ÜNLÜ ŞAİRLERDEN ŞİİRLER

Ünlü Şair Edip Cansever Şiirleri

Sosyal Medyada Paylaş:

AŞKLAR İÇİNDE

 

Denizin en az yeri bir köpüğü başlatıyor

Yürüyorum kumların çakıllarin yanı sıra

Yüreğimde bir sancı keskin bir akasya kokusundan

Avuçlarımda bir yanma

Büyüyen bir ürpertiyim sanki, kayıp gidiyorum üstünde sabahın

Oldu olacak

Eğilip bir taş alıyorum yerden, fırlatıyorum denize

Ufacık bir gülüş geçiyor suyun üzerinden

Bir çocuğun gülüşü gibi

Aşkların, nice aşklarin ayrılık günü gibi

Bir sokağın ucunda kaybolup solan

Daha çok solan, aşkların solgunluğu suyun üzerinde

Korularda yoğun bir erguvan sisi.

 

Hisarlı balıkçı ağlarını ayıklıyor

Ağları pembeden hüzne giden

Dip sularında mercanlar gibi koyulaşan

Kirpiksiz gözleri böyle daha güzel

Çil basmış yüzünü bütün

Parmakları capcanlı, pavuryalar gibi

Merhaba, desem bir kucak balık atacak önüme

Biliyorum atacak

Böyledir memleketimin yoksul halkı

Bir onlarda rastladım bu cömertliğe

Istavritler kıpır kıpır dibinde sandalının

Balık dedin mi, oynamaz gözleri hiçbirinin, tertemiz bir resim gibi

bakarlar insana

Günlerce bakarlar, bıraksan yıllarca bakarlar belki

Gözlerin gibi senin, yıllardır unutamadığım

Ve bu yüzden olacak düşünmedim şimdiye kadar bir balığın ölebileceğini.

 

Hızar sesleri geliyor yakından, güneşin döndüğünü görüyorum

Çınar yapraklarının arasında yeşil yeşil

Yeşille sarı birlikte dönüyor

Denize düşüyorlar kırıla kırıla

Bir örtü oluyor düşündügüm her şey denizin ve asfalt yolun üstünde

Gözyaşları bir örtü, onurla cesaret bir örtü

Senin upuzun gövden -kapkara saçlarınla-

Daha da uzun şimdi bir örtü olarak

Denizin kıvrımlarında aşka hazırlanıyor

Göğe düğmeler gibi yapışmış kirazların altında

Yıllar var ki unuttuğumu sanırdım bu örtüyü ben

Sevgiyi bilmezdin de ondan, sevişmeyi bilirdin yalnızca

Birtakım sözler de bilirdin, niye saklamalı, en ustalıklı sözlerdi onlar

 

Ama bak

Kaybolup giderdi herbiri, karşılaştılar mı bir yerde şiirle

Aslına bakarsan en güzel aldanmaları yaşadık seninle biz

Hatırlıyorum da öyle.

 

Tepelerde otlar yakmışlar, kuzular dolaşıyor dumanların arasında

Bir kızla oğlan geçiyor, birbirilerine iyice sarılmışlar

Kızın ağzında ince bir dal parçası

Dalın ucunda bir tomurcuk, ağzıyla dudaklarıyla beslemiş sanki onu

Öylesine bilmek istiyorum ki ne konuştuklarını, ama duymaktan

korkuyorum gene de

Söyle, en son nerde görmüştüm seni

Böyle dumanlar vardı gözlerinde, boynunda bir de

Şimdi gene var

Bileklerinde, bileklerinin renginde

Dudaklarında, dudaklarının

Gözlerinin dolar gibi olması renginde ve

Yorgunsan bir kıyı kahvesinde dinlenirkenki

Üşüdügün, başını omzuma koyduğun, sonra elele

Bir aşkı yaşamak, bir aşkınn bilinmesinden bambaşka değil miydi

Ve bu ikisini ayıran duman, yani bir aşkı bizim yapan

Bu dumanların hepsi gibi varsın şimdi de

Acele etme yoksun belki

Ben herşeyin bir bir yok olmasına o kadar alıştım ki

Ve her şeyin bir bir varolmasına o kadar alışacağım ki

Bilirsin neler için çarpmıyor bir yürek.

 

Küçüksu çayırını şantiye yapmışlar

İşçiler beton döküyor, demir eğiyor, zift kaynatıyor

Vakit öğleyi geçti çoktan, yemeklerini yemiş olmalılar

Coca-Colaya doğrayıp ekmeklerini

İşçilerimiz, yarını kuracak olan işçilerimiz

Ben görür müyüm bilmem, ama kuracaklar mutlaka

Coskuyla çakacaklar her çiviyi, türkülerle dökecekler betonu

Ve onlar

Onlar, diyorum sadece

Bir yolculukta karşılıklı konuşan adamların

Parmak uçlarındaki sigaralar gibi şaşkın

Bilmeden ne yapacaklarını

Anlayacaklar ne kadar güçsüz

Ne kadar zavallı olduklarını

Vakit öğleyi geçti çoktan.

 

Bir tanker geçiyor şimdi de tam akıntının ortasından

Baştanbaşa gül rengi

Kimseler görünmüyor içinde

Neden görünmüyor, bilmiyorum

Yolcu uçaklarına, yük kamyonlarına, fabrikalara petrol taşıyor

Tanklara, savaş gemilerine, roketlere de

Yılların, yüzyılların

Bitmeyen vahşetini ateşlemek için

Sanki bu yüzden kimseler görünmüyor ortalıkta, utançlarından

Utancı bilerek yaşamak korkunç

Daha korkuncu da var:utancı bilerekten yaşatmak

Gördük hepsini işte, daha da görüyoruz.

