ÜNLÜ ŞAİRLER

Ünlü Şairler ve Şiirler 2

Sosyal Medyada Paylaş:

Ben 
senden önce ölmek isterim. 
Gidenin arkasından gelen 
gideni bulacak mı zannediyorsun? 
Ben zannetmiyorum bunu. 
İyisi mi, beni yaktırırsın, 
odanda ocağın üstüne korsun 
içinde bir kavanozun. 
Kavanoz camdan olsun, 
şeffaf, beyaz camdan olsun 
ki içinde beni görebilesin… 
Fedakârlığımı anlıyorsun: 
vazgeçtim toprak olmaktan, 
vazgeçtim çiçek olmaktan 
senin yanında kalabilmek için. 
Ve toz oluyorum 
yaşıyorum yanında senin. 
Sonra, sen de ölünce 
kavanozuma gelirsin. 
Ve orda beraber yaşarız 
külümün içinde külün, 
ta ki bir savruk gelin 
yahut vefasız bir torun 
bizi ordan atana kadar… 
Ama biz 
o zamana kadar 
o kadar 
karışacağız 
ki birbirimize, 
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz 
yan yana düşecek. 
Toprağa beraber dalacağız. 
Ve bir gün yabani bir çiçek 
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse 
sapında muhakkak 
iki çiçek açacak: 
biri sen 
biri de ben
Ben 
daha ölümü düşünmüyorum. 
Ben daha bir çocuk doğuracağım. 
Hayat taşıyor içimden. 
Kaynıyor kanım. 
Yaşayacağım, ama çok, pek çok, 
ama sen de beraber. 
Ama ölüm de korkutmuyor beni. 
Yalnız pek sevimsiz buluyorum 
bizim cenaze şeklini. 
Ben ölünceye kadar da 
bu düzelir herhalde. 
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bu günlerde ?

İçimden bir şey: 
belki diyor

NAZIM HİKMET

görinen yıldız değil yir yir delinmişdür felek
gün yüzünün hasretiyle tir-i ahımdan benüm

necati

-1.
açılmış sarmaşık gülleri 
kokularıyla baygın
en görkemli saatinde yıldız alacasının
gizli bir yılan gibi yuvalanmış
içimde keder
uzak bir telefonda ağlayan
yağmurlu genç kadın

-2.

rüzgâr 
uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
mor kıvılcımlar geçiyor 
dağınık yalnızlığımdan
onu çok arıyorum onu çok arıyorum
heryerinde vücudumun
ağır yanık sızıları
bir yerlere yıldırım düşüyorum
ayrılığımızı hissettiğim an 
demirler eriyor hırsımdan

-3.

ay ışığına batmış 
karabiber ağaçları 
gümüş tozu
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar 
yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
çünkü ayrılık da sevdâya dahil 
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
her an ötekisiyle birlikte 
herşey onunla ilgili

telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
gittikçe genişleyen 
yakılmış ot kokusu
yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
yansımalar tutmuş bütün sâhili
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
çünkü ayrılık da sevdâya dahil 
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili

-4.

yalnızlık 
hızla alçalan bulutlar 
karanlık bir ağırlık
hava ağır toprak ağır yaprak ağır
su tozları yağıyor üstümüze
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
eflatuna çalar puslu lacivert 
bir sis kuşattı ormanı
karanlık çöktü denize
yalnızlık 
çakmak taşı gibi sert 
elmas gibi keskin
ne yanına dönsen bir yerin kesilir 
fena kan kaybedersin
kapını bir çalan olmadı mı hele 
elini bir tutan
bilekleri bembeyaz kuğu boynu 
parmakları uzun ve ince
sımsıcak bakışları suç ortağı 
kaçamak gülüşleri gizlice
yalnızların en büyük sorunu 
tek başına özgürlük ne işe yarayacak
bir türlü çözemedikleri bu 
ölü bir gezegenin 
soğuk tenhalığına
benzemesin diye 
özgürlük mutlaka paylaşılacak 
suç ortağı bir sevgiliyle

-5.

sanmıştık ki ikimiz 
yeryüzünde ancak 
birbirimiz için varız
ikimiz sanmıştık ki 
tek kişilik bir yalnızlığa bile
rahatça sığarız
hiç yanılmamışız 
her an düşüp düşüp 
kristal bir bardak gibi
tuz parça kırılsak da 
hâlâ içimizde o yanardağ ağzı
hâlâ kıpkızıl gülümseyen 
-sanki ateşten bir tebessüm-
zehir zemberek aşkımız

ATTİLA İLHAN

o kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer…
belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine derince bakmasalardı eğer…
çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de,
kalp,göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer…

düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman
meydan savaşlarında korkular aşkı ağır yaralamasaydı eğer…
rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer…
uykusuzluklar yıkıp geçmezdi kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer…
gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden de onlar payını almasaydı eğer…
ıssızlığa teslim olmazdı sahiller,
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer…

sen gittikten sonra yalnız kalacağım
yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse?

evet sevgili,
kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer…

CAN YÜCEL

Değişir rüzgarın yönü, 
Solar ansızın yapraklar; 
Şaşırır yolunu denizde gemi, 
Boşuna bir liman arar.
Gülüşü bir yabancının, 
Çalmıştır senden sevdiğini; 
İçinde biriken zehir, 
Sadece kendini öldürecektir; 
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk iki kişiliktir

Bir anı bile kalmamıştır, 
Geceler boyu sevişmelerden; 
Binlerce yıl uzaklardadır, 
Binlerce kez dokunduğun ten; 
Yazabileceğin şiirler, 
Çoktan yazılıp bitmiştir; 
Ölümdür yaşanan tek başına, 
Aşk iki kişiliktir

Avutamaz olur artık
Seni bildiğin şarkılar; 
Boşanır keder zincirlerinden
Sular tersin tersin akar; 
Bir hançer gibi çeksen de sevgini
Onu ancak öldürmeye yarar: 
Uçarı kuşu sevdanın
Alıp başını gitmiştir; 
Ölümdür yaşanan tek başına, 
Aşk iki kişiliktir

Yitik bir ezgisin sadece, 
Tüketilmiş ve düşmüş, gözden.
Düşlerinde bir çocuk hıçkırır
Gece camlara sürtünürken; 
Çünkü hiç bir kelebek
Tek başına yaşayamaz sevdasını, 
Severken hiçbir böcek
Hiç bir kuş yalnız değildir; 
Ölümdür yaşanan tek başına, 
Aşk iki kişiliktir

ATAOL BEHRAMOĞLU

Oku : Ünlü Şairler ve Şiirler 1

Sosyal Medyada Paylaş:

Şiirler Hiç Bitmesin İstiyorum

Bir cevap yazın