiirlerinde, Yahya Kemal, Faruk Nafiz, sonrakilerde Orhan Veli etkisi görülür. Aşklar, ayrılıklar, özlemler, hatıralar, ölüm şiirlerinin başlıca konularıdır. Başarılı mısraların yanı sıra, çok yazması yüzünden, zaman zaman tekrara düşmüş, yüzeyde kalan şeyler söylemiştir. Rubailerinde daha başarılı olmuştur. Mizahi şiirler, siyasi taşlamalar da yazmıştır. Heceyi, aruzu, serbest biçimleri başarıyla kullanan Oğuzcan’ın çok fazla ve ayıklamadan yazmak, bazı güzel şiirlerini de bu çokluk içinde kaybetmek gibi bir tutumu görülmektedir.

Halk şiirinin muhteva unsurlarını, özellikle değiş ve deyimlerini de kullanan şair, zaman zaman karşımıza bir ozan olarak çıkıyor. Âşık Veysel’e olan hayranlığını yazdığı şiirlerinden anlıyoruz.

Ümit Yaşar’ın şiirlerinde aşk, ayrılık, özlem ve ölüm temalarının yanı sıra çocukluğa kaçış, yalnızlık, unutulma korkusu, umutsuzluk, çaresizlik, kadın, cinsellik, ekmek derdi, adaletsizlik ve Tanrı Aşkı gibi temalar bulunmaktadır.

Şiirlerinde nazım birimi olarak bazen beyit, bazen dörtlük, bazen de serbest nazım biçimini kullanmıştır. Şiirlerinin bir kısmında didaktik bir hava bulunurken, bir kısmı da romantik söyleyişler içermektedir. Özellikle oğlu için yazdığı şiirler öğretici öğüt türünde şiirlerdir.

Ayrıca intihar eden oğlu Vedat için ağıt türünde şiirler yazmıştır.

“Türkiye’miz” diye yazdığı şiirlerinde vatanı, uğrunda ölünecek bir kavram gibi görmüş ve memleketine övgülerde bulunmuştur. Özellikle arayış döneminde soyut kavramlar üzerinde durmuştur.

III. İŞLEDİĞİ TEMALAR

v     AŞK:

İnsanın kendisini keşfetmesi ve kendi ekseninde diğer insanlara değer vermesidir. Ümit Yaşar’ın şiir dünyasının büyük bir bölümünü aşk temalı şiirler oluşturmaktadır. Aşk, şairin hiçbir zaman uzaklaşmak istemediği bir duygudur.

Aşkı, insanın kendisini sevmesi olarak da yorumlayan Ümit Yaşar, karşısındaki insanı sevmesi ölçüsünde de insanları sever ve onlarla olan iletişimine sağlık kazandırır. Zaman zaman insanlara güvenmediğini ve onlara inanmadığını mısralarında belirten şair bir anlamda aşka sığınmıştır.

Dünyanın varlığı, hayatın güzelliği, sevgilinin varlığındadır. Gönül beldesinde kurulan aşk evinin açtığı bu pencere şairin dış âleme bu psikoloji ile yaklaşmasını sağlar. Dünyanın merkezinde sevgili vardır, şair her an ona kavuşmak arzusu içindedir. İçindeki sevgilinin hayalini düşünerek doldurmaya çalışır.

Aşk, aynı zamanda çok boyutlu olmaktadır. Paylaşmak aşkın duvarlarıdır. Şair her zaman acı, keder, hüzünden yana olmuştur. Sevgilinin mutlu olmasına karşılık mutsuzluğu seçmiştir. Aslında acı çekmek şair için bir olgunluktur. Geçmiş asırlardan günümüze kadar şairler hep aşkın ızdırabını çekmiştir. Yunus; dağ, bayır dolaşıp aşkın sırrını çözmeye çalışmıştır, Fuzûli; ayrılığı ve ızdırabı seçmiştir, Mevlana; cayır cayır yanarken bundan mutluluk duymuştur; çünkü bu sayede hamlıktan olgunluğa dönüşüldüğüne inanmıştır.

Şair ayrı kaldığı zamanlarda sevgilisini daha çok özler ve sever, bunun için ayrılığı tercih eder.