 

Pembeye dönük bir aydınlık, yağıyor usul usul

Bir poyraz çıktı hafiften, kuzeye çevrildi teknelerin burnu

Ve güneş kaydıkça kayıyor batıya doğru, birazdan kan kırmızı bir gök

buğulanacak

Birazdan kan kırmızı bir akşam yağmuru da dökülebilir

Neler olabilir birazdan

Bir uçak geçiyor yaldızdan bir iz birakarak

İçindeki mutlu yüzleri düşünüyorum

Bir hüzün basıyor gene, ne kadar istemesem de

Çabuk geçiyor

Nerede okumustum, hatırlamıyorum şimdi, biri mi anlatmıştı yoksa

Mahpusunu kıskanan bir gardiyani

Ve düşün sevgilim, mahpusunu kıskanan bir gardiyan düşün

Ne kadar acı bunlar

Kıskanıyorlar hepimizi ve kıskanacaklar

Güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak

Bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir

Birazdan akşam olacak sevgilim

Bütün heybetiyle akşam olacak

Sevgilim, diyorum, oysa kimsecikler yok yanımda

Bilmiyorum kime sevgilim dediğimi

Bildiğim bir şey varsa

O kadar yeni bir anlamda söylüyorum ki bu kelimeyi

Unutup birden zamanı ve yeri

Onunla bir günü kutluyorum coşarak

Onunla bir günü kutluyoruz sanki.

 

 EDİP CANSEVER

 

 

—————————————————————–

 

 

BEN RUHİ BEY NASILIM?

 

I

 

Gördün mü hiç suyun yanmasını tuzda

Gördüm ben bu yaşam boyu iniltiyi

Büyük bahçelerin küçük içinde

Saksılardan birinde

Gördüm de

Uyurken uyandırılmış gibi

Beni bir sardunya büyüttü belki.

 

O ben ki

Bir kadında bir çocuk hayaleti mi

Bir çocukta bir kadın hayaleti mi

Yalnızca bir hayalet mi yoksa.

 

Ne peki

Yere dökülen bir un sessizliği mi

Göğe bırakılmış bir balon sessizliği mi

İşini bitirmiş bir org tamircisinin

Tuşlardan birine dokunacakkenki

Dikkati ve tedirginliği mi.

 

Bekler mi beni

Her yanı, ama her yanı çocuklar gibi gülümseyen

Bir sürü yaz gününün içinde

Acaba bekler mi beni

Uykularım, o sonsuz uykularım

Yanmış bir limonluktaki

– Ve limonlar ki her gün bir yaprak ayininde

Sesini hiç eksiltmeyen –

Ama bilmez miyim ben

Bilmez miyim hiç

Böyle sığ hayallerle oyalanmak yerine

Kısacık bir zaman olmalıydı elimde

Turfanda meyva gibi bir zaman

Yollar yollar kateden tadı ve ekşiliği

Geçerek erguvanların dönemecinden

Leylakların dörtyol ağzından

Yapıştırıncaya dek beni dudaklarına

Acının dudaklarına ve geçmişin

Bir yaban gülü yaprağı gibi beni

Ama ne gezer.

 

Korkmuyorum artık solmaktan

Solmaktan ve solgunluktan

Gelmişim nerelerden böyle

Kurumuş bir dere yatağı gibi

Ya da pek kurumamış da

Baygın, hasta ya da cançekişen

Çırparaktan yüzgeçlerimi dip sularında

Ya da yer tahtaları, muşamba, örtük perdelerin kasvetini

Yorgun düşerek taşımaktan

Ve ne çıkar ayırmasam kendimi

Suların büyük içkilere kavuştuğu koylardan.

 

Koylardan

Kapsayan o sevimsiz, o küçük aşkları da

Eskiyen turunçlar gibi ilk rengini pek aratmayan

Ayırmasam kendimi

Diyorum ayırmasam

Köhnemiş bir geminin -izine pek rastlanılmayan-

İçindeki bir yolcudan da, değerli taşlarla dolu cepleri

Cepleri yüreği cepleri

Ayırmasam da ben

Kim görürdü o yolcuyu, yani kim farkederdi beni

Sıradan acılardır çünkü bütün ilgileri toplayan

Oysa sıkıntıyı buruşuk bir iç çamaşırı gibi saklayan

Bu kımıltısız gövde

Görülmemiştir ki hiç görülsün şimdi

Görülmediği gibi gündoğumundan havalanan kuşların

Ya da bir oda kapısını açtığınız zaman

O müşiş öğle sıcağında

Pencerenin önünde örgü ören birinin

– Örgü mü, bir çay bardağını başka başka tutan ellerin becerikliliği mi-

Görülmediği gibi

Ama var mıydı sanki görülmek isteyen

Var mıydı bir şeyler bekleyen yüreğimin eskittiklerinden.

 

 

II

 

Ve her şey hızla yetişti sonra

Sarı bir günün kahverengi yarınına.

 

Yıkılmış bir ağacın üstünde yıllarca oturdum da

Gözleri avına benzeyen bir avcıydım sanki

Ağaç da çürümüş zaten

Kazımış, oymuş bir yerlerinden gelip geçen onu

Ağaç mı, içi yıllarla dolu bir kutu mu

Çözmek için mi acaba içlerindeki bir gizi

-Gizi mi, bir giz gereksinmesini mi-

Yoklamışlar orasından burasından

Kim bilir.

 

Ama sessizlikten başka ne bulmuşlar

Önemsiz bir iki anıdanbaşka

Ya insan kılığında ya da bir dekor taşkınlığında

Sorarım ne bulmuşlar

Çoktan yeni bir umuda dönüşmüştür onlar da

Anılar.

 

Oysa bambaşka şeyler olmalıydı ağaçta

Kazılmış, oyulmuş yerlerinde ağacın

Buruk mayhoş, daha çok da bir zehir tadındaki

Bir şeyler olmalıydı. Ve sanki

Yıllar var ki saklamışım orda ben

 

Saklamışım anlaşılan

Odasında yapayalnız doğuran bir kadının

Dışa vurmak istemediği

Ya da pek gereksinmediği

O iniltiyi andıran

Duyurulmayan her şeyi.

 

 

III

 

Ve her şey dönüştü işte

Kahverengi bir çarşambadan

Sapsarı bir cumartesiye.

 

Ansızın bir rüzgar çıktı demin

Çölde yanıt arayan alaycı bir rüzgar

Kolalı bir örtü gibi acıtıyor yüzümü

Yakıyor gözkapaklarımı da

Toplayıp getiriyor anılarımı bir bir

Uzun yolları hiç sevmeyen anılarımı.

 

(Kaç türlü girilirdi anılardan içeri?

1 – İşte bir zambağın özsuyunun içilişi gibi

2 – Süt emer gibi bir memeden

Bütün renklerin ve bütün kokuların bir anda bilinişi

3 – Dibini kazıyor alanlar: dünyanın iç çekişi.)

 

(Ansak mı anmasak mı

Yeri mi şimdi değil mi

Bir tren yolculuğunda ve her yerde

Her şeyin ya da hiçbir şeyin hiç mi hiç çekilmezliğini

Bir hafta tatilini, bir öğle vaktini, belki bir pazartesiyi

Saatler iyi

Adamlar gülüyorlarsa iyi, gülmüyorlarsa gene iyi

Ve bütün yolcuların dalgın

Koparıp koparıp bir şeyler yediklerini

Görünüşte kararsız

Görünüşte üzgün, endişeli

Görsek mi acaba, görmesek mi

Açıp da kapalı gözlerini arada

Şöyle bir görünümü tek bir solukta

Yalandan, inatla içine çekenleri

Ya da bir köprüden geçerken, bir tünele girerken

Belirtip yüzlerinde çok görmüşlüğün izlerini

Bir tilki çevikliğiyle, acele

Katarak yolculuğa hiç yoktan bir gizemliliği

Bilmem ki, görmesek mi

Durunca tren bir istasyonda

Dudakları çatlamış, ateşli, hasta bir istasyonda

Dünyanın bütün elma satıcılarına bakıp

Bakıp da her şeyi ilk defa tanıyormuş gibi

Uzanıp pencerelerden sarkık gerdanlarıyla

Tutarak parmaklarıyla yalancı

Ve ucuzundan bir kolyeyi

Acaba görmesek mi

Bir treni ve dünyada tren olan her şeyi.

 

Ansak mı anmasak mı acaba

Yeri mi şimdi, değil mi

Sırasını bekleyen bir kadının, hasta

Gereğinden fazla abartılmış yüzünü

Besbelli iğrenirdiniz

Çevirirdiniz gözlerinizi yer tahtalarına

Bir duvar saatine ya da kapıya

Telefona bakardınız, tırnaklarını incelerdiniz uzun uzun

Kısaca

Kaçınmak isterdiniz o yüzden -ama bitmedi-

Gördünüz, görüverdiniz bir daha

Sıyrılmış acılardan ansızın

Sevecen, durgun, sade

O yüzü

Belki de, orda, acele

Karar verdiniz

Bir anneniz olsun isterdiniz böyle

Ve belki sarılıp öpmek isterdiniz onu

Her neyse…

 

Söylesek, yeniden mi söylesek şimdi de

Ben uzun yolları hiç sevmem

Doğacak bir çocuk gibi beklemeli anılar

Ansızın doğmalı, ansızın ölmeli saniyelerde.)

 

 

IV

 

Bırakıp gidiyor anılarımı rüzgar

Denize bırakılmış çöpler gibi

Yol kenarlarında birikmiş gereksiz eşyalar gibi

Geri veriyor ve çekip gidiyor usulca.

 

Bulanık bir havuzun yanında buluyorum kendimi

Bakımsız, taşları kırık bir havuzun yanında

İçinden koyu yeşil bir çocuğun baktığı

Çürümeye yüz tutmuş yaprak renginde

Ağlaması yağmurlu bir sundurmaya benzeyen

Kırık iskemleleri, çatlamış mermer masasıyla

Yağmurlu bir sundurmaya

Ve pencerelerde belli belirsiz bir kadın

Pencerelerde ve her yanda.

 

Bir çocukta bir kadın hayaleti mi

Bir kadında bir çocuk hayaleti mi

Yalnızca bir hayalet mi yoksa.

 

(Nerdeyim

Kelebeklerden dokunuşlar alan bir yaprak gibi inceyim

Para bozduranların az çok bildiği

Adres soranların gene bildiği

Bir sokakta bir aşağı bir yukarı

Saatlerce dolaşanların hemen hemen bildiği

Amansız bir güceniğim.)

 

Geri getiriyor bunları rüzgar

Geri getiriyor anılması kırmızı bir konağı da

İniltili, hasta bir konağı da

Çatısında baykuşların tünediği

Birtakım iplerin düğümlendiği tahtaboşlarda

Ve bütün konuşmaların tek bir cümlede toplanıp

Suskunluğu bir anıt gibi yükselttiği

Bir konağı ve konağın olanca görkemini

Geri getiriyor rüzgar.