Aşk, mekâna ve zamana hükmeden bir duygudur. Sevgilinin varlığıyla var olan şair yokluğunu da ölüme benzetir. Aşkın verdiği ızdıraptan şikâyet etmez; çünkü ızdırabın şiirini doğurduğunu anlamıştır.

Şair, sevgilinin yokluğu karşısında duyduğu çaresizliği ve umutsuzluğu zaman zaman Tanrı’ya şikâyet ediyor. Zaman zaman isyan eden bir insanın psikolojisiyle karşılaşırız. Ancak bunlar ayrılığın verdiği ızdıraplardır. Aşk kolay kazanılan bir duygu değildir. Kazanıldıktan sonra kaybetme korkusu veya kaybetme insanı tamamen bir kaos ortamına sürükler. Şiir de böyledir. Şiirde aşksız kalınca tadını yitirir. Aşk meşru bir şey olamaz. O da şiir gibi aşksız kalınca tadını yitirir.

Şair bir yandan aşkın karşılıksız olmasını isterken diğer yandan da sevgisine ve değerine karşılık vermeyen sevgilisine sitemde bulunuyor. Ümit Yaşar’ın şiirlerinde böyle mısralara sıkça rastlayabiliriz.

Bunların yanında Ümit Yaşar’ın sevgiliye hitaben yazdığı mektuplarında da aşk için şöyle dediğini görüyoruz: “Sevebilen insan kendini keşfetmiş insandır. Çektiği bütün acılara rağmen; mutlu, kıvançlı insandır. Aşktır yücelten bizi ve derinliğimiz aşktandır. Gerisi boş, yalan”

Aşk, şairi hayata bağlayan tek yaşama hevesidir. Sevgilisi ile bir bütün olan şair, onun gitmesiyle bir yarısının da gittiğini söylüyor. Giden yarısı; şairin ümidi, sevinci, yaşama hevesidir.

Şairin dünyası geçmiş üzerine kuruludur. Ancak gelecek içinde umutludur. Hayalleriyle geleceğe yön veren şair, hayal dünyasında sevgiliyle beraberdir.

Aşk dünyayı güzelleştiren, yaşamın farkına vardırtan bir duygu olduğu gibi aynı zamanda acısıyla sarhoş eden, yaşamı unutturan bir duygudur.

Şair, sevgilisi sayesinde yaşadığını fark eder. Ancak sevgilisi sayesinde de öldüğünü hisseder.

Aşksız ve sevgisiz kalmak korkusuyla sürekli bir şeyler kaybetme hissini yaşayan şair, kendi varlığını unuttuğunu ve bunun o kadar da önemli olmadığını ifade eder.

v     KADIN:

Şair, eşine hitaben yazdığı şiirlerinde; eşi Ulufer Hanım için yazdığı şiirlerinde hep onun vefasını, iyiliğini dile getirmiştir. Eşine olan sevgisini şiirlerinde yansıtan şairin evliliği,  çok sevdiğini ve bunun için de yalnızlıktan hoşlanmadığını şiirlerinden anlıyoruz. Eşinden ayrı kaldığı zamanlardaki özlemini şiirlerine yansıtan şair, eşi olmayınca yarım kalmış ve hayattan haz almaz olmuştur.

Diğer kadınlar hakkında da şair, aşk denince kadınları hatırlar. Kadınların aşkı cinsellik olarak görüldüğü gibi; kadın yalnızlığı, çaresizliği, sefilliği üzerinde duran şiirleri de vardır.

Kadını hem fiziksel olarak, hem de ruhi yapısı olarak, bütün içinde çizmiştir. Ona göre kadın hem kendi ölçüsünde güzel, hem de akıllı olmalıdır.

Kadın hep sabırlı, hep vefalı, hep sadık; ama hep yalnızdır. Hep bekleyen ve özleyendir kadın. İşte bu noktada da şair kadınlara içten içe acımaktadır.

Şiirlerine bazen de günahkâr kadınları konu eden şair; onların kimsesizliğini, yorgunluğunu, ezilmişliğini anlatır. Bir sokak vardır. Bu sokakta akşam olmaktadır. Yani karanlık, yani kaos… Aşkın ve sevginin yerini maddiyat almıştır artık.