 

(Konaksa yandı çoktan

Tertemiz bir asfalt ezip geçti onu

İyi biliyorum tertemiz bir asfalt

Ezip geçti onu

Kırmızı bir konak mezarı gölgesi bırakarak.)

 

Ve yıllar ve günler ve saatler ayarlandı

Caddeler, işhanları kahveler ayarlandı

Meyhaneler, genelevler

Pasajlar, dar sokaklar, geçitler

Soğuk biralar ayarlandı, soğuk her şey

Ve bütün ilişkiler

Birden yerini aldı.

 

Ve her şey yetişti gene

Sarı bir çarşambadan

Kahverengi bir cumartesiye.

 

 

V

 

Ben Ruhi Bey, nasıl olan Ruhi Bey

Nasılım

Bir yaz ikindisinden çıktım geldim

Diyelim bir pazartesiydi, biraz da şöyle geldim

Kapıyı iyice kapadım

– Kapadım mı, evet, kapadım –

Çitlenbik ağacının altından geçtim

Frenk üzümlerinden bir iki salkım kopardım

Dişlerimle sıyırdım

Sardunya renginde ve sardunya tadında idiler

Biri fotoğrafımı çekiyorkenki gibi durdum

Azıcık gülümsedim

Ve dünya bana gülümsedi

Çakılların üstünden yürüdüm

Yürüdüm ki, bir sese benziyordum sanki

Yüzyıllarca önce kırılmış bir kemik sesi

İyice duydum

Çıkarken bahçe kapısını açık bıraktım

– Çok yüksekti. Deniz dibi renginde ve demirdendi. Üstünde aslan başı

kabartmalar vardı. İki yanında çok yüksek iki duvar uzar giderdi.

Dışardan çam ğaçları görünürdü. Bir kırbaç gibi görünürdü. Ve

ağaçların üstünde kırbaç kılıflarına benzeyen ve evlatlıkların mavi

pazen giysilerini andıran kalınlaşmış bir gökyüzü dururdu –

On sekiz on beş trenine yetiştim

Geniş kadife koltuğa oturdum

Puromu yaktım – iki kibrit harcadım –

Akşam gazetelerinde pek bir şey yoktu

Haydarpaşa’ya kadar bulmaca çözdüm

İskelede saçları çok iyi taranmış bir kız bana baktı

Bakışından tedirgin oldum

Giyimsizdi, boyasızdı, bakımsızdı

Vapurla Karaköy’e geçtim

Tokatlı’ya uğradım

Köprüden aldığım Fransız dergilerini karıştırdım

Kirazla bir kadeh rakı içtim

Çıkarken boy aynasında kendime baktım

Oldukça yakışıklıydım

Gömleğim temizdi, beyaz ceketim

Tertemizdi ve ayakkabılarım

Pantolonum ütülü

Yelek cebimde ince altın bir zincir

Sarı ve ince bıyıklarım

Tam Ruhi Bey bıyığıydı

Ve iki parmağın arasında bir çiçek sapı

– Zakkum muydu, değil miydi, belki yazpatı –

Boynumda menekşe rengi bir papyon

Hafifçe sarkık

Dudağımda bitti bitecek bir sigara

Kenarında dudağımın

Dışarı çıktım.

Tünele bindim, Asmalımescit’teki Viyana lokantasına geldim.

Avusturyalı karı koca beni karşıladılar

İkisi de eğilerek ben dimdik durdukça onlar bir kez daha eğilerek beni

karşıladılar

Benden başka oldukça şişman iki adam daha vardı. Beyaz Ruslardandılar, gözleri

necef taşı gibi sert ve parlaktı

Tezgahta bir Leh Yahudisi votka içiyordu, yüzündeki ince damarlar fırçayla

çizilmiş gibiydi, bir silinip bir canlanıyorlardı.

Soğuk et getirdiler bana, omlet, bira filan getirdiler

Üstüne kremalı ahududu getirdiler, likörle kahve getirdiler

Çıkarken bolca bahşiş bıraktım.

Markiz’e uğradım, dört mevsimden süzülmüş bir konyak içtim

Düzeltip arada bir bıyıklarımı

Uçları hafifçe ıslak

Bir ara pencere camında kendime baktım

Baktım ki, ben Ruhi Bey

Nasıl olan Ruhi Bey

Daha nasılım.

 

Oradan Galatasaray’a kadar yürüdüm

Bir kadının pembe beyaz teni dağılıp uçuşarak

Gezindi ortalıkta bir süre

Ve durdum

Durdum bu güzel yaz ikindisinden çıkıp

Bambaşka bir sonbahar sabahını giyinceye kadar Nasılım.

 

 

VI

 

Nasıl olacaksınız Ruhi Bey

Bugün de erkencisiniz Ruhi Bey

Şarapla bira mı içiyorsunuz Ruhi Bey

Böyle sabah sabah Ruhi Bey

Akşam akşam Ruhi Bey

Akşam sabah Ruhi Bey

Cıgara alır mıydınız Ruhi Bey

Yakalım Ruhi Bey, yakalım

Böyle üşümüyor musunuz Ruhi Bey

Benim de ayakkabılarım su alıyor Ruhi Bey

Ne olur ne olmaz

Önümüz kış Ruhi Bey

Ee, daha nasılsınız Ruhi Bey

– İyiyim, iyiyim.

 

(Gelsem gelsem bir solgunluktan gelirim

Kızgın bir sardunyanın üstelik üvey çocuğu

Pembe pembe azarlanırım

O ölür ben azarlanırım

Kocaman bir konakta uzarım kısalırım

Ellerim tırnaklarım

Yeni kırpılmış bir koyun derisi gibi pespembe

Ve sıcak

Gözlerim, gözlerim benim

Denizi ilk defa gören bir çocuğun

Birdenbire yaşlanması neyse.)

 

Sizinle görüşelim Ruhi Bey

Vaktim yok, vaktim yok

Ruhi Bey, görüşelim

Vaktim yok görüşmeye kimseyle

Ruhi Bey

Kendimle bile, kendimle bile.

(Olmaz ki, kimse kimseyi sevemez

ama hiç kimse)

 

EDİP CANSEVER

 

————————————————————

 

YERÇEKİMLİ KARANFİL

 

Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde

Oysaki seninle güzel olmak var

Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi

Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda

Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.

Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte

Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel

O başkası yok mu bir yanındakine veriyor

Derken karanfil elden ele.

Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle

Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil

Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk

Birleşiyoruz sessizce.

 

 EDİP CANSEVER

 

——————————————————-

 

MENDİLİMDE KAN SESLERİ

 

Her yere yetişir

Hiçbir şeye geç kalınmaz

 

Çocuğum beni bağışla

Ahmet Abi sen de bağışla.

 

Boynu bükük duruyorsam eğer

içimden böyle geldiği için değil

Ama hiç değil

Ah güzel Ahmet Abim benim

insan yaşadığı yere benzer

O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer

Suyunda yüzen balığa

Toprağını iten çiçeğe

Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine

Konyanın beyaz

Antepin kırmızı düzlüğüne benzer

Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir

Denizine benzer ki dalgalıdır bakışları

Evlerine, sokaklarına, köşe başlarına

Öylesine benzer ki

Ve avlularına

(Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)

Ve sözlerine

(Yani bir cep aynası alım-satımına belki)

Ve bir gün birinin bir adres sormasına benzer

Sorarken üzünçlü bir ev görüntüsüne

Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına

Öyle bir cigara yakımına, birinin gazoz açmasına

Minibüslerine, gecekondularına

Hasretine, yalanına benzer

Anısı ıssızlıktır

Acısı bilincidir

Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan

Gülemiyorsun ya, gülmek

Bir halk gülüyorsa gülmektir

Ne kadar benziyoruz Türkiyeye Ahmet Abi.

Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden

Dirseğin iskemleye dayalı

— Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben —

Cigara paketinde yazılar resimler

Resimler: cezaevleri

Resimler: özlem

Resimler: eskidenleri

Ve bir kaşın yukarı kalkık

Sevmen acele

Dostluğun çabuk

Bakıyorum da şimdi

O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.

 

Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi

Biz eskiden seninle

istasyonları dolaşırdık bir bir

O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar

Nazilli kokardı

Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası

Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında

Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen

Kadının ütülü patiskalardan bir teni

Upuzun boynu

Kirpikleri

Ve sana Ahmet Abi

uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki

Sofranı kurardı

Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı

Cezaevlerine düşsen cigaranı getirirdi

Çocuklar doğururdu

Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi

O çocuklar büyüyecek

O çocuklar büyüyecek

O çocuklar…

Bilmezlikten gelme Ahmet Abi

Umudu dürt

Umutsuzluğu yatıştır

Diyeceğim şu ki

Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler

Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi

Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse

Çocuklar, kadınlar, erkekler

Trenler tıklım tıklım

Trenler cepheye giden trenler gibi

İşçiler

Almanya yolcusu işçiler

Kadınlar

Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi

Ellerinde bavullar, fileler

Kolonyalar, su şişeleri, paketler

Onlar ki, hepsi

Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlerde büyüyenler

Ah güzel Ahmet Abim benim

Gördün mü bak

Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar

Ve dağılmış pazar yerlerine memleket

Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile

Gelse de

Öyle sürekli değil

Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün

O kadar çabuk

O kadar kısa

işte o kadar.

 

Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar

Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar

Mendilimde kan sesleri.

 

 EDİP CANSEVER

 

 

—————————————————–

 

ADSIZ BİR ÇİÇEK

Rengini dünyaya ilk defa sunan

Adsız bir çiçek gibi parlıyorsa gözlerim

Sevgilim

Bana ‘sen bir şairsin’ dediğin zaman.

 

Yalnız sana yazıyorum bu şiiri

İstersen bir şiir gibi okuma

Çünkü her yıl yeniden yazacağım onu

Soğuklar başlayınca havalanıp

Millerce yol katettikten sonra

Güneyi tadan bir kuşun sevinciyle.

 

Ve yazmış olacağım bir de

Her dönemde her çağda

Sevdanın kendine özgü diliyle.

 

 EDİP CANSEVER

 

——————————————————

 

BİTTİ O SEVDA..

 

Bitti o sevda kesildi çığlıkları martıların

Su gibi bitti, suya karşıt gibi bitti

İtti kıyıyı adına deniz dediğimiz birşey

Unuttuk ikimiz de her türlü yetinmezliği

Kaybetti kumarda gözlerim

Kaybetti kumarda gözleri.

 

Bir kuru rüzgarlandı göğüs boşluğumuzda sanki

Uzaklaştı ağaçlar birbirlerinden

Yakınlaştı ağaçlar birbirlerine

Yani her soluk alıp verişimizde bizim

Bir mekik gibi kalbin

Bir mekiki gibi kalbim

İşleyip durdu bu yitikliği yeniden.

 

Ne kaldı

Farkinda mısın bilmem

Gündüzler..

Gündüzler biraz azaldı.