Şaire kadın sadece cinsel bir obje değildir. Derin ve tutkulu bir aşktır zaman zaman. Bir kadını anlatırken kaşı, gözü, yüzü ile anlatmayan şair, kadını ondan bıraktığı izler ile anlatır.

Çirkin kadınlar diyerek günahkâr ve genel ev kadınlarının kasteden şair, onları gördükçe ölümü hatırlamaktadır. Bu ölüm iki anlamda düşünülebilir. Öldükten sonra bu kadınlar Tanrı’ya nasıl hesap vereceklerdir, düşüncesinin yanı sıra bir de, ölüm aklıma geldikçe günahtan uzak durmaya çalışıyorum, demek istemiştir.

Bir zamanlar delice tutulduğu kadının, artık diğer kadınlardan farklı olmadığını anlatan şiirleri de olan şair, kadına verdiği değerin kadın kendini satınca kaybolduğunu anlatır. Çünkü sevdiği kadın yalnız kendine ait olmalıdır.

Örnek Şiir:

İSTANBUL KIZLARI

Kollar japone
Etekler dizden yukarı
İstanbul kızları volta atar
Bir aşağı bir yukarı
Dudaklar boyalı, gözler boyalı
Gerdan kırmalar,
Göz sürmeler, kırıtmalar
Hep ithal malı
Fazla sıkıntıya gelmezler
Ahmet Haşim’i bilmezler
Öte yandan sayarlar
Davulcu Ringo’nun şeceresini
Bilirler Marc Aryan’ın tırnak numarasını
Ve gücenir İstanbul kızları
Âşıkları sevmezse “darling” diye
Evetleri “yes yes!” tir tir
Müzikleri “ye,ye,ye…..”

v     CİNSELLİK:

Ümit Yaşar’ın şiirlerinin büyük çoğunluğunu cinsellik oluşturmaktadır. Cinsel sevginin aşkla bütünleştirilmiş olduğunu Ümit Yaşar’ın şiirlerinde görüyoruz.

Cinsellik, kadın-erkek her insanın doğuştan içinde olan bir duygudur. Bu yaratılışın bir kuralıdır. İnsan cinselliği ölümle son bulur.

Ümit Yaşar’ın bu tür şiirlerinde duygularını saklamayarak bedeninin çağrısına kulak verdiğini görüyoruz. Bir anlamda kendi özüne yaklaştığını ve arık duygularını bastırmak istemediğini gösteriyor.

Şiirlerinin yanında daha çok mektuplarında cinsellik görülür. Şair cinsellikte kadını küçümsememekte, aksine onu yüceltmektedir.

Örnek şiir:

YAĞMUR ALTINDA ÖPÜŞMEK

Hava kararmıştı
Yağmur yağıyordu
Dudakları sımsıcaktı
Elleri üşüyordu
Bir öptüm bir daha öptüm
Kimseler görmedi öpüştüğümüzü
Yağmurdan başka
İki gözüm çıksın
Şimdi ne zaman yağmur yağsa
Utanıyorum

v     İSTANBUL AŞKI:

İstanbul, Ümit Yaşar için önemli bir temadır. İstanbul’un merkezine sevgiliyi oturtmuştur. Ümit Yaşar, İstanbul’u garip şiir anlayışına göre işlemiştir.

Şair, İstanbul’da sevgilisi olduğu için veya orda sevgiliyi görüp tutulduğu için İstanbul’u sevmiştir. Öyle ki bu şehrin bütün sokakları, caddeleri, semtleri sevgiliyi anlatır. Sevgili de İstanbul kadar güzel ve şiirlere konulabilecek vefasızlara sahiptir. Ancak sevgilinin varlığıyla güzelleşen ve sevilen İstanbul şairde böylece bir tutku oluşturmuştur. Şair sevgilisi olmadan hiçbir şeye önem vermiyor.

Ümit Yaşar, İstanbul’u anlatırken öteki İstanbul şairleri gibi tarihi gerçekleri ortaya koyup, olumsuz toplumdan uzak durmaya çalışmıştır. Aşk yüreğinde bir dünya oluşturmuş, İstanbul’a dahi bu gözlükle bakmasına sebep olmuştur. Ona göre İstanbul sevgilidir. Şair şiirlerinde olduğu kadar mektuplarında da İstanbul ve sevgili ikilemini belirlemeye çalışmıştır.