 

 EDİP CANSEVER

 

——————————————————–

BEN BU KADAR DEĞİLİM

 

Ben bu kadar değilim

Kışlada ölü bir zaman

Bir güzel at durdukca gider

Gittikçe döner bir bir güzel at durdukça

Askerim, benim ağzım kuşlardan.

 

Güneşi sormuyorum lekelenmiş dallardan

Dalları sormuyorum dallardan daha iyi

Yüzümü istiyorum bir suvari alayından

Ne yapsam istiyorum, ama istiyorum

Bir kişi bile değilim yalnızlıktan.

 

Bir kişi bile değilim yalnızlıktan

Gözlerim ormanlara asılı

Agaçlar, kırlar ve şehirler geçiyor kaputumdan

O kadar geçiyorlar ki, sadece duruyorum

Bir an bir yerde ölümü tanımazlığımdan.

 

Ben bu kadar değilim

Kışlada ölü bir zaman.

 

 EDİP CANSEVER

 

———————————————————-

 

 

AY KIRMIZI AYLAR KIRMIZI

 

Benim yüzüm budur sanıyorum

Çirkin mi diyorum, değil korkulu

Tarife göre bir atımlık tedirgin

Gününe göre azıcık anlaşılmaz

Geceye sorarsanız bir yere yolcu.

 

Belki bir sevme olayında kayıp

Bakınca anlaşılır gözlerimin çokluğu

Şarabıma gidiyorlar tek kelimeyle

Her şarap bir bitendir tarife göre

Yani bir aşk mevsimidir bardağın sonu.

 

Bütün yüzler budur sanıyorum

Çok kaybettim niye olduğumu

Oynasam kazanırdım kendime göre

Belki de bir Tanrı bulup sığınır ellerime

Büyütür dururdur korkunçluğumu.

 

Onu gezdiriyorum şimdi; o garip, anlaşılmaz

Ben ki ölmedim daha, ölümün yüzü bu

Bir çiçek kırılsa, bir dal eğilse

Yok diyecek doğrusu ölümün zaferine

Yani bu uzaklık zorunlu

 

 EDİP CANSEVER

 

——————————————-

 

ACABA

 

Dönelim

Döndürsün bizi

Kalbin akıp giden bulutlara benzeyen sesi

Yağmursuz bir yağmura açılmış kapılardan

Ve akılda kalan bir yokuştan

Ve yalnız çocuklara özgü o sonsuz sinema koltuklarından

Ve çocukluktan

Dönelim

Dönelim mi biz

Gençlikten, oralardan

Mutluluğu bir kabuk gibi saran mutsuzluklardan

Dönelim mi acıya

Acıya, büyük acıya

Ve soralım mı acaba

Ey büyük yalnızlık insansan eğer

Bir kaya

Dalgalar yalarken onu

O bakarken kaskatı kalabalıklara

Ah, kalbin bulut bulut akan sesi.

 

Bütünüyle bir semte benziyor Ruhi Bey

Binlerce, on binlerce kedinin hep birden kımıldadığı

Kedilerden örülmüş bir semtte

Ve soğuk bir tuvalde yerini bulamamış renkler gibi

Soğuk ve ayakta tutan çelişkileri

Bir görünümden bir başka görünüme kolayca sıçranan

Her şeyin, ama her şeyin çok dıştan farkedildiği

Eh belki de bir satır fazlalığı ya da bir satır eksikliği

Belki de genç bir şairden ödünç alınan.

 

Yürüyor mu, yürümeyi mi düşünüyor Ruhi Bey

Düşünmesi daha mı sonra koyuluyor yola

Nereye gidecek ama, nereye varacak sanki

Yoksa bir oyun tadı mı buluyor bunda

Oyundan atılmaktan korkmayan bir oyuncu gibi

Boşvermiş de sanki oyunun kurallarına

Üstelik son bölümde, perdenin kapanmasına

Azıcık vakit kalmış

Ya da vakit var daha. Ama ne çıkar

Gövdenin yazgıya başkaldırması mı

Ruhi Beyin

Başkaldırması mı yoksa?

 

Vaktinden önce anlamanın şaşkınlığı mı

Vaktinde anlamanın sevinci mi

Ya da biraz geç kalmanın

O gereksiz tedirginliği mi

Hangisi?

 

Ama belli ki sonundayız her şeyin

En sonunda.

 

 EDİP CANSEVER

 

 

————————————————

 

 

ANISINDAYIM

Hafifçe ısırılmış bir elmanın dilimindeyim

Elmanın kokusundayım

Anısındayım -kimbilir kimin-

 

Anılarda görünür, düşlerde görünmez insan

Düşlerde görünen anlamlardır

Özelliklerdir bir de belli belirsiz.

 

Ve

İnsansız anı yoktur. Var mıdır?

 

EDİP CANSEVER

 

—————————————————-

 

ADINI FUNDA OTELİ KOY

 

Adını funda oteli koy

Aklından gelip geçen bir yazın

Ve akşam güneşlerinde orda burda

Bir deniz kıyısında, eski bir yıkıntıda

İnce ince gezinen turuncu adamların.

 

Adını funda oteli koy

Sevdamızın da adını

Ayakları dibinde gün batımının.

Ve ağzında binlerce güneşin tadı

Dilinin ucunda yalnızca kendi adın.

 

Çünkü sevdikçe beni sen, kendini tanıdın.

 

 EDİP CANSEVER

 

—————————————————–

BELİRSİZLİKLER -1

 

Bahçeme gelip bahçemi büyütüyor

Uzanıyor gölgesine ağaçlarımın

Görüyorum onu geceyle gündüzün ötesinde

Kuşkum yok Pan değil bu.

 

Bateri çalıyor havuzun dibindeki kadın

Belirsiz bir güne yaslanmış

Mağaralarından geçiyor balık sürüleri

Yetmiyor mu ki

Düşlerine ödünç veriyor kendini üstelik.

 

Bir tabak buzlu çileği şiire yerleştiriyorum bense

Gizli kalmasın diye belirsizlik.

 

 EDİP CANSEVER

 

———————————-

 

 

 

 

BELİRSİZLİKLER-2

 

Gölge dolaşır geceyle esmerliğin arasında

-Bir an- bakışların mavi denizle gök arasında

Bir uyumsundur sen -yazlar gezinir kış günlerinin içinde-

Sabahları bir şeyler noksandır, akşamları

Noksanlardan oluşan bir üzünçlük sende.

 

Ortalarda bir yerdesin -öylesin-

Bir kavşaksın nedense – birşeyle her şey arasında-

Günün her saatinde -duyuyor musun-

İmgeler birbirinden korkuyor.

 

 EDİP CANSEVER

 

————————————

BELİRSİZLİKLER-3

 

Şöyle böyle bir günün kurcalanmasından

Bir tırnak izidir nehir -yüzümde akan-

Bulutlar bulutlar bulutlar -dudak izleri, beyaz-

Ötede bir köprü (üstünden geçeceğim birazdan.

 

Ocaktaki çaydanlıktan bakıyor bana

Ekim ortalarında yağan karlardan

Ben köprünün üstündeyim şimdi -iyi mi-

Camların buğusundan yapılmış adam.

 

Geri çeviriyor bakışlarını ansızın

Ben köprüden geçtim gittim çoktan

Peki

Ne olup bittiydi var mı anlayan.

 

EDİP CANSEVER

 

————————————-

BELİRSİZLİKLER-4

 

O bir ilk yaz şikayetçisidir

Kat kat altındadır bir leylak esintisinin

Guneşsiz kuşsuz bir kayın ormanını buluncaya kadar.

 

Yitirmiş görünüşünü bu yüzden

Sevgi kadar bölünmüş

Ve parçalanmış (evet?)

Hiçbir duygu yoktur diyor.

 

EDİP CANSEVER

 

——————————————

 

BELİRSİZLİKLER-5

 

Atlar atlar atlar

Geçtiler penceremin önünden

Buğulu cam, buğulu cam, buğulu cam

Geçtin penceremin önünden.

 

Attan, buğulu camdan, düşten..

 

 EDİP CANSEVER

 

—————————————————–

 

ARMALAR..

 

-I-

 

O sabah, orada, bir başıma

Var mıydım, yok muydum, anlamıyordum ki

Kalakalmış gibiydim aklımda.

 

-II-

 

Yalnızken ve senden bu kadar uzakta

Öyle soğuk, öyle anlamsız ki her şey

Sevilen bir insan yüzünde ne yoksa.

 

-III-

 

Duyuyorum çıtırtısını gözlerimde

Önümde uzayıp giden kumsalın

Bir deniz minaresinin diliyle

Farkındayım sessizliğe ve

Sonsuzluğa çağrıldığımın.

 

-IV-

 

Onlar mı, dedim, kendi kendime

Ne olacak deniz kelebekleri işte

Doldurmuşlar erkenden kumsalı

Oyaladı saatlerce beni bu

Görünen bir şeyle görünmeyen bir şeyin pazarlığı.

 

-V-

 

Yağmur yağmur yağmur

Uçsuz bucaksız bir deniz

Anısız, sonrasız, bizbizeyiz

Devinimsiz bir yüz gibi terlemekte zaman.

 

 EDİP CANSEVER

 

 

—————————————-

 

 

GÜL KOKUYORSUN

 

gül kokuyorsun bir de

amansız, acımasız kokuyorsun

gittikçe daha keskin kokuyorsun, daha yoğun

dayanılmaz birşey oluyorsun, biliyorsun

hırçın hırçın, pembe pembe

öfkeli öfkeli gül

gül kokuyorsun nefes nefese.

 

gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun

ve acı ve yiğit ve nasıl gerekiyorsa öyle

sen koktukca düşümde görüyorum onu

düşümde, yani her yerde

yüzü sararmış, titriyor dudakları

şakakları ter içinde

tam alnının altında masmavi iki ateş

iki su

iki deniz bazan

bazan iki damla yaz yağmuru

mermerini emerek dağlarının

şiirler söylüyor gene

ölümünden bu yana yazdığı şiirler

kızaraktan birtakım şiirlere

büyük sular büyük gemileri sever çünkü

ve odur ki büyüklük

şiir insanın içinden dopdolu bir hayat gibi geçerse

o zaman ölünce de şiirler yazar insan

ölünce de yazdıklarını okutur elbet

ve senin böyle amansız gül koktuğun gibi

yaşamanın herbir yerinde.

 

gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun

bu koku dunyayı tutacak nerdeyse

gül, gül! diye bağıracak çocuklar bütün

herkes, hep bir ağızdan: gül!

ve herşeyin üstüne bir gül işlenecek

saçların, alınların,göğüslerin üstüne

yüreklerin üstüne

bembeyaz kemiklerin

mezarsız ölülerin üstüne

kurumuş gözyaşlarının

titreyen kirpiklerin üstüne

kenetlenmiş çenelerin

ağarmış dudakların

unutulmus çığlıkların üstüne

kederlerin, yasların, sevinçlerin

ve herşeyin üstüne bir gül işlenecek.