Örnek şiir:

ÜSTÜME VARMA İSTANBUL

Sana geldim, içim ümitlerle dolu
Beni sarhoş etme İstanbul, ne olur
Bir gün bende eririm caddelerinde
Çürür kemiklerim adım unutulur

Yine sen kalırsın dipdiri, sımsıcak
Göğün, bulutların, denizlerin kalır
Oynama İstanbul, benimle oynama
Bir gün öldürür beni bu dert, bu kahır

Ezilmiş ellerim arasında başım
Bu yeryüzünde başka çarem kalmamış
İşte gelip kapılarına dayanmışım

Karşında yıkılmış bir duvar gibiyim
Beni sarhoş etme başım dönüyor,
Üstüme varma İstanbul, kederliyim.

(Acılar Denizi)

v     İLÂHİ AŞK:

Ümit Yaşar’ın tasavvufi yöndeki şiirlerini “Yüzyıl Yanarım Yanmayı Öğrendimse” adlı kitabında bulabiliriz. Bu şiirlerin çoğunluğu ilâhi aşkı içeren şiirlerdir. Ümit Yaşar’ın aşkı bu şiirlerde daha çok ilâhi ölçülerde güçlü bir güzelliği ve derinliği dile getiriyor.

Karanlık yolunda ve geçici bir dünya içinde insanları sadece ilâhi aşka davet eden şair, aşkın sarhoşluğunu yaşamaktadır. Bütün güzelliğin, zevkin, yüceliğin aşka ibadetle olabileceği düşüncesi hâkimdir şairde. İlâhi aşkın içinde tutulup yandığını ve dünya kimliğinden çıktığını belirtir.

Şairimizin ilâhi aşkı, beşeri aşkın sonucu olduğunu söyleyebiliriz. Büyük mutasavvıflar bile çoğu zaman ilâhi aşk ile beşeri aşkı iç içe görmüşlerdir.

“Anladım artık seni sevmek Tanrı’ya yaklaşmaktır.” diyen şair, dünyanın gelip geçici ve insanların fani olduğunu da anlatmıştır. Tasavvufta fani aşktan baki aşka ulaşmak ve orada erimek önemlidir. Çünkü hakiki sevgili Allah’tır.

Bunun dışında şair Tanrı’yı Tanrı’ya şikâyet eder gibidir. Dünyayı adil yaratmamıştır. Kötülük ve karanlıklarla yaratmıştır. Bütün kötülüklerin sadece kendisine mahsus yapıldığını belirterek, Tanrı’nın kendisine küstüğünü belirtir. Özellikle oğlunu kaybetmesi ve önceki ile sonraki olaylar peş peşe gelince, şair isyan edercesine bunalıma girmiştir.

ÖRNEK DÖRTLÜKLER:

1- Sevdim, o büyük nura çevirdim yüzümü
Bin bir güneş aydınlatıyor gökyüzünü
Herkes gibi yıllarca konuştum, ammâ
Tanrım, daha ben söylemedim son sözümü

2- Bir damla dedim, sen bana derya verdin
Her anıma renk, ömrüme mana verdin
Yıllarca o tek mutluluğun girmediği
Dünyamı yıkıp yeni bir dünya verdin

IV. GARİPÇİLER VE ÜMİT YAŞAR

Garipçiler gerçek üstü olan her şeyi, fizik ötesini inkâr etmiş ve alaya almışlardır. Din ve tarihle zaten kopuk oldukları için hiç uğraşmamış, sadece günlük hayatı şiire taşımışlardır. Ayrıca içgüdülerle ve tenin isteklerine boyun eğerek yaşama tutkusunu şiirlere konu etmişlerdir.

Ümit Yaşar garipçiler gibi arzularını ön plana çıkardığını görüyoruz. İnsan içinden gelenleri fiiliyata dökmelidir; çünkü insan yaşıyorsa arzuları da yaşıyordur. O halde bunu saklamanın bir anlamı yoktur.

“ Yeni şiir alaycıdır. Şakaya ve nükteye çok yer verir. İç hayatı olmayan insan tipiyle, kök tutmuş sahte değerlerle, samimiyetsiz iddialarla, felsefeyle, aşırı duyarlılıkla alay eder. Fizik ötesi veya soyut temalar yerine ekmek derdini, geçim sıkıntısını, cinsi arzuları işler.”

Garip şiir anlayışıyla benzerlik gösteren şairde, İstanbul bazen sevgilinin diyarı olduğu için yaşanması gereken belde olur, bazen de İstanbul’un kendisi sevgili olmuştur.

Aşk, hürriyet, yalnızlık, ölüm gibi temalar bu dönem şiirlerinde oldukça fazla işlenmiştir. Bu dönemin çoğu şiirleri, her yanda buldukları umulmadık güzellikleri, gördükleri şeyleri, yaptıkları anı, basit şekilde sunmayı severler. Yeniler, eskilerin çoğuna zıt olarak, iyimser, gülümser dünyadan hoşnutturlar. Yaşama sevincini tabiat sevgisi tamamlar.

1940 şairleri, çok kez çocukların dünyaya bakışlarını taklit veya bunların sınırsız halde dolu altın çağını yaşamak, bu yaşayışın şiirini vermek isterler. Ümit Yaşar da yaşadığı olumsuz bir olaydan zaman zaman aşka, zaman zaman da çocukluğa kaçarak kurtulacağını zannetmiştir.

Bu devirde aşk en yoğun işlenen temalar arasındadır. Ancak biraz farklı olarak sevgiliden şikâyet eden ve onun vefasızlığını anlatan şiirler yoktur. Bu dönemdeki şairler gibi Ümit Yaşar da eşine karşı sıcak, duygulu, minnettarlık gösteren şiirler yazmıştır.

ESERLERİ:

Oğuzcan’ın Şiirleri İlk Kez 1940’ta Yedigün Dergisinde, daha Sonra ise İstanbul, Büyük Doğu, Yücel, Varlık, Toprak, Türke Doğru, Çığır, Hisar, Çağrı, Hürriyet gibi dergi ve gazetelerde yayımlanmıştır.

Başlıca Eserleri:

* İnsanoğlu
* Deniz Musikisi
* Dillere Destan
* Dolmuş
* Aşkımızın Son Çarşambası
* Bir Daha Ölmek
* Akıllı Maymunlar
* Üstüme Varma İstanbul
* Sahibini Arayan Mektuplar
* Avrupa Görmüş Adam
* Yüzyıl Yanarım Yanmayı Öğrendimse

ŞİİR ÖRNEKLERİ

BİR ATEŞİM YANARIM
Bir ateşim yanarım, külüm yok, dumanım yok
Sen yoksan mekânım belli değil, zamanım yok
Fırtınalar içinde beni yalnız bırakma
Benim senden başka sığınacak limanım yok.
O SEN DEĞİLSİN
Sende bir sen yaşar ki o sen değilsin
Senden uzak o kadar ki o sen değilsin
Seni senden başka bir ben bilirim
Bilmediğim bir sen var ki o sen değilsin.

ISLAK GÜL

Seninle paylaşmak uykularda en büyük günahları
Seninle uyanmak nice çılgın gecelerden sonra
Alır götürür beni kokun uzaklara, en uzaklara
Ağzın dudaklarımda ıslak bir güldür sabahları
Tenin çekiyor beni tenin tutmuş saçlarımdan
Afrikalı kölenim senin, esirin, mecburunum
Gözlerin değmese gözlerime kahrolurum
Ölürüm, çekersen ellerini avuçlarımdan
Gel otur yanı başıma erişilmez kadınım
Yum iri gözlerini, devir kirpiklerini
Ser önüme bir hazine gibi güzelliklerini
Dönsün başım, tutuşsun damarlarımda kanım
Sana en muhtaç olduğum şu anda gel
Yaşamak olsan da gel, ölüm olsan da gel.

KİMBİLİR?