 

bir rüzgar, bir fırtına gibi esecek gül

yıllarca esecek belki

ve ansızın dünyamızı göreceğiz bir sabah

göreceğiz ki

biz dunyamızı gerçekten görmemişiz daha

geceyi, gündüzü, yıldızları

görmemişiz hiç

tanışmaya komamışlar bizi güzelim dünyamızla.

 

öyleyse dostlar bırakın bu yalnızlıkları

bu umutsuzluklari bırakın kardeşler

göreceksiniz nasıl

güller güller güller dolusu

nasıl gül kokacağız birlikte

amansız, acımasiz kokacağız

dayanılmaz kokacağız nefes nefese.

 

 EDİP CANSEVER

 

————————————

 

 

BAKMALAR DENİZİ

 

Bakmalar görüyorum bütün gün türlü bakmalar

Pencere bakması, sabahlar bakması, yeşil otlar bakması

Hepsi de beni buluyorlar, hepsi de bir yağmur uysallığında

Gördüm suyun ki yumuşak, gördüm ağacın ki katı

Gördüm ama şey, gördüm ama nasıl, gördüm ama bu kadar göz

Aynı bir gözler denizi, aynı bir o kadar canlı.

 

Bakmalar görüyorum, gök ortası gibi karşımda

Bulutta göz, uçakta göz, derinlikte göz

Göz oluyorlar birden, bu gözler de yatağa iç yapanları

Masaya üst yapanlar bunlar, atlara atca parlaklık

Yılandan çöreklenmeyi, kediden uyuşmayı çıkaran bunlar da

İşte uzunlardan ayak, işte beyazlar beyazından kalabalığı

Bakmalar görüyorum durmadan göz olan bakmalar

Başlama gözleri, çocuklu, masallı, sinemalı.

 

Okşama gözleri vardı gel git eden parmaklarıma

Aşklardan gelenleri aşkı da bir kullanışlı yapan

Caz bakmaları, düğün bakmaları, dudaklar taşıyan bakmalar

Bakmalar, ateşte, suda havagazında

Ateşten, sudan, havagazındandı gözleri-

Kar gözleri, soğuk -güzel,buğu gözleri hamamlarda

En harlısı bu: savaşlarda, en ışısızı ölülerdeki

Bitti gözleri onlar bitti.

 

 EDİP CANSEVER

 

————————————————-

 

 

 

 

İÇİNDEN DOĞRU SEVDİM SENİ

 

İçinden doğru sevdim seni

Bakışlarından doğru sevdim de

Ağzındaki ıslaklığın buğusundan

Sesini yapan sözcüklerden sevdim bir de

Beni sevdiğin gibi sevdim seni

Kar bırakılmış karanlığından.

Yerleştir bu sevdayı her yerine

Yüzünde ter olan su damlacıklarının

Kaynağına yerleştir

Her zaman saklamadığın, acısızlığın son durağına

Gül taşıyan çocuğuna yerleştir

Ve omuzlarına daracık omuzlarına

Üşümüş gibisin de sanki azıcık öne taşırdığın

Tam oraya işte, uçsuz bucaksız bir düzlükten

Bir papatya tarlasıyla ayrılmış göğüslerine yerleştir

Ve esmerliğine bir de, eski bir yangının izlerinin renginde

Saçlarının yana düşüşüne, onları bölen ikiliğe

Alnından başlayan ve ayak bileklerinde duran

Yani senin olmayan, seni bir boşluk gibi saran hüzne

Yerleştir onu bir kentin parça parça aklında tuttuğun

Kar taneleri gibi uçuşan

Ve her gün biraz daha hafifleyen semtlerine

Yerleştir bu sevdayı her yerine.

Ekledim ben tattığım her şeyi denizlere

Bildiğim ne varsa onlar da hep denizlerden

Sen de bir deniz gibi yerleştir onu istersen

Sevdayı

Ve köpüklendir

Ve yaşlandır ki işte kederi anlamasın

Ama dur, her deniz yaşlıdır zaten

Öğrenmez ama öğretir mutluluğu

Bizim sevdamız da öyledir, iyi şiirler gibi

Biraz da herkes içindir.

Ve gelinciğin ikinci tadına benzemeli

Var eden kendini birincisinden

Yani bir sevdayı sevgiye dönüştüren.

Ben şimdi bir yabancı gibi gülümseyen

Tanımadığın bir ülke gibi

İçinde yaşamadığın bir zaman gibi

Tam kendisi gibi mutluluğun

Beni bekliyorsun

Ve onu bekliyorsun beni beklerken.

 

 EDİP CANSEVER

 

——————————————

 

 

SEVDA BİR ATEŞ BULDU SENDE

 

Sevda bir ateş buldu sende, eğilip öptü seni

Artık kimse denizi bilmiyor.

 

Dirseklerini masaya koyuşundan belli

Gelip geçen bir günü bitirmek istemediğini

Sevda bir umut buldu sende.

 

Ey bir yolcu listesinde bir ölüyü arayan

Artık kimse gözlerini bilmiyor.

 

Şunu imzala

Bir mektup, bir telgraf alındısı değil

Unutulmuş bir sevdadır kapını çalan

Ve sevimsiz bir terlik gibi duran odan

Kimse artık bir şey giymek istemiyor.

 

Sonra bir pencereden kendine

Ay ışığı gibi vuran sen

Ne sana ne başkasına benziyor.

 

Ve işte bir dip balığı su boşluğunda

Çırparaktan yüzgeçlerini

Hiç kimseye uymayan bir mevsim öneriyor

 

 EDİP CANSEVER

Sosyal Medyada Paylaş:

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Bir cevap yazın