Bir yere yaklaşıyoruz seninle
Belki bilinmeyen bir uzak şehir
Belki o, en sakin deniz kıyısı
Belki de bir dağ yamacı kim bilir
O yerde her şey değişecek ansızın
Hiç ayrılmayacak ellerimiz
Kuşlar en yakın dostlarımız olacak
Terkedilmiş bir kulübe evimiz
Gün doğmadan uyanacağız seninle
Tenimizde kırağların serinliği
Kulaklarımızda en güzel şarkılar
Çiçeklerin, ağaçların söylediği
Seninle mevsimler orada bambaşka
Zaman bir suyun akışı o yerde
Hüzün artık unuttuğumuz bir şey
Yalnızlıksa bizden çok ötelerde
O yerde bütün güzellikler hayran sana
İçi gülsün diye gözbebeklerinin,
Ve döndüren başını içki değil artık
O baygın kokusu kır çiçeklerinin.

EN GÜZELİ

Seni sevmekmiş anladım en güzeli yaşantıların
O sahillere, o sonsuz ormanlara, en kuytulara
Varmakmış o yerlere seninle, o derin sulara
Duymakmış gür sesini seninle çalkantıların
Açılır en bâkir güzelliğe el sürdüğün kapılar
En güzeli seninle bir bütün olmak ya da hiç olmamak
Yaşamaksa yalnız senin güzelliğinde yaşamak
Şiirse sen, şarkıysa senin dudağındaki şarkılar
Gel öğret bana yaşamayı duygulu ellerinle
En güzel nice bin yıl kalmak seninle romanlarda
Eksilmeyen sevgilerde, o hiç bitmeyen zamanlarda

Benden ölümsüz güzelliğinin şiirini dinle
En güzeli; en kanılmaz öpüşlerle, en derinden
Geçebilmek seninle özlem gecelerinden.

YALAN BİTTİ

Gün gelir yaşanmaya değecek zaman biter
İnsanda güç tükenir, şeref biter, şan biter
Sesler duyulmaz olur, solar renkler ansızın
Yıllardır yüreğine hayat veren kan biter
Yıkılır inançları, umutlan tükenir
Sevdiği, sevildiği kişiler bir an biter
Hâlâ bir boş bedeni taşır da ayakları
Ömür boyu üstüne titrediği can biter
Bütün bunları yaşar, sonunda anlar kişi
Ölüm o ki: İnsanın içinde yalan biter.

V. ELEŞTİRİLER-YORUMLAR

“Tüm şairlik yaşamım dört ayrı bölümde toplanabilir: Önce duygusal şiirler ya da halk deyimiyle ‘aşk şiirleri’ gelir. Ama bence duygusal şiirler yalnız aşkı işlemez. Ele alınan ko­nular arasında varlık, yokluk, ayrılık, özlem ve ölüm gibi insan yaşamında yeri olan türlü yanlarım var. Sonra, eski deyimle ‘hiciv; halk edebiyatı diliyle ‘taşlama’, bugünkü sözcükle ‘yergi’ şiirlerim gelir. Felsefi yönü ağır basan ve bence ‘sözle yoğunluk’ sanatının en zor türü alan rubailere de gönül verdim. Bir de eskilerin ‘mensur şiir’ dedikleri düzyazı biçi­mindeki şiirlerim var. Örneğin, ‘Sahibini Arayan Mektuplar’ öyledir.” diyor Oğuzcan. (Şahap Balcıoğlu)

Günümüzün en ünlü aşk ve ıstırap şairi olarak tanınan Oğuzcan, bütün hayatını şiire bağlamış, şiirsiz teneffüs edemez bir insan haline gelmiştir… Son on yıl içinde genç şair kuşakları arasında onun kadar yaygın bir isme sahip alan kimse yoktur. Hayatında aşkın ve ıstırabın ilk sillesini yiyen genç kızlar, delikanlılar Ümit Yaşar’ın şiirlerinde kendilerini bulmakta, sızlayan kalplerini onun romanlarıyla avutmaya çalışmaktadırlar.

Gerçek odur ki, Ümit Yaşar kendi yaşantılarını, aşklarını, çilelerini dile getirmekte ve tam anlamıyla kendini anlatmaktadır. Dili sade ve güzel, anlatışı içten gelen ürpertilerle doludur… Bir bakıma şehirde yaşayan bir halk şairi niteliğine yükselmiştir…

 Yazının alıntı yapıldığı Link

Sosyal Medyada Paylaş:

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Bir cevap yazın

error: Content is protected !